Medyascope.tv

Türkiye (u)mutsuz mu?

Türkiye (u)mutsuz mu? 

Seçime yaklaşırken rakamlarla Türkiye seçmeni

1 Kasım 2015 genel seçimine sayılı günler kalmışken Amerikalı PEW araştırma merkezi[1] Türkiye seçmeni hakkında bazı istatistikler açıkladı. Nisan ve Mayıs 2015’de yapılan anketlerde temel soru “Ülkenizin bugünkü gidişatı sizi tatmin ediyor mu?” idi. Bu anketlerin sonucuna göre AKP seçmeninin yüzde 79’unun ve CHP seçmeninin yüzde 22’sinin ülkenin gidişatından mutlu olduğunu görülüyor. Eğitim seviyesine göre inceleme yapıldığında ise eğitim seviyesi ortaokulun altında olan bireylerin yüzde 53’ü mutlu iken en az ortaokul mezunu olan bireylerin yüzde 63’ünün ülkenin gidişatından mutlu olmadığı anlaşılıyor.

Yaş, ülkenin gidişatından mutlulukla doğru orantılı; 50 yaş ve üzeri bireyler yüzde 50’nin üstünde bir oranla mutlu iken, 18-29 yaş arasındaki bireyler ise yüzde 60 oranında mutsuz. Gençlerin hayattan beklentileri, istekleri ve umutlarının yaşlı bireylerden farklı olması bu tablonun güçlenmesindeki en önemli faktör biridir. Yüzde 60 oranındaki genç bireylerin, isteklerinin ve umutlarının karşılanmadığını düşündükleri bir ülkede yaşaması, o ülkenin temel sorunları olduğunun en açık göstergesidir.

Din aynı araştırmada incelenen bir diğer konudur. Araştırmanın bu bölümüne baktığımızda karşımıza çıkan en çarpıcı sonuç, kendine göre gün içinde İslam’ın şartlarını yerine getirdiğini söyleyen bireylerden yüzde 68’i ülkenin gidişatından mutluyken, yerine getirmediğini söyleyen bireylerden yüzde 67’si ülkenin gidişatından mutsuz olmasıdır.

Bu sonuçları bir cümleyle özetlemek gerekirse, Nisan/Mayıs 2015 döneminde Türkiye’deki eğitimli genç ve İslam’ın şartlarını çok az yerine getirdiğini söyleyen bireylerin yüzde 50’den fazlası ülkenin gidişatından mutlu değil. Türkiye’nin geleceğini etkileyen/belirleyen genç ve eğitimli bireylerin mutsuzluğunun ülkenin gelişmesini olumsuz şekilde etkilemesi kaçınılmaz bir gerçektir. Bu gençlerin, ülkelerinde (u)mutsuz oldukları için kendi potansiyellerinin altında bir çalışma hayatı göstereceklerini ve/veya beklentilerinin karşılandığı, kendilerini mutlu hissettikleri başka ülkelere gitmek için uğraşacaklarını tahmin etmek çok zor olmasa gerek.

Türkiye seçmeni zaten hiçbir zaman ülkenin gidişatından mutlu değil!

Önceki yıllardaki PEW verisine baktığımızda, 2001 yılında her 100 kişiden sadece 4’ünün ülkenin gidişatından mutlu olduğunu, bu rakamın 2011 yılında yüzde 48’e çıktıktan sonra 2015 yılında yüzde 44’e geri düştüğünü görüyoruz. 2001 yılındaki rakamın çok düşük olmasında kuşkusuz 1999 ve 2001 yıllarında yaşanan derin ekonomik krizlerin etkisi oldukça büyük. Zira bu dönemin ardından gelen yıllarda ekonominin düzelmesiyle birlikte ülkenin gidişatından mutlu olanların oranı 2003 ve 2004’de tekrar yüzde 40’lara çıktı. Bu verilerden hareketle zaten bilinen şu gerçeği altını tekrar çizmekte fayda var: Bireylerin yaşadıkları ülkenin durumundan duydukları memnuniyet ile ekonomi doğrudan ilişkilidir. Ancak ekonomik verilerin bireylerin ülkenin gidişatından mutlu olmaları için gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli olmadığını 2015 verilerine bakarak anlayabiliyoruz. Artan büyüme oranlarına ve olumlu makroekonomik verilere rağmen hâlâ Türkiye nüfusunun yüzde 50’sinden fazlası ülkenin içinde bulunduğu durumdan hoşnut değil.

Peki, Türkiye seçmenini Türkiye ile ilgili (u)mutsuz eden olgular neler?

Anketin 2015 verilerine göz attığımızda karşımıza çıkan sonuçlar bizler için şaşırtıcı olma özelliğini uzun yıllar önce yitirdi. Sıralamadaki yerleri değişmekle birlikte listenin tepesindeki sorunlar, endişeler oldukça tanıdık. Örneğin Türkiye seçmeninin en büyük endişesi yüzde 61’lik oranla yükselen fiyatlar yani enflasyondur. Bunu yüzde 57’lik oranla güvenlik izliyor. Yıllardır tam anlamıyla giderilemeyen bu endişeler ülke vatandaşlarının hayat kalitesini doğrudan olumsuz yönde etkiliyor. Gelir eşitsizliği ve iş olanaklarının yetersizliğinin de yüzde 50’nin üzerinde bir değer ile Türkiye’nin sorunları arasındaki yerlerini koruduklarını görüyoruz.

Diğer olgulara bakacak olursak; Türkiye seçmeninin yüzde 42’si yolsuzluktan, yüzde 41’i eğitim sistemindeki bozukluklardan, yüzde 39’u trafikten ve yüzde 38’i sağlık hizmetlerden şikayetçi. Bir önceki başlıkta da belirttiğimiz gibi bireylerin mutluluğu için ekonominin iyi gitmesi gerekli bir olgu ama yeterli değil! Eğitim, güvenlik ve sağlık gibi temel hakların ülkede iyi bir mekanizma içinde ilerlemesi bireylerin ve dolayısıyla toplumun mutlu olması için şart.

Anketin bir diğer çarpıcı verisi ise 18-29 yaş aralığındaki gençlerin sadece yüzde 34’ünün ailesinden finansal olarak daha iyi bir pozisyonda olacağını düşünmesidir. Diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye’deki gençlerin kendi yaşıtlarına göre geleceğe umutsuzlukla baktığını görmekteyiz. Aynı zamanda Türkiye’deki ebeveynlerin yüzde 52’si de çocuklarının finansal durumunun kendilerinin finansal durumundan daha kötü olacağını düşünüyor. Bu da en basit şekilde bize bireylerin ülkenin ekonomik anlamda gerileyeceğini düşündüğünü gösteriyor.

Türkiye’nin 2001 kriziyle birlikte yaptığı reformlar ve geliştirdiği politikalar ülkenin kalkınmasında önemli rol oynadı. Bu reformların da katkısıyla ekonomi ivmeli bir şekilde büyüdü ve 2008 finansal krizinden büyük yaralar almadan çıktı. Bu süreçte Türkiye, Avrupa’ya göre ekonomik anlamda daha iyi bir tablo çizdi. Bu olumlu tabloya rağmen neden Türkiye’de yaşayan gençler Avrupa’da yaşayan akranlarına göre gelecekten yana daha umutsuz? Bu soruya tatminkâr bir cevap verebilmek için makroekonomik veriler dışındaki diğer değişkenlere bir kez daha bakmamız gerekiyor.

Türkiye hangi kurumlara güveniyor?

Tüm bu veriler ışığında ülkede temel şeylerin yolunda gitmediğini ve bir değişim sürecinin başlatılması gerektiğini söylemek mümkün. Kurumsal değişiklik şart! Peki bireylerin Türkiye’deki kurumlara bakış açısı nasıl? Yine PEW’in 2015 bahar ayı anketlerinde bireyler; ordu, polis, devlet, dini liderler, hukuk sistemi ve medyaya ne kadar güvendiklerini oyladılar. Ordu, yüzde 52’lik oranla Türkiye’de insanların en olumlu bakış açısıyla baktıkları kurum iken medya yüzde 51’lik oranla bu kurumlar arasında insanları en olumsuz gördüklerinin başında gelmektedir. Kurumsal değişiklik bugünden yarına olacak bir şey değil ama bazı kurumların değişim süreci diğerlerine göre daha kolay. Türkiye’de medyanın bağımsız ol(a)maması, halkı yüzde 51’nin üstünde bir oranla rahatsız ediyor. Medyanın bağımsızlığını sağlayacak herhangi küçük bir değişikliğin bile toplumda etkileri kolayca hissedilebilecektir.

OECD’nin mutluluk endeksini hatırlayalım, Türkiye neredeydi?

Şu ana kadar yazdığımız veriler pek iç acıcı değil. Tüm bu veriler, Türkiye’deki sorunların ne kadar derin olduğunu ve daha da derinleşeceğini gösteriyor. Peki Türkiye’yi mutlu eden ve etmeyen olgular nelerdir?

OECD’nin mutluluk endeksinde on bir tane alt indikatör bulunmakta; hane durumu ve harcamaları, hane halkı geliri ve finansal zenginlik, maaş, iş güvenliği ve işsizlik, sosyal hayattaki destek, eğitim, yaşanılan çevrenin kalitesi, politika ile ilgilenme, sağlık durumu, hayat tatmini, güvenlik ve iş-yaşam dengesidir. Türkiye politika ile ilgilenme dışında diğer bütün ölçülerde OECD ülkelerinin ortalamasının altında yer almaktadır. Bu veri bile başlı başına Türkiye’nin yaşadığı sorunların ciddiyetini göstermekte yeterlidir. Birçok kişinin aklına OECD’nin zengin ülkeler kulübü olduğu ve bu sebepten ötürü Türkiye’nin bu indikatörlerde diğer ülkelere göre aşağılarda olmasının normal olduğu düşüncesi gelecektir. Fakat, OECD’de Türkiye ile makroekonomik verileri aynı seviyede olan Latin Amerika ülkeleri ve Doğu Avrupa ülkeleri de bulunmaktadır. Türkiye bu ülkelere göre de indikatörlerde aşağı seviyelerde yer alıyor. Ülkenin verilerine kabaca baktığımızda bir bireyin en temel ihtiyaçları olan yaşanılacak bir çevre, eğitim, sağlık ve güvenliğin bile karşılanmadığını görmekteyiz.

OECD’nin verileri PEW’in verileriyle aynı paralelde. OECD, PEW’den farklı olarak iş-yaşam dengesini de ölçüyor. Türkiye’deki iş-yaşam dengesinin puanı 10 üzerinden 0 ile OECD’nin en düşük ülkesi. Bu indikatör, bireylerin iş ve sosyal hayat arasındaki denge durumunu bir yılda çalıştıkları saat bazında ölçüyor. Türkiye’de bireyler, OECD ortalamasının bir hayli üstünde çalışıyor. Çalışma saatlerinin çok olması bireylerin iş ve sosyal hayat arasında denge kuramamasına ve bireyin yaşam kalitesinin düşmesine sebep oluyor.

OECD ayrıca Türkiye’de yaşayan bireylere “0 ile 10 arasında değerlendirecek olursanız hayatınızdan ne kadar mutlusunuz?” diye bir soru da yöneltti. Bu soruya aldığı cevapların ortalama skoru 5.6. Ki bu rakam aynı zamanda OECD ülkeleri arasındaki en düşük ortalamadır!

Sandıktan çıkan parti bu sorunlara çözüm bulabilmeli!

Şu anda Türkiye’nin öncelikli konusu ülke vatandaşlarının mutluluğunu artırıcı politikalar uygulamak ki bu da onların en temel ihtiyaçlarını çözmekten geçiyor. Özellikle genç neslin (u)mutsuz olması gelecek için tehlike sinyalleri veriyor. Bu gerçeğe Türkiye’nin son dönemde yaşadığı sosyal sorunları da eklediğimizde sözünü ettiğimiz tehlike tahmin edilenden de yakın. Mutlu bireylerin toplum için daha yararlı ve üretici bireyler olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu anlamda sandıktan çıkacak olan partinin önceliği, yukarıda bahsettiğimiz temel sorunların kaynağına inecek politikalar üretmek olmalıdır. Unutmayalım, mutlu bireyler demek mutlu bir ülke demektir.

[1] Veriler linkteki makaleden alınmıştır. http://www.pewglobal.org/2015/10/15/deep-divisions-in-turkey-as-election-nears/

Bunlar da ilginizi çekebilir:
  • orlandonasselabbia

    great article!