Medyascope.tv

Star Wars’un İslam dünyası hakkında bize öğretebilecekleri

ABD California Üniversitesi öğretim üyesi Babak Rahimi, vizyona girer girmez hasilat rekonru kıran “Star Wars – Güç uyanıyor”u farklı bir perspektiften ele alıyor. İletişim, kültür ve din üzerine uzmanlaşan İran kökenli Rahimi, ABD’nin en popüler dijital dergisi huffingtonpost.com‘da 31 Aralık 2015’de yayınlanan makalenin orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz. Makaleyi Türkçe’ye Çağrı Ekiz çevirdi.

Star Wars’un İslam dünyası hakkında bize öğretebilecekleri

Bir medeniyetler arası savaş dönemi yaşanmaktadır. “Cihatçı” olarak bilinen kötü adamlar Doğu Akdeniz’de saklandıkları yerden çıkıp savaşmaya başlamış, kendilerine karanlık bir İmparatorluk yani “Halifelik” kurmuşlardır. Müslümanlar, Batı’ya ve onun özgürlük ve demokrasi anlayışına karşı verdikleri savaşta daha iyi bir yaşam ümidiyle başka bir dünyaya doğru yola çıkmışlardır. Bir kısmı silahlı olarak ilerlemektedirler. Bu, Batı’nın bu gizemli dünya ile gerçekleşecek destansı karşılaşmada karanlık bir dönemdir ve onu ancak bir kahraman kurtarabilir.

Star Wars hayranları bundan hoşlanmayabilir ama filmin açılış metnini aynı şairane dili kullanarak, mücadeleyi İslam Dünyası ve Batı arasında geçecek şekilde tekrar yazdım. Tıpkı Star Wars efsanesinde olduğu gibi (burada 4, 5 ve 6. bölümlere referans veriyorum), yaşadığımız medeniyetler çatışması da, medya ve diğer mecralar tarafından iki kültürel düzen arasında, belli değer yargıları ve rakip idealleri kendi kendilerine yeten iki dünya arasında devam eden bir savaş olarak betimlemektedir. Bu destansı anlatı bu uzay operasında anlatıldığı gibi “aydınlık” ve “karanlık” mitolojileri dönüyormuş gibi görünebilir. Bunların ilki İmparatorluk’u (yeni ya da eski) askeri bir zaferle alt ederek kendini geliştirme yolunda kahramanca yürümeye devam edebilir.

babak_rahimi

Sıkça ABD televizyonlarında yorumcu olarak görülen Babak Rahimi hali hazırda din, siyaset ve dijital kültür üzerine akademik çalışmalar yapıyor.

Bir Amerikan mythos’u olarak Star Wars kahramanlar ve kötü adamlar, direniş ve iktidar, budalalık ve bilgelik ile ilgili güçlü imajlara yer vermekte. Jedi’ların büyük üstadı Yoda karşısındakilerle sorumlu bir ilişki kuran, dünya nimetlerinden uzak evrensel bilgeliği temsil etmekte. Ölüm karşısında takındığı Budistlere benzer esprili tavrıyla Yoda bize Güç’ü saldırganlık ve savaş için değil de savunma ve barışı sağlamak için nasıl kullanacağımızı hatırlatır. Buna karşılık Jedi’dan devşirme İmparatorluk generali Darth Vader karanlık tarafa geçişi temsil eden defolu bir figürdür. Karanlığın vücut bulmuş hali, “sapkın ve şeytani” Darth Vader insanlığın potansiyel olarak dönüşebileceği şeydir aslında. Onu diğerlerinden ayıran siyah zırhı insandan çok makinaya yakın, hissiz ve düşüncesiz bir yaratık izlenimi verir.

Star Wars’da çok önemli olan bir diğer konu da iki karşıt dünyanın anlatısıdır. Galaktik İmparatorluk tahakküme dayanan bir dünya düzenini temsil eder. Bu düzen Galaktik Cumhuriyet ve (Ayrımcı Devlet olarak da bilinen) Bağımsız Sistemler Konfederasyonu arasında gerçekleşen Klon Savaşlarının bir sonucudur. 4, 5 ve 6. bölümlerde ortaya çıkan, pilot ve askerlerden oluşan Asi İttifak ise anayasal düzene bağlı bir demokrasi olan Eski Cumhuriyet düzenini geri getirmeye çalışan güçleri temsil eder. Bu arada Direniş de Güç’ün öncülük ettiği yiğit bir harekettir. Güç denilense bütün Varlık’a içkin olan metafizik ve her an her yerde bulunan bir kuvvettir.

Peki acaba radikal İslam bizim Galaktik İmparatorluğumuz olabilir mi? Güç denen şey Batı’nın temsil ettiği demokratik Cumhuriyet ruhu mudur? Eğer Batı, dünyanın kalanından ayrı bir yerse İslam derken nasıl bir dünya kastedilmektedir? Bu kelime coğrafyaya mı, değerlere mi tekabül eder?

Aslında İslam’ın içinde ümmet denen, tarihsel olarak İslam coğrafyasını kaplayan Müslüman toplumları tanımlamak için kullanılan bir kavram var. Fakat zaman içinde, birbiriyle rekabet içindeki uluslar bu ümmeti kimlerin oluşturduğu konusunu tartışmalı hale getirdiler. Dar’ül İslam ya da Dar’ül Harb, ortaçağ Müslüman yöneticileri ve fıkıh okullarının, kontrolleri altındaki toprakları taktiksel ve coğrafi açıdan yönetmek için geliştirdikleri hukuki tanımlardı. Bu kavramlar Kuran ya da hadislerde yer almaz. Ayrıca, söylem açısından ya da pratik anlamda ümmet bir “dünyaya” denk gelmez, yönetilen topraklardaki müminler topluluğudur.

Coğrafi açıdan Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgeler Batı Afrika’dan başlar, Orta Asya, Hint yarımadasının kuzey kısımları, Doğu Asya’da Endonezya’yı içine alır ve bunu bir “dünya” olarak tanımlamak pek mümkün değildir. Bölgeleri, farklı nüfusları, İslami ya da İslami olmayan özellikleri (artık İslami ne demekse) aşarak ilerler, kimlikleri sabit ya da homojen olmayan grupları bir içerir.

Peki medya, uzmanlar ya da politikacılar “İslam dünyası” dediklerinde neden bahsetmektedirler? Rekabet halindeki dünyalardan oluşan bölünmüş bir evrenden. Diğer gezegenlere oranla İslam dünyası daha uzak bir gerçeklik, aydınlanmış ve elbette medeni Batı’dan çok daha uzak bir yer olarak algılanıyor. Burada bahsi geçen yalnızca rekabet halindeki dünyaların yarattığı bir medeniyetler çatışması değil, diğer hayali dünyalardan ayrı bir Batı kültürüdür. Kendi içinde bir çatışma olabilir ama esas amaç diğer, daha alt seviye dünyaları kontrol altına almaktır. Zaten dünya medeniyetlerinin söylemleri muzaffer bir edayla kendi kendilerini anlatma çabalarıdır.

Medeniyet anlatılarının tam tersine Star Wars rekabet içindeki dünyaların hikayesi değil, evrensel sevginin, hepimizi saran ve içimizde yer alan ve elbette galaksiyi bir arada tutan Güç’ün zaferidir. Galaktik İmparatorluk kendi zaferi uğruna bir korku politikası yaratmanın, Cumhuriyet ise herkesle bir olmanın, farkındalık peşinde koşan bir sevgi politikasının hikayesidir. Star Wars bir arada yaşayabileceğimiz tek bir dünyanın aşk hikayesidir, ebedi barışın ancak mücadeleyle ve diğerini tanımakla olabileceğini anlatır. Ve Star Wars bizi sonunda Güç’e katılmaya, dünyayı galaksiler arası tek bir gerçeklik olarak görmeye davet eder. Bu mitoloji kendi kendimizi eleştirmek, kendi benliğimizin ötesini görmek, farklılıklarımızı geride bırakmak anlamına gelir. Kendimizi aşarak, İslami, Çinli ya da başka dünyalar yerine, bütün canlı organizmalarla (ya da humanoidler ve hisli robotlarla) paylaştığımız bir evrensel düzen görürüz.

Yani Yoda bize insanları dış görünüşlerine göre değil de (sakallı adam ya da çarşaflı kadın), Güç içinde paylaşılan gerçekliğe göre değerlendirmemiz gerektiğini söyleyen bir bilge değildir de nedir? “İslam dünyası” ise karanlık boş bir gezegende birbirine bağlı olarak yaşayan parlak yıldızlardan biridir aslında.

Bunlar da ilginizi çekebilir: