Medyascope.tv

IŞİD bir daha saldıracak mı?

Yayının deşifresi (Yayına hazırlayan Sedat Ateş):

Bugün “IŞİD bir daha saldıracak mı?” konusuyla ilgili bir yayın yapıyoruz, ama onun öncesinde bugün Çetin Altan’ı kaybettik. Bu çok önemli, çok büyük bir kayıp. Tüm Türkiye’nin başı sağ olsun. Bir gazeteci olarak kendisiyle tanışma şansına yıllar önce erişmiştim. Muhabbeti çok sevilen, çok öğretici biriydi ve özellikle biz gençlere hep yardımcı olmuştur. Kendisi Türkiye’den, dünyadan üzgün ayrıldı. Türkiye’de ortalamanın çok üzerinde bir aydındı o. Beklentilerinin büyük ölçüde gerçekleşmemiş olmasının acısıyla veda etti hayata. Kendisine rahmet ve tüm yakınlarına başsağlığı diliyorum. Tüm Türkiye’ye, okurlarına, gazeteci ve edebiyatçı kimliğiyle onu okumuş, okuyacak olanlara da başsağlığı diliyorum. Gerçekten büyük bir kayıp olduğunu vurgulamak lazım. Her ölenin ardından iyi konuşulur ama Çetin Altan’ın ardından hakkını vermek ve hakkımızı helal etmemiz lazım. Umarım o da bizlere hakkını helal ederek gitmiştir.

Evet, IŞİD bir daha saldıracak mı? Soru çok net. Ben saldıracağını düşünüyorum. Ankara katliamının ardından da bunu söylemiştim. Ama belki onu şöyle değiştirebiliriz: kesinlikle IŞİD Türkiye’ye, özellikle seçim öncesinde yine saldırmak isteyecektir.

Bunun birçok nedeni var. Bu nedenlere geçmeden önce bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Son günlerde Ankara saldırısının, katliamının ardından çok sayıda spekülasyon yapıldı, sosyal medya üzerinden de IŞİD’in İstanbul’da özellikle toplu taşıma araçlarına yönelik birtakım terör saldırıları yapacağı yolunda iddialar ortaya atıldı. Buna katılmıyorum, yani bu kör terör diye tabir edilen hususların IŞİD tarafından gerçekleştirileceğini sanmıyorum. Büyükşehirlerde rasgele, kalabalık yerlere bomba koymak, canlı bomba saldırısı yapmak gibi bir strateji izleyeceklerini en azından bugünün Türkiyesi’nde düşünmüyorum.

Neden düşünmüyorum? Birincisi, IŞİD’in Türkiye’de belli bir tabanı var. İkincisi, Türkiye devletiyle çok fazla sorun yaşamak istemiyor, çünkü IŞİD Türkiye’yi çok ciddi bir şekilde Suriye ve Irak’a geçişlerde kullanıyor. Türkiye IŞİD için çok önemli bir lojistik merkez, üs. Dolayısıyla doğrudan tüm Türkiye’yi karşısına alacak bir harekete kalkışmak istemeyecektir.

Daha önceki saldırılarına, hatta Kobani kuşatmasına baktığımız zaman şunu çok net gördük: IŞİD’in Türkiye’de Kürt hareketine yönelik saldırıları toplumun bazı kesimleri tarafından olumlu karşılanabildi. En son Konya’da maç sırasında yaşanan olayları hep birlikte gördük, saygı duruşu ıslıklandı ve tribünlerdeki taraftarların bir kesimi Ankara katliamını bir anlamda alkışlamış oldu. Bunu IŞİD çok ciddi bir şekilde değerlendiriyor. Yani Kürt hareketine ve Kürt hareketine destek veren kesimlere yönelik saldırılarında toplumun belli kesimlerinin desteğini hesaba katıyor ve alıyor. Ama IŞİD ayrım gözetmeksizin tüm topluma, herkese, kalabalık olan yerlere yönelik saldırılarda bulunursa toplumun tamamı IŞİD’e karşı belli bir tavır alma yoluna gider. Öyle bir durumda artık milli maçlarda saygı duruşlarında ölenlere hakaret edilmez, tam tersine IŞİD hedefe konulabilir.

Peki IŞİD neden saldırır ve kime saldırmak isteyecektir? IŞİD’in bir kere net bir şekilde Kürt hareketiyle bir meselesi var. Bu mesele Suriye’de ve özellikle kısmen Irak’ta yaşanan bir mesele. Örneğin Kobani kuşatması sırasında IŞİD’in 2 binin üstünde militanını kaybettiği söyleniyor. Yani şu anda Suriye’de IŞİD’e en ciddi darbeyi indirenler PYD-YPG. Dolayısıyla PYD-YPG Kandil ile irtibatta olduğu için, genel olarak PKK hareketinin de esas gücü Türkiye’den geldiği için IŞİD’in Suriye ve Irak’ta yenemediği güçleri Türkiye’de, onların esas kalbinde vurmak isteyecektir. Nitekim bunu yaptı. Diyarbakır’da HDP mitinginde, Suruç’ta Kobani’ye destek için giden çoğu genç Türkiyeli sosyalistlere yönelik olarak ve en son Ankara’da hem Kürt hareketi hem de ona yakın duran sol hareketten insanlara saldırarak bir nevi Kobani’nin ve diğer çatışmaların intikamını alma yoluna gitti.

Dolayısıyla bu kolay kolay bitecek bir intikam değildir ve bunun için de Ankara’dakine benzer saldırılar yapmak isteyecektir. Gazetelerde çok sayıda haber çıkıyor. Özellikle Cumhuriyet gazetesinde çıkan haberlerde şunu görüyoruz: HDP’liler özellikle Suriye’deki PYD aracılığıyla saldırı haberleri aldıkları için birtakım tedbirler almışlar. Mesela Selahattin Demirtaş’ın hedefte olduğu söyleniyor en son çıkan bir haberde. Ayın 18’inde Gaziantep’te yapılması söz konusu olan HDP mitingine Figen Yüksekdağ katılacaktı. Saldırı yapılacağı iddia edildi. Nitekim 10 Ekim’in ardından HDP bütün mitinglerini iptal etti, IŞİD’in seçim öncesi HDP’lileri toplu halde bulması pek mümkün görünmüyor. Ama yine de HDP’nin önde gelen isimlerine suikast yapmak isteyebilirler, HDP binalarına yönelik birtakım saldırılar yapmak isteyebilirler ki daha önce yaptıklarını biliyoruz.

Bir önemli nokta, bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan HAK-İŞ kongresinde yaptığı konuşmada Ankara saldırısını sadece IŞİD’e değil, aynı zamanda PKK’ya, PYD’ye ve Suriye istihbaratına, yani Esad rejimine yıkmaya çalıştı. Bir şekilde ortak yapıldığını söyledi. İlk andan itibaren bu yapılmak istendi biliyorsunuz, Ankara katliamının PKK ve IŞİD tarafından ortak yapıldığı yönünde iddialar ortaya atıldı. Hatta Avrupa Bakanı Prof. Beril Dedeoğlu da buna yönde açıklamalar yaptı. Şurası muhakkak, eğer olayın içinde PKK ya da PYD’nin, veya Suriye istihbaratının şu ya da bu şekilde olduğuna dair en ufak bilgi kırıntısı olsaydı, bu, şimdiye kadar bütün her yerde, özellikle hükümete yakın yayın organlarında çok ciddi bir şekilde işlenirdi.

Böyle bir şey yok, böyle bir şeyin hiçbir şekilde rasyonalitesi yok. Yani “PKK da terör örgütü, IŞİD de terör örgütü, tabii ki yapabilirler” basitliğiyle bu işler yürümüyor. Dolayısıyla hükümet çevrelerinin ve Cumhurbaşkanının olaydan bir şekilde IŞİD’i tek başına sorumlu tutmama çabaları, siyasi nedenlerle girdikleri bu yol, IŞİD’in bundan sonra yapması mümkün olan eylemlerin önünü de ciddi bir şekilde açıyor, buna elverişli bir zemin hazırlıyor.

Eğer Türkiye, devlet Diyarbakır saldırısının ya da Suruç saldırısının ardından alınabilecek tedbirlerin hepsini almış olsaydı, ki almadı, soruşturmalar ciddi bir şekilde yapılmadı, Ankara saldırısı pekâlâ olmayabilirdi. Ankara saldırısının ardından birtakım operasyonların yapıldığı, bazı insanların gözaltına alındığı haberleri geliyor. Demek ki bu olabiliyormuş. Ama Suruç’un ardından da pekâlâ olabilirdi olmadı. Ankara saldırısındaki intihar eylemcilerinden birinin Suruç intihar eylemcisinin kardeşi çıkmış olması bile devletin bu olayı ne kadar az ciddiye aldığını bize gösterdi. Şu anda Ankara saldırısının ardından belli bir ciddiyet varmış gibi görünüyor. Ancak Cumhurbaşkanının veya başkalarının hâlâ IŞİD ile PKK’yı birlikte telaffuz etme çabaları bunlara çok ciddi bir şekilde gölge düşürüyor. IŞİD seçime kadar kesinlikle bir hatta birden fazla saldırı yapmak isteyecektir. Çünkü Türkiye’de Kürt hareketine zarar vermek istiyor, HDP’ye zarar vermek istiyor.

Şu anda örneğin “IŞİD eşittir PKK” diye yazan izleyiciler var; eğer gerçekten buna inanıyorsanız, bu kadar basitse bizim zaten hiç yayın falan yapmamız gerekmiyor. Böyle bir şey yok. IŞİD ile PKK birbirlerinin düşmanı ve şu anda Suriye, Irak ve Türkiye’deki dengeleri esas olarak IŞİD ile PKK’nın savaşı belirliyor. Siyasi kaygılarla yapılmış bu tür basit formüllerle PKK’yı da IŞİD’i de ayrı ayrı terör örgütü olarak görüyor olabilirsiniz, o zaman onlarla ayrı ayrı mücadele edersiniz. Ama IŞİD’le yeterince mücadele etmemenin bahanesi olarak sürekli ortaya PKK’yı sürdüğünüz zaman IŞİD burada eylemlerini artırdıkça artırır ve IŞİD’in zaten var olan kitle tabanı da geliştikçe gelişir.

Toparlayacak olursak, şu aşamada IŞİD’in Kürt hareketine, HDP’ye, HDP’li milletvekillerine, HDP’li milletvekili adaylarına, yöneticilerine yönelik saldırı hazırlığı içerisinde olduğunu tahmin etmek için istihbarata filan sahip olmak gerekmiyor. 7 Haziran seçimlerinden önce de bu vardı. Bu konuda şahsen yazdığımı, burada Periskop yayınlarında söylediğimi bilenler biliyordur. Biraz bağımsız, bilgiye dayalı bir akıl yürütmeyle bunu bulabilirsiniz. Bunu devletin görememiş olması imkânsızdır. HDP’ye yönelik saldırıları devletin görmemiş olması, duymamış olması imkânsızdır. Dolayısıyla bu saldırıların gerçekleşmesinin her birinde devletin birinci derecede sorumluluğu vardır. Eğer bu sorumluluklardan bir ölçüde sıyrılmak istiyorsa, saldırıların gerçekten soruşturulmasını ikna edici bir şekilde tamamlamalı ve bundan sonraki saldırıların önünü ciddi bir şekilde alabilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin IŞİD’e Türkiye’de eylem yaptırmama imkânına sahip olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla IŞİD’in Türkiye’de bugüne kadar yaptığı ve bundan sonra yapabileceği tüm saldırılarda devletin sorumluluğu kesinlikle vardır. PKK’nın şu ya da bu zamanda yaptığı ya da yapabileceği birtakım şeyler IŞİD saldırılarını hiçbir şekilde mazur gösteremez. Konya’da yaşanan ıslıklama vs. gibi şeylerin hiçbir savunulur yanı yoktur. Eğer Türkiye bunu böyle görmezse, IŞİD’i Türkiye’ye karşı başlı başına bir tehdit olarak algılamazsa IŞİD burada daha çok eylem yapar. Seçime kadar yeni saldırılar bekliyorum.

HDP mitinglerinin iptal edilmesi bu anlamda en azından bir tedbir olarak iyi bir adım, doğru bir adım olduğunu söylüyorum. Ancak HDP’lilere, HDP binalarına, HDP yöneticilerine yönelebilecek saldırılarda devletin sorumluluklarının da büyük olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. Sadece HDP değil tabii, HDP’ye yakın çevrelerin, siyasetçilerin, aydınların da aynı şekilde IŞİD’in kıta sahanlığı içerisinde olduğunu görmemek, tahmin etmemek kesinlikle mümkün değil.

“Sen Kürt müsün?” diye bir soru var. Bunu bana soruyorlarsa, ben Kürt değilim. Zaten Türkiye’de Kürt meselesiyle ilgili serinkanlı bir şekilde değerlendirme yapmak istediğinizde genellikle “Sen Kürt müsün?” diye soruluyor. Bu ayrımcı bir yaklaşım. Ben Kürt değilim, Kürt olsaydım bundan rahatsız da olmazdım. Ama yaşananları Kürtlük üzerinden okumak yerine çok daha geniş bir perspektiften, insanlık üzerinden okumanın daha isabetli olacağını düşünüyorum.

Bunlar da ilginizi çekebilir: