Medyascope.tv

Levent Üzümcü ile Periscope sohbeti

Siyasi görüşleri nedeniyle, 20 yıldır görev yaptığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Şehir Tiyatroları’ndan atılan oyuncu Levent Üzümcü ile 7 Eylül 2015 günü yaptığım Periscope söyleşisinin deşifresini Sedat Ateş yayına hazırladı.

RŞ: Yeni geldiniz İstanbul’a ve uzun bir süre gündemdeydiniz. Ama sizin ağzınızdan çok fazla bir şey duymadık sanki başınıza gelenlerle ilgili. Önce ne oldu, size ne yaptılar, Şehir Tiyatroları’ndan sizi attılar mı?

Üzümcü: Evet, aynen öyle, Şehir Tiyatroları’ndan memuriyete bir daha dönmemek üzere atıldım. Şimdi İdare Mahkemesi’ne başvuracağız yürütmeyi durdurmak üzere. Buradan bir yanıt alamazsak Danıştay’a gideceğiz, olmadı Anayasa Mahkemesi’ne. Eğer beyefendiler bu kısa süre içerisinde bireysel başvuruların önüne geçmezlerse Anayasa Mahkemesi’ne, olmadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gideceğiz.

RŞ: Peki bu süreç ne zaman başladı, Gezi’yle mi başladı?

Üzümcü: Evet, 2013’ün sonlarına doğru beni ifadeye çağırdılar belediyenin müfettişleri. Gümüşsuyu’nda bir yerleri var, oraya gittim. Benden ifade aldılar, ama bu resmi bir ifade değildi, hani şifaen. Sonra yazılı bir ifade verdim kendilerine, işte Sosyalist Enternasyonal konuşmam, gazetelere verdiğim demeçler, Gezi Parkı’ndaki direnişe katılmam nedeniyle. Aradan belli bir süre geçtikten sonra tam da, çok hesaplılar biliyorsunuz tarihler konusunda, çok iyi biliyorlar tarihlemeyi. Şöyle bir tarihleme yapmışlar, ki herhalde milletvekili falan olacağımı zannetmişlerdi, hani Şubat’ta bu seçimler için milletvekillikleri istifa ediyordu ya memur olanlar memuriyetten, ondan bir hafta sonra soruşturmayı başlattılar. Ondan sonra üç belediye zabıtasını göndererek benden bir savunma daha istediler belediyenin yüksek disiplin kurulunda durumumu görüşmek için. Ben de kendilerine savunmamı verdim, savunmanın sonunda da yaptıklarının hukuksuz bir şey olduğunu ve bu hukuksuzluğa alet olanların suçlu duruma düşeceğini ve bile bile devleti zarara sokmaktan kendilerine dava açacağımı söyledim. Çünkü bu bir tazminat davasına doğru gidecek, buna rağmen her şeyi göze alarak beni Yüksek Disiplin Kurulu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın son imzasıyla memuriyete bir daha dönmemek üzere bu anlattığım sebeplerden dolayı işten çıkarttı.

RŞ: Gezi döneminde çok sanatçı gördük, bazıları sonradan yan çizdi ama çok insan vardı veya herhalde aynı kurumda çalışan başkaları da vardır. Bu olay sadece size mi oldu yoksa başka insanlar da söz konusu mu?

Üzümcü: Bir arkadaşım daha soruşturmayla karşı karşıya kaldı, ancak onun olayı başkaydı. O facebook üzerinde birtakım hakaretlerde bulunduğu gerekçesiyle açıldı ona; tiyatronun disiplin kurulundan döndü. Ben bugüne kadar mesleğimle ilgili Şehir Tiyatroları’nda en ufak bir ceza almadım.

RŞ: Kaç yıldır çalışıyordunuz?

Üzümcü: 1995’ten beri, 20 yıl olmuş Şehir Tiyatroları’ndayım. Son on yılında da Şehir Tiyatroları’nın neredeyse bütün ödül getiren oyunlarında başrol oynadım elimden geldiğince. Siz de dinlemişsinizdir, ödül konuşmasında Sadri Alışık’la yaptığım konuşmada; sosyalizm dediğiniz şey, hayatınıza adapte etmedikçe anlam ifade eden bir şey değildir. O yüzden başka bir şekilde üstüme gelemiyorlar, çok fazla havai yaşayan, uyuşturucu kullanan, gece hayatı olan, vergi borcu olan, kaçakçılık, alavere dalavere peşinde koşan biri değilim, hiçbir zaman olmadım. Ne yapacaklar, birçok arkadaşımızı uyuşturucu nedeniyle susturdular, yıllardan beri takip ederlermiş, o kart ellerindeymiş onu ortaya sürdüler.

RŞ: Kumar da var değil mi bazılarında?

Üzümcü: Ben öyle yaşıyorum hayatımı, ama her insanın istediği gibi bir hayatı, tabii ki sınırlar çerçevesinde yaşamasını da her zaman savunmuşumdur. Ama ne yapacaklardı bana, işte bunu yapacaklardı, yapacak başka bir şeyleri kalmadı.

RŞ: Tamamen görüşlerinizle ilgili?

Üzümcü: Yani tamamen siyasi görüşleri nedeniyle insanın işine son verilir mi?

RŞ: Peki burada Gezi ve Sosyalist Enternasyonal’le ilgili size sordukları sorularda, yani ifadenizi alırken tam olarak neyi sordular, neyle suçluyorlar?

Üzümcü: Devlet büyüklerine kastı aşan ifadeler kullanmakla… Ama aslında senin varlığını suçluyor, senin var olmanı, senin duruşunu, söyleyişini; bunların önüne geçmeye çalışıyor. Çünkü tanınan bir simasın. Direniş sırasında parka gelen kişiler ünlülük derecelerine göre kademelerden arandılar, gelen en ünlü de en yukardan arandı ne işin var senin orada diye. Çünkü çok korkuyorlardı, kanaat önderisin çünkü. Bir yandan da kanaat önderi olmasan da insanlar seni örnek alıyorlar kendilerine, bu çok önemli bir şey, çok vurucu bir şey bu ve bundan dolayı çok korkuyorlar. Özellikle tanınan insanların özgür fikirlerini dile getirmesinden çok korkuyorlar, ama çok yaşıyoruz biz bunları.

RŞ: Bir Alabora örneği var acı örneklerden, Memet Ali Alabora. Şimdi yanılmıyorsam yurtdışı ağırlıklı yaşıyor, değil mi?

Üzümcü: Evet, ama onların uzun süreden beri bir planı programı vardı yurtdışına taşınmayla ilgili.

RŞ: Ama herhalde hızlanmıştır yani.

Üzümcü: Aynen öyle, biraz daha hızlandırdılar. Tabii çok ilginç şeyler dönüyor, söylentiler yayıyorlar. Bir-iki tane trole maaş bağlayarak, isimleri cisimleri belli değil takma isimlerle, işte seni şurada öldüreceğiz, burada öldüreceğiz, aman seni öldürecekler, aman seni vuracaklar diye bir şaiya yaratıp, bir korku imparatorluğu kurup hepimizi o imparatorluğun figüranı haline getirdiler.

RŞ: Size de yapıyorlar mı?

Üzümcü: Yapıyorlar, daha biraz önce işte aklını alırız senin, akıllı ol falan diye, adı sanı belli olmayan insanlar, işte oturuyorlar bir yerde internetin başına yazıyorlar.

RŞ: Şimdi Şehir Tiyatroları’ndan sizi attılar, yasal süreci siz sürdürüyorsunuz ama bu arada ne olacak? Siz sanatçısınız, mesleğiniz var, mesleğinizi sürdürebilecek misiniz?

Üzümcü: Elbette, çünkü mesleğime bir yasak getiremediler. Ben zaten Tiyatro İstanbul’un İstibdat Kumpanyası’nda oynuyorum ve o oyunla da geçen sene ödül aldım. İki oyunla birlikte aldım, hem Bir Yaz Gecesi Rüyası’yla hem de İstibdat Kumpanyası’yla. Diğer oyunum devam ediyor. Tiyatro İstanbul’dan atamadı beni hiçbir kuvvet, yok çünkü öyle bir bağnazlık özel tiyatroda.

RŞ: Ama şunları duyuyoruz mesela dizilerde rol almanın önü kapanıyor, vs.

Üzümcü: Şunu söyleyebilirim, bunu siz çok iyi biliyorsunuzdur, siz de medyayla uzaktan yakından birisiniz demeyeyim (gülüyor), en içinde olan birisiniz. Çok iyi biliyorsunuz ki aklını, fikrini, vicdanını hür  tutmaya çalışan, hakkaniyetle davranmaya çalışan, ama bir dakika arkadaş bu da olmaz diyen her insan elenmeye başladı. Her seçimde bir-iki gazeteci işini kaybetti, farkındasınızdır; yani dokuz tane seçim, hep bir ay sonrasında büyük gazeteler yazarlarına yol verdiler, televizyon kanalları sunucularına yol verdiler. Bir iki tane ayakta durmaya çalışan televizyon kanalında görüyoruz neler çektiğini sunucu arkadaşların, yani çırpınıyorlar hata yapmamak ve maaşlarına devam edebilmek için ama…

RŞ: En ufak bir hatada…

Üzümcü: … anında şutlanıyorlar. Bu, kaba bir tabir kullanmadan nasıl anlatılır bilmiyorum ama, bu bir çıkar ilişkisi. İhale alıyorlar, ihalenin karşılığında bir de televizyon kanalı almak zorundalar. Şimdi gelip kanıtın var mı diyorlar? Arkadaş kanıta gerek var mı? Her şey gözümüzün önünde oluyor, şimdi yalan mı söyleyelim? Oturalım, yok aslında o öyle değildir mi diyelim? Hiç tanımadığımız bir adam bizi bir odaya sokmuş, bizi çırılçıplak soymuş ve biz hâlâ onun bize masaj yapacağını mı zannediyoruz? Anlatabiliyor muyum? Neyin ne olacağı o kadar belli ki. Polis gelse o sırada, tecavüz etmek için adam beni içeriye tıktı falan desek, demez mi adam çıkıp da o zaman kanıtın var mı; yahu daha ne kanıtım olacak, yani daha ne söyleyeyim ki sana karşında duruyorum.

RŞ: Bütün bunlar siz solcu olduğunuz için mi oluyor, kabaca?

Üzümcü: Pek çok solcu var etrafta adı solcu olan ya da solcuların yanında esip gürleyen, mangalda kül bırakmayan, ama yanına her gelen insanla birlikte her şey olabilen pek çok insan var. Karşısına kim gelirse gelsin kendi durduğu yerde durmayı becerebilen fazla insan yok. Solcular dediğimiz, tabii çok geniş bir kavram, içinde ulusalcıların bile olduğu, yani düşünsenize. Bir de enternasyonal sosyalist olduklarını söylüyorlar, ben de, nasıl aynı kefede oluyoruz onlarla? “Yetmez ama evet” cümlesini bulan insanlarla ben nasıl aynı yerde olayım? Ulusalcılarla uzaktan yakından bir ilgim yok, daha ne olabilirim? Bilmiyorum nereye kadar ne olduğumu ifade etmeye çalışabilirim.

RŞ: Siz de demin söylediniz, insanların başına değişik dönemlerde değişik şeyler geliyor, bu insanlar yalnız mı kalıyor, dayanışmalar oluyor mu? Kendi tecrübenizde siz beklediğiniz desteği, umduğunuz dayanışmayı yaşadınız mı? Çok açık ve net soruyorum?

Üzümcü: Çok açık ve net söylüyorum hiçbir destek bekleyerek yapmıyorum, yaptığım şeyleri…

RŞ: O ayrı…

Üzümcü: Ayrı ama gerçekten hiçbir destek bekleyerek yapmıyorum. Ama mesela bu son ihraç olayından sonra o kadar fazla destek geldi ki, herhalde ihtiyaç duyuyormuş insan, o kadar hüzünlendiğim duygulandığım anlar… İnsanların üzülmelerine üzüldüm ben, çünkü seni ne kadar desteklediğini, ne kadar sesini duyurmaya çalıştığını görüyorsun insanların. Onun için bir destek ummadım ama gelen destekler karşısında da son derece memnun oldum, son derece hislendim. Tam karşılığı hislendim, bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

RŞ: Çünkü şöyle örnekler de duyuyoruz bazen, hakikaten kendini yalnız hisseden, çünkü çok zor şeyler yaşanıyor, insanların hayatları, kariyerleri altüst oluyor ve bazen yörüngelerini de şaşırabiliyorlar, öyle değil mi?

Üzümcü: Ne yapsın şimdi Allah aşkına yani? Brecht’in çok güzel bir lafı vardır, “Önce ekmek sonra ahlak” der. Ne kadar doğrudur. İnandığı dünyayı savunabilmesi için insanın bir evinin olması, bir yiyeceğinin olması lazımdır. Başını sokacak bir yeri yok, yiyeceği yok ve orada insan ister istemez Makyavelist oluyor. İster istemez oluyor, yani köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyor maalesef.

RŞ: Ama köprü bir türlü geçilemiyor.

Üzümcü: Çok zor, nasıl geçeceksiniz, yani görüyorsunuz işte, ne olup bittiğini hep birlikte görüyoruz. Hiçbirimizin ekstra bir kanıta ihtiyacı yok.

RŞ: Peki bu siyaset konusu nedir, milletvekilliği konusu?

Üzümcü: Bunu buradan söyleme fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Birkaç şey var, bir tanesi, bana hiç kimse, hiçbir merci, hiçbir zaman milletvekili olmayı düşünür müsünüz diye sormadı.

RŞ: Siz düşündünüz mü?

Üzümcü: Eşimle konuştuğumuz oldu. Ya acaba siyasete mi girsen, dediği zamanlar oldu evet, ama ne değişecek siyasete girsem? Buyurun bugün 550 tane milletvekili var Meclisimizde. Bu 550 milletvekilinin Türkiye’nin yönetimi ile ilgili en ufak bir dahili var mı? Bugün duyuyoruz insanlar şehirlerinin valilerine yalvarıyorlar, “Allah aşkına ne olur söyleyin artık bunlar yaşanmasın çok korkunç olaylar oluyor” deniyor. Valiler çıkıp diyorlar ki bizim elimizde hiçbir şey yok, hiçbir şeyin kontrolü bizde değil. Yaşanılan şey bu, hepimizin de gözü önünde yaşanıyor. O vali bu söylediğini televizyona çıkıp söylese ertesi gün işini kaybeder, çünkü zaten sürülebileceği yerde, anlatabiliyor muyum yani? Buraya gidip sorduğunuzda tabii ki bunu Isparta valisine sormuyorsunuz tamamen salladım bu şehrin adını.

RŞ: Biz bu görüşmeyi sizinle birkaç gün önceden kararlaştırdık ve maalesef dün Dağlıca olayı yaşandı. Çok büyük bir dönüm noktası olacağa benziyor ama o bir süreç. 7 Haziran’ın ardından, o günden itibaren Türkiye’de tekrar çatışma süreci yaşanıyor ve özellikle kent merkezlerinde, Cizre, Diyarbakır, Nusaybin, Yüksekova gibi yerlerde çok büyük çatışmalar yaşanıyor. Sivil can kayıpları var, güvenlik kuvvetlerinden kayıplar var, PKK militanlarından vs. Böyle çok kaotik bir durum var ve özellikle Kürt hareketine yakın çevreler şöyle bir şey söylüyor: “Gezi’de gösterilen duyarlılık Güneydoğu’da Kürt bölgelerinde yaşanan, kentlerde yaşanan olaylara gösterilmiyor” diye. Özellikle Kürt olmayan sola ya da aktivist çevrelere yönelik bir eleştiri var. Katılıyor musunuz?

Üzümcü: Orada izler birbirine karıştı, artık bugün kimin hangi eylemi nerde yaptığını kimse bilmiyor. Bugün ihalelerin kalacağı yerler belli. Bu vatanın evlatları orada kamyonların içinde yolda giderken mayınların parçaladığı cesetler haline geliyorlar. Bakın Dağlıca ile ilgili yazılanları okuyor musunuz? O karakola ne kadar çok baskın yapıldı, aynı Üzümlü Karakolu gibidir.

RŞ: Evet, bir de Aktütün var.

Üzümcü: Aktütün Karakolu, Dağlıca ve Üzümlü Karakolu biliyorsunuz. Bu karakollara yapılan baskın oralarda şehit olan askerlerimizin sayısını biliyor muyuz? Bir toplayalım bakalım. Arkadaş bugüne kadar neden bir önlem almadınız? Aylardan beri bakın yazıyor insanlar bangır bangır Dağlıca Karakolu’nun PKK tarafından kuşatıldığı yazıyor, ve dün birtakım köylüler birlikte çıkın yiyecek alın falan denmiş insanlara, ordumuzun askerlerine ve bu insanlar böyle çıkmışlar. Bunlar söylenti mi, gerçek mi? Neler olup bitiyor orada? Açıklamalardan anlıyoruz ki her şehit babası da vatan sağolsun demiyor, bunu demediği için de evladını şehit vermiş bu insanlar zan altında bırakılıyorlar. Devletin en yüksek kademesi tarafından kendilerine kötü sözler söyleniyor, burada bir durup düşünmemiz lazım artık. Bu insanlar, Mehmetçik neden ölüyor, neden şehit oluyor? O kadar fena halde düşman yaratmaya ihtiyacı vardır ki kötülüğün, çünkü kötü olmaya devam etmek istemektedir ve karşısında bir düşman yoksa kötülük yapamaz, düşman yaratır kötülük, bizleri düşman eder, bu ülkede barış isteyen insanları düşman eder. Ben barış istiyorum diyorum, barış iki devlet arasında olur diyor. Niye, küsler barışmaz mı? Adı üzerinde değil mi? Kan davasını bitiren aileler barışmaz mı? Karı koca kavga eder akşam barışmaz mı? Sen arkadaşınla kahvede kavga edersin ertesi günü barışmaz mısın? Barış herkesin arasında olur yeter ki barışı yapmaya gönüllü olsunlar.

RŞ: PKK?

Üzümcü: PKK uyuyan bir canavardır Kandil dağında, bunu hepimiz biliyoruz. Bu canavar neden uyudu ve neden uyandırıldı? Bunu da hepimiz biliyoruz, kanıtlara ihtiyacımız var mı? Tarihleri ortada, yapılanlar ortada, neyin neden yapıldığı da ortada. Dün yaşananlar da ortada. Bu saldırı saat 15:00’te olmuş, üstüne milli maç izlendi, maçın sekseninci dakikasına kadar izlendi, sonra çıkıldı. Her şey o kadar gözümüzün önünde oluyor ki ve birileri çıkıp parmaklarını bize sallayıp “Kanıtın var mı? Bak suç işliyorsun kanıtın var mı?” Neye kanıtım olsun ki yaşadığım kanıttır.

RŞ: Ben siyaseti sorunca birkaç noktadan biri dediniz, diğer noktalar neler? Hakkınızda belli ki birtakım spekülasyonlar var.

Üzümcü: Diğerleri mesela çok istiyorlar ya düşman yaratmayı, Gezi direnişinin hemen ardındandı sanıyorum, Ağustos ya da Temmuzdu, bizim gibi bir ülkede insanların arasında bu kadar algı farkının açıldığı, yüzyıllar girdiği bir ülkede nasıl demokrasi ile yaşayacağız diye düşünüyordum. Şöyle bir şey yazdım: “Aranda 1600 yıl fark olan adamla bir arada yaşamaya çare olur mu demokrasi?” Bir provokatör milletvekili çıkıp, “Peygamber Efendimize küfür ediyor” dedi. Yazdığımı defalarca okudum, ne alakası olabilir diye. Hani dersin ya, abi aranda 1600 yıl fark var, 1600 yıl geriden geliyor, 1600 yıl önünde, hani nereden nasıl olduğunu bilmiyorum, bir anda böyle bir şey atıldı ortaya. Üzerinde Nike tişörtüyle Mekke’de çekilmiş fotoğrafıyla bana parmağını böyle yaparak, “Levent Üzümcü akıllı ol” falan diye fotoğraflar gelmeye başladı. Çözemiyorum durumu. Bakın şimdi ben burada AKP’nin kendi içindeki oydaşları tarafından da rahatsızlıkla karşılanan bir durumun baş aktörü oldum. Çünkü ekmeğimle oynanıyor. Hemen bunu sürdüler yine piyasaya. “O Peygambere küfür etti sen biliyor musun?” diyor. Çünkü senin “mağdur olmanı” hazmedemiyor, o diyor ölse yeridir, ya bırak onu attık o diyor, Peygambere küfür etmişti diyor.

RŞ: Demin sözünü ettiğiniz “mağdur olmanıza izin vermiyorlar” cümlesi, bu son dönemin galiba çok popüler…

Üzümcü: Bir tek onlar mağdur olabilir, bir mağduriyet varsa din üzerinden onlar bir şekilde mağdur olurlar. Çünkü mağduriyet edebiyatıyla bugüne kadar geldiler. Yalan mı, kılık kıyafet kanununda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılmayan bir küçük değişiklik bizi bugünlere getirdi, onun istismarı bizi bugünlere getirdi. Her iki taraftan da bu ülkenin başbakan yardımcısı televizyonlara çıkıp ya laiksin ya demokratsın dedi birinci elden. Bu ülkenin insanlarının kafaları karıştırıldı, çorba gibi oldu. Siz de işte Fransız eğitiminden geliyorsunuz çok iyi bilirsiniz laiklik Fransız olduğu için.

RŞ: Biliyorum başıma o yüzden çok şey geldi.

Üzümcü: Çok şey gelmiştir değil mi? Şimdi ben size söyleyeceğim, Allah aşkınıza ne olur gidin bakın laiklik demokrasinin en büyük güvencesidir.

RŞ: Tabii hele Türkiye’de…

Üzümcü: Hele Türkiye gibi ülkelerde… Arkadaş sen ne zaman laiklik ile demokrasiyi birbirinden ayırdın, ne zaman bu iki olgu ayrıldı?

RŞ: Peki diğer hususa geçelim. Siz belli ki çok saldırıya uğruyorsunuz, sizin gibi, öne çıkan popüler insanlar saldırıya uğruyor. Mesela trol saldırıları vs. ama bu arada sizi de çok seven insanlar var değil mi? Baktım 2 milyonu aşkın takipçiniz var tvitter’da.

Üzümcü: 2.5 milyona yakın evet.

RŞ: Bunlar size yönelik bir saldırı olduğu zaman size destek oluyorlar mı?

Üzümcü: Tabii, mesela çok ilginç şeyler oldu. Şimdi çok fazla kullanılıyor, mesela yazmıştım, şöyle şöyle oldu bil isterim falan gibi, bir şey var; insanları ne kadar etkilediğini görüyorsun, aidiyet duygusuyla kabul ettiklerini ve kullandıklarını. Her zaman çok değerli buldum bu tarz şeyleri. Onların desteğini her zaman çok değerli buldum. Ama bazı durumlar var ki artık işin içinden çıkamıyorsun. Mesela, “Niye şunlar için bir şey söylemiyorsun?” Arkadaş, bende bir merci değilim ki bir şey söylesem olacak, keşke olsa, keşke yaptırabilsem, oldurabilsem keşke. Benim söylediğim iyi ve güzel dünya olabilse, ama o kadar yanlış anlamaya hevesliler, o kadar düşman yaratmaya hevesliler ki, biz bunu siyasi tercih zannediyoruz. Çok yanlış. Faşizm bir siyasi tercih değil, faşizm bir duygu durumu, bir ruh durumu, bir aile içi eğitim durumu. Bakışından, duruşundan, konuşmasından anlarsın. Bir anda sinirlenir, bir anda gözleri döner, çünkü öyle görmüştür, ona öyle yapılmıştır. Onun gerçek olduğunu, doğru olduğunu, düzgün şeyin o olduğunu düşünmektedir. Ve burada bizler, aslında bunu siyasi bir tercih olarak gören insanlar çok yanılıyoruz.

RŞ: Peki yazıyor musunuz?

Üzümcü: Karşı gazetesi vardı bilirsiniz siz takip etmişsinizdir. Orada yazdım.

RŞ: Tabii, tabii.

Üzümcü: Yaklaşık 40’a yakın makalem var orada. Onları toplayıp kitap haline getirmeyi bile düşündüm bir ara. Ama sonra dedim ki kim uğraşacak, yani zaten biz çalıyoruz biz oynuyoruz, bizim söylediğimiz şeyleri biz dinliyoruz biz anlıyoruz. Öylesine bir garip kalabalık var ki karşınızda hiçbir şekilde ikna edilemiyor. Yani o kadar ilginç, basit, köklü ve taşlaşmış argümanları var ki üstesinden gelemiyorsunuz. İkna edilemeyen bir kalabalık var karşınızda. Klasik bir hikâye vardır, şu dişi-erkek deve hikâyesi. Medine’de Hz. Ömer ya da Osman döneminde… yayınlanmıştır bu. Herkes devenin dişi ya da erkek olduğunu söylüyor. Diyor ki sen söyle, ben ne dersem inanan yüz binler var arkamda, yani deve erkek diyorsam erkektir diyor. Ona benzer bir hikâye. Böyle bir şey var, bir ağızdan çıkan her şeye inanılıyor. Kabataş… Orada camide içki içme, bacıya saldırma, bacıya her türlü garip fantastik işlerin yapılması, ama bunun karşılığında hiçbir delilin olmaması.

RŞ: Peki HDP hakkında ne düşünüyorsunuz?

Üzümcü: Gerekli olduğunu düşünüyorum ben HDP’nin. Seçmeni değilim HDP’nin ama kesinlikle gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü demokratik birtakım istekler demokratik bir ülkede dile getirilmeli. Artık bu silahların [susmasını] kesinlikle istiyorum. Bu vatanın bir tane daha evladının şehit verilmesini yüreğimiz artık kaldıramaz. Bittik artık, tükendik. Hiçbir şey yokken ortada onar onar ölüler gelmeye başladı, şehitler gelmeye başladı.

RŞ: Peki bu silahların susmasının ilk adımı ne olmalı?

Üzümcü: Bir kere dürüst olalım hepimiz, hepimiz bir kere dürüst olalım. Bu savaşın neden çıktığını, bu savaşa kimlerin alet edildiğini, neden alet edildiğini, evlatlarımızın neden öldüğünü bir şekilde birinin çıkıp adam gibi söylemesi lazım. Kimse birbirine yalan söylemesin, kimse kanıt da aramasın, neyin ne olduğunun tarihi bellidir.

RŞ: Evet, bitirelim mi? 25 dakikadır konuşuyoruz.

Üzümcü: Oldu mu? İnsanların şarjı mı bitti yoksa?

RŞ: Hep böyle sorarlar ekleyeceğiniz bir şey var mı?

Üzümcü: Yok, teşekkür ederim.

RŞ: Ben teşekkür ediyorum.

Üzümcü: Durumumu kıymetli bulduğunuz için çok teşekkür ederim, gelip fikrimi sorduğunuz için.

Bunlar da ilginizi çekebilir:
  • osman demren

    söyleşi gayet güzel ancak , 1600 yıl olayını açıklayamadı. Burada tutarsızlık var.