Medyascope.tv

Ankara Katliamı’nın faili IŞİD mi?

 

Periscope yayınımın deşifresi:

Dünkü Ankara katliamının faili meselesi önümüzde çok ciddi bir soru işareti olarak duruyor. Şu âna kadar fail konusunda fazla bir şey konuşulmadı. Daha çok HDP çevrelerinin hükümeti, hükümetin ve hükümete destek veren çevrelerin de HDP’yi doğrudan ya da dolaylı şekilde suçlamalarına tanık olduk. Ama daha önceki örneklere baktığımız zaman burada ilk akla gelebilecek olan yapı hiç kuşkusuz IŞİD.

Bunun nedenlerine baktığımız zaman, Ankara katliamına benzer bir şekilde Diyarbakır’daki HDP mitingine yönelik bombalı saldırıyı gerçekleştiren Orhan Gönder’in IŞİD’le alakalı olduğu saptandı, kendisi cezaevinde şu anda. Daha sonra seçim sonrasında Suruç bombacısı Abdurrahman Alagöz’ün de IŞİD’le alakalı olduğu, İŞİD’e katıldığı söylendi. Alagöz öldü canlı bomba olarak. Başbakan, adalete sevk ettik dedi dünkü açıklamasında ama böyle bir şey yok, parçalandı Suruç bombacısı olarak.

Dolayısıyla burada da IŞİD’le alakalı intihar eylemcilerinin olması ihtimali çok güçlü. Çünkü IŞİD intihar eylemcilerini çok kullanan bir yapı. Diyarbakır ve Suruç’taki olaylarda da Diyarbakır’daki intihar eylemcisi olmasa da IŞİD’le irtibatlı insanlar vardı. Bugün gazetelere baktığımızda, Suruç bombacısı Abdurrahman Alagöz’ün abisi Yunus Emre Alagöz’ün de IŞİD’e katıldığı biliniyor ve aranıyor, canlı bomba olması ihtimalinin altı çiziliyor.

Buraya kadar tamam. Peki IŞİD böyle bir saldırıyı neden yapsın? Bunun birçok nedeni var. Öncelikle IŞİD’in Suriye ve Irak’ta, esas olarak Suriye’de en büyük rakibinin Kürt hareketi olduğu, PYD ve YPG olduğu ve bunların da Kandil’den destekli yapılar olduğu, dolayısıyla HDP olduğunu biliyoruz; yani IŞİD’in şu anda bölgede en nefret ettiği yapı Kandil merkezli Kürt hareketi ve bunun her türlü uzantıları, bağlantıları. HDP’nin Kobanê olaylarında da gördüğümüz gibi IŞİD’e karşı mücadelede PYD ve YPG’ye çok ciddi destek verdiğini biliyoruz. Zaten hatırlanacaktır Suruç katliamı da Kobanê’ye destek için düzenlenen bir faaliyete yapılmıştı. Dolayısıyla IŞİD’in Kürt hareketine ve Kürt hareketi ile arası iyi olan sol gruplara saldırmasının ideolojik bir nedeni var.

Bir diğer husus Kandil’den çatışmasızlık ya da kendi deyimleriyle eylemsizlik yolunda bir açıklama geldi, gelecekti. IŞİD’in bundan memnun olacağını sanmıyorum. Çünkü Türkiye’de PKK ile devletin tekrar çatışıyor olması IŞİD’in arayıp da bulamayacağı bir fırsattı. Seçimden sonra yaşanan çatışma ortamının IŞİD’in çok işine yaradığını biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye’de PKK ile devletin çatışmasının sürmesi, çatışmasızlığa girilmesinin engellenmesi IŞİD’in en çok isteyeceği şeydir.

Bütün bunlar tek başına IŞİD’i bu olayın faili ilan etmemize yetmiyor. Zira şu âna kadar yaşanan Diyarbakır ve Suruç bombalamalarında IŞİD bağlantıları olmakla birlikte örgütün bunu açıkça üstlendiğini görmedik. Birçok saldırısını üstlenirken, intihar eylemcilerinin görsellerini paylaşırken bu olaylarda bunu yapmadılar, bu ilginç bir nokta olarak önümüzde duruyor. İkinci olarak, daha önemlisi, devlet bu olayların üzerine ciddi bir şekilde gitmedi. Diyarbakır’da 20 yaşındaki çocuk bombacı olarak yakalandı; Suruç’ta genç bir çocuk bombacı olarak tespit edildi. Ama bunun ötesinde bu gençlerin tek başlarına bu kadar stratejik bir saldırıyı, bu kadar donanımlı bir şekilde gerçekleştirmeleri mümkün değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de böyle bir olayı gerçekleştiren gençlerin irtibatlarını saptamaması gerçeğe uygun gözükmüyor. Dolayısıyla Diyarbakır, Suruç gibi örneklerde, IŞİD bununla alakalı olsa bile, devlet bu olayın IŞİD’le bağlantısını net bir şekilde ortaya çıkarmadı, bu eylemleri gerçekleştiren gençlerin bağlantılarını, şebekelerini bize net bir şekilde göstermedi. Bunu çok önemli bir not olarak düşmemiz lazım.

İkinci olarak da, devlet hiçbir zaman “bu olayların birinci derecede sorumlusu olarak tek başına IŞİD’tir” demedi. Dünkü açıklamalara baktığımız zaman da, örneğin Başbakan Davutoğlu, örgüt isimlerini sayarken DHKP-C’yi, MLKP’yi, tabii ki PKK’yı katıyor, IŞİD’i de katıyor ama IŞİD’in adını DEAŞ diye söylüyor, sanki anonim şirketmiş gibi. DEAŞ diye bir şey yok. Arapça’da DAİŞ diye bir şey var, ama Türkçe’de IŞİD var. Zaten adının kullanımı ile birlikte IŞİD’in devleti birinci derecede hedef olarak algılamadığını görüyoruz. Hükümete destek amacıyla ve HDP ve Selahattin Demirtaş’a saldırı amacıyla yazılmış yazılara da bakıyoruz; bir yığın isim sayılıyor, en sona da Diyarbakır ve Suruç’tan hareketle IŞİD iliştiriliyor, ama burada da net bir şekilde IŞİD’e karşı tavır alınmıyor. İnsanların kafaları genellikle PKK, DHKP-C, MLKP ve benzeri yapılarla başka yönlere çekilmek isteniyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk gün yaptığı açıklamada da, terörün her türü denilerek, bu saldırıyı diyelim ki IŞİD yaptıysa, tek başına IŞİD hedefe konulmuyor. Ülkenin yasa çağrılmasında da sadece bu olayda hayatını kaybedenler için değil, polisler, askerler de eklenerek yapılıyor. Bu olayı IŞİD gerçekleştirmiş olsa bile, ki böyle bir ihtimal var, bu olayda devletin hiçbir şekilde bağlantısı olmasa, göz yumması olmasa, teşviki olmasa bile, devletin Türkiye toplumunun karşısına IŞİD’e karşı mücadele gibi bir perspektif sunmadığını, çok net bir şekilde görüyoruz.

Bu aslında 2003 yılındaki 15-20 Kasım El Kaide saldırılarından beri yaşanan bir şey. Türkiye topraklarında AKP iktidarı döneminde radikal İslamcı şebekelerin terör eylemleri oldu, ama hiçbir zaman bunlar tek başına terörle mücadele hedefi olarak gösterilmedi. Her saldırının ardından “terörün her türü” lafı illa ki edildi. Burada net bir şekilde IŞİD, El Kaide gibi yapıları devlet ayrıştırmamaya özen gösteriyor.

Devlet Diyarbakır ve Suruç gibi olaylarda, bu olayları bütün yönleriyle “gözler önüne sermeme konusunda büyük bir başarı” kaydediyor. Bunları not etmeden Ankara saldırısını anlamak mümkün değil.

Burada muhtemelen IŞİD’le bağlantılı bir ya da iki intihar eylemcisi çıkacaktır. Muhtemelen Diyarbakır ve Suruç’ta olduğu gibi IŞİD bu olayları ne üstlenecek ne de reddedecektir. Bu olaydan memnun olduğunu gizlemeyecektir ama diğer gerçekleştirdiği eylemlerindeki prosedürü muhtemelen bu olayda da uygulamayacaktır Diyarbakır’da ve Suruç’ta olduğu gibi.

Yani bakıyorsunuz IŞİD hesaplarına, intihar eylemcileri eylemden önce videolar çektiriyorlar, vasiyetler veriyorlar, sonra bombaları nasıl bağladıkları gösteriliyor, vs. Hatta bazen, arabalı eylemlerde direksiyon başında görüyorsunuz intihar eylemcisini. Burada da böyle bir organizasyonu gerçekleştirebilecek, Ankara’nın göbeğinde böyle bir saldırıyı gerçekleştirebilecek bir yapının buraya gidecek olan intihar eylemcilerinin videosunu çekip sosyal medyaya koyması kadar basit, kolay bir şey olamaz. IŞİD’in yöntemi de bu olduğu için böyle bir şey beklememiz gerekir.

IŞİD bunun sorumluluğunu net bir şekilde üstlense bile şu soru hâlâ ortada: Türkiye’de hükümet IŞİD’in Kürt hareketine, sol harekete —Suruç’ta büyük ölçüde sol hareketti, Diyarbakır’da HDP’ydi, Ankara’da büyük ölçüde hem sol hem HDP, hepsi beraberdi—yönelik saldırılarına karşı IŞİD’i diğer tartışmalardan ayırarak toplumun karşısına, kamuoyunun karşısına koymuyor, bu da başlı başına birçok soruyu beraberinde getiriyor.

Sonuç olarak Ankara’da böyle bir saldırıyı pekâlâ IŞİD gerçekleştirmiş olabilir, ama gerçekleştirmiş olması devletin buradaki sorumluluğunu kesinlikle hafifletmez.

Bunlar da ilginizi çekebilir:
  • sema

    Tabiki ISID’in adını anmazlar… en büyük destekcileri onlar…