Medyascope.tv

Tahir Elçi için…

Yayının deşifresi:

Türkiye’de Kürt sorununun gelişiminde bazı anlar dönüm noktası olmuştur. 5 Temmuz 1991 günü evinden alınan Diyarbakır HEP İl Başkanı Vedat Aydın’ın cansız bedeninin iki gün sonra Ergani yakınlarında bulunması, Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da suikaste kurban gitmesi gibi.

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesi de bir dönüm noktası olmaya aday. Halbuki, en azından şimdilik Elçi’nin kimler tarafından, nasıl ve niçin öldürüldüğü yolunda kesinleşmiş bilgilere sahip değiliz.

Geniş kamuoyu Tahir Elçi’yi bir canlı yayındaki sözleriyle tanıdı. Elçi aleyhine, PKK’yı terör örgütü olarak görmediğini belirttiği için acımasız bir linç kampanyası başlatıldı. Ardından tabii ki hakkında soruşturma açıldı. Polisin Elçi’yi 20 Ekim günü Diyarbakır Barosu’nda gözaltına alma görüntülerini unutmak mümkün değildir. Elçi’nin bütün bu yaşananlardan kısa bir süre sonra öldürülmüş olması, ister istemez, tesadüf/kaza’dan ziyade kasıt/suikast ihtimalinin ön plana çıkmasına neden oldu.

Sosyal medyaya yansıyan görüntüler, Elçi’yi öldüren kurşunun güvenlik güçlerine ait bir silahtan çıkmış olma ihtimalinin yüksek olduğuna işaret ediyor. Fakat Elçi’nin polisler ya da onlarla çatışan siviller tarafından mı öldürüldüğü bir şekilde netleşse bile, bu cinayette bir kasıt olup olmayacağını öğrenmemiz hiç de kolay olmayacak.

Öncelikle, son dönemdeki benzer olayların tümünde olduğu gibi Elçi cinayeti soruşturmasına da gizlilik kararı alındı. Muhtemelen kısa süre içinde yayın yasağı da gelecektir. Öte yandan Türkiye son derece kutuplaşmış bir halde, taraflar, daha Elçi’nin ölüm haberini alır almaz suçluları ilan etmiş durumdalar ve yaşanacak herhangi bir gelişmenin, yeni bir bilginin onların tutumunu değiştirebilmesi pek zor.

İşin acı tarafı, Tahir Elçi tam da bu tür kutuplaşmaların ötesinde, Kürt sorununun çözümü ve kalıcı barışın tesisi için ihtiyaç duyulan sağduyulu, serinkanlı az sayıdaki kanaat önderinden biriydi. Gençliğinde devletin işkencehanelerinde gösterdiği direnişle efsaneleşen, en kritik anlarda insan hakları ihlallerine karşı mücadele eden Elçi, aynı cesareti, başta PKK olmak üzere Kürt siyasi hareketini eleştirmekte de gösteriyordu. Bunun son örneği, yakın döneme damgasını vuran ‘hendek siyaseti’ diye özetlenen özyönetim ilanı ve öz savunma ısrarına karşı eleştirel ve tavizsiz duruşudur.

Öldürülmesinden önceki son sözlerinin ‘İnsanlığın bu ortak mekanında, silah, çatışma, operasyon istemiyoruz; savaşlar, çatışmalar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz’ olması anlamlıdır. Burada sadece devlete değil PKK’ya da çağrı yaptığı açıktır ve ölümü de insanlığın o ortak mekanında devlet ile PKK arasındaki bir çatışma yüzünden olmuştur.

Bir süredir Türkiye Kürt sorununda önünü göremiyor, ortada herhangi bir umut işareti yok. Hatta tam tersi bir durum yaşanıyor. Öncelikle 7 Haziran seçimlerinden önce çözüm süreci askıya alındı ve 7 Haziran’dan 1 Kasım’a kadarki süre zarfında çatışmalar hızla tırmandı. Ayrıca Suruç ve Ankara’da, Kürt siyasi hareketini ve onunla dayanışma içindeki hareketleri hedef alan ve IŞİD’e atfedilen iki katliam yaşandı.

Çözüm sürecinin en büyük katkısı Kürtlerin ciddi bir şekilde hasar görmüş olan Türkiye ile bağlarını hızla tamir etmesiydi. Ancak bu süreç tamamlanamadan makas tekrar açılmaya başladı.

Kürtlerin kopuşunu durdurma noktasında en çok Tahir Elçi gibi serinkanlı, sağduyulu, her iki tarafı da eleştirebilen, her iki tarafça, kısmen de olsa dinlenebilen isimlere ihtiyacımız var.

Elçi bir Kürt’tü. Çözümü için uğraştığı Kürt sorununun çözülememiş olması nedeniyle hayatını kaybetti.
Onun öldürülmesi öncelikle Kürtler için çok büyük bir kayba yol açtı.

Bir barış ve adalet elçisi olan Tahir Elçi’nin öldürülmesi tüm Türkiye için de ciddi bir kayba yol açtı. Dolayısıyla onun öldürülmesine doğrudan ya da dolaylı olarak zemin hazırlayan herkesin suçu çok ağırdır.

Barış isteyen herkesin başı sağolsun!

Bunlar da ilginizi çekebilir: