Medyascope.tv

Thomas Piketty: Faturayı dünyayı kirletenler ödemeli

Bugün Fransa’da başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’ndan iki gün önce “Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital“in yazarı Fransız ekonomist Thomas Piketty “Faturayı dünyayı kirletenler ödemeli” başlığını taşıyan bu makale Le Monde gazetesinde yayınlandı. Yazının Fransızca orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz. Makaleyi Türkçe’ye Haldun Bayrı çevirdi.

Faturayı dünyayı kirletenler ödemeli

Son terör saldırılarından sonra, Fransız ve diğer Batılı yöneticilerin akıllarının başka yerde olması ve Paris İklim Konferansı’nın başarısı için gerekli çabayı göstermemeleri riski maalesef hayli yüksek. Gezegenimiz için feci bir şey olacak bu. Çünkü öncelikle, zengin ülkelerin küresel ısınma ve yoksul ülkelerde sebep oldukları zararlar karşısındaki tarihsel sorumluluklarını ölçmelerinin zamanı geldi de geçiyor. Ayrıca iklim ve enerji üzerinden gelmekte olan gerginlikler, dünya barışı için de tehditlerle dolu. Teröristlerin gündemlerini dayatmalarına izin vererek geleceği hazırlayamazsınız.

Tartışma ne durumda? Devletler tarafından sunulan karbon salımını azaltma hedeflerine bakılırsa, hesaplar tutmuyor. Üç derecenin, belki daha da fazlasının üzerinde bir ısınmaya götüren bir yola girmiş durumdayız; özellikle Afrika’da ve Güney ile Güneydoğu Asya’da potansiyel olarak tufanı andıran sonuçları olabilir bunun. Salımları azaltma önlemleri üzerinde iddialı bir anlaşma sağlandığı takdirde bile, suların yükselmesi ve sıcaklıkların artmasıyla bu ülkelerin çoğunda kaydadeğer zararlar yaşanacağı şimdiden kesin. Küresel değişime intibak etmek için gerekli asgari yatırımlara (bentler, nüfusun ve faaliyetlerin taşınması, vb.) mali kaynak olarak yılda 150 milyar euro civarında bir dünya fonunun ayrılması gerektiği tahmin ediliyor. Zengin ülkeler böyle bir meblağı (dünya gayrisafi hasılasının olsa olsa yüzde 0,2’si) toplayamıyorlarsa, gelecekteki salımlarını azaltmak için yoksul ve gelişmekte olan ülkeleri ilave çaba göstermeye ikna etmeye uğraşmak hayalcilik olur. Üstelik şu anlığına intibak için vaat edilen meblağ 10 milyarın altında. Burada bir yardımın söz konusu olmaması daha da üzüntü verici: Geçmişte verdiğimiz, hâlâ da vermekte olduğumuz zararların bir kısmının onarılması söz konusu sadece.

Bu son nokta önemli; zira Avrupa ve ABD’de sık sık, dünyanın bir numaralı kirleticisinin Çin olduğununun ve şimdi çaba gösterme sırasının Çinlilere ve diğer gelişmekte olan ülkelere geldiğinin söylendiğini işitiyoruz.

Böyle yaparak çok sayıda şeyi unutuyoruz. Önce, salım hacimleri her ülkenin nüfusuna oranlanmalıdır: Çin, 1,4 milyar nüfusuyla Avrupa’nın (500 milyon) yaklaşık üç katı ve Kuzey Amerika’nın (350 milyon) dört katından fazla nüfusa sahiptir. Üstelik Avrupa’daki salım düşüklüğünün kısmî açıklaması, çevreyi kirleten ve tüketmekten hoşlandığımız sınaî ve elektronik malların üretimini toplu olarak yurtdışındaki, özellikle de Çin’deki taşeron firmalara yaptırmamızdır. Dünyanın farklı bölgeleri arasındaki ithalat ve ihracat akışlarının karbon içeriği hesaba dahil edilirse, Avrupa’nın salımı aniden yüzde 40 artmaktadır (Kuzey Amerika’nınki de yüzde 25); oysa Çin’in salımı yüzde 25 azalmaktadır. Dolayısıyla salım dağılımını üretici ülke itibariyle değil de nihaî tüketici ülkeye bakarak incelemek kesinlikle daha makuldür.

O zaman, Çinlilerin kişi başına yılda 6 tona eşdeğer (dünya ortalaması civarında) CO2 saldıkları, buna karşılık Avrupalıların 13 ton, Kuzey Amerikalıların ise 22 ton CO2 saldıkları saptanır. Başka bir deyişle, sorun sadece bizim dünyanın artakalanından daha uzun süredir çevreyi kirletiyor olmamız değildir: Dünya ortalamasının iki katı kirletmeyi hakkımız olarak görme küstahlığını da sürdürmemizdir.

Ülkeler arasındaki taviz vermez inatlaşmaları aşmak ve ortak çözümler bulmayı denemek için, ayrıca her ülkenin içinde enerji tüketimi bakımından doğrudan ya da dolaylı (tüketilen mallar ve hizmetler üzerinden) muazzam eşitsizlikler olduğunu da hesaba katmak temel önemdedir. Depo, mesken ve bütçe büyüklüğüne göre; satın alınan malların miktarı, yapılan hava yolculuklarının sayısı, vb.’ne göre, büyük bir durum çeşitliliği gözlemlenmektedir. Farklı bireysel yaşam tarzları önemli rol oynasa bile, ortalama tüketim ve salım düzeylerinin gelir düzeyiyle (neredeyse birin altında bir esneklikle) iyice arttığı, hiç kuşkuya yer vermeyecek biçimde saptanmaktadır.

