Medyascope.tv

Pierre-Jean Luizard: IŞİD Irak’ta başardığını Fransa’da da yapmaya çalışıyor

13 Kasım’da Paris’te IŞİD’in gerçekleştirdiği terör saldırılarının ardından Fransa’nın ünlü internet gazetesi Mediapart, Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi (CNRS) araştırma yöneticisi ve “IŞİD Tuzağı. İslam Devleti ya da Tarihin Dönüşü”* adlı kitabın yazarı Pierre-Jean Luizard ile bir söyleşi yayınladı. Joseph Confavreux’nün gerçekleştirdiği söyleyişiyi Haldun Bayrı, Türkçeye cevirdi. Orijinal yayını bu linkten okuyabilirsiniz.

“IŞİD Irak’ta başardığını Fransa’da da yapmaya çalışıyor”

Cuma günü Paris’teki saldırılar, tıpkı birkaç gün önce Beyrut’taki gibi, Sina Çölü’nde Rus uçağının düşürülmesi gibi ve birkaç hafta önce Ankara’daki saldırı gibi, IŞİD’in büyük bir atılım içinde olduğuna mı işaret? Yoksa aksine, denetim altında tuttuğu topraklarda askerî tehdit altında olduğunun ve savaşı başka sahalara taşımayı tercih ettiğinin mi işareti?

Luizard: IŞİD’in, askerî düzeyde güçlük çektiği zaman, denetimi altındaki topraklar dışında saldırılar düzenleyerek çatışmayı bölgeselleştirmeyi ve uluslararasılaştırmayı tercih ettiği doğru. Fakat IŞİD’in kısa süre önce Şengal’de maruz kaldığı yenilgiyi göreceleştirmek gerek. IŞİD Kürtçe konuşulan ve çoğunluğu Ezidiler’den oluşan bir kent olan Şengal’den bir yandan çekilirken, tüm gücünü ve yerleşikliğini koruyabilir; bu güç sadece silaha dayalı değil, aynı zamanda Irak’taki Sünni Arap topluluklarının temsilcisi olarak kendini dayatmayı başarmış olmasına bağlı.

Fransa’daki bu terör eylemi bence hiç de bir zayıflık belirtisi değil. Bize savaş ilan ettiklerini gösteriyor. IŞİD, bazı topluluklara karşı şiddet eylemlerini çoğaltarak, sonunda farklı toplulukları artık bir arada yaşayamayacaklarına ikna ederek Irak’ta kusursuz başarmış olduğu şeyi Fransa’da da yapmaya çalışıyor.

IŞİD’in tuzağına düşmemek için verilecek uygun cevaplar neler olabilir?

Luizard: Ülkelerimizdeki terörizme karşı, olağanüstü hal bile ilan edilse ne tür bir savunma oluşturulabileceğini göremiyorum. Dolayısıyla sorunun kaynağına inmek gerek; o kaynak da Irak ve Suriye’de bulunuyor. Hem siyasî hem askerî bir eylem planı gerektirir bu. Ben bir strateji uzmanı değilim ve dolayısıyla tavsiyede bulunmaktan imtina ediyorum, ama karadan müdahale seçeneği ortaya konacaktır. Havadan bombardımanlar yapıp karadaki hareketlenmeyi Irak ordusuna, Kürtler’e, hatta Rusya’nın yaptığı gibi Suriye ordusuna havale eden a minima savaş sürdürülemez artık. Bu aktörler çatışmanın taraflarıdır ve durumu olsa olsa daha da vahimleştirirler.

Topluluklar arası bir savaşta, bir topluluktan yana ve başka bir topluluğa karşı olmak, IŞİD’in uzattığı tuzağa düşmek demektir. IŞİD bölgedeki Sünni Araplar’ın tek savunucusu gibi görünmeye uğraşıyor ve bölünmelerle şiddet olaylarını çoğaltmakta çıkarı var. Rusya bu tuzağa düştü ve IŞİD, “Şii mürtedler”le ittifak eden “Ortodoks Rusya”ya karşı cihad ilan edebildi. Dolayısıyla karadan müdahale edecek kuvvetlerin çatışma taraflarından olmayıp BM yönetimi altında hareket etmesi gerekir; dolayısıyla işe ne bölge ülkeleri karıştırılmalı (dolayısıyla da Türk, İranlı ya da Arap birliklerini kullanmaktan kaçınılmalı), ne Irak veya Suriye ordusu gibi yarı-inanca dayalı ordular, ne de Kürtler kullanılmalıdır. Bu durumdan çok uzağız.

IŞİD’e karşı müdahale etmek için uluslararası bir meşruiyet gerekmektedir; ama aynı zamanda IŞİD’in denetimi altında yaşayan Sünni Arap nüfusa somut öneriler getirebilecek siyasî bir meşruiyet gerekmektedir. Onlara, sorunun bir parçası oldukları için çözümün parçası olamayan Bağdat hükümeti veya Esad rejimi dayatmak da doğru olmayacaktır. Sünni Arap nüfusa, IŞİD denen iblise doğru bir hamle yapmış olmalarını başlarına kakmadan siyaseten bir şey önerilebilmelidir ve bu toplulukların IŞİD’e kitlesel bağlanışının derin nedenlerini anlayabilmek gerekmektedir. Şayet IŞİD Haziran 2014’te Musul’a tek bir mermi atmadan girebilmişse, nüfusun çoğunluğunun ona en azından karşı olmadığındandı.

Nasıl oluyor da IŞİD, azami sayıda insan öldürmek için kendini havaya uçurmaya hazır en az sekiz genci kolaylıkla buluyor? Lojistik ve maddi sorunlar ötesinde, bu kamikazeleri seferber etmek için kullanılan psikolojik ve ideolojik gerekçeler neler?

Luizard: Sekiz cihadcı militanın bütün bir ülkeyi allak bullak edebilmesi, şehit olmaya hazır olan kimselerle eşit silahlarla dövüşülememesinden. Cihadcı radikal İslam’ın bu akımı için şu çok önemli unsuru anlamak elzemdir: Şehadet onlara, karşısında dövüştükleri büyük Batılı güçlerle eşitmiş gibi davranma olanağı vermektedir.

Saldırıların IŞİD tarafından resmen üstlenildiği metinlerin okumasından ne çıkarıyorsunuz?

Luizard: Hedefler, yani futbol seyircileri ve Paris’in doğu semtlerinin tuzukuru gençliği tesadüfen seçilmemiş. Üstlenme metninde müşrikliğe, özellikle de futbolculara karşı hakaretler var; ve de gösteri salonlarının oluşturduğu fuhuş yuvalarına… Fakat özellikle İslam’a karşı en hoşgörülü gençlik kesimine saldırmanın bir yolu bu; dünyanın durumu üzerine kafa yoran, anlamaya çalışan eğitimli bir kesime…

Saldırılan mahallelerde, köşedeki camiye gidenlerle ilişki kurup, ellerinde sigaraları ve şarap kadehleriyle sohbet edebilen gençler görülebilir. Fransız toplumunu kimlikler üzerine kapanmaya ve ötekilerden korkmaya itip, açıklamanın ve düşünmenin artık yeri olmadığı akıldışı tepkilere yol açarak IŞİD’in kırıp dağıtmak istediği budur; Ortadoğu’da yapmayı başardıkları şeye burada da varmak için, öteki insanları ne düşündüğü ve ne olduğuna göre değil, ait olduğu topluluğa göre değerlendirmeyi dayatmak istiyorlar herkese. Fransız Müslümanları’nı da rehin alarak Fransız toplumunu dönüşsüz bir sürece, bir tek kendilerinin galip çıkabileceği topluluklar-arası çatışmalara sürüklemek istiyorlar.

Fransa niçin İngiltere ya da ABD’den daha çok hedef alınıyor? Oysa İngiltere ve ABD IŞİD’i Irak ve Suriye’de daha çok vuruyor.

Luizard: Çünkü Fransa, IŞİD’in karşı çıktığı bir evrenselci tasarının vücut bulmuş halidir. Aynı zamanda da sömürgecilik uygulamalarında bu tasarının değerlerini en fazla inkâr etmiş sömürgeci ülkedir, özellikle Cezayir’de. Tarihin ışığında bakıldığında, Müslümanlar’ın laikliğe bizim gibi bakmamalarına şaşmamalı; çünkü Fransız cumhuriyetçi elitleri bu değerleri bir imparatorluk hakimiyetini savunmak için tersyüz etmişlerdir.

Diğer neden ise, alt edilecek bir öncü gibi görülen Fransa’nın aynı zamanda en kırılgan ülke olmasıdır; çünkü birliğini sağlamak için çatışma kaynağı olarak gördüğü dini dışlamıştır; oysa diğer ülkelerde bunlar tatlılıkla yapılmıştır. Fransa’nın kimliğini bulması ve Hıristiyan geçmişini üstlenebilmesi diğerlerine nazaran daha zordur. Fransız olmak cumhuriyetçilik ilkelerinin benimsenmesiyle özetlenemez. Bu kırılganlık bizi yok etmek isteyenler tarafından çok iyi algılanmakta.

* Le Piège Daech. L’État islamique ou le retour de l’histoire

Bunlar da ilginizi çekebilir: