Medyascope.tv

Fait Muedini: Sufiliği finanse etmek ve bunun bir terörle mücadele stratejisi olarak yarattığı sorunlar

“Sufiliği finanse etmek ve bunun bir terörle mücadele stratejisi olarak yarattığı sorunlar”

Fait Muedini* / Foreign Affairs – 3 Kasım 2015 / Çeviren: Çağrı Ekiz

Suriye’deki iç savaşın dördüncü yılına girmesi ve Rusya’nın Suriye Başkanı Beşar el Esad adına doğrudan müdahalesi sonrasında Washington, kendine İslam Devleti diyen ve IŞİD olarak da bilinen yapıyı geriletmek konusunda hiç olmadığı kadar istekli. Ve en azından bu operasyona Esad hükümeti de katılacak gibi görünüyor. Yaklaşık bir yıl önce, Esad hükümeti sözcüsü Muhammed Cihad el Laham, ABD kongresine seslenerek IŞİD’e karşı savaşta yardım istedi ve ABD’nin desteklediği isyancı grupları en az IŞİD kadar radikal olmakla suçladı. Laham yazdığı mektupta Sufiliği (İslam’ın mistik bir kolu) finanse etmeyi terör eylemlerini şiddet dolu yapısını değiştirmek için bir yöntem olarak öneriyordu.

Laham’ın Sufiliği askeri desteğe bahane olarak ortaya koyması alakasız gelebilir. Fakat 11 Eylül’den beri bu hissiyat, ABD ve İngiltere gibi, aşırı İslami gruplarla karşılaşan Batı ülkelerinde bir rutin haline gelmiş durumda. Pek çok durumda Batı, içinde artırılmış terörle mücadele denetimleri, askeri müdahale ve içeride ve dışarıda İslam’ın daha “dostane” ve “hoşgörülü” yorumlarını desteklemek gibi yöntemleri içeren çok yönlü bir tepki ortaya koydu. Buradaki mantık, hoşgörü mesajlarının, cihatçı olmak isteyenlerin daha az hoşgörülü akımlar tarafından davaya dahil edilmelerinin önüne geçme ihtimaliydi.

Gerçekten de Sufiliği desteklemek Cezayir, Fas, Pakistan ve Rusya gibi ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünyada popüler bir tercih. Cezayir’de Başkan Abdüllaziz Bouteflika, Sufi eğitimi için çok ciddi kaynak ayırdı, devlet Sufi liderlerin faaliyetlerini destekledi ve Sufi grupların ülkede bilgi ve eğitim malzemesi yaymasına izin verdi. Fas Kralı 5. Muhammed konuşmalarında Sufi sembolleri kullanmaya devam ediyor ve ülkede dini eğitimi Sufilik üzerinden denetlemeye ve şekillendirmeye çalışıyor. Pakistan’da siyasi liderler sık sık Sufi dergahlarına giderek halka Sufi tarikatlarına olan yakınlıklarını gösteriyor. Ayrıca Sufi liderlerle siyasi destek için dirsek temasına giriyorlar. Rusya’da ise Başkan Vladimir Putin, Çeçenistan’ın başına Ramazan Kadirov geçtiğinden beri Sufiliği destekliyor. Kremlin’in güçlü bir müttefiki olan Kadirov, Kadiriye tarikatına mensup ve sıklıkla bölgedeki İslamcılarla mücadele etmek için Sufiliğe referans veriyor. Bütün bunlar Putin’e bölgede ve eyalette daha geniş kontrol sağlıyor ve İslam’ın daha dar yorumlarını sorgulayan bir akıma destek imkanı veriyor.

Fakat bunlar Sufiliğin neden pek çok hükümet için tercih sebebi olduğunu açıklamıyor. Sufilik İslam içinde ayrı bir mezhep değil, daha ziyade İslami gelenek içinde farklı ve özel bir yaklaşım. Sufilik, Şeriat hukukunu göz ardı etmiyor fakat bireyle tanrı arasında daha doğrudan bir ilişkiye önem vermesiyle biliniyor. Pek çok Sufi için ruhani yolculuğun amacı, Allah’ın huzuruna ulaşmaktır. Sufiler çevrelerindeki diğer şeyleri onun bir yansıması olarak görerek ve hizmet ederek Allah’a ulaşmaya çalışırlar. Sufi öğretileri bu sebeple Allah ve Allah’ın yarattıkları arasındaki sevgi ilişkisine büyük önem verir. Bu sebeple pek çok politika yapıcı Sufiliğin ılımlı dini inancın, evrensel sevginin ve siyaset gibi dünyevi işlere daha az dikkat vermenin kalesi olduğuna inanır. Ve Sufi doktrinleri şiddetin olumlu bir gücü olduğuna inanmaz ya da bununla ilgilenmez. Pek çok Sufi’nin bunlara inanmamasına rağmen her Sufiyi ya da her Müslümanı aynı kefeye koymak da mümkün değildir. Aynen Sufi olmayan Müslümanlar gibi Sufiler de İslam’ı farklı şekillerde yorumlar.

Yüksek beklentiler

Peki Sufiliğin desteklenmesi pratikte nasıl çalışır? İngiltere’den dersler çıkarmak mümkün. 7 Temmuz 2005’teki Londra bombalamalarından sonra İngiliz hükümeti Sufi Muslüman Konseyi’nin (SMC) kurulmasına destek verdiğini açıkladı. Bu, İngiltere’deki Sufi Müslümanları temsil ettiği iddia edilen bir siyasi örgüttü. SMC’ye destek vermenin terörle savaşta fayda sağlayacağına inanan İngiliz hükümetindeki bazı politikacılar, açık açık örgütü destekliyordu. Cemaatlerden sorumlu Devlet Bakanı Ruth Kelly’nin “Sufi Müslüman Konseyi gibi örgütler bu çalışmanın önemli bir parçasıdır… Konseyin her türlü terörizmi kınayan prensiplerini ve ortak inisiyatifler ve faaliyetlerle ilgili çabalarını takdir ediyorum” dediği biliniyor. Kelly yalnız da değildi. 2009’da İngiliz politikacı Maksut Ahmet SMC ile ilgili olarak şöyle diyordu: “İki sene öncesine kadar bize, hükümete ulaşan bu sevgi ve barış sesi yoktu.”

Pek çok insanın yüksek beklentilerine rağmen, SMC içindeki gruplar bu beklentileri karşılayamayarak farklı sorunlarla çalkalandı. Hatta SMC’nin İngiltere’deki farklı Müslüman gruplar arasındaki gerilimi artırdığı, pek çok insanın konseyi bir iktidar aracı olarak gördüğü ortaya çıktı. Diğerleri ise Westminster’ın SMC’yi öne çıkarmak adına diğer Müslüman grupları gözardı ettiğini düşündü. Pek çok Müslüman, İngiliz hükümetinin neden dini işlere müdahil olduğunu ve neden Sufi bir örgütü desteklediğini de sorgulamaya başladı. Hükümet sonunda bu grubu desteklemekten vazgeçmiş olsa da, ülkedeki pek çok insan zamanında yapılan bu tercihi hatırlıyor.

Suyun öte yakasında, 2003 yılında Washington’da düşünce kuruluşları ve siyasi analistlerin katılımıyla düzenlenen bir toplantının 2004 yılı sonuç raporu “Sufiliği ve ABD Politikalarındaki Potansiyel Rolünü Anlamak” başlığını taşıyordu. Rapor konferanstan detaylı tartışmaları içeriyordu ve bunların çoğu Sufiliğin dış politika oluşturmada nasıl kullanılacağına dairdi. Bazı konuşmalarda Sufi dergahlarını tekrar açmak ve Sufi eğitim merkezlerine finansal yardım sağlamak da tartışılıyordu. Ayrıca dini kapsayıcılıkla ilgili İslami belgelerin korunması ile ilgili bir çağrı da söz konusuydu. 2005 yılında U.S. News & World Report, Amerikalı liderlerin Sufism ile ilgili argüman geliştiremediklerinden İslam’ın bu kolunu desteklemek için yollar aradıklarını bildiriyordu. Bu rapora göre Dünya Kaynak Geliştirme ve Eğitim Örgütü (World Organization for Resource Development and Education-WORDE) Başkanı Hediye Mirahmedi “Amerikalı yetkililere nasıl ilerleneceği konusunda danışmanlık yaptı: ‘Amaç radikal İslam’ın ideolojik antitezi olan şeyleri korumak’ dedi Mirahmedi. Taktikler arasında Amerikan yardımı ile denizaşırı Sufi dergahlarını restore etmek, klasik Ortaçağ el yazmalarını korumak ve tercüme etmek ve hükümetlerden kendi ülkelerinde Sufi rönesansını desteklemelerini talep etmek sayılabilir.”

Sufiliğin İslam’ın daha hoşgörülü bir dalı olduğu yönündeki hissiyat ABD’de halen devam etmektedir. 2010 yılında Manhattan merkezde “Ground Zero” yakınında bir İslami kültür merkezi kurulması teklif edildiğinde buna karşı çıkanlar deliye dönmüştü. Eleştirilere cevap olarak New York Valisi David Paterson, bu merkezin kurulmasını şu şekilde meşrulaştırmaya çalıştı: “Bu camiyi kuran kişiler Sufi Müslümanlar olarak biliniyor. Bunlar Şiiler gibi değil…Daha melez bir yapı, neredeyse Batılılaşmışlar. Benim anakara Müslüman pratikleri olarak sınıflandırabileceğim bir şey değil bu.” Başka bir deyişle Paterson, Sufilerin, Şii ve Sünnilerin aksine, kabul edilebilir olduğunu söylüyordu. Sufi İslam’ı meşrulaştırmaya çalışırken aynı dinin diğer formları hakkında kötü konuşmuş oluyordu.

Tahrip edici ayrımlar

Başka İslami gelenekleri kötülemek uğruna Sufiliği öne çıkarmak oldukça sorunlu. Sufiliğin Batılı, ılımlı, hoşgörülü İslam olarak algılamak bu dinle ilgili bir “iyi” ve “kötü” ayrımı ortaya çıkarmaktadır. Terörizmle mücadele bağlamı içinde bu tür ayrımlar tahrip edici olabilir. İyi ve kötü Müslüman kategorileri sağlıklı davranış ve eylem yargılarıyla değil, daha ziyade insanların ibadet pratikleri üzerinden yapıştırılan etiketlere göre belirlenmektedir. Daha siyasi, hükümet politikalarını zorlama niyeti olan gruplar eleştirilmekte, onlara şüphe ile yaklaşılmaktadır. Buna karşılık Batılılaşmış, dinin hayatlarındaki rolünü minimize etmiş (ya da en azından bu rolü Batılıların onayladığı formlara sokmuş) ve siyasi konularda kayıtsız kalmış barışçıl Müslümanlar, iyi Müslümanlar olarak görülmektedir.

Bu tanımlamalar en iyi ihtimalle yanlış, en kötü ihtimalle ise zarar vericidir. Liderler ve politika yapıcılar, din ve dini pratikler konusunda kaba yargılarla sağlıklı kararlar veremezler, ayrıca kararlarını kişinin takip ettiği dini pozisyona da dayandıramazlar. Bu olursa, devlet tarafından onaylanmış İslam algısının dışında kalan herkese düşmanca bakılır, bu etiketi hak edecek hiçbir şey yapmamış olsalar bile. Hükümetlerin belli dini formları desteklememesi, siyasi olarak aktif taraftarlara karşı apolitik olanları tercih etmemesi gerekir. Bu tür pratikler hükümetler arası ve sözde Müslüman dünyasındaki güveni sarsmaktan başka bir işe yaramaz. Müslüman çoğunluğu olan pek çok ulus hâlihazırda ABD dış politikasına karşı ciddi bir güvensizlik beslemektedir. Ilımlı İslami formları desteklemektense politika yapıcıların, siyasi eğilimlerine ya da dindarlıklarına bakmaksızın, terörizmle mücadeleye kendini adamış Müslüman cemaatleriyle birlikte çalışması doğru olacaktır. Böylelikle pek çok Sufi ve Sufi olmayan grubun yardım etmeye gönüllü olmadığını ve bu davaya uzun yıllardır baş koyduklarını göreceklerdir.

 
* Butler Üniversitesi öğretim görevlisi

Makalenin orjinalini okumak için tıklayın: Sponsoring Sufism

Bunlar da ilginizi çekebilir:
  • Tansu Kendirli

    “Güç kazanması için desteklemek.” ilginç bir analiz olmuş. Hedefi “güç kazanmak” olmayan bir yaklaşımın daha farklı şekilde algılanması gerektiğini düşünüyorum. Belki bu amaçla yazıda belirtildiği şekilde liderlerin de konuşmalarına yansımaya başlayacak sembolllere yönelik vurgular, ileride insanların bu hal durumuna ulaşmaları için bir yol olur. Sonuçta dil ve düşünce, kulakla değişir. Kendinden geçmenin yolları bitmezmiş 🙂