Hem ülke başına doğrudan ya da dolaylı salımları ele alan, hem de her ülkenin içinde tüketim ve gelir dağılımlarını ele alan sistemli verileri bir araya getirerek, Lucas Chancel ile birlikte son on beş yıl boyunca dünyada bireysel düzeyde salımların dağılımının evrimini tahlil ettik (çalışmanın bütünü için bkz. http://piketty.pse.ens.fr/files/ChancelPiketty2015.pdf)

Elde ettiğimiz sonuçlar açıktır. Gelişmekte olan ülkelerin yükselişiyle, şimdi artık tüm kıtalarda önemli kirleticiler vardır; dolayısıyla dünya intibak fonunun finansmanına bütün ülkelerin katılması meşrudur. Ama zengin ülkeler hâlâ dünyanın en büyük kirleticilerinin muazzam çoğunluğunu teşkil etmektedirler ve Çin ile diğer gelişmekte olan ülkelerden onların gerçek payına düşenden fazlasını isteyemezler.

Somut olarak, gezegenimizin 7 milyar civarında sâkini halihazırda yılda kişi başına 6 tona eşdeğer salım yapmaktadır. En az kirleten yüzde 50, yani 3,5 milyar kişi, temel olarak Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya’dadır (küresel ısınmadan en çok etkilenen bölgelerdir bunlar); kişi başına 2 ton salım yaparlar ve toplam salımın yüzde 15’inden sorumludurlar. Terazinin diğer kefesinde, dünyanın en büyük kirleticileri olan yüzde 1, yani 70 milyon nüfus, kişi başına ortalama 100 ton CO2 salımı yapmaktadır; öyle ki, tek başlarına tüm salımların yüzde 15’ini, yani en alttaki yüzde 50 kadarını yapmaktadır. Ellide bir olmalarına rağmen her biri elli misli salım yaptığı için bu iki etki birbirlerine denk düşmektedir. Oysa iklim değişikliğinin sonuçlarının bedelini, suların yükselmesi ve ısı artışıyla alttaki yüzde 50 ödeyecektir. Bu 3,5 milyar kişi yılda kişi başına 2 ton CO2 salmaktadır ve yılda kişi başına 100 ton salanların yerine bedel ödeyeceklerdir.

Dünyayı en çok kirleten yüzde 1 nerede bulunmaktadır peki? Hesaplamalarımıza göre, yüzde 57’si Kuzey Amerika’da, yüzde 16’sı Avrupa’da ve sadece yüzde 5’ten biraz fazlası Çin’de (her biri yüzde 6 olan Rusya ve Ortadoğu’dan az) yaşamaktadır. Yılda 150 milyar dolar tutan dünya intibak fonunun finansmanı ülkelere bölüştürülürken bu verilerin epey meşru bir paylaştırma anahtarı olabileceğini düşünüyoruz. Kuzey Amerika’nın 85 milyar (GSYİH’sının yüzde 0,5’i), Avrupa’nın ise 24 milyar (GSYİH’sının yüzde 0,2’si) dolar ödemesi gerekir. Bu sonuç kuşkusuz Donald Trump’ın ve diğerlerinin hoşuna gitmeyecek. Hesaplarımızı ele alıp iyileştirmekte serbestler: Bütün verilerimiz ve bilgisayar programlarımıza şuradan ulaşılabilir: http://piketty.pse.ens.fr/files/ChancelPiketty2015.pdf. Tüketimlerin ve bireysel salımların dağılımı üzerine çok sayıda varsayım dizisini gözden geçirdik; fakat sonuçlarımızda esaslı bir değişim olduğunu görmedik.

Başka dağılım anahtarları da tahayyül edilebilir; mesela gösterilecek çaba, toplam salımın yüzde 45’inden, yani en aşağıdaki yüzde 50’nin toplam salımının üç katı salımdan sorumlu olan dünyanın en büyük salımcılarının yüzde 10’una yüklenebilir. Bu durumda, finansmanın yüzde 40’ı Kuzey Amerika’ya, yüzde 19’u Avrupa’ya, yüzde 10’u da Çin’e düşecektir.

Kesin olan tek şey var ki, karbon üzerinden bir müterakki (progressif) vergi fikrini temel alan dağılım anahtarları düşünmenin zamanıdır: Yılda 2 ton salım yapanlardan 100 ton salım yapanlarla aynı çabaları göstermeleri istenemez. Düzeltilmeden ve telafi mekanizmaları yerleştirilmeden uygulanırsa, halihazırda tartışılan karbon üzerinden nisbî harçların (ayrıca başka sorunlar da çıkaran kirletme hakları pazarı ve karbon fiyatlama sistemlerinin de) en büyük kusurudur bu.

Kimileri böylesi dağılım anahtarlarının zengin ülkeler tarafından, özellikle de ABD tarafından asla kabul edilmeyeceğini söyleyerek karşı çıkacaklar buna. Fiili olarak da, Paris’te ve önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğine intibakın finansmanı için kabul edilecek çözümler muhtemelen çok daha mütevazı ve daha az şeffaf olacak. Ama çözümler bulmak gerekecek: Zengin ülkeler ellerini ceplerine atmazlarsa hiçbir şey yapılmayacak; iklimdeki ısınmanın somut sonuçları da ABD dahil olmak üzere her yerde çok daha fazla hissedilecek.

Öyle veya böyle, tüm tarafların sorumlulukları üzerine benimsenen acil bir teşhiste bulunulması gerekmektedir; benzeri hiç görülmemiş olan bu meydan okumaya barışçıl bir çözüm tasarlanması da ancak ortak bir dille mümkündür.

 

Bunlar da ilginizi çekebilir: