Medyascope.tv

Abdullah Gül’ün NTV’de söyledikleri ve söylemedikleri

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 17 Eylül 2015 günü NTV canlı yayınında, Oğuz Haksever’in yönetiminde Ayşe Böhürler, Murat Yetkin ve Ali Bayramoğlu’nun sorularını cevapladı. Programın hemen ardından Periscope üzerinden yaptığım değerlendirmeyi Sedat Ateş deşifre ederek yayına hazırladı.


‘İyi geceler. Abdullah Gül’ü izledik. On birinci Cumhurbaşkanı uzun zamandır konuşmuyordu. Ne konuşacağını merak edenler vardı, ama “nasıl olsa hiçbir şey söylemez, yine çok somut konuşmaz” diyenler de vardı. Bununla birlikte belli bir ilgi vardı. Epey bir not almışım, herhalde birçok kişi de almıştır, ancak toparlayarak şöyle bir soru soralım: Abdullah Gül bugün NTV’de yayına çıkmasaydı, Türk siyasi hayatında ne değişirdi? Benim cevabım “Çok fazla bir şey değişmezdi” olacak.

Abdullah Gül’ün bugün yaklaşık iki saat boyunca söyledikleri içinde tabii ki dikkat çeken hususlar var ama bunların hiçbiri 1.5 ay sonra seçime gidecek olan Türkiye’deki siyasi dengeleri değiştirmeye, hatta sarsmaya aday değil.

Bu bakımdan şunu söyleyebiliriz: Abdullah Gül 1 Kasım sonrası için yayına çıkmış, yayını muhtemelen kendisi istemiş, ama şimdiden de kendisinin varlığını hatırlatmak gereği duymuş.

Çok farklı konularda farklı şeyler söyledi, çok eleştirileri oldu. Özellikle çatışma ortamından bahsetti, hukuk devleti konusunda da çok eleştirileri var ama bu eleştirilerinin hiçbirini somut olarak ve konular üzerinden giderek dile getirmedi. Bir-iki istisna var. Bunların başında Suriye meselesi geliyor. Onun dışında genellikle kavramlar üzerinden konuştu, şahısları hiçbir şekilde gündeme getirmedi. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik somut, açık bir eleştirisini görmedik.

Bununla birlikte özellikle son üç yıl için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hiçbir şekilde övmedi de. AKP’nin son üç yılını özellikle sorunlu, istikrardan uzak, liyakat yerine sadakatin öne çıktığı bir dönem olarak tanımlıyor ve buradan dönülmesi gerektiğini söylüyor. Bunun için de ortak aklın oluşturulması gerektiğini söylüyor. Ortak akıl konusu zaten son dönem Beşir Atalay’ın, Bülent Arınç’ın söyledikleriyle örtüşüyor. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk dönemlerine dönülmesi gerektiğini öne süren bir yaklaşım. Ama şöyle bir gerçek var: Recep Tayyip Erdoğan’ın her geçen gün parti ve devlet aygıtı içerisinde güçlenen iktidarına rağmen bunun nasıl olacağını söylemiyor Abdullah Gül.

Büyük ihtimalle 7 Haziran’dan sonra 1 Kasım’da da AKP başarısız bir sonuç alırsa bu tabii ki Tayyip Erdoğan’ın başarısızlığı olacaktır, bundan sonra mecburi olarak bir arayışın başlayacağını tahmin ediyor olmalı. Bu konuda kendisinin yalnız olmadığını da söyleyebiliriz. AKP içerisinde Erdoğan’la belli bir mesafesi olan ya da Erdoğan’ın kendisinden uzaklaştırdığı isimlerin büyük bir kısmı bu görüşte.

Bu noktada Abdullah Gül’ün söylediği şöyle bir husus var: “Ben siyasi olarak bir ihtiyaç içerisinde değilim, ama siyaset bana ihtiyaç duyarsa dönebilirim.” Yani özellikle AKP ihtiyaç duyarsa siyaseti düşünebileceğini söylüyor. Kendisini çok fazla ortaya atmıyor ama çağrılırsa gideceğini söylüyor.

Bu çağrılırsa gidecek olması bağlamında, yayının en çarpıcı noktalarından bir tanesi, Kongre’ye niye gitmediği sorusuydu. Orda açıkça “Çünkü kuruluş toplantısına, yıldönümü toplantısına çağrılmadım, bundan tabii ki alındım” dedi ve Kongre’ye gitmemesinin bir nevi protesto olduğunu söyledi. Bunun dışında Gül’ün somut bir şeyler söylediğine tanık olmadık. Suriye konusu, ekonomi konusuna değindi. Ekonomi konusunda isim vermeden Ali Babacan’ı çok ciddi bir şekilde öne çıkardı. Liste dışı bırakılmasını eleştirdi. Ama bu eleştirilerinin hepsi dolaylı oldu.

Kayseri’de, Gülen Cemaati’yle irtibatlı olarak gözaltına alınıp sonra serbest bırakılan Boydak Holding yöneticisi Memduh Boydak konusunda ise, sahip çıktı aslında, ama Cemaat’in ve Boydak ailesinin beklediği kadar güçlü bir şekilde sahip çıktığı söylenemez. Hayırsever bir aile olarak tanımladı, sadece Gülen Cemaati’ne değil her yere yardımları olduğunu söyledi.

Basın özgürlüğü konusunda yapılanların yanlış olduğunu söyledi, ama kimin yaptığını söylemiyor mesela. Yani Türkiye’de basın özgürlüğü meselesi var, Hürriyet gazetesine baskın düzenlenmesi meselesi var, yine en son Hasan Cemal’e soruşturma açılması meselesi var, birçok olay var ve bunların yanlış olduğunu, kabul edilemez olduğunu söylüyor ama bunların sorumlusunun kim olduğu konusunda hiçbir vurgu yapmıyor. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’a açık bir karşı çıkış içerisinde değil.

Dış politika konusunda çok net bir şekilde hükümetten ayrı olduğunu, özellikle Suriye ve Irak konusunda ayrı olduğunu görüyoruz. Ancak burada sorun şu: Kendisi cumhurbaşkanıyken başladı Suriye krizi, belli ki yeterince etkili olamamış. Kendisinin çok sevdiği bir kavramdır “soft power”, yumuşak güç, yani Türkiye’nin “soft power”ını kullanmasını ve ülkelerin içişlerine karışmaması gerektiğini söyledi.

Kürt meselesi ve çatışmalar konusunda söylediği en önemli nokta, Kürtlerin onurlarıyla oynanmaması gerektiği hususu idi. Ama bu konuda da somut konuşmadı. “Terörle mücadele edilirken vatandaşın devlete ve millete aidiyetlerini zayıflatacak adımlar atmamak gerekir” dedi ama mesela yaklaşık on gün boyunca Cizre’de sokağa çıkma yasağı konulmasının ne kadar yanlış bir şey olduğunu net olarak telaffuz etmedi.

Dolayısıyla, toparlayacak olursak, Abdullah Gül’de eleştiri çok ama eleştirinin dozları genellikle yumuşak, içerikten çok usul üzerinden giden bir eleştiri yöntemi var. Siyaset konusunda acelesi yok, kendisinin bir isteği yokmuş gibi ama anlaşıldığı kadarıyla 1 Kasım sonrasında kendisine bir çağrı yapılabileceğini, AKP içerisinde bir başarısızlık yaşanırsa, ki başarı konusunda çok umutlu olmadığını yayın boyunca gördük, kendisinin bir şekilde gündeme geleceğini düşünüyor herhalde.

Ama Abdullah Gül’ün bu duruşla, bu temkinlilikle, bu ürkeklikle, AKP 1 Kasım’dan sonra çok büyük bir başarısızlık yaşasa bile tekrar etkili bir aktör olacağını düşünmek çok gerçekçi değil.

Tekrar toparlayacak olursak, bu akşamki yayından sonra ne Abdullah Gül’ün hayatında ne AKP’nin önde gelenlerinin ve Cumhurbaşkanı’nın hayatında çok bir şey değişeceğini düşünmüyorum.’

Bunlar da ilginizi çekebilir: