Medyascope.tv

Medyascope.tv Özel Yayın: Andy-Ar Başkanı Faruk Acar ile 1 Kasım Seçimleri

20 Ekim Salı günü saat 18:00’de Periscope ve Medyascope.tv YouTube kanalından canlı yayınlanan söyleşide Andy-Ar Araştırma Şirketi Başkanı Faruk Acar ile 1 Kasım genel seçimlerini tartıştık. Yayının deşifresini Sedat Ateş yayına hazırladı.

Yayının deşifresi:

RÇ: Andy-Ar araştırmanın Başkanı Faruk Acar konuğumuz. 1 Kasım’ı konuşacağız. Faruk Bey hoş geldiniz. Bu arada soru ve yorumlarınızla yayına katılabilirsiniz, çünkü yanımda şu anda son seçimlerin anket şampiyonu var.

Acar: Sadece son seçimlerin diyerek kısıtlamayalım son altı seçimin.

RÇ: Yani son seçimlerin değil peş peşe gelen seçimler.

Acar: Son altı seçimin, seçimler deyince tabii öyle yorumlayabiliriz, son altı seçimin diyelim evet.

RÇ: Altı seçim oldu mu?

Acar: Üst üste olunca evet, üst üste birincilik.

RÇ: Ama size bakan der ki: “Ya bu genç çocukken mi başlamış?”

Acar: Vallahi aynen öyle, çocukken başladık. Tabii işin membaından bir şekilde yetiştiğimizi söyleyelim. Türkiye’de bu işin duayeni olarak tanımlanan kamuoyu araştırmalarında öncü noktada olan bir Tarhan Erdem markası vardır. Bunu biz de kabul ederek bir şekilde yorumlayabiliriz. Diğer taraftan biraz da işin sağı olarak, sağ ve sol değerlendirmesi yaparsak, yakınlık noktasında bir de Beşir Atalay’ın marka olduğunu söyleyebiliriz. Ben sağdan, Beşir Hoca’nın yanından yetişme biriyim, yani ANAR’dan gelen biriyim. Tabii ANAR’ın bugünkü kadrosundan değil ilk kurulmuş olan kadrosundan geldiğimizi söyleyebilirim. Eskiden araştırmacılık sadece olayın bu işin okulu yok, bugün biraz daha ekonometri, istatistik gibi bölümlerin artık rağbet gördüğünü biliyoruz. Ama neticede araştırmacılık okulu diye bir okul yok, bir bölüm yok. Ben de tabii anketörlükle başlayan, anketörlüğün yanında ışıkçılık, bizim lambacılık dediğimiz, apartmanlara girdiğimizde denekle yani katılımcıyla anketör iletişim kurarken sürekli apartmanda lambalar sönerdi, otomatik sensörlü olan lambalar, ben o zaman ona basarak o iletişim kopuşunu engellemek üzere başladım. Sonrasında anketörlük yaptım yıllarca ve süpervizörlük, koordinatörlük ve Andy-Ar’ı kurmak üzere pozisyon aldık, işin alayından geldiğimizi söyleyebilirim.

RÇ: Şimdi tabii herkes araştırma şirketi bulunca hemen rakam soruyor. Siz en son Habertürk’le anlaşmalısınız ve Habertürk’e birtakım rakamlar verdiniz. Detaylarını isterseniz söyleyebilirsiniz ama en çarpıcı yön şuydu: Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oylarının arttığını tespit ettiniz. Ne zamandı bu?

Acar: Bu bahsettiğiniz araştırma sonuçları son on beş gün içerisinde kamuoyunda tartışılan rakamlarımız, ama biz 7 Haziran sonrasında ilk yaptığımız araştırmada da zaten AK Parti’yi yükselmiş olarak bulduk. Mesela seçmenlere, “Bu sonuçları biliyor olsaydınız seçim öncesinde oy tercihinizde bir değişiklik olur muydu?” diye sorduğumuzda iyüzde 92’si zaten “Hayır olmazdı” şeklinde bir yanıt verdi bize. Ama yüzde 8’lik bir kitlenin seçim sonuçlarıyla ilgili bir sonraki adımda nasıl reaksiyon göstereceğini öngörmek çok mümkün değil o günlerde. Ama biz neticede günün fotoğrafını çektiğimiz için 7 Haziran sonrasındaki ilk çalışmada yine yüzde 42,8 diyerek araştırmanın yani sandıktan sonraki geçen yirmi günlük süre içersinde AK Parti’nin lehine döndüğünü zaten tespit ettik.

RÇ: Şöyle yorumlayabiliriz herhalde: şu ya da bu nedenle AK Parti’ye oy vermemiş olan AK Parti seçmeninin bir kısmı seçim sonuçlarından endişeye kapılıp oy vermeye yöneldi.

Acar: Tabii, bir bölümü böyle. Bu seçimlerdeki kaybın aslında okumasını yapmak belki bugün buradaki değerlendirmemiz süresi içerisinde yetmeyebilir. Bunu sabahlara kadar konuştuğumuzda birçok şey çıkarabilirsiniz. Bir de kızgın olanların sandığa gitmediğini biliyoruz, yani AK Parti’ye daha öncesinde oy vermiş olan ama 7 Haziran seçimlerinde sandığa gitmemiş olan bir seçmen vardı ve o seçmenleri de içine aldığı, yine diğer partilerden de ufakta olsa geçişin olduğu ve diğer parti dediğimiz.

RÇ: Dört partinin dışındaki ufak partiler.

Acar: Dört partinin dışındaki özellikle Saadet, Büyük Birlik birlikteliğinden bir kırılmanın olduğunu ve dolayısıyla AK Parti’ye geçişin olduğunu ilk yaptığımız araştırmada gördük. Sonra bir kez daha yaptık, Temmuz ayında. Orada da 42,8 bulduk bir kez daha. YSK bile hesaplasa aynı rakamı bulamaz. Ama biz bir kez daha sahaya çıktığımızda yine 42,8 bulduk. Sonra 42,7 bulduk. Bugün itibariyle, yani bugün demeyelim on gün önceki yaptığımız araştırmalarda da —3-6 Ekim tarihleri arasında yapıldı HaberTürk yayın grubu için—yüzde 42,6 bulduk sonucu AK Parti lehine.

RÇ: Bu 42,6, 42,7, tek başına iktidara yetmiyor ama değil mi?

Acar: Tabii yetmiyor. Çünkü aslında biraz da araştırmacıların ve kamuoyu önündeki, ekran önündeki çok fazla bu işleri tartışan teknik detaylara da hâkim olan insanların, seçim gecesi itibariyle ilk sonuçlara baktığında okuma yapması şu şekilde oldu. Devam eden günlerde de AK Parti’nin HDP’nin barajı aştığı yani dört partili bir Meclis aritmetiğinde en asgari şartlarda yüzde 44 ve artı oya ulaşması gerektiği yorumu yapıldı. Dolayısıyla bugün binin taksiye, taksici de size…

RÇ: Kırk dört yoksa tek başına yok der…

Acar: Kırk dört yoksa tek başına yok. İktidar gibi bir yaklaşım…

RÇ: Peki kırk dört varsa da tek başına iktidar garanti değil herhalde, değil mi?

Acar: Değil, yani sadece yoğun olunan alana eğilimde bulunulur ve buradaki oy Türkiye’nin geneline etki ederse milletvekili sayısı açısından pek bir önemi olmayabilir ya da 42 ile de tek başına iktidar mümkündür aslında.

RÇ: Çok zor ama…

Acar: Çok zor ama böyle bir ihtimal var.

RÇ: Şimdi teker teker gidelim, AK Parti’ye sonra tekrar dönelim, en önemli parti olduğu için. CHP’nin oyları yanlış hatırlamıyorsam sizde de biraz artmıştır, değil mi?

Acar: 27,7.

RÇ: Genellikle bu söyleniyor, 7 Haziran’dan bu yana olumlu anlamda CHP’de bir kıpırdanış olduğu ifade ediliyor. Bunun önde gelen nedenlerinden birinin CHP’nin koalisyon sürecindeki tutumu ve daha sonra çatışma ortamındaki özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun serinkanlı, sağduyulu duruşu olduğu söyleniyor. Hakikaten böyle mi?

Acar: Cumhuriyet Halk Partisi ile alakalı olarak Türkiye’nin yüzde 70’inde oluşmuş bir algı var. Çok net bir algıdan söz ediyoruz. Bu algı nedir? Hepimizin klasik olarak belki yorumlayabileceği, şu düzeyde bir olumsuzluğu, bir duvarı var. Bakın yüzde 70 diyorum, çok ciddi bir rakam bu; seçmenlerin yüzde 70’inin Cumhuriyet Halk Partisi’ne bakışı şudur: “Ellerim kırılır ama yine de Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vermem.” Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy verenleri gâvur olarak tanımlayan bir zihniyetten söz ediyorum.

RÇ: Ne kadar uğraşırsa uğraşsın yüzde 30 mu diyorsunuz?

Acar: Hayır, tabii bugün itibariyle süreç değişkenliğe uğramaya başladı, onu yorumlamak için, altyapısını oluşturmak için öncesinde paylaşımda bulunmayı faydalı buldum. Yani bir kalıp var, Cumhuriyet Halk Partisi’ne kaRÇı duvarlar var ve oy vermeyi günah sayan bir zihniyetten geliyor. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi 7 Haziran öncesinde 2002’den bu yana devam eden süreç içerisinde, Baykal genel başkanlığında da bugünkü Kılıçdaroğlu genel başkanlığında da gördüğümüz şu ki: Konumlandığı alan Erdoğan kaRÇıtlığı ve sadece muhalif olmak için muhalefet yapan bir parti konumuna sahipti. Yani başörtüsü ile sorunu olan, geçmişten kalan İmam Hatiplerle ilgili sorunu olan, geçmişten kalan dini inançlara kaRÇı yaklaşımı konusunda daha işte laikçiliği ön planda tutmaya çalışan bir anlayışı söz konusu, şimdi bunu tamamen yerle bir eden bir kavramı ortaya koydu. Cumhuriyet Halk Partisi dedi ki: “Ben yeni CHP’yim kardeşim.” Bu önemli bir çıkış. Sonrasında tabii her ne kadar adayların ve genel kulislerde konuşulan değerlere baktığımızda Alevilerin yoğun olduğu bir ön seçim sonucu ortaya çıksa da Cumhuriyet Halk Partisi’nin İmam Hatiplerle bir sorunu kalmadığını, başörtüsü ile sorunu olmadığını, bakın ben de İslami camiadan gelen ve bu yerden yetişmiş biri olarak şunu söyleyebilirim: Allah bir kere değil bin kere razı olsun Kılıçdaroğlu’ndan, bugün bu tür problemler tartışılmıyor. Yani artık kimsenin başörtüsü ile ilgili, inançlarıyla ilgili bir sorunu bulunmuyor, hatta kendi içinde bulunduğu ve onu temsil ettiği kesimde bugün azınlık grup olarak kendini dışlanmış hissediyor, ötekileşmiş hissediyor. Siyaseten de olsa, böyle olduğunu düşünmese de, samimi olmasa da ben yine de kendisinden razı olsun diyorum. En azından siyaset yapıyor bile olsa problemin ortadan kalkmasına sebep olan bir misyonu üstlendiğini, elini taşın altına koyduğunu, ki kendi seçmenini kızdırdığı halde bunu radikal karar olarak almış olmasından söz ediyoruz.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi 7 Haziran’da bu yaklaşımını değiştirdi ve dedi ki: “Benim bundan sonraki Türkiye’ye ilişkin fotoğrafım şu.” Yani ben şunu istiyorum diyerek merkezini ekonomiye aldı. Seçim öncesinde, özellikle de ekonomik gidişatın yani tüketici güven endeksine baktığımızda, sürecin sürekli olarak olumsuzluğa neden olan bir seyirde devam ettiğini gören Cumhuriyet Halk Partisi… bu arada da AK Parti’nin de o üst perdeden milleti ötekileştirmenin ötesine geçen hatta kendi seçmenleri ile arasına mesafe koyan, uzaktan ve üst perdeden yaklaşan bir AK Parti’yi görmesiyle de birlikte, işte nelerden söz ediyoruz; israf gibi konulardan, kendi içindeki kırılmalardan, eleştirisel yaklaşımlardan, çözüm sürecine olan yaklaşımından vs. gibi böyle bir sürü konuyu değerlendirebiliriz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi bunların tamamını kenara koydu ve dedi ki: “Benim hedefim bundan sonraki Cumhuriyet Halk Partisi’nin aşağı tükürdüğünde yirmi beş olan, yukarı tükürdüğünde yirmi beş olan sonucunu değiştirmek üzere Türkiye’yi kucaklamak istiyorum.” Merkezine ekonomiyi aldı ve israf yapmayarak, Cumhurbaşkanlığı sarayını adres göstererek dedi ki, ben ilk olarak emeklilere eğileceğim. Daha sonrasında asgari ücret ve işçi maaşları gibi durumu ortaya koymaya çalıştı. Ve AK Parti bir şoka uğramışlıkla, nasıl cevap vermesi gerektiğini bilemeyen ve peşine takılan bir iktidar partisi ile kaRÇı kaRÇıya kaldı.

Şimdi seçimin denklemini bir kere Cumhuriyet Halk Partisi kurdu. 7 Haziran seçimlerinde özellikle MHP’nin yükselişine engel olmadı. Şimdi diyeceksiniz ki nasıl olabilirdi? MHP’nin yükselişinde kamuoyundaki çarpan etkisiyle engel olmak isteseydi, AK Parti yerine MHP ile yarışa girdiğini hissettiren bir noktada olsaydı MHP’yi yıpratabilirdi. Bu arada kendisi de yıpranabilirdi fark etmez, ama AK Parti yine kavganın arasından çıkan parti olabilirdi. Bunu yapmadı. HDP’yi barajın üstüne alarak, yine kendi oylarından emanetçi göndererek HDP’nin de önüne geçmedi, her ne kadar süreç içerisinde çok fazla gidiyor gibi bir durum oluşsa da hemen toparladı ve dedi ki: “HDP benim rakibim değil, ben kendi işime bakacağım.” HDP’ye de oy gönderdi, HDP’nin de yükselmesine engel olmadı. Ve kendisinin de HDP gibi parti olarak barajı geçmek isteyen, ilk kez seçimlere bu şekilde katılan bir partinin potansiyel seçmeni CHP’den gitmesi potansiyel taşıdığı için HDP’yi de bir şekilde muhalif bir noktada bulunmayarak HDP’yi de yukarı aldı. Ve kendisi yol kazasına uğramaktan kurtuldu, mevcut oyunu da muhafaza etti.

Şimdi yüzde 25 tabii. Bana her ekranda tüm platformlarda şu soruldu: “Ya, CHP bu kadar reklam yapıyor, kamuoyunda her gün CHP’nin vaatleri konuşuluyor, hatta iktidar partisi CHP’nin peşine takıldı, takip ederek bununla ilgili cevap vermek durumunda, peki CHP nasıl yükselmiyor?” Ben o zaman demiştim ki, bakın, CHP’nin tarihten gelen bir problemi var, bunu aşabilmesi için bu tür hamleleri sürekli olarak, yani bir tarlaya tohum ekmekten söz ediyoruz, bunu ekecek, sonrasında meyvelerini bekleyecek. Bu seçimde görmeyeceğim demiştim ama şu anda takdir teveccühe dönmeye başladı, bu yüzden de yükselişe geçti.

RÇ: O zaman diyorsunuz ki eğer bu çizgisini sürdürürse bir sonrakinde, ki Cumhurbaşkanı bir seçim daha yaptırırsa, onda daha yüksek olur. MHP’yi sormak istiyorum. Bir soru geldi, herkes soruyordur, ama bir daha sorayım: “Tuğrul Türkeş AK Parti’ye geçti. Çok da iyi bir yerden aday gösterildi, Başbakan Yardımcısı oldu. Daha önce Türkeş’in adı çok bilinmeyen genç oğlu AKP’den adaydı, ama şimdi Tuğrul Türkeş gibi ağır top… yani MHP’den bazı oyların…”

Acar: Kime göre ağır.

RÇ: Yani en azından Ülkücü hareketin içinde başkanlığa oynamış, kısa bir dönem yapar gibi de olmuş falan, getirisi olur mu AKP’ye?

Acar: Hiçbir etkisi olmadığını söyleyebilirim. Yani çarpan etkisi bile olmayacağını ifade edebiliriz. Çünkü, bakın orada bakanlık teklifi gönderilen isimlerden biri Meral Akşener’di. Şimdi Meral Akşener’in örneğin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, ki ilk olarak benim fikrimdi bu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaRÇısına potansiyel olarak ortak aday Meral Akşener çıksaydı kazanabilirdi.

RÇ: Kazanabilirdi?..

Acar: Kazanabilirdi, seçim mutlak suretle ikinci tura kalacaktı, orada da şansı mutlak suretle olabilirdi. Şimdi bu ciddi bir şey, Meral Akşener de bu bakanlığı kabul etseydi, bu hükümette Tuğrul Türkeş gibi, o zaman MHP’nin biz barajını konuşacaktık bugün.

RÇ: Meral Akşener de kabul etmiş olsaydı?..

Acar: Evet, ama neticede Tuğrul Türkeş’in siyasi istikbalini… bakın ne diye geçti AK Parti’ye, kamuoyunda nasıl bir algı oluşturma üzerinde kurgulandı durum? Hükümetsiz kalmamalı ülke, değil mi? Buydu tartışma konusu, şimdi bugün nedir; bugün AK Parti milletvekili adayı. Burada bu samimiyeti sorgulayan bir yaklaşım mutlak suretle olur. Dolayısıyla bir önceki dönemde de kardeşinin ne etkisi olduysa Tuğrul Türkeş’in de öyle bir etkisi olacağını söyleyebiliriz. Bu belki AK Parti çevrelerinde motivasyon noktasında, belki söylem noktasında, evet etkili olmuş olabilir, olabilir bu mümkündür, ama oy getirisi… Evet Tuğrul Türkeş AK Parti’ye geçti, o yüzden en milliyetçi oy olarak gidip Tuğrul Türkeş’in olduğu yere oy vermeliyim şeklinde bir oy geçişkenliğinden asla söz edemeyiz.

RÇ: Peki Meral Hanım’dan bahsettiniz, o ilginç, çok çarpıcı o söylediğiniz. Aday göstermedi Devlet Bey onu, bu MHP’de bir burukluk yaratmış mıdır?

Acar: Evet, aslında Devlet Bahçeli’nin bu hamlesi siyaseten çok doğru bir zamanda oldu, neden? Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi’nin bunu tolere edebilecek bir ortamı vardı 7 Haziran sonrasında ve adayların belirlenmesine kadar da bu süreç böyle devam etti. Dolayısıyla ben nasılsa terörün tırmanışta olduğu, bizim sözlerimizin haklılık noktasına geldiği bir anda gündemde Meral Akşener’i yiyebilirim dedi belki de, yani siyaseten çok doğru bir zamandı, çünkü Meral Akşener’in oy etkisinin çok da görülmeyeceği bir düşüş ya da çıkışın olacağı bir dönem değil açıkçası. Dolayısıyla en doğru zamandı bence, tercihte bulundu potansiyel olarak.

RÇ: Bir de başka yere de geçemedi.

Acar: Tabii onu da bir şekilde kamuoyunun önüne de sunmuş olabilir.

RÇ: Genel olarak…

Acar: Meral Akşener için şunu söyleyebiliriz, seçildiği bölgedeki vekil sayısını MHP kaybedecek, iki tane alabiliyordu orada, şu anda bir tanesi kayıpta.

RÇ: MHP’ye baktığınız zaman, sizinki ve başka anketlere baktığımızda da MHP’de yukarıya doğru bir kımıldama yok, tam tersi aşağı doğru hafif bir gerileme ve milletvekili sayısının azalacağı yolunda, 80’i bulamayacağı yolunda genel bir hava var sanki. Bu neye istinaden?

Acar: Seçim sonrasında yaşanan terör olaylarının aslında Türkiye’nin, herkesin, hepimizin gönlünü, vicdanını sızlattığını, buradan belki de bir kez daha rahmet dileyerekten hatırlayalım, söylemiş olalım. Ama Iğdır’ı burada ayrı tutuyorum ben. Bakın Iğdır’da Ruşen Çakır ekrana çıktığında şunu konuştu: Terör uzmanları, herkes, hepimiz konvoy gidiyordu, asfalt patladı. Hemen o hışımla tekrar geri dönme, manevra yapmak istedi, arkadaki asfalt da patladı, arada kalındı. Hemen sağ tarafa yamaca doğru eğilen askerler bu kez oranın patladığını fark etti ve PKK ilk kez vurkaç yapmadı, şarampole yuvarladı şeklinde. Allah rahmet eylesin. Şehitlerimizi orada şehit etti gibi bir konuyu tartıştı, sürekli olarak tartıştı, bakın Iğdır’ı da tartıştı. Ve orada insanların kafasına şöyle bir soru geldi: “Yahu kardeşim yani çözüm süreci, çözüm süreci denilen tamamındaki dönem içerisinde MHP hep çözülme dedi ve hep bunlardan bahsetti. Dolayısıyla MHP’nin söylediği aslında yanlış değilmiş ya.” Dediğinde haklı çıkmış olması o MHP’nin çöküşü, gidişi, aşağı doğru seyir halinde olan MHP tekrar toparlanma yönünde bir pozisyon aldı.

RÇ: Aşağı doğru seyir halinden kastınız özellikle 7 Haziran’dan beri takınılan reddi…

Acar: 7 Haziran sonrasındaki uzlaşmaz algısı, her şeye hayırcı yaklaşımda bulunulan algı, ki bunu herkes böyle ifade ettiği için yerleşti. Taksicilerden yine örnek vereyim, onlar önemli bir done bizim için biliyorsunuz.

RÇ: Özellikle biz gazeteciler için.

Acar: Aynen, araştırmacılar için de öyle. Eğer “Abi biz sizi tanıyoruz, ya bu kadar mı alıyor oy?” diyenlerin dışında eğer tanışıklık söz konusu değilse, oradan görüyorsunuz onu. “Abi uzlaşmaz tavrı dolayısıyla böyle oldu” falan gibi böyle yorumlayabiliyor. Şimdi o olumsuz anlamda iniş, MHP’yi Iğdır’la birlikte durdurdu ve hemen tekrar toparlanmasına sebep oldu, toparlandı. Ama 7 Haziran’daki düzeyinde bir toparlanmadan söz etmiyoruz, yani tekrar oylarını muhafaza eden bir pozisyona çekti. 16 küsurluk sonucu elde etti gibi bir sonuçtan söz etmiyoruz, yine 14.5, 15’lere dayandığını söyleyebiliriz, bir toparlanmadan söz edebiliriz.

RÇ: Peki, HDP’ye geçelim. 7 Haziran ile ilgili en önemli tespit, HDP’nin barajı aşmasındaki esas motivasyonun, daha önce AK Parti’ye oy vermiş olan Kürt seçmenin önemli bir bölümünün bu seçimde HDP’ye oy verdiği. Buna katılıyor musunuz?

Acar: Tabii ki katılıyorum, neticede sonuç ortada.

RÇ: Bu seçmenin geri dönmesi mümkün mü? 7 Haziran’dan bugüne yaşananlar bu geri dönüşü daha mı zorlaştırıyor?

Acar: Benim çok sevdiğim, saygı duyduğum arkadaşım İrfan Bozan’ı tanırsınız.

RÇ: Tabii ki, tanımaz mıyım, beraber çok iş yaptık.

Acar: Dün aynı soruyu sordu bana, dedi ki: “Peki ne yapabilirdi abi, nasıl düzeltebilirdi durumu?” Ona da söyledim, herhalde bugün ya da yarın yayına alacak o da, Diyarbakır’la ilgili özel çalışıyormuş. Şimdi eğer Sayın Davutoğlu ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim sonrasında HDP’yi cesaretlendiren, güçlendiren bir yaklaşım sergileyebilseydi, Kürtlere olan samimiyetinin teste tutulması gibi bir durumla kaRÇı kaRÇıya kalınmayacaktı. Fakat 7 Haziran’a kadar iyi, ama 7 Haziran sonrasında ilk kez kendilerinden olduklarını düşündükleri bir partide konsolda olmalarına rağmen ertesi gün ben sol tarafımı yok sayıyorum diyen, MHP’nin diline gelen AK Parti Kürtlere bugün itibariyle söyleyeceklerinde çok dikkate değer bir pozisyonda yer almadı. Çünkü olayın kopuşu sadece AK Parti noktasında değil, devlet noktasında da bir kopuşa sebep olabilir. Eğer Sayın Davutoğlu HDP’yi biz Meclis’te istiyoruz, evet Kürtlerin olduğu bir partide, ki kendilerinin de içinde çok fazla 2002’den bugüne çözüm sürecinde HDP’yi aktör olarak tanıyor olması bile çok önemli bir başlangıçtır, bugün “Ben yerli vekil istiyorum” diyen bir anlayışın açıkçası Kürtler nezdinde bizim bölgede yaptığımız araştırmada samimiyetinin sorgulandığı bir döneme girildiği söyleyebiliriz.

HDP başarılı oldu ve biz bunu kabul ediyoruz, PKK ile arasına mesafe koyabilmesi için cesaretlendiriyoruz diye Türkiye’yi içine alan, Türkiye’ye taraf değil Türkiye tarafından yeltenebilseydi, ki buna rağmen bakın Selahattin Demirtaş’ı savunduğum için değil ama, “amasız, fakatsız” gibi bir sürü açıklamalar yaptı, bakın Kürt hareketi içerisinde bugüne kadar en fazla sizin uzmanlık alanınız olduğu için söylüyorum, Leyla Zana’nın bu tür yaklaşımları dikkate değer bulunurdu. Ama Selahattin Demirtaş gibi, Altan Tan gibi isimlerin yani evet Figen Yüksekdağ’ı dışında tutuyorum bunun, ama bu isimlerin Türkiye içerisinde pozisyon almak için PKK’nın ayrışmasını talep eden, yaptığı cılız da olsa açıklamaların önemli olduğunu düşünüyorum. Ama cılız kaldığı için bölgedeki seçmenlerde algılandığı biçimle Batı’daki seçmenler arasında bir farklılık oluştu. Yani o Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vermeyen, bugün itibariyle HDP’nin yanında yer alan bazı ufak da olsa seçmenlerde soru işaretlerine sebep oldu. Yani bunlar, evet kardeşim bunları hâlâ PKK’nın uzantısı olarak değerlendirir, biz böyle bir alan açtık, yüzde 13 gibi çok önemli bir oy verildi, buna rağmen bunu çok net bir şekilde kestirip atamıyorlar demediği için, Figen Yüksekdağ gibi isimlerin çıkışları dolayısıyla Batıda bu kırılmayı göreceğiz HDP ile ilgili. Ama bölgedeki Kürtler nezdinde muhafazakâr ya da değil fark etmez, böyle bir ayrımı yapmayı da çok doğru bulmuyorum. Neticede etnik bir tanım yapıyorsanız bunlar Kürt ya, uzaylı değil bu insanlar. Neticede HDP’ye oy veren insanların büyük bir bölümü Kürtlerden oluşuyor. Muhafazakârları tekrar kazanalım bu böyle olsun değil, AK Parti içerisinde var olanların oranı da yüzde 3 ya da 4 civarında, zaten mevcutta halen duruyorlar. 7 Haziran’da da oraya verdiler, bugün de oraya vermeyi planlıyorlar. Şimdi bunları tekrar kazanmak için AK Parti nasıl bir söylem geliştirdi? Soru bu. Buraya baktığımızda böyle bir şeyin gerçekleşmediğini söyleyebiliriz, yani böyle bir emareyi vatandaşına uygulayan bir cumhurbaşkanını görmüyoruz. Nankörlük ettiler şeklinde kulislerde konuşulan o eleştirisel yaklaşım aslında partinin politikası haline geldi. Nankörlük ettiler, bunlara hiçbir şekilde destek olunmaz, bugün itibariyle durum budur şeklinde tespitten söz ediyoruz.

RÇ: Burada şöyle bir şey var açıkçası, sizce de öyle değil mi: HDP’ye yönelik eleştirel saldırılar aslında Kürtlere yönelik olarak algılanıyor, tıpkı geçmişte Refah Partililere, Fazilet Partililere yapılan saldırıların dindarlara yapıldığı şeklinde algılanması gibi.

Acar: Bugün AK Parti’nin mağduriyetlerini hatırlamak gerekirse, biraz geçmişe, çok uzağa gitmeye gerek yok, ama bugün şimdi soruyor AK Parti tekrar nasıl bir pozisyon alacak nasıl daha iyi başarılı bir ivme yakalayabilir? Bakın bu seçimde bir yükselişi göreceğiz, tek başına iktidar mı değil mi? Bunu son güne kadar izleyeceğiz. 85 seçim bölgesinde il bazlı yaptığımız çalışmalar neticesinde biz 258’i vermiş bir araştırma şirketiyiz. Bugün de eğer iktidar çıkarsa iktidar sayısını vereceğiz. Böyle potansiyel var mı? Olabilir. Yarın on bir on iki gün var. Yüz on iki gün belki gündem değişecek bunu bilemeyiz. Ama HDP ile ilgili sosyolojik derinlikteki yıkımın bakın bölgede biz seçim sonrası dört farklı çalışma yaptık. HDP’nin birinci olduğu illerde durumu okumaya çalıştık. Türlerin sorunu kadar Kürtlerde böyle bir sorun yok. Türkiyelileşme konusunda hepsinin bir beklentisi var, ayrışmadan asla söz etmiyorlar. Yani örnek verelim izleyicilerimizin de dikkatine sunalım. Neticede bunu çok paylaşmışta değilim size özel olsun bu. Örneğin, biz Kürt seçmenlerine soruyoruz “Kızınızın Türk ile evlenmesine engel olur musunuz?” diye. “Yani bu sizi rahatsız eder mi?” yüzde 95’ etmez diyor. Hatta mutlu oluyor kaynaşmada “ Türkün yanında çalışmaktan rahatsızlık duyar mısın” yüzde 95’ hayır diyor. Ama aynı soruları Türk’e sorun sorduk bakın bende Bursalıyım milliyetçi biri olarak söylüyorum artık faşizan yaklaşımdan söz etmiyorum Türk milliyetçisi olarak söylüyorum. Bizim sorunumuz var. Şimdi devlet eşittir AK Parti gibi bir algı var bölgede. Tayyip diyor, Tayyip Erdoğan savaş açtı, diye bakıyor meseleye. Yani 7 Haziran sonrasında Tayyip Erdoğan savaş açtı diye bir algı var seçmende, Kürt seçmende. Şimdi siz aynı zamanda çıkıp meydanda yerli vekil istiyorum, milli vekil istiyorum dediğinizde o seçmen kendini dışlanmış hissediyor ve dolayısıyla bir güç merkezi ise PKK sahiplenmek durumunda kalıyor.

RÇ: Bu söylediğiniz çok önemli, bunun için apayrı bir program yapmamız gerekir. Kardeşlik diye söylenen olaya Kürdün sıcak yaklaşımı ile Kürt olmayanın mesafeli yaklaşımını özetlediniz.

Acar: Evet tabii.

RÇ: Peki benim şöyle bir teorim var, katılır mısınız bilmiyorum. Eğer çatışma ortamı olmasaydı, yani hemen Suruç katliamı, ardından Ceylanpınar’da polislerin katledilmesi vs. ben HDP’nin 7 Haziran’dan itibaren yüzde 15’i falan da bulabileceğini düşündüm. Tabii bunun delili yok.

Acar: Tabii şöyle oldu: Bir gün CNNTürk’te Şirin Payzın’ın programında, haber geldi, yarın Devlet Bahçeli HDP’nin desteği dolayısıyla CHP’ye oy vermeyecek dediler. Ekrandan söylüyorum, HDP’lilere yöneliyorum buradan, dedim ki: “Yarın biz Ekmeleddin Bey’i destekliyoruz deyin HDP olarak”, hem bunun kırılması için önemli bir adım olacaktı bu hem de HDP’yi bugün itibariyle belki de yüzde 15’in üzerinde görecektik. Şimdi HDP çok net bir şekilde batıdaki seçmenlerin kafasındaki soru işaretlerini gideren bir duruş sergileyebilseydi ve aynı zamanda Kürtleri de ihmal etmeyen, çünkü asıl tabanınız burası, asıl temsil alanınız burası, o hassas dili kullanabilseydi, bugün yüzde 15’i, operasyonlar, batıdaki algı vs. bugün yüzde 15’i konuşabilirdik. Ama maalesef HDP’de, o iyi bu kötü gibi ayrışma yapmak istemiyorum aslında ama Figen Yüksekdağ’la Selahattin Demirtaş’ın dili uymadı birbirine, paralel gitmedi. Örnek veriyorum, iki eş genel başkandan söz ettiğim için şimdi dolayısıyla seçmenlerde bir korkuya, seçmenlerde alışılagelmiş HDP algısının devam etmesine sebep olan, zaten bu insanlar HDP’ye oy verecek değiller, o yüzde 15’i nerede alacaksınız, diğer seçmenleri de ikna ederek. İşte o oy vermeyen seçmenleri ikna etmek için doğru bir dil, doğru bir strateji kullanamadı diyebiliriz.

RÇ: Toparlayalım isterseniz, yarım saati geçtik, güzel bir sohbet. Sizin en son ekim başında yaptığınız araştırmaya göre AKP’nin oyları 7 Haziran’a göre bir miktar artıyor, CHP bir miktar artıyor, HDP aynı duruyor.

Acar: HDP yüzde 12,1, yani çok ufak bir kıpırdama var.

RÇ: MHP’de de bir gerileme var.

Acar: Orada da bir gerileme var.

RÇ: Ama şöyle de diyorsunuz, yanlış hatırlamıyorsam: MHP ve HDP’de milletvekili sayısında azalma var, ama AK Parti’nin tek başına iktidarına el veren bir milletvekili sayısı gözükmüyor.

Acar: Bu sonuçlara göre mümkün değil.

RÇ: Çok ihtiyatlı konuştuğunuzu fark ettim, yani yüzde 0 demiyorsunuz tek başına iktidar ihtimaline.

Acar: Tabii.

RÇ: Ama çok az zaman var.

Acar: Evet ama şöyle, az önce de üzerinden geçtik, yüzde 42’yle de iktidar olabilirsiniz, ama yüzde 47 de yetmeyebilir. Bir kere tabii iktidarı da sorgulamak lazım, iktidar da neye göre iktidar. 276’yla iktidar mı, 285’le iktidar mı? Ya da 290’la mı iktidar? Ben artık bundan eskisi gibi öyle tek başına iktidar algısının Türkiye’de yaşanmayacağını görüyorum. Yani her koşulda dört partili bir Meclis’te tek başınıza, affedersiniz at koşturabileceğiniz bir dönem bitti, bütün partiler için söylüyorum.

RÇ: Ama biliyoruz ki Cumhurbaşkanı koalisyon istemiyor, istemedi; ve ülkeyi seçime götürdü; yine koalisyon. Ne yapacağız, siz yine sahalarda anket mi yapacaksınız?

Acar: Seçim sonrasında herkes dedi ki, “Ya, işleriniz maşallah çok iyi gidiyor, valla bu iş size yarıyor,” bunun gibi söylemler oluyor. Böyle bir şey istemiyoruz tabii ki, çünkü memleket yangın yerine dönmüş, bizim işlerimiz yoğun olmuş, bunun hakikaten hiçbir önemi yok. Mutlu değiliz bu durumdan. Ama üçüncü bir seçim demek Türkiye’de CHP içinde bir kırılma demek. Bakın MHP’nin zaten bu sonuçlarla belki de seçim sonrasındaki tartışma alanlarından bir tanesi de genel başkanlık ve liderlik konusu olacak. HDP için aynı şeyi söyleyemeyiz, HDP mevcudunu koruyor ve o alanı kredibilite olarak devam ediyor. Ama AK Parti içinden de CHP içinden de yeni yapılar, yeni süreçler ele alınır ve yeni partiler, yeni oluşumlar ortaya çıkabilirler.

RÇ: Yeni partiler?..

Acar: Tabii. Eğer ki üçüncü bir seçime gidelim, bakın aynı şartlar gelişti, ben ihtimal vermiyorum, yani affedersiniz hiçbir parti böyle bir şeyi cesaretle sürdüremez, Cumhurbaşkanı dahil olmak üzere. Ola ki baktı, nasılsa hiçbir şey olmadı, memlekette daha çok istikrar bozuldu, bu arada yaşananlar, bir sürü problemler falan. “Seçime gittik gördünüz yükseldi, iki buçuk puan geldi ya, bir kez daha gidelim nasılsa bize geliyorlar” gibi bir yanılgıyla hareket edilirse, bakın AK Parti parçalanacaktır, emin olun ve AK Parti içinde yeni yapılar mutlaka buna ses çıkaracaklardır. Bunun faturası bir sonraki seçimde, yani o tekrar erken seçimde AK Parti’ye mutlak suretle kesilir.

RÇ: O zaman Bahçeli’nin söylediği beşinci parti meselesi…

Acar: Böyle mümkün. Ben şunu düşünüyorum açıkçası, öngörüm şu: Koalisyon olursa Bahçeli MHP’nin genel başkanı olduğu sürece orada böyle bir kapının olduğunu düşünmüyorum. MHP ile koalisyon ortaklığının olacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla bu hamle bitti, bence araya bir mesafe girdi, koptu yani orası. CHP’nin dili uygun. CHP bunu hâlâ fırsata çevirmeleri için çok da olumsuz bir muhalefet tarzı uygulamıyor. O kadar oyalanmış olmalarına rağmen, o kadar kandırılmışlık hissiyatına rağmen, kendi içlerinde de böyle bir eleştirel yaklaşım var çünkü. Dolayısıyla CHP hâlâ iktidar olmak istiyor, yani bir parçası olmak istiyor. Bu sorunları düzeltmek, Türkiye restorasyonu için, bu Türkiye’nin hayrına bir şeydir de, hepimizin de kabul ettiği bir şey. Ben AK Parti ve CHP’nin koalisyon noktasında bir sonuca varacağı kanaatini taşıyorum koalisyon sonucu çıkarsa, ama bunun ömrü sekiz-on ayı geçmeyecek. O da belki AK Parti tarafından, belki de Cumhuriyet Halk Partisi tarafından, belki de Cumhurbaşkanı tarafından.

RÇ: Yine siz sahaya çıkın.

Acar: Biraz zamanı uzatmış olacağız belki, ama açıkçası tek başına ve Türkiye’de sorun olarak görünen merkez alanda siyaset yapıyor halen, beklenti bu değildi. Cumhurbaşkanı belki AK Parti’nin başına geçene kadar bu süreç devam edecek. Çünkü çift başlı AK Parti’nin başarılı sonuç alabilmesi çok mümkün görünmüyor. İşte gördüğünüz üzere bugün çok ilginç tartışmalar da kamuoyunun önünde artık bir şekilde gündemimizde yer buluyor. Örneğin kongrede birlikteydik, siz de oradaydınız, yani normal şartlarda benim üçüncü katıldığım kongreydi. Bir tek Davutoğlu’nun devraldığı kongreye katılmamıştım. Hatırlarsınız o salona girerken aslında geceden bu işin bittiğini, tartışmanın sona erdiğini, artık listenin Erdoğan’ın da öngördüğü şekilde olacağını hepimiz biliyorduk, ama hatırlarsanız kongre salonuna girerken bile ihtiyatlı davranıp acaba bir şey olur mu gibi bir soru işareti o kongre salonundaki herkesin kafasında vardı. Yani mutfakta sorunu çözemeyen ve ilk kez birbirine düşen AK Parti geleneğinin dışına çıkılan bir durumla kaRÇı kaRÇıya kaldı AK Parti. Bu Hakan Fidan adaylığıyla başlayan süreçte devam etti. Şimdi bugün itibariyle de görüyoruz ki aslında AK Parti’nin başına, Erdoğan tekrar insin sahaya bu sorunlar kaybolacak; neden çünkü siyaset yapılıyor zaten, ama tarafsız bir noktada olması gerekirken beklenti bugün âdil olmayan bir iktidar dönemi açıkçası muktedir olarak algılanıyor. Yani belki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasete dönmesiyle son bulacaktır seçimler, ama dönmediği sürece 2019’a kadar biz seçimleri yaşayacağız gibi bir umutsuz yaklaşımı buradan izleyicilere yansıtmayalım.

RÇ: Noktayı koyalım…

Acar: İnşallah, hayırlısı olsun diyelim, memleket için hayırlısı olsun diyelim.

Bunlar da ilginizi çekebilir:
  • can

    28:20 nci saniyede ses neden kesilmiş merak ettim