Medyascope.tv

7 Haziran öncesi ve sonrası CHP – Mehmet Karlı ile söyleşi

Söyleşinin deşifresi Sedat Ateş tarafından yayına hazırlandı.

RÇ: Bir internet sitesi başlatmışsınız bir grup genç sosyal demokrat olarak, Yeni Arayış adıyla…

Karlı: Sosyal Demokrat. Hepsi CHP’li değil yani. Herkes parti üyesi değil. Bülent Ecevit’inin arayışından da esinlenerek diyelim. Bülent Bey’in arayışları da o dönemlere denk gelmişti. Yeni bir arayış şart çünkü Türkiye’nin sosyal demokrasiye ihtiyaç duyduğu dönemlerden geçiyoruz. Genç sosyal demokratlar olarak da bu dönemde düşüncelerimizi, görüşlerimizi dile getirmek, bir sorumluluk altında olduğumuzu hissettiğimiz için başlattık.

RÇ: Şöyle bir sorun var ama: Arayıp buldunuz diyelim, bulduktan sonra ne yapacaksınız?

Karlı: Bulduktan sonra ne mi yapacağız?  Bulduktan sonra memleketi kurtaracağız. Çünkü hani biraz işin şakası şeklinde söylüyoruz ama, bir realiteden söz ediyoruz. Şu aşamada Türkiye çok hızlı bir şekilde kutuplaştı, kutuplaşma silahlı kutuplaşmaya gitti ve açıkçası hani biz iç savaş kelimesini de rahatça telaffuz ettiğimiz bir dönemdeyiz. Çok korkutucu bir şekilde. Bir risk olarak, mevcut durumu anlatmak için… Bu kadar kötü gelişmelerin bu kadar hızlı yaşandığı bir dönemde toplumdaki tüm aktörlere eşit mesafede durabilen bir sosyal demokrasi kaldı esasında. Herkesle konuşabilen. O yüzden sosyal  demokrasinin sesini daha gür çıkarması, faktörlerin daha aktif olabilmesi için en önemli zamanlardan birindeyiz.

RÇ: 7 Haziran öncesi çok parlak olduğu söylenen bir reklam kampanyası, çok sakin, ideolojik, siyasi kavgalara girmeyen, tamamen somut sorunlara, somut önerilere dayanan bir reklam kampanyası ama oylar artmadı, hatta milletvekili sayısı azaldı.

Karlı: Oyların artmadığı bir realite, ama şunu çok önemli görmek gerekiyor. Toplumu ikna etme bir süreç, bunu bir günde gerçekleştiremiyorsunuz. Herkesin aklında partilere ilişkin oluşmuş belli kanaatler var. CHP de uzunca bir süre parti politikalarıyla anılan bir parti olarak kaldı. Sosyal demokrat özelliğinin altını yeterince çizmiyordu. Sosyal demokrat özellikleri savunmak Kemal Bey’le başladı, bu da bir süreç halinde gelişti. 2011’de bunun adımları atıldı, aile sigortası gibi adımlar, 2015’te iyice ön plana çıktı. Şimdi o ikna sürecinin yerleşmeye başladığını görüyoruz aslında. Belki oyları artıran bir etki yaratmadı ama toplumda birçok kişide CHP’nin tercih edilen ikinci parti haline geldiğini görüyoruz. Ve şu son yaşadığımız koalisyon süreci de bize bir şey gösterdi. CHP memleketteki her partiyle konuşabilen tek parti. Bu neyin önünü açtı, demek ki o partilerden CHP’ye oy kayışının da önümüzdeki süreçte önünün açıldığının önemli bir işaretidir.

RÇ: Yani sonuç memnuniyet verici değil ama umut verici?..

Karlı:  Tatmin edici değil, –tabii ki sonuçta bu parti iktidara oynayan bir parti, iktidarı hedeflemek durumundadır– ama umut verici. Neden, son seçimde ana belirleyen aktörlerden biri HDP’ydi, barajı geçmesiyle AKP’nin tek başına iktidarını yitirdi ama orda önemli bir noktanın altını çizelim: CHP ulusalcı politikalarına devam etseydi, Kemal Bey öncesi politikalara devam etseydi, HDP bu çıkışı yapabilir miydi, AKP bu kadar sert bir pozisyona gelir miydi? Çünkü o politikaları devam ettirdiği sürece CHP, bu ülkenin Kürt seçmenlerini bir şekilde AKP’nin yanına itiyordu, AKP’ye de aslında niyeti olmadığı halde demokrat görünme imkânı veriyordu. Şimdi CHP demokrasiyi gerçekten özünde savunan politikalarla ön plana çıktığında AKP’nin blöfünü görmüş oldu. AKP’nin aslında demokratik politikalar savunmadığını ortaya çıkaran ana aktör oldu.

RÇ: Bu söylediklerinden şunu anlıyorum: CHP’nin içerisindeki ulusalcı kanat ya da neyse, bunun etkisizleşmesi, hatta bir kısım kendisi ayrıldı, çok tasfiye olmadı bildiğim kadarıyla ama kendi başına gidenler oldu, bu sonuçta iyi bir şeydir…

Karlı: CHP’nin sosyal demokrat bir çizgiye gelmesi hem özgürlükçü demokrasi insan haklarını herkes için eşit bir şekilde savunması ama aynı zamanda sosyal politikaları savunan bir parti olması Türkiye siyasetinin önünü açtı. Çünkü AKP’nin birçok açıdan blöfünü gördü, HDP’nin yükselebileceği zemini de bir şekilde hazırlamış oldu.

RÇ: Peki, 7 Haziran dedik ama bir öncesi var, cumhurbaşkanlığı seçimi var, orda bir çatı adayı deneyimi var. Daha sonra 7 Haziran sonrasında MHP’yle ilişkiler, kurulamayan ilişkiler diyeyim, sonuç olarak dönüp baktığınızda bu çatı adayı hakikaten yanlıştı diyor musunuz?

Karlı: Şahsi olarak baktığımda yanlıştır demek gerektiğini düşünüyorum. Hem cumhurbaşkanlığı seçimi özelinde yanlıştı, hem de o birlikteliğin o şekilde koreografisinin oluşturulması yanlış. Neden? Çünkü CHP’yi daha sağ çizgiye doğru çeken bir birliktelik görüntüsü yaratıyordu. Aslında CHP’nin sağa değil daha sosyal demokrat değerlere sahip çıktığı zaman başarılı olabileceğini tarih gösteriyor. CHP iktidara tek başına en çok yaklaştığı dönem 1970’lerdir, CHP’nin sosyal demokrat olduğu dönemlerdir. CHP’nin tarihi bu kadar net ve açıkken partinin sağla ilişkiler aramasının işe yaramadığını cumhurbaşkanlığı seçiminde de gördük, tekil adaylar örneğinde de görüyoruz. Şimdi bir vekilin istifası söz konusu CHP’de. Hep bu tarz yamalar diyelim, parti değerlerini benimsemeden içeri gelenler ilerde daha büyük sorunlar getirebiliyor.

RÇ: Mesela Meclis Başkanlığı seçimi öncesinde yüzde 60’lık bir AKP karşıtı bir blok telaffuz edildi, ama böyle bir bloğun olmadığı ortaya çıktı. Bu siyasi açıdan yanlış değil mi?

Karlı:  Yüzde 60’ın AKP’nin karşısında olduğu doğru, bunu hâlâ görüyoruz, yani MHP de her şeye hazır demesinin içine AKP de giriyor. Bunu çok net bir şekilde görebiliyoruz. Ama biz  bu yüzde 60’lık blokun ortak değerlerinin daha çok olduğunu düşünüyoruz. Seçim öncesi kampanyalara baktığınızda bunu söylemekte haksız olduğu söylenemez parti yöneticilerinin, çünkü seçim öncesindeki muhalif partilerin liderlerinin ön plana çıkardığı söylemlere baktığınızda üst üste gelen birçok öğe var. Ama seçimden sonra değişen CHP söylemi olmadı, çok hızlı bir şekilde radikalleşen bir MHP söylemi olduğunu görüyoruz. Bunu öngörememiş olabilir CHP ama burada da açıkçası bunun CHP’yi yönetenlerin öngörüsüzlüğünden öte MHP yöneticilerinin öngörme eksikliğine de bağlamak lazım. Yani bu kadar radikal bir MHP pozisyonunu kimse beklemiyordu büyük ihtimalle.

RÇ: Peki, gelinen noktada şimdi, bugün Hürriyet’in manşetinde var, Cumhurbaşkanı “CHP’ye görev vermeyebilirim” diye ima etmiş, herkes bunu bekliyor. Vermesini istiyorsunuz değil mi?

Karlı:  Tabii ki, bu demokrasinin gereği. Bu kadar gün harcanması zaten başlı başına demokratik teamüllerin ayaklar altına alınmasıdır. İkincisi; siyasette gerçekten 24 saat uzun bir süre, önümüzde halen vakit varken bu işin denenmeye devam edilmesi lazım.

RÇ: CHP ne yapabilir?

Karlı:  Hem muhalif partilerle tekrar görüşmeler yapılabilir, bir imkân yaratılabilir, belki seçim için özel işbirlikleri öngörülebilir. MHP azınlık hükümetini desteklemeyeceğini çok net bir biçimde açıkladı ama dediğim gibi 24 saat uzun bir süre, belli ilkeler üzerinde konuşulduğunda seçimin sıhhati için… Çünkü önümüzdeki seçimde şöyle bir husus var: Siz de bundan önceki röportajınızda belirtmiştiniz, seçim sonuçlarının aslında değişmesini beklemiyoruz ama birileri değişsin diye büyük bir kumar oynuyor. Bu kumarı oynayanlar seçim güvenliğini tehlikeye düşürebilecek gücü de elinde bulunduranlar. Bunu bütün muhalefet partileri görüyorsa şu aşamada en azından bu gücü elinde tutanların elini kolunu bağlayacak bir iktidarla seçime gidilmesi önem arz eder. Bunu iyi anlatabilirse CHP yeni bir şans, yeni bir imkân doğabilir tabii.

RÇ: İzleyicilerden gelen sorular var, onlara geçelim: HDP’nin önünü açan esas gelişme CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak İhsanoğlu’nu göstermesi değil midir? Yani HDP’nin önünün açılması Demirtaş’ın adaylığıyla başlıyor, karşısında İhsanoğlu gibi birisi olunca sol eğilimli insanların da desteğini almış olduğunu varsayarak…

Karlı: Şimdi şöyle bir şey var, yanlış anlaşılmasını istemem, HDP’nin başarısı CHP sayesindedir demiyorum. Herkesin başarısı sonuçta her şeyden önce kendi çabaları sayesindedir. Öyle yanlış bir ifadeyi kullanmak istemem. Ama şunun altını çizmek gerekiyor, HDP yüzde 13 oy alıyorsa, bunun çok büyük bir kısmı Kürt seçmen oylarıdır. Sol seçmen olup veya CHP’li seçmen olup stratejik olarak HDP’ye kayanların yüze 1-1,5 oranında olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla HDP’nin başarısında bizlerin böyle bir iddiada bulunması HDP’ye haksızlık olacaktır. CHP bence çok önemli bir şey yaptı: HDP’nin seçimlerden önce şeytanlaştırılmasının önünü kesen aktör oldu. Bakın, HDP’yi şeytanlaştırdığınız sürece, ki AKP’nin mevcut durumda yaptığı budur, PKK’nın elini güçlendiriyorsunuz, PKK’nın eli güçlendiği sürece günümüzde olduğu gibi silahlı çatışma ortamını hazırlıyorsunuz, HDP’yi güçsüzleştiriyorsunuz. CHP Kemal Beyin şahsen benimsediği bir politikayla, HDP’nin meşru bir parti olarak altını çizerek HDP’yle konuşulmalı dedi. Çözüm sürecinin başından bu yana seçim döneminde de bu söylemin gittikçe altını çizdi. HDP meşru bir aktördür, ovadakilerle konuşmak lazım dedi. Bu siyaset sayesinde o iklimde, tabii Selahattin Demirtaş gibi yetenekli siyasetçiler ön plana çıkabilirler.

RÇ: Peki tam bu noktada bir soru: CHP’yle HDP koalisyon, işbirliği, ittifak vs. yapabilir mi?

Karlı: Neden yapılmasın, bunlar gelecekte yapılabilme ihtimali olan şeylerdir. Tabii ki mevcut durum söz konusu olduğunda, yani PKK’nın aktiviteleri devam ettiği sürece bu gittikçe zorlaşır, imkânsız hale gelir, çünkü CHP seçmeni bu konuda hassas bir seçmen. Ülkenin bütünlüğü konusunda hassas, ülkenin huzuru konusunda da hassas. Tabii ki silahsız politika konusunda da hassas. Eline hiçbir zaman silah almamış bir seçmen kitlesi bu. O yüzden bu konuda tabii ki hassasiyet göstereceklerdir ama orda şöyle bir husus var: CHP’nin yaşadığı transformasyonu göstermek açısından 2007’de o dönemde en çok ne deniyordu, ya CHP gelirse CHP-MHP iktidarı gelirse tekrar eller tetiklere gider. Kürt sorununda silahsız bir dönemden geçiyoruz, CHP-MHP koalisyonu gelirse aman Allah korusun, maazallah deniyordu. Şimdi geldiğimiz noktada CHP iktidara gelebilirse silahlar susar, AKP mevcut iktidarı devam ettirdiği sürece silahların susmasını hiçbirimiz beklemeyiz maalesef. Ancak CHP iktidarında silahlar susabilir diye konuşabiliyoruz. Silahların sustuğu ortamda da CHP HDP’yle uzlaştıkları politikalar üzerinde çok rahat görüşebilir.

RÇ: Şimdi bir soru var ama burada bir yanlış anlama var. Soruyu okuyayım önce: Neden CHP içinde sosyal demokrasiyi geliştirmek için çabalamak yerine yeni bir oluşum içindesiniz? Böyle bir şey yok…

Karlı: Böyle bir oluşum içinde değiliz, hayır, bazılarımız parti üyesi, bazılarımız parti üyesi olmayan sosyal demokrat arkadaşlarımız bazı yerlerde yazılar yazıyorlar.

RÇ: Evet o yazıları yazmalarının esas hedefi de CHP’ye… 

Karlı: Tabii CHP’nin dönüşümüne katkıda bulunmaktır. Burada bir konunun altını çizmek lazım yine: Kemal Bey’in yaptığı en önemli değişikliklerden bir tanesi, CHP’yi açmış olmasıdır. CHP’ye şu anda eskisinden daha kolay üye oluyorsunuz. Bundan önceki yönetimler zamanında CHP’ye üye olmak istediğinizde labirentlerden geçerdiniz. Başvuru formunu verdiğinizde üye olup olmadığınızdan emin olamazdınız. Şimdi insanlar CHP’ye internetten on beş dakikada üye olabiliyorlar. Ve partiye üye olmanın bir etkin anlamı olduğu belki şu anda tek kitle partisi CHP. Neden, ön seçim var. Şu anda CHP’ye şüpheyle bakan birçok insana da şunu söyleyebiliriz: Siz çevrenizdeki insanlarla beraber bu partiye girdiğinizde tanıdığınız, güvendiğiniz insanları milletvekili adayı yapabiliyorsunuz. Başka herhangi bir partide böyle bir imkân yok. Günümüz Türkiyesi’nde demokrat değerlere sahip birçok insan açısından, belki bütün parti politikalarıyla hemfikir değillerdir bu çok normal, ama mücadele verebilecekleri zemindir CHP.

RÇ: Güzel bir soru, diyor ki: CHP’nin uzlaştırıcı tavrı, AKP’yle koalisyon görüşmelerinde, kendi tabanında sıkıntı yarattı mı, yaratır mı?

Karlı: Bu çok güzel bir soru, ben de başlangıçta mevcut AKP’yle koalisyon intihar olur diye yazı yazmış biri olarak, belli ilkeler bazında müzakere edilmelidir dedim. Birçok arkadaş da görüşlerini yazdılar ve aslında parti de birçok kimsenin beklemediği bir liderlik örneği gösterdi. Bir, önce ilkelerini ortaya koydu, bu ilkeler bazında müzakere edeceğim, hiç bakanlık müzakereleri filan ikincildir dedi; ikincisi, süreç başladığında CHP’li seçmenlerin yüzde 15-20’si AKP’yle müzakere yapılmasına razı idi, bunu destekliyordu. Anketlerimizin göre. Bu ilkeli tutumunu devam ettirince parti, sorumluluk almaya hazır, ülke sorumluluğundan kaçmayan bir parti görünümü, ama bunu yaparken de her şeyi vereceğim öyle bir müzakere tarzı bir imaj vermemesi sonucu, sonuna geldiğimizde CHP seçmeni yüzde 75-80’i böyle bir görüşmeyi desteklerdi. Hep bahsedilir, CHP kitlesini şekillendirebilir mi, şekillendiremez mi; liderlik gösterdiğinizde CHP seçmeni de ikna edilebilir, bu manipülasyon değildir, gerekçelerinizi anlatırsanız ikna edebilirsiniz.

RÇ: Bu süreçte, çok ilginç bir şekilde, yani çarpıcı ve net bir şekilde hep yapıcı, sıkıntı çıkarmayan, karşı tarafı rahatsız etmeyen bir görünüm içindeydi. Zaten Başbakan Davutoğlu da son olarak “olgunluk” gösterdiğini ifade etti. 

Karlı: Yönetme iradesi, yönetebilmek bunu gerektiriyor. Muhalefette kalacaksanız hep masaya yumruk vuran olursunuz o kolay, yönetmek istiyorsanız bazı konularda müzakere edeceksiniz; ama hele bizimki gibi kutuplaşmaların bu kadar sert yaşandığı yerlerde sakin olmayı becereceksiniz. Aslında bu süreç, Kemal Bey geldikten sonra kullanılan birçok sloganın hayata geçtiği süreç oldu. Nedir, Kemal Bey ilk geldiğinde “sakin güç” deniyordu, sakin güç burada çok net bir şekilde kendini gösterebildi. Bir başka slogan “birleştirici güç”tü, “Türkiye’nin Birleştirici Gücü”, şu anda CHP belki Güneydoğu’da, Doğu’da oy alan bir parti değil, ama ülkenin Doğusu ve Güneydoğusuyla eşit bir şekilde demokratik usuller çerçevesinde konuşabilen tek kitle partisi.

RÇ: Tam burada soruyu soralım o zaman. Bir izleyicimiz demiş ki, “CHP Kürt sorununu nasıl çözmeyi planlıyor? Öcalan’ı yok sayarak çözüm mümkün mü?”

Karlı: Bakın dedik ki Öcalan muhatabımız değildir, Öcalan bu kitle üzerinde etki sahibi biridir, ama sizin meşru muhatabınız HDP’dir. Meşru süreçlerde halkın seçtiği HDP’dir. CHP’nin baştan beri söylediği neydi, müzakere olmasın mı olsun, nerde olsun Meclis’te olsun. Şeffaf olsun. Ne talep ediliyor, neler üzerinde anlaşılıyor belli olsun, çünkü bu toplumun geneli tarafından kabul edilmesi ve sahiplenilmesi gereken bir süreçtir. Bu süreç oy hesaplarıyla yapılmasın, bu süreç basit iktidar sahipleriyle yapılmasın. Yalçın Akdoğan’ın dediği gibi “Olur mu öyle şey biz süreci götüreceğiz onlar oyları alacak” gibi basit bir hesapla bu süreci götürürseniz, verdiğiniz faydadan çok daha büyük zarar verirsiniz. CHP’nin dediklerinin hepsi doğru çıkıyor. Şu anda Davutoğlu bile “bu süreç Meclis’te yürütülmeli” diyor. Daha şeffaf yürütülmesi konusunda herkes hemfikir. Evet muhatap HDP olmalıdır, giderler Abdullah Öcalan’la konuşurlar, giderler kendi kitleleriyle konuşurlar, onların bileceği bir şeydir, meşru zeminler içinde onlar kendi görüşmelerini yaparlar. Doğrusu odur. Bu insanlar ellerine silah almayan kişilerse, bu insanlar demokratik seçimlerden çıkan kişilerse, ve o bölgede yüzde 60, 70, 80 oyla seçiliyorsa bu kişiler o insanların taleplerini tabii ki bu vekiller dile getirecekler.

RÇ: Beklenen soru geldi: Gülen Cemaati’yle işbirliği yaptınız mı, diyor CHP olarak.

Karlı: Gülen Cemaati’yle CHP’nin işbirliği yapması mevzu bahis dahi değildir, olamaz da. Bakın, düşünelim, senelerdir Gülen Cemaati’yle mücadele eden kimdir? Gülen Cemaati’nin devlet içinde örgütlenmesine karşı çıkan, Gülen Cemaati’nin farklı bir hiyerarşik yapı olduğunu ifşa etmeye çalışan bu ülkede hep CHP veya CHP’yle anılan isimler olmamış mıdır? Konjonktürel olarak bu ikisi aynı odaklara muhalif hale geldiler diye birbirlerini destekleyecekler diye bir şey kesinlikle söz konusu değildir. CHP’den efendim şu kişi Cemaatin gazetesine demeç vermiş, şu kişi lehte konuştu gibi bir yerden yola çıkıp bunu manipüle edip ‘parti Cemaat ile işbirliği yapmıştır’ demek çok büyük haksızlık olur. Bir-iki kişi böyle bir şey yapmışsa da bu insanlar partiden dışlanmışlardır. Öyle yakınlıklar gösterdiği iddia edilen kişilerin partiden nasıl dışlandıkları süreç içinde görülmüştür. CHP’nin yapısının en kabul edemeyeceği bağlılıklardan bir tanesi budur.

RÇ: Gelelim Baykal’a. “Baykal’ın hemen seçimin ardından Erdoğan’la görüşmesi, Erdoğan’ı ve AKP’yi rahatlatmadı mı? Baykal’ın amacı neydi?” Bunu siz de mi bilmiyorsunuz?

Karlı: Deniz Bey’in amacını Deniz Bey’e sormak lazım. Ben Deniz Bey’in yerinde olsaydım bu görüşmeyi yapar mıydım, Deniz Bey’in tabii büyük bir siyasi tecrübesi var, farklı şeyler düşünmüş olabilir ama, yapmazdım. CHP’nin başardığı noktalardan bir tanesi de çok büyük bir parti disipliniyle hareket edilmiştir. Bu kadar CHP’yi zorlayan bir süreç, bir yandan terör başlamış, silahlı bir çatışma yaşanıyor ülkede, bir yandan IŞİD olayları kapımıza gelmiş, içeri girmiş durumda, ve siz senelerdir birçok yanlışını eleştirdiğiniz partiyle masaya oturmuş durumdasınız, birçok kişiye bu durumu beş sene önce anlatsanız, CHP’nin içi karışır vs. gibi öngörülerde bulunurlardı, hiçbir şekilde böyle bir şey olmadı. Hatta siyasetbilimi açısından baktığınızda diyebilir ki birçok insan önseçimle geliyor bu vekiller, tabandan güç alarak geliyorlar, disiplini sağlamak daha zordur, diye bir tahminde bulunabilirsiniz. Tam tersi oldu çünkü önseçimle gelenler parti aidiyeti daha güçlü insanlar, parti siyasetini daha iyi bilen insanlar oldukları için parti daha disiplinli bir hale geldi.

RÇ: Tabii ama yine de birkaç milletvekili şerh düştüler. Bu da beklediğim bir soru zaten, Dersim, “CHP ne zaman sahici bir şekilde hesaplaşacak?”

Karlı: CHP geçmişiyle hesaplaşmaya açık olduğunu birçok yerde gösterdi, göstermeye de devam etmesi lazım. Bunları konuşmaya devam etmesi lazım. Ama en büyük hesaplaşma bir Dersimli CHP’nin genel başkanı olmuştur, Dersimli olduğunu söyleyerek olmuştur. Kemal Bey de bunu söylüyor. Bu yeter mi, yetmez devam ettirmek lazım. Bu süreci devam ettirmek lazım. Bu eleştiriyi geçen hafta birçok arkadaşla konuştuğumuzda siz bunu CHP’yi suçlayan bir tonda mevcut CHP’li insanların politikalarını suçlayan bir tonda yaparsanız insanlar reaksiyoner savunma moduna girer. Bu ortak noktayı konuşmamız lazım Türkiye’nin geleceği açısından tonunda konuşursanız farklı olacaktır. Misal, bu eleştiri Recep Tayyip Erdoğan’dan geldiğinde ancak reaksiyon görür, Recep Tayyip Erdoğan başbakanken çıkıp Meclis grup toplantısında Dersim konusunu gündeme getirdiğinde samimiyetsizliği konusunda kimsenin şüphesi olmayan bir yerde o gündemle gelirse CHP’den ancak reaksiyon görürsünüz. CHP tartışmayı bilen bir parti, geçmişiyle birçok aşamada hesaplaşmasını bilen bir parti. 1965’ten itibaren ortanın solu parti içinde iktidara geldiğinde geçmişiyle hesaplaşarak geldi. SHP dönemi yaşanırken farklı bir hesaplaşma yaşandı. Bu organizma Türkiye gibi bir yerde bu kadar uzun süre hayatta kalabildiyse kendisiyle hesaplaşma yapmadan yaşayamazdı.

Bunlar da ilginizi çekebilir: