Medyascope.tv

Medyascope.tv Özel Yayın: Kemal Kılıçdaroğlu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile 23 Ekim 2015 günü saat 21:15’te yaptığımız ve Periscope üzerinden canlı yayınlanan söyleşi.

Yayının deşifresi: (Yayına hazırlayan Sedat Ateş)

RÇ: Siz zaten medyada hep varsınız ama biz yeni bir mecradan yayın yapıyoruz. Sizinle daha önce 7 Haziran öncesinde birkaç mitingde kısa periscope yayınları yapmıştık.

 Kılıçdaroğlu: Evet, cep telefonu üzerinden.

RÇ: Evet, biraz daha ilerlettik gördüğünüz gibi. Çok sağolun, bir kere her şey bir yana sembolik de bir anlamı var. Hiç lafı uzatmayayım. Doğrudan seçimi konuşacağız. 7 Haziran’dan önce sizin çok mitinginizi izledim, hatta sohbet ettik, bir kere uçağınıza da aldınız, konuştuk. Şimdi yeni bir seçim oluyor, sizin açınızdan o seçim kampanyası ile bu seçim kampanyası arasında ne gibi farklar var?

Kılıçdaroğlu: Bizim açımızdan şu farkı var: Geçen seçimde biz ekonomiyi ağırlıklı olarak ve belli bir perspektif içinde dile getirmiştik. Türkiye’nin uzun vadeli hesapları da vardı onun içinde. Örneğin, Türkiye’nin bilgi toplumuna geçmesi, sosyal devletin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü kavramları ve bu kavramlara verilen önem, yabancı sermayenin ülkeye gelmesi, Türkiye’deki sermayenin can ve mal güvenliği içinde üretim yapması, ve bütün bunların da aynı zamanda sürdürülebilirliği. Dört stratejik alandan yola çıkarak sosyal devlet bağlamına biraz daha ağırlık vermiştik. Bu seçim bildirgemizi ağırlıklı olarak gençler üzerine inşa ettik ve gençlere taahhütlerimiz var, o taahhütleri birinci planda öne getirdik; ama geçen seçim bildirgemizdeki taahhütler aynen geçerli. Üstüne gençleri ekledik; şehit ve gazilerle ilgili bazı projeler ekledik; tam gün eğitimi ekledik. Okul Aile Birlikleri’ne yasal statü kazandırılması yönündeki düşüncemizi ekledik. Taşımalı sisteme son vermek gibi ve çocukların tam gün okula gitmeleri, öğle yemeklerini öğretmenleriyle beraber okulda bedava yiyecekleri, böylece ailelerin bir beslenme çantası hazırlamasına gerek olmadığı gibi projeleri de ekledik. Yine bizim düşük gelirlilere kredi verilmesi gibi projelerimiz geçen bildirgemizde de vardı, bu bildirgemizde de var.

RÇ: Ama burada çok büyük bir fark var: Ankara katliamından sonra mitingleri iptal ettiniz. Seçim denince insanların aklına miting geliyor ve siz geçen sefer çok miting yapmıştınız. Yine dolaşıyorsunuz ülkeyi ama miting yapmıyorsunuz.

Kılıçdaroğlu: Miting yapmıyoruz, küçük küçük toplantılar yapıyoruz genel anlamda. Otobüsün üstünden konuşuyorum. Bir ile değil o ilin ilçelerine; özelikle bizim düşük oy aldığımız ilçelere gidiyorum; bazen kahve toplantısı oluyor, bazen otobüsün üstünden hitap ediyoruz. Bazen sorular alıyoruz, o sorulara yanıtlar veriyoruz; bazen yerel televizyonlarda vakit bulabilirsek çıkıp bir şekilde CHP’yi, bildirgemizi anlatmaya çalışıyoruz.

RÇ: 7 Haziran’da iyi sonuçlar almadığımız dediniz, dikkatimi çekti, birçok kişinin de dikkatini çekmiştir tabii, başarısız olduğunuz yerlerde aday listeleriniz neredeyse tamamen değişmiş. Bunun etkisini görüyor musunuz, hissediyor musunuz? Nasıl mesajlar geliyor?

Kılıçdaroğlu: O illerin bazılarına gittim, oradaki adaylarla da görüştüm, il başkanlarıyla görüştüm. Tabii sokakta gözlem yapıyorsunuz, en azından otobüste giderken size, adaya ilgi var mı yok mu, onu hissedebiliyorsunuz. Bu ilgiyi yakaladığımız görülüyor. Soruyorum adaylara, iyi çalışıyorlar. Ama şunun da hakkını teslim edelim: 7 Haziran öncesi aday gösterdiğimiz arkadaşlar, sonrasında aday gösterilmediklerinde çalışmazlık etmediler, çalışıyorlar onlar da yeni adaylarla birlikte. Böyle bir parti kültürü de oluşmaya başladı, bu da güzel bir şey.

RÇ: İlerleme var dediniz, biliyorsunuz çarşamba günü sosyal medya üzerinden KONDA’nın bir anketi yayınlandı, yüzde 30’u aşmış olduğunuzu gösteren. Tesadüf bu ya biz stüdyomuda o gün Bekir Ağırdır’ı ağırladık. Ve tabii yekten sordum. Bekir Bey, “Ne yalanlarım ne doğrularım” dedi.  Bunun da bir anlamı var, yani çok net bir şekilde asılsız olsaydı herhalde yalanlardı. Ben hatırlıyorum sizinle yaptığımız söyleşide yüzde 30’u yakaladık demiştiniz, ama yakalayamadınız 7 Haziran’da. Bu sefer yakaladınız mı?

Kılıçdaroğlu: Biz özel olarak bir kamuoyu yoklaması yaptırmıyoruz. Siz nasıl gazetelerden okuyorsanız, biz de gazetelerden okuyoruz. Ama şu var: 7 Haziran sonrası partinin takındığı tutum, bizim takındığımız tutum, milli iradeye duyduğumuz saygı, hükümetin kurulması için gösterdiğimiz özveri geniş halk kitlelerinde takdir toplamış. Her şeye hayır diyen bir parti algısından, ülkenin çıkarlarını düşünen, vatandaşı düşünen, dolayısıyla fedakârlık yapan bir parti algısı oluşmaya başladı. Bu bizim için güzel bir şey. Geçmişte şöyle bir algı vardı: “CHP her şeye hayır der.”

RÇ: Şimdi her şeye evet diyen olmuyor mu?

Kılıçdaroğlu: Hayır, çünkü şöyle bir şey getirdik aslında. Siyaseti daha kaliteli yapmanın yollarını aradık. Mesela koalisyon görüşmeleri başlamadan önce 14 ilke açıkladık. Hangi parti hangi parti ile koalisyon yapacak, bunun ötesinde bizim hangi ilkeler çerçevesinde biz koalisyon yapacağız. Bunu ortaya koyduk ve şu çağrıyı yaptık: Diğer partiler de ilkelerini açıklasınlar, böylece ilkeleri yakın olan partiler daha rahat koalisyon yapabilirler. Yine biz hiçbir partinin yapmadığı bir şey daha yaptık. Koalisyon görüşmeleri başladığında Türkiye’nin 5 temel sorunu olduğunu söyledik. Bu 5 temel sorunu çözmek için bir araya gelip koalisyon kurabiliriz. Ekonomi, ciddi bir sorun. Sayın Davutoğlu geldiğinde, ona söyledim. Ekonomide ciddi kararlar almak zorundayız ve bunun için 4 yıllık bir hükümete ihtiyacımız var. Dış politika 180 derece değişmesi lazım…

RÇ: 360 derece değil…

Kılıçdaroğlu: Evet (gülüyor), o değişmeyecek anlamına geliyor herhalde ya da farklı bir şey. Gerçi yine bugün bir konuşma yapmış Hak-İş’in genel kurulunda. “Zalimlerin hep yanında olacağız” diye, sanırım bir dil sürçmesi. Evet, siyasilerde zaman zaman bu tür dil sürçmeleri olabilir, ben şahsen anlayışla karşılıyorum. Dış politikada… Eğitimde ciddi sorunlarımız var. Bir hükümet düşünün, 13 yılda eğitim politikasını 12 kez değiştirmiş. Bu nasıl bir milli politika ki sürekli, sabahtan akşama değişiyor. Bunun yapılandırılması lazım. Toplumsal barış, ki sizin de çok hassas olduğunuz bir konu, Kürt sorunu; bunun çözülmesi lazım. Biz siyaseten çözemezsek ciddi sorunlar yaşayabiliriz. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı kaybolmuş durumda. Bu 5 temel sorun alanına eğileceksek buyurun koalisyon kuralım, dedim ben, Sayın Davutoğlu da tamam dedi, koalisyon görüşmeleri başladı ama görüşmelerden sonra bize üç aylık seçim hükümeti önerdiler.

RÇ: Koalisyon sürecindeki partinizin ve özel olarak sizin tutumunuzun, bir gazeteci olarak daha fazla gözleyebiliyoruz, işimiz zaten bu, partinize çok sempatik bakmayan çevrelerde bile bir ilgi ve takdirle izlendiğini gördük. Ama bir başka önemli husus daha var bence. Ankara katliamından sonraki CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu da gerçekten ayrı bir yerde. Onu biraz anlatır mısınız; mesela katliam haberi geldiğinde ne hissettiniz?

Kılıçdaroğlu: O gün kızımın evindeydim, torunumla beraberdim. Sabah kalktım, hazırlık yaptım. Kadıköy’de bir açılışımız olacaktı. İstanbul’daydım. Önce haber geldi, bir bomba patladı, yaralılar var diye. İnşallah ölüm yoktur dedik. Arkasından ölümler de olabilir, ciddi olabilir diye bir haber daha geldi. Bir süre sonra bir telefon daha, ölen kişi sayısının 20-25 olabileceği gelince, doğrusunu isterseniz biraz ürktüm. Kadıköy’de belediye başkanının odasında toplandık hemen. Arzu Çerkezoğlu’nu aradım, tablo nedir diye. Onun verdiği rakam çok daha yüksekti, ama bunu televizyonda telaffuz edemedim. Bu kadar yüksek bir rakamın teyit edilmeden bir siyasetçi tarafından dillendirilmesi ne kadar doğrudur?

RÇ: Galiba onu da aştı?

Kılıçdaroğlu: Tabii, o zaman söylediği 45 kişiydi. Çok büyük bir rakam 45 kişi. Terörde hayatını kaybeden ve Ankara’nın göbeğinde. Toplantımızı iptal ettik, kamuoyuna bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim. Toplumu sağduyuya davet etmemiz gerekiyordu. O gün birbirimize hesap sorma gibi bir şey asla doğru olamazdı. İçten gelen bütün duygularımı orada kısa sürede, herhalde üç-dört dakikalık bir olaydı, duygularımı ifade ettim ve gerçekten içim acıyordu. Sonra ölen kişi sayısının 60, 90 derken 95 ve sonunda 102 oldu ve gerçekten Cumhuriyet tarihimizin en büyük katliamıydı.

RÇ: Partinizden gençler de, Malatya’dan, onları gördünüz de.

Kılıçdaroğlu: Evet, bizim partili genç arkadaşlarımız da vardı. Onların ailelerini ziyaret ettim, Malatya’ya gittim. Tabii o ailelerin de acıları vardı. Orada ölenlerden birinin amcası, “Bu acı bize yeter, bu acıyı başkaları çekmesin, durdurun, ne gerekiyorsa yapın” diye…

RÇ: Ne gerekiyorsa yapılıyor mu?

Kılıçdaroğlu: Hayır, hayır.

RÇ: O zaman yeni saldırılar olma ihtimali var?

Kılıçdaroğlu: Üzülerek ifade edeyim, dış politika böyle devam ettiği sürece Türkiye bedeller ödemeye devam eder. En büyük acı tablo bu ve hükümet hâlâ bu olayın ayırdında değil.

RÇ: Bu önemli bir sorun, çünkü ayırdında değil demekle, bir de hükümete yönelik birtakım suçlamalar var, sizin söylediğiniz daha serinkanlı bir şekilde olayın önemini kavrayamıyorlar diyorsunuz?

Kılıçdaroğlu: Evet, kavrayamıyorlar.

RÇ: Bilinçli olarak yapılan bir şey yok yani?

Kılıçdaroğlu: Eğer siz Türkiye’yi Ortadoğu bataklığından çekip çıkarmazsanız bunun faturaları gelir. Sayın Davutoğlu’na da söyledim, canlı bomba geleneği bir Ortadoğu geleneğidir ve siz bunu Türkiye’ye taşıdınız. IŞİD Suruç’ta eylem yaptı, İstanbul’da, Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne 500 metre mesafede bomba patlattı, üstelik iki canlı bomba. Ve sizin bakanlarınız televizyonlara çıktılar, dediler ki “güvenlik zafiyeti yoktur”. Güvenlik zafiyeti yoksa neden Ankara emniyet müdürünü görevden alıyorsunuz? Demek ki bir güvenlik zafiyeti var. Bu işin bir siyasi sorumlusu olması lazım, kim bu sorumlu? İçişleri Bakanı ve bütün bunlar olurken televizyona çıkan Adalet Bakanı da gülüyor. Toplumla alay etmek bu yani, toplum derin bir travma yaşıyor, ama onların umurunda değil. Bunu kendisine de söyledim, iki bakanın ayrılmasını, ayrılmıyorlarsa azledin dedim. Suudi Kralı örneğini de verdim. Hacdaki facia sonrasında hem bakanı hem müdürü görevden aldı. Sizin de yapmanız lazım bunu dedim kendisine. Müfettiş görevlendirdiğini söyledi, güvenlik zafiyeti var mı yok mu diye. Müfettiş bakana bağlı zaten, bakanı aleyhinde rapor yazabilir mi?

RÇ: Olayın bir de toplumsal boyutu var. Mesela milli maç sırasında Konya’da yapılanlar, saygı duruşu sırasında.

Kılıçdaroğlu: O hiç doğru değil, asıl onu düşünmesi gereken Davutoğlu ve Sayın Erdoğan. Onların düşünmesi lazım. Türkiye’yi hangi noktaya taşıdıklarını görmeleri açısından. Üstelik bu Konya’da oluyor. Mevlana’nın mekânının olduğu bir yerde oluyor. O Mevlana ki engin bir hoşgörüye sahip, uluslararası alanda kabul gören bir bilge kişi. Yabancılar geliyor bir dakika saygı duruşunda bulunuyor, o kentte yaşayan bir grup insan, hayır ben saygı duruşunda bulunmam diyor. Türkiye’nin geldiği nokta bu. Çok acı verici bir şey.

RÇ: Sizle ve sizin partinizden konuştuğum herkes CHP bütün partilerle görüşebilen tek parti diyorsunuz. Ama Sayın Bahçeli’yle görüşemediniz.

Kılıçdaroğlu: Görüşemedik, doğru, Sayın Bahçeli kabul etmedi. Kendisine göre gerekçeleri olabilir. Kendisine göre haklı da olabilir. Ben muhalefet partileri arasında özel bir tartışma alanı yaratmak istemem doğrusunu isterseniz. Ama Sayın Bahçeli’nin Türkiye’nin sorunlarını çözme konusunda, en azından muhalefet partilerinin bir araya gelmelerinde ben yarar görüyorum. Eğer iktidarın zaafından söz ediyorsak, ona karşı bizim nasıl bir yol yöntem izlememiz gerektiği konusunda bir araya gelmemiz lazım. Bu yüzde yüz her alanda görüş birliğine varacağız anlamına gelmez tabii. Gayet doğaldır, onlar ayrı parti, biz ayrı partiyiz, onların ayrı bizim ayrı programlarımız var. Ama biz ülkenin geleceği açısından, yurttaşlarımızın geleceği açısından en azından ortak paydamızı biraz büyütmeliyiz. Eğer ortak paydamızı büyütebilirsek, Türkiye’nin yönetimine de çok önemli katkılarda bulunmuş oluruz. Sayın Bahçeli olayları bu çerçevede değerlendiriyor, düşünüyor mu onu bilmiyorum, ama benim samimi görüşüm bu. Gerektiğinde bir araya gelebilmeliyiz, yaşadığımız sorunları masaya yatırabilmeliyiz. Ne düşündüğümüzü de MHP’nin, Sayın Bahçeli’nin ne düşündüğünü de rahatlıkla tartışabilmeliyiz. Gruplarda zaten bu tür görüşmeler yapılıyor, grup başkan vekilleri zaman zaman bir araya geliyorlar. Zaman zaman onların görüşlerini soruyoruz, onlar bizden görüş alıyorlar. Bu ilişkileri biraz daha güçlendirmemiz gerekiyor.

RÇ: Her partiyle görüşmenin dışında HDP’yle görüşen tek partisiniz. MHP zaten kapısını kapatmış durumda.

Kılıçdaroğlu: Tümüyle ilişkilerini kesmiş durumda, evet.

RÇ: 7 Haziran’dan itibaren AKP de iyice kapıları kapattı. Siz en son HDP eş başkanlarıyla görüştünüz ve dışarıya çok güzel fotoğraflarla yansıdı bu. İçerde de böyle miydi? HDP’yle ilişkiniz nasıl seyrediyor ve özellikle son yaşananlar konusunda HDP yöneticilerine neler söylediniz?

Kılıçdaroğlu: Sayın Davutoğlu’yla görüşmemizde Ankara olayları ağırlıktaydı, Sayın Bahçeli’yle de görüşmek istiyordum. Kendileri uygun görmediler görüşmeyi. Sayın Demirtaş’la da bir araya geldiğimizde Ankara olaylarını görüştük. Bu arada kendisine yönelik suikast girişimi ihbarı aldığını ifade etmişti, onun ayrıntılarını öğrenmek istedim. Kobani üzerinden bu bilginin ulaştığını ve resmi olarak da kamu ilgililerine bunu aktardıklarını ifade ettiler. Sonuçta ülkenin birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğu konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Gerçekten de bu ülkede terörden bıktık artık, gerilimli siyaset Türkiye’ye bir yarar getirmiyor; iç kavgalar sona ermesi lazım; gerginliğin yumuşaması lazım. Sayın Demirtaş da bu konuda olumlu görüş beyan etti, güzel bir görüşme oldu. Sonuçta aynı ülkede yaşıyoruz, beraber yaşıyoruz. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, ama az önce ifade ettim, Parlamentoda grubu olan olmayan siyasi partilerin zaman zaman bir araya gelmelerinde ben şahsen yarar görüyorum.

RÇ: 7 Haziran’la 1 Kasım’ın en önemli farklarından biri de, çatışma ortamının 7 Haziran’ın hemen ertesinde diyebileceğimiz, daha çok Suruç katliamının ardından olduğu ve bazı yerlerde sokağa çıkma yasakları, çatışmalar, şehit cenazeleri, sivil kayıpları vs. Biraz durulmuş gibi ama az da olsa kötü haberler geliyor. Bunun neden nasıl olduğundan ziyade seçim atmosferini zehirlemiyor mu bunlar?

Kılıçdaroğlu: Kesinlikle. Aslında bu olaylar toplumun gündemini çalıyor, Ülkede işsizlik var, hiç tartışılmıyor. Ben 7 Haziran öncesinde yaptığım konuşmalarda 17 milyon yoksul demiştim, meğer bu 22 milyonmuş, son yapılan açıklamalarda, bu tartışılmıyor. Dış politikada geldik açmaza takıldık, dış politika dolayısıyla ağır faturalar çıkmaya başladı; turist gelmiyor, ihracatımız sürekli düşüyor, dış ülkelerden soyutlandık, beş merkezde büyükelçimiz yok… Bunlar yeteri kadar tartışılmıyor. Her dört üniversite öğrencisinden birisi işsiz. Tarımda gerçekten ciddi bir tablo var karşımızda, iki Trakya büyüklüğünde alan artık Türkiye’de ekilmiyor. Bu yeteri kadar tartışılmıyor. Türkiye’nin gündemine geldi birdenbire terör oturdu. Oysa ekonomide, eğitimde, dış politikada o kadar büyük sorunlarımız var ki. Ben bir Okul Aile Birliği yöneticilerini davet ettim Ankara’ya geldiler. Doğrudan velilere sordum, eğitimde hangi sorunlarla karşılaşıyorsunuz diye. Emin olun bir dokunun bin ah işitirsiniz. Hele o annelerin anlattıkları. Kimisi okulun temizliğiyle uğraşıyor, kimisi çocuğunun hangi okula kaydedildiğini bilmiyor. Nereye gitti benim çocuğum, nasıl kaydedildi bilmiyor. Bütün bunların oturulup  tartışılması lazım. Fakat terör geldi gündeme oturdu, canlı bombalar gündeme oturdu ve insanlar başka bir tabloyla karşı karşıya kaldılar. Ve Türkiye kendi gerçekliğinden büyük ölçüde uzaklaşmış durumda.

RÇ: Biz üç kamuoyu araştırma şirketi yöneticisini, Faruk Acar, Özer Sencar ve Bekir Ağırdır’ı peş peşe ağırladık. Ayrı ayrı konuştuk. Hepsinden çıkan sonuç, üç aşağı beş yukarı, Faruk Acar çok küçük de olsa bir ihtimal veriyor, ama bu seçimden tek başına iktidar çıkmayacak deniyor. Yine koalisyon. Aslında 7 Haziran da buydu, siz de koalisyonda ısrar ettiniz ama olmadı. Yine koalisyon görünüyor. Kurulmama ihtimali yok mu? Yani üçüncü bir seçim ihtimali var mı?

Kılıçdaroğlu: Türkiye üçüncü seçimi kaldıramaz. Son görüşmemizde Sayın Davutoğlu’na şunu söyledim. Siyaset kurumu çözüm üretemiyor algısı giderek toplumda yerleşmeye başladı ve bu çok tehlikeli bir algıdır. Siyasetin çözüm üretmesi lazım. Eğer çözümsüzlük üretirse siyaset, siyasetçiye olan güven tümüyle sarsılır. Vatandaş şunu söyler: Ben niye sandığa gideyim. Gittim oyumu kullandım, ama siz gereğini yapmıyorsunuz. Sürekli beni zorluyorsunuz, tekrar tekrar sandığa git diye. Yeni bir koalisyon mu olur, tek parti mi olur, 1 Kasım’dan sonraki tabloya bakacağız. Ama CHP’nin Genel Başkanı olarak size şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Biz milli iradeye saygılıyız, çıkacak tabloya da saygı göstermeliyiz; tablonun bize yüklediği bir yük varsa, bir sorumluluk varsa, o sorumluluk bilinciyle ne gerekiyorsa yapacağız. Ama samimi düşüncemi söyleyeyim, bu ülkenin gerçekten de CHP iktidarına ihtiyacı var. Eğer Türkiye bu bataktan kurtulacaksa, ekonomik olarak bazı kararlar alacaksa, Türkiye yeniden uygarlığa giden trende rayların üzerine tekrar oturacaksa bir CHP iktidarına ihtiyacı var. Bu ihtiyaç benim ihtiyacım olmanın ötesinde, Türkiye’nin ve uygar dünyanın da ihtiyacı var. En son Brüksel’e gittiğimde bana şu söylendi: Türkiye’deki bir istikrarsızlık bize de yansıyacaktır. Biz istikrarlı bir Türkiye istiyoruz. Ama AKP kendisi zaten istikrarsızlığın kaynağı. O noktaya geldi, Dış politikada, ekonomide, eğitimde istikrarsızlığın kaynağı. Baktığınız zaman sorun olan bir hükümet, bir parti olarak karşımıza çıkıyor. Bir parti kendisi sorun olmaya başlamışsa, o partinin sorunları çözme yeteneği artık bitmiştir.

RÇ: Gazeteci olarak özellikle yurtdışından gelen birçok kişi bize soruyor, ne olacak ne bitecek diye. Genellikle sorulan, üçüncü bir seçim olur mu, koalisyon olursa kim kiminle koalisyon kurar, vs. Ben şunu söylüyorum. Eğer koalisyon sonucu çıkar ve birinci parti AKP olursa, AKP’nin koalisyonu kiminle kuracağına, bakanlıkların nasıl dağıtılacağına ve hatta bakanların kim olacağına büyük ölçüde Cumhurbaşkanı Erdoğan karar verecek. Abartıyor muyum?

Kılıçdaroğlu: Onun karar verdiği bir ölçüde koalisyon kurulamaz. Ülkeyi o yönetmiyor ki, ülkeyi başbakan yönetecek. Eğer başbakana müdahale edip şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın dediği zaman koalisyon görüşmelerinin bir anlamı kalmıyor o zaman.

RÇ: Ama geçen sefer biraz öyle olmadı mı?

Kılıçdaroğlu: Zaten koalisyon kurulmamasının nedeni de bu zaten. Davutoğlu geldiğinde kendisine açıkça söyledik. Koalisyon dört yıl için kurulacaksa kuralım. Niye dört yıl, onu da söyledim. Ciddi ekonomik kararlar alacağız, Ecevit hükümetinin düştüğü tuzağa düşmememiz lazım; çünkü alacağımız ekonomik kararların getirileri belki ikinci, üçüncü yıldan sonra gelecek. Bunu yapmayacaksanız, koalisyon kurulmaz. Bizim ilkelerimiz dün de belliydi bugün de belli. Türkiye’nin beş temel sorunu dün de vardı bugün de var. Eğer bir kişi görev verildiğinde hükümeti kuramıyorsa, iradesini saraya ipotek etmişse, o kişi zaten hükümeti kuramaz ve Türkiye’yi de yönetemez.

RÇ: Peki o zaman kim kuracak hükümeti?

Kılıçdaroğlu: Zaten Türkiye’de bir yönetim boşluğu var. Davutoğlu dışında kimse hükümeti kuramaz mı? Niye bize vermedi yetkiyi?

RÇ: Vermiş olsaydı kurabilecek miydiniz?

Kılıçdaroğlu: Niye kurmayalım? En büyük korkusu, en büyük korkusu, ya Kılıçdaroğlu hükümeti kurarsa?..

RÇ: Nasıl bir formülle kuracaktınız hükümeti?

Kılıçdaroğlu: O günün koşulları gelsin biz kurarız.

RÇ: Çünkü biliyorsunuz blok tartışması oldu 7 Haziran’ın hemen ardından ve Devlet Bey ilk andan itibaren ben HDP’yle hiçbir şekilde, dolaylı dolaysız ilişki içinde olmayacağım…

Kılıçdaroğlu: O günün koşullarında söyledim, yeni koşullarda ne olur bilmiyorum. 1 Kasım sonrası yeni bir tablo çıkar ortaya ve biz de yerimizi alırız.

RÇ: Yani İsmet İnönü’nün söylediği gibi, yeni bir…

Kılıçdaroğlu: Aynen öyle, bir dünya kurulur ve biz de orda yerimizi alırız. Bakın bu seçimler Cumhuriyet tarihimizin en önemli seçimlerinden biridir. Dolayısıyla her seçmenin sandığa giderken en çok düşünerek oy kullanması gereken seçimlerdir. İradesi olmayan kişiye verilen her oy Türkiye’yi kaosa sürükler.

RÇ: Tatilin uzatılması konusunda şöyle tartışmalar başladı: Zaten oyumla ne değişecek ki diyen bir kesim var, tatille birlikte insanlar tatile gidecekler, oy kullanmayacaklar gibi. Bunun potansiyel CHP seçmeninde de yüksek olduğu yolunda spekülasyonlar yapılıyor. Katılıyor musunuz?

Kılıçdaroğlu: Ben şahsen katılmıyorum. Neden katılmıyorum; bizim seçmen kitlemiz Cumhuriyetin ne kadar değerli olduğunu bilen bir kitledir. Özgürlüğün, hukukun üstünlüğünün ne kadar önemli kavramlar olduğunu bilen bir kitledir. Tatile gidebilir, ama gelir oyunu kullanır.

RÇ: Ne yapacak edecek gelecek diyorsunuz?

Kılıçdaroğlu: Evet, gelip oyunu kullanır. Çünkü hem şikâyet edip hem de oy kullanmamak kendi iç dünyasında çelişki yaratır. O zaman niye şikâyetçi oluyorum? Ha bir oy kullanmazsak ne olur? O bir oyun altın değerinde olduğunu hiçbir vatandaşım unutmasın. Sandığa gidip oyumuzu kullanmalıyız. Demokrasi eğer gelişecekse, demokrasiyi eğer derinleştireceksek, gereğini yerine getireceksek zaten dört yılda bir bize görev düşüyor gidip oyumuzu kullanacağız. Gerçi burada kısa bir süre, şunun için gitmeli. Seni birinci parti yaptık, sana hükümet kurma görevi verdik, sen bunu beceremedin kusura bakma, sen beceremiyorsan becerecek bir insanı biz getireceğiz demesi lazım.

RÇ: Andy-Ar’ın başkanı Faruk Acar’la konuşurken, o biliyorsunuz Beşir Atalay’ın yanında bu işe başlamış, sağ kesimden gelen birisi. Sizin ve partiniz hakkında da epey konuştuk.  Şöyle söyledi, kısaca özetleyeyim: CHP’nin geleneksel bir seçmen tabanı vardır, onun dışındaki kesim kesinlikle CHP’ye oy vermez ama sizin yeni CHP iddianızın bir karşılık bulmaya başladığını ve bunun Türkiye için yararlı olduğunu söyledi. Bu sözlerin sağdan gelen birinden ve kamuoyu yoklaması yapan birinden gelmesi önemli. Ben kişisel olarak şunu söylemek istiyorum: Açıkçası sizin yeni CHP söyleminizi dile getirdiğinizden bugüne, şahsen 7 Haziran’ın arefesiyle bugün, özellikle de Ankara katliamından sonraki anların çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Kusura bakmayın ama, ilk genel başkanlığınız yıllarında biraz fazla zaman ve enerji kaybettiniz gibi geliyor bana.

Kılıçdaroğlu: Olabilir… Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Eskiden bizim sıkıntımız şuydu: Bir şeyler söylerdik ama bunu yeteri kadar yansıtamazdık. Vatandaş dinlemezdi CHP’yi, dinlemek istemiyordu. Neden, her şeye hayır diyorlar, niye dinleyeyim ki onları? Ama şimdi, bir olay olduğunda bakalım CHP ne diyecek diye soruyorlar ve dinliyorlar. Bizim de doğru şeyler söylediğimizi onlar da kabul etmeye başladılar. Eskiden aleyhimize şu propagandalar yapılırdı; “CHP gelecek, sosyal yardımları kesecek…” Bir baktılar ki en iyi sosyal programları CHP üretmiş. “CHP gelecek imam hatipleri kapatacak!” Artık Genel Başkan çıkıp diyor ki, niye kapatalım, tam tersine orda okuyan çocuklar bizim çocuklarımız. Onların daha iyi eğitim almasını istiyoruz. Eskiden diyorlardı ki “CHP gelecek, döviz fırlayacak, faizler yükselecek, başörtüsünü açacak…” Bunların hiçbirinin olmayacağını artık sokaktaki vatandaş da görmeye başladı. Dolayısıyla aramızda çok güçlü olmasa bile bir başlangıç noktası yakaladık. O başlangıç noktasını bizim güçlendirerek sürdürmemiz gerekiyor.

RÇ: CHP’ye mesafeli olan kesimlere ulaşmanızda hâlâ aşamadığınız en önemli bariyer,  aşmak isteyip de aşamadığınız şey nedir? Nerde sorun var?

Kılıçdaroğlu: Şu aşamada toplumun her kesimine ulaşıyoruz. İl başkanlarımız şunu söylüyorlar: Eskiden CHP’ye oy çıkmayan bir köye gittiğimiz zaman bize kapılarını açmazlardı. Şimdi onlar bize telefon açıyorlar, gelip şu CHP’yi bize bir anlatın diye. Gidip anlatıyoruz onlara, bu noktaya geldik. Çok şükür yani, çok iyi bir noktadayız. Daha da önemlisi şu bana göre: Koalisyon görüşmeleri sırasında neyi sordularsa arkadaşlara şunu söyledim: Bütün içtenliğinizle, samimiyetinizle anlatacaksınız bizim görüşlerimizi. Koalisyon görüşmelerine katılan AKP’li arkadaşların ortak görüşü, biz CHP’yi böyle bilmiyorduk.

RÇ: Basına da yansıdı biliyorsunuz, notlar, orda da sizin…

Kılıçdaroğlu: Çünkü onlar da CHP’ye kulaklarını tıkıyorlardı. Bu gerçek toplumun kesimlerine dalga dalga şu veya bu şekilde yansıyor. İş dünyasına biz derdimizi anlatamazdık, çünkü iş dünyası da bizim ekonomi konusunu da, vizyonumuz konusunu da biliyor. Anadolu boşalıyor. Merkez Türkiye Projesi… Anadolu’yu güçlendireceğiz, Anadolu’yu şaha kaldıracağız, Anadolu üretecek, bilgi de oraya gidecek, birikim de oraya gidecek. Katma değeri yüksek mal orada üretilecek. Bakıldığı zaman, evet, vizyon CHP’de var. Bunu çok rahatlıkla söylüyorum. Eğer ülkeyi bilgi toplumuna taşıyamıyorsanız zaten siyasi parti olarak iflas etmişsinizdir. Orta teknoloji tuzağına hapsedilen bir Türkiye var, Türkiye nasıl kurtulacak emin olun bilmiyorlar. Biz bunu yapmak zorundayız, yapmadığınız takdirde zaten ülke ivme kaybedecektir. Batıdan kopuyor, uygar dünyadan kopuyor. Beni üzen olaylardan birisi de şu: İran üniversitelerindeki bilimsel yayın sayısı Türkiye üniversitelerindekini geçti. Bu tablo 13 yılda önümüze konan, Türkiye’nin en acı tablolarından biridir.

RÇ: Kemal Bey, bugün çok yoruldunuz, ben de yordum; son olarak 1 Kasım gecesi nasıl bir Türkiye olacak?

Kılıçdaroğlu: Ben umutsuz değilim, önce onu söyleyeyim, umutsuz değilim. Bu ülke en karanlık dönemlerde, en zor dönemlerde başarıyı yakalamış bir ülkedir. Son âna kadar sesimizi çıkarmayız bazen ama sonra kararlı bir şekilde toplum hareket geçer ve pek çok barajı aşar. 2 Kasım’da da Türkiye’nin aydınlık bir dünyaya uyanmasını isterim. 2 Kasım’da, “ya bu ülkede özgürlük varmış, halk gerçekten de kendi kaderini belirlemek için, bunu düşünerek sandığa gitti” diyebileceğimiz bir ortamın doğmasını isterim tabii. En büyük arzum bu.

Bunlar da ilginizi çekebilir: