Medyascope.tv

Sırrı Süreyya Önder ile Periscope röportajı

19 Mayıs Salı günü Adıyaman’da yapılan HDP mitinginin ardından, aslen Adıyamanlı olan HDP Ankara milletvekili adayı Sırrı Süreyya Önder ile bir periscope söyleşisi yaptık. Bunun Semih Sakallı tarafından hazırlanan dökümünü dikkatinize sunuyorum:

RÇ: Adıyaman’da önce Dengir Fırat, ardından Celal Doğan kürsüye çıktı. Sen çıkınca daha farklı bir ortam oldu. Bu sadece Adıyaman ile mi ilgili?

Önder: Elbette. Çünkü benim ilk gençlik yıllarım, üniversiteye girene kadar Adıyaman’da geçti. Cezaevi, üniversite ve sonra tekrar Adıyaman’daydım. Ailemizi tanıdın bu vesileyle; Adıyaman’daki devrimci mücadeleye önemli katkı sunanlardandır. Böyle bir aile geleneğimiz var. Halk da bunu bilir. Gösterilen ilgiyi biraz da buna bağlayabiliriz.

RÇ: Biraz önce Demirtaş’a da sordum ama sen Adıyaman’ı daha iyi bildiğin için sana da soracağım. 2011 genel seçimlerinde Adıyaman’da AKP dört, CHP bir milletvekili çıkardı. CHP’li vekil daha sonra AKP’ye geçti. Bu tabloyu değiştirmeye kararlı gözüküyorsunuz. Sen üç vekil çıkartırız dedin ama o biraz zor gözüküyor. Gerçekçi olursan Adıyaman’daki seçimler için ne dersin?

Önder: Üç demedim. Üçün sözünü verdim ikiyi sağlama almak için dedim. Deneyimlerin, gözlemlerin… Miting alanında da söyledim. Gelenleri bütün soy kütüğü ile biliyorum. AKP’li olanlar var, CHP’li olanlar var, dinleme merakı ile gelenler var. Başka bir heyecan, başka bir coşku, başka bir alkış… Küçük bir örnekleme ile yaygın bir tabana ulaştığımız gördüm. Adıyaman’da bugüne kadar onlarca miting yapmışım ama böylesini görmemiştim. Bence AKP’den üç, HDP’den iki olması kuvvetle muhtemel.

RÇ: HDP Türkiye’de neyi yakaladı? Veya yakalayabildi mi?

Önder: Aslında Adıyaman gibi diyeceğim, ama sonra memleketini övüyor diyecekler. Buranın gerçekten önemli bir geleneği var. Kommagene uygarlığının üzerine kurulmuş bir yerleşim yeri Adıyaman. Kommagene tarihte savaşla kurulmamış, ikiyüz yıl hüküm sürmüş, hiçbir komşusu ile savaşmamış ve savaşla dağılmamış uygarlıklardan birisi. Nemrut Dağı’na gidenler belki şunu görecekler: Tanrı heykellerinin aynısı hem doğu hem batı terasında vardır. Doğu terasındakinin adı Persçedir, Batı terasındaki adı Latincedir. Böyle bir sentez yakalamışlar. Burası da tam Doğu Roma’nın sınırı olan bir yer. Öte yandan Baba İshak’ın doğduğu ve mücadeleye başladığı yer. Önemli bir Türkmen nüfusu var. Çerkez nüfusu var. Kürt nüfus zaten malum. Ermeni nüfus vardı. Süryani nüfusu vardı. Bizim mahallemizde bu saydığım unsurların hepsi vardı. Ben böyle bir mahallede büyüdüm. Ötekileştirme bu kadar yaygınlaşmamıştı. En azından halkı esir almamıştı. HDP böyle bir parti. Yeryüzü bahçesi gibi. Belki bundan önceki ittifak çabalarından bir farkı var. İttifak çabalarında, sen bizlerden çok daha yakın izledin, ben bugünden bakınca görebiliyorum. Bilmiyorum sen nasıl düşünüyorsun? Herkes bir diğerini kendine benzetmeye çalışıyordu. HDP bunu elinin tersiyle itti. Herkesin kendisi olarak burada siyaset yapabileceği bir zemin sundu. Fakat bunu her önüne gelenin her şeyi söylemesi şeklinde değil de birkaç genel payda oluşturdu. Bunlar zaten insanlığın en tartışmasız değerleri: Demokrasi, emek, özgürlük, eşitlik… Umut da tükenmişti. Çünkü Türkiye’de siyaset aslında birbirinin benzeri birkaç parti arasına sıkışmıştı. Bu insandan umudu alan bir şeydi. Bir defa HDP deyince insanların yüzüne bir gülümseme geliyor. Daha önce bu yoktu.

RÇ: Ama hâlâ HDP’den nefret eden, HDP’yi düşman gören epey bir kalabalık var. Bu kalabalıkta bir azalma ve/veya düşmanlığında bir yumuşama görüyor musunuz?

Önder: Var olduğu doğru çünkü 40 yıldır enfekte edilen nefret söylemiyle kriminalize edilmiş bir parti hakkında insanların bir yılda fikirlerini değiştirmeleri kolay değil. Benim gözlemim şu: Nefretle bakan biraz daha kuşkucu, kuşkuyla bakan anlamaya çalışıyor, anlamaya çalışan sevmeye başladı, sevenler daha çok bağlandılar. Bugünden yarına devrim niteliğinde bir yönelim beklemiyorum. İnsanlar kitlesel olarak bize geliyorlar.

RÇ: Biraz da senden bahsedelim. Benim de içinde bulunduğum bazıları diyor ki; Sırrı milletvekili olmak istemediği için Ankara’dan aday oldu.

Önder: Bu iki açıdan yanlış. Bizim Meclis’e girmemiz hangi şart ile mümkün? Bu faşizan yüzde 10 barajını aşmamız ile. İstatistik ilmine aykırı. Yani Türkiye’de yüzde 10’u aşacağız ama Ankara’da aşamayacağız öyle mi?

RÇ: Öyleyse eğer seçim barajını aşarsak Ankara’da da milletvekili çıkartacağız diyorsun?

Önder: Şu anda bulunduğumuz nokta itibariyle seçilmemizde bir sıkıntı yok. Biz Ankara 1. Bölgeden iki, 2. Bölgeden bir vekil almayı hesaplıyoruz. Öte yandan vekilliği sevmediğim de bir gerçek ama bunun için Ankara’dan aday olmuş değilim. Çünkü sinemaya dönmek istiyordum ve bu arzumu da defalarca dile getirmiştim. Belki barış süreci bulunduğumuz noktadan daha ileriye gitmiş olsaydı gönül huzuru ile sinemaya dönebilirdim. Ama süreç bu durumdayken gönlüm el vermedi.

RÇ: Öcalan da izin vermemiş galiba.

Önder: Evet o da izin vermedi, arkadaşlarım da izin vermedi. Ailem de bunu başladın, sürdürmelisin dedi. Kısacası herkesten benzer bir yaklaşım gördüm.

Bunlar da ilginizi çekebilir: