Medyascope.tv

HDP gerçekten PKK’nın umrunda değil mi?

HDP gerçekten PKK’nın umrunda değil mi?

HDP’nin 7 Haziran genel seçimlerinde elde ettiği başarıdan sonra iki buçuk yıllık çatışmasızlık ortamı sona erdi. Bu gelişmenin akabinde HDP’nin yükselişinin, öne çıkmasının, bir anlamda ‘rol kapmasının’, Kürt siyasal hareketi içinde rahatsızlık yarattığı tezi konuşulur oldu. Bu bağlamda ‘PKK’nın HDP’yi baraj altında bırakmak’ için çatışmasızlık ortamını sona erdirdiği, ‘HDP’nin 1 Kasım seçimlerine girmesini istemediği’ türünden iddialar bu tezin yan unsurları olarak karşımıza çıktı, çıkıyor. Yaklaşan seçimler bu tezin doğrululuğunu ölçmemizi sağlayacak. Ancak bu tezi dile getirirken bazı somut verileri dikkate almamak bizi yanılgıya düşürebilir. Bu kapsamda genel olarak göz ardı edilen bazı somut bilgileri birlikte inceleyelim. Ardından da bu bilgiler eşliğinde başlığa çıkarttığımız soruya cevap vermeye çalışalım.

İlk olarak, 7 Haziran genel seçimlerinin hemen öncesine gidelim. O dönemde anket sonuçlarını açıklayan, güvenilirliği yüksek araştırma şirketlerinden hiçbiri HDP’nin seçimlerde ulaşacağı yüzde 13,1’lik oy oranını tahmin edemedi. Araştırmacılar çoğunlukla HDP için yüzde 11-12 bandını gösterirken, KONDA yüzde 12,6’lık oranla en yakın tahmini yaptı. Oylardaki bu sapmayı seçimden iki gün önce HDP’nin Diyarbakır mitingi esnasında patlayan bombalara bağlasalar da, işin aslı HDP’nin oyu, araştırma kuruluşlarının tahminlerinin ötesine geçti. Dolayısıyla bugün yapılan HDP’nin oyları artmıyor ve/veya az da olsa azalıyor öngörülerinin tıpkı üç ay öncesi gibi yanlış çıkma olasılığı vardır. Özetle, çatışma ortamı beklenildiği gibi HDP’nin oyları üzerinde olumsuz bir etki yaratmıyor olabilir.

Şimdi de genel seçimlerin hemen sonrasını hatırlayalım. HDP oylarının beklenenden yüksek çıkmasının yanında, CHP’nin gerçekleştirdiği önseçime, yaptığı pozitif kampanyaya rağmen oylarını artıramadığı görüldü. Bu sonuç, “Beyaz Türkler oyunu HDP’ye verdi” yorumlarına yol açtı. Ama seçim sonuçlarını il, ilçe ve sandık bazında değerlendirdiğimizde, iddia edilen ‘Beyaz Türk oyunun’ 1 puan civarında olduğu herkes tarafından kabul edildi. Batı’da HDP’nin sola ve CHP’ye yakın insanlardan oy aldığı, bu oyların büyük çoğunluğunun gençlerden geldiği, ana motivasyonun Erdoğan ve AKP karşıtlığı olduğu gerçeğine rağmen, bu durumun sandığa yansıması sadece 1 puan civarında kaldı. HDP’nin oy oranındaki esas artışın Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden ve diğer illerde yaşayan Kürtler’den geldiğini anlamak için Diyarbakır’a, Van’a, İstanbul 3. Bölgeye, Adana ve Mersin’e bakmamız yeterli olacaktır. Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse, HDP’nin anlamlı bir şekilde oy kaybetmesi için Kürtlerin HDP’den vazgeçmesi gerekiyor.

Şimdi biraz daha geriye gidelim. Bugün içinde yaşadığımız günlere benzeyen günleri, 2006-2011 yıllarını hatırlayalım.

  • Diyarbakır Koşuyolu Patlaması: 12 Eylül 2006 tarihinde Diyarbakır’ın Bağlar Beldesi’nde ailelerin dinlenmek için gittiği Koşuyolu Parkı yakınlarında akşam saatlerinde meydana gelen patlamada 7’si çocuk 11 kişinin ölümü, 16 kişinin de yaralanması ile sonuçlandı.
  • Anafartalar Patlaması: 22 Mayıs 2007’de Ankara’nın Ulus semtindeki Anafartalar Çarşısı’nın Anafartalar Caddesi girişinde saat 18.45 sıralarında patlama meydana geldi. Patlamada 8 kişi öldü, 91 kişi yaralandı.
  • Beytüşşebap Saldırısı: 29 Eylül 2007’de su kanalı çalışmalarından dönen minibüsün taranması sonucu aralarında koruyucuların da olduğu 12 kişinin hayatını kaybetti.
  • Şırnak Saldırısı: Şırnak ilinin Gabar Dağı’nda operasyon yapan askeri birliğe 7 Ekim 2007 tarihinde saat 14.30 sularında saldırı düzenlendi. Yola döşenen bombanın uzaktan kumanda ile patlatılması ve ardından uzun namlulu silahlarla yaylım ateşi açılması sonucunda ilk gün itibariyle biri astsubay 12’si er 13 asker şehit oldu.
  • Dağlıca Saldırısı: Hakkâri’nin Yüksekova İlçesi’nin Dağlıca Beldesi’nde 21 Ekim 2007 günü gerçekleşen saldırıda 12 askerin şehit oldu, 16 askerin yaralandı, 8 askerin kayboldu ve ilk gün itibariyle 34 PKK’lının öldürüldü.
  • Diyarbakır Dağkapı Patlaması: Diyarbakır’ın Dağkapı Semti’nde 3 Ocak 2008 tarihinde saat 16.50 sıralarında park halinde bulunan patlayıcı yüklü bir aracın, askeri personel taşıyan sivil bir servisin geçişi sırasında patlatılması sonucunda, Mayıs 2008 itibariyle 7 kişi hayatını kaybetti, 30’u asker 5’i ağır 67 kişi yaralandı.
  • Güngören Patlaması: İstanbul Güngören’de 27 Temmuz 2008 tarihinde saat 21.55’te meydana gelen düşük şiddetli bu patlamanın ardından çevrede oturanlar ve olay yerinden geçenler patlamanın olduğu yere gittiler. Yaklaşık 10 dakika sonra çok şiddetli bir patlama daha meydana geldi. Bu patlama sonucunda 18 kişi öldü, 154 kişi de yaralandı.
  • Aktütün Saldırısı: 3 Ekim 2008 tarihinde Hakkari’nin Şemdinli ilçesi bölgesinde bulunan Aktütün karakoluna yönelik gerçekleştirilen saldırı sonucunda 17 asker hayatını kaybetti, 2 uzman erbaş da kayboldu ve 6’sı ağır 20 asker yaralandı. Bu saldırı aynı zamanda Kürt açılımından önce yaşanan son büyük saldırıydı.
  • Tokat Reşadiye Saldırısı: Tokat’ın Reşadiye ilçesi Sazak mevkiinde 07 Aralık 2009 tarihinde 15.20 sıralarında meydana gelen saldırıda yol kontrolü yapan jandarma timine havanın da sisli olmasından faydalanan teröristler tarafından açılan ateş sonucunda, araçta bulunan 7 asker şehit oldu, 3 asker de yaralandı. Bu bölgede 1997’den beri hiçbir terör eylemi gerçekleşmemişti. Habur görüntülerinden sonra durma noktasına gelen Kürt açılımı bu saldırıyla resmen bitmiş oldu.
  • İskenderun Saldırısı: 31 Mayıs 2010’da Hatay’ın İskenderun ilçesindeki Deniz Üs Komutanlığı’na bağlı İkmal Birliği’ne yapılan saldırıda 6 asker şehit oldu, 7 asker de yaralandı.
  • Şemdinli Saldırısı: PKK, 19 Haziran 2010 tarihinde Hakkari’nin Şemdinli İlçesi Günyazı Köyü’nün Irak sınırındaki Tanyolu Mezrası’ndaki sınır bölüğü üs bölgesine saat 02.00 sularında tahmini 250 PKK’lının katıldığı geniş çaplı bir saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırı sonucunda 9 asker şehit olup, 14 asker yaralanırken, 12 PKK’lı öldürüldü.
  • İstanbul Halkalı Saldırısı: 22 Haziran 2011 günü sabahına uyandığında Halkalı’da askeri personel taşıyan servise yapılan saldırı sonucunda 5 asker ile birlikte 1 asker kızının hayatını kaybettiğini ve 15 kişinin yaralandığını öğrendi.
  • Kastamonu Saldırısı: Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da 4 Mayıs 2011 tarihinde Kastamonu’nda miting gerçekleştirdi. Mitingten sonra Ankara’dan gelen Başbakanlık ve AK Parti görevlileri konvoy halinde dönüş yoluna geçtiler. Saat 17.00 sularında iken Ilgaz Dağı eteklerinde seyir halinde olan konvoya el bombaları ve otomatik silahlarla ateş açıldı. Çıkan çatışma sonucunda 1 polis şehit olurken, 1 polis de yaralandı.
  • İstanbul Etiler Bombası: 26 Mayıs 2011 sabahında Ak Merkez alışveriş merkezinin çok yakınında bulunan Koç Köprüsü’nde meydana gelen patlama sonucunda can kaybı yaşanmazken Ayten Bal isimli vatandaş bacağını kaybetti.
  • Silvan Saldırısı: 14 Temmuz 2011 tarihinde Diyarbakır’ın Silvan ve Kulp ilçeleri arasında arama yapan askerler pusuya düşürüldü. 3’ü uzman erbaş, 10’u er olmak üzere 13 asker şehit oldu. 2’si ağır 7 askerin yaralandığı çatışmada 5 PKK’lı öldürüldü.
  • Halı saha saldırısı: 4 Eylül 2011 tarihinde maç yapmakta olan ve onları izlemeye gelen eşlerine karşı yapılan saldırıya eş zamanlı olarak yine Tunceli’de yer alan Özel Harekat Polis noktasına da bir saldırı düzenlemesi sonucunda sıcak çatışma yaşandı. Halı sahadaki saldırı sonucunda ise bir baş komiser şehit düşerken, onu izlemeye gelen eşi de hayatını kaybetti. Ayrıca, 3’ü ağır olmak üzere 8 polis de yaralandı. Saldırılar sonrasında başlatılan operasyon kapsamında 1 saldırgan öldürüldü.
  • Ankara Kumru Sokak Patlaması: 20 Eylül 2011 Salı günü öğlen saatlerinde Ankara’nın merkezindeki Kızılay’da Çankaya Kaymakamlığı’nın bulunduğu sokakta meydana gelen patlamanın sonucunda ilk belirlemelere göre 3 kişi hayatını yitirirken, 3’ü ağır olmak üzere 34 kişi de yaralandı.

Yaptığımız listede yer alan ve almayan birçok saldırıyı dört ana kategoriye ayırabiliriz. Büyükşehir eylemleri, Doğu ve Güneydoğu’daki şehir eylemleri, diğer bölgelerdeki eylemler ve doğrudan güvenlik birimlerine yönelik eylemler. Tüm bunları yaptıktan sonra karşımıza çıkan tabloda PKK’nın geçmiş dönemde ülkenin bütününe yayılmış saldırılar gerçekleştirdiğini görüyoruz. Ancak bu kez durum farklı. PKK’nın son dönemde gerçekleştirdiği eylemlerin sadece “doğrudan güvenlik birimlerine yönelik eylemler” sınıfına girdiğini görüyoruz. Bunu çatışmaların kısa bir süre önce başlamasına bağlayanlar olabilir ancak bu dönemde sivil halde öldürülen polislere ve sivillere yönelik yapılan (doktorun öldürülmesi gibi) saldırılar için PKK’nın özür dilediğini, bunların tekrarlanmayacağını açıkladığını dikkate alırsak, saldırıların bilinçli bir şekilde yurt geneline yayılmadığını düşünebiliriz.

Bu stratejinin temel amaçlarından biri yaklaşan 1 Kasım seçimleridir. PKK HDP’nin çok yüksek oy aldığı bölgelerde güvenlik güçlerine yönelik saldırılar gerçekleştirdi, gerçekleştiriyor. Buna cevap olarak, beklenildiği gibi devlet PKK’ya karşı operasyon düzenliyor. Ancak Cizre’de ilan edilen sekiz günlük sokağa çıkma yasağı ve orada uygulamaya koyduğu güvenlik politikaları bölgede KSH zayıflatmak bir kenara daha da güçlendirecektir. Hatta devletin Cizre benzeri uygulamalara devam etmesi, Cizre’deki gibi sivil ölümlerin artması, Kürtlere yönelik ülke geneline yayılan ayrımcı saldırıların devam etmesi 1 Kasım seçimlerinde HDP’nin oylarında önemli bir artışın önünü açabilir. Kürtler HDP etrafında 7 Haziran’dan daha güçlü bir şekilde bir araya gelebilir. Buna ek olarak bazı çevrelerin 7 Haziran seçimi sonrası başlayan çatışmaların sorumlusu olarak Erdoğan’ı görmesi, daha geniş çevrelerin HDP’ye yönelimini hızlandırabilir.

Özetle tüm bunları değerlendirdiğimizde, PKK’nın, HDP’nin Kürt siyasi hareketi (KSH) içindeki gücünü geriletmek için bu saldırıları gerçekleştirdiği iddiası sorgulanmaya değerdir. Söz konusu sorgulamayı yaparken HDP lideri Selahattin Demirtaş’ın yaşadığımız süreci özetleyen şu cümlesini hatırlamamızda yarar var: “Sanıyorlar ki polisi, askeri yığdığınız da bir şey değişecek. Özel harekatçıların dokuz gündür Cizre’de yaptığı propagandayı inanın 30 yıldır PKK Cizre’de yapmayı başaramamıştır.”

Yine de tüm bunlardan yola çıkarak PKK ile güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmaların ve artan gerilimin HDP’ye yaradığını söylemek oldukça güç. Zira bu türden bir sürecin HDP’nin hareket alanını daralttığı, toplum nezdinde meşruiyetine zarar verdiği ve potansiyel oyunu azalttığı ret edilemez bir gerçektir. HDP belki şu an için kaybetmiyormuş gibi gözükse de PKK eylemleri HDP’nin sahici potansiyeline ulaşmasını engelliyor. Orta ve uzun vadede büyük zararı dokunuyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir: