Medyascope.tv

PKK’nın düşük yoğunluklu savaşı: Arka planı, nedenleri, bölgesel dinamikleri ve etkileri

PKK’nın düşük yoğunluklu savaşı: Arka planı, nedenleri, bölgesel dinamikleri ve etkileri

Galip Dalay

Bu yazının orijinali 15 Ocak 2016 tarihinde “The PKK’s Low-Intensity Warfare: Background, Causes, Regional Dynamics, and Implications” başlığıyla GMF on Turkey Policy Briefs serisi tarafından yayınlandı. Mevcut versiyon bu yazının kısmi değişim geçirmiş tercümesidir.

Kürt sorunu ile ilgili anlaşmazlıklar yeniden Türkiye’nin siyasi gündemini meşgul ediyor. Bir yandan PKK ile ilintili PYD’nin Suriye’nin Kürt bölgesinde elde ettiği kazanımlar, öte yandan özellikle Rusya’nın Suriye’de askeri gücünü ciddi anlamda arttırması ve Türkiye ile Rusya arasındaki uçak düşürülme krizi sonrası Türkiye’nin Suriye’de kötüleşen jeopolitik pozisyonu, PKK’nın cesaretlenmesine neden oldu. PKK artık daha az uzlaşmacı bir tavır alıyor daha maksimalist bir söylem tutturuyor. 22 Temmuz 2015’te iki polis memurunun öldürülmesiyle iki buçuk yıldır devam eden ateşkese son veren PKK, Türkiye’ye karşı olan savaşın dozajını artırıyor. Ateşkesin bitmesinde rol alan diğer bir etken ise hükümetin Çözüm Sürecine gereken ciddiyet ve ehemmiyeti vermemesidir.

Öte yandan, uzun süredir PKK ile çözüme dair perspektif konusunda yaşadığı ayrışma ile PYD’nin Kuzey Suriye’deki toprak kazanımları nedeniyle tedirginlik yaşayan Türkiye, 22 Temmuz cinayetlerini bir gerekçe olarak kullanarak Türkiye ve Irak’taki PKK hedeflerini bombalamaya başladı. PKK’nin mücadeleyi şehir merkezlerine taşıması ve mahalle, kasaba ve ilçe kuşatmalarıyla Suriye stratejisini Türkiye’ye uygulamaya çalışması, başlarda kesintilerle devam eden çatışmaların düşük yoğunluklu bir savaşa dönüşmesine yol açtı.

Hükümet bu duruma, birçok ilçe ve şehirde yaklaşık bir buçuk milyon insanın sosyal, ekonomik ve siyasi hayatını etkileyen sokağa çıkma yasağıyla karşılık verdi. Türkiye ile PKK, Suriye ve Türkiye’nin Kürt coğrafyası konusunda bir uzlaşmaya varmadıkları müddetçe bu kısır döngünün kırılması mümkün gözükmüyor.

Gerginliğin sebepleri

PKK, Türkiye’nin Kürt meselesini ele alışını ve çözüm perspektifini indirgemeci ve yetersiz buluyor. Türkiye ise Kürt meselesini esas olarak, demokrasi açığından ve Kürt bölgelerinin az gelişmişliğinden kaynaklanan bir sorun olarak görüyor. Buna karşın PKK’nın uzlaşma vizyonu esasen Türkiye’nin egemenliğinin Türkler ve Kürtler arasında paylaşılmasını öngörüyor. PKK, Kürt bölgesindeki ana güç olmayı arzuluyor. Bu bağlamda, HDP’nin de içinde bulunduğu Kürt parti ve inisiyatiflerini içinde barındıran çatı kuruluş Demokratik Toplum Kongresi (DTK), 27 Aralık 2015’te Diyarbakır’da olağanüstü bir kongre gerçekleştirdi. PKK’nın şehir çatışmalarına tam desteğini belirten kongre, 14 maddelik bir bildirge yayınlayarak önemli ölçüde bir güç devri ile geniş bir özerklik talebinde bulundu. Ancak bu taleplerin, Türkiye’nin halihazırdaki aşırı üniter siyasi ve idari sisteminde yerine getirilmesi mümkün değil. Hükümetin, PKK’nın bu taleplerini yerine getirmek gibi bir niyeti de zaten yok.

PKK, PYD’nin Suriye’nin Kürt bölgesinde elde ettiği toprak ve yönetim kazanımlarını en önemli başarılarından biri olarak görüyor. PYD liderliğindeki Kürt yönetimleri önceden Cizire, Kobani ve Afrin olmak üzere üç ayrı kantondan oluşuyordu. Haziran’da PYD güçlerinin Tel Abyad’ı ele geçirmesiyle birlikte Cizire ve Kobani kantonlarının birleşmesi sağlandı. Kantonlar arası tam bir birleşmenin sağlanabilmesi için gerekli tek bağlantı Kobani ve Afrin arasında kalan bölgeydi. Ancak Türkiye bu bölgeyi kırmızı çizgisi ilan etti ve Suriyeli Kürt birliklerinin bu bölgeyi ele geçirmeye çalışmaları durumunda askeri müdahalede bulunmakla tehdit etti. PKK da, Türkiye’nin bu pozisyonunu kendisi açıdan bir kırmızı çizgi olarak değerlendiriyor. Eğer PKK, Türkiye’deki Çözüm Süreci’nde ilerleme kaydedilmesi ile Suriye’deki kazanımlarını sağlama alma seçenekleri arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsa, ikinci seçeneği tercih edecektir. PKK, Suriye’deki mevcut durumu bir daha tekrarlanmayacak tarihi bir fırsat olarak değerlendiriyor. Türkiye’deki Çözüm Süreci ile ilgiliyse, her zaman bir yeniden başlama imkanı olduğu düşüncesi hakim.

Bölgesel Kürt siyasetinin yeni dinamikleri

Türkiye, Kürt hareketinin siyasi hedeflerindeki evrimi ve bu hedefleri sürdürmedeki kararlılığını anlamamış gözüküyor. 1990’ların sonu ve 2000’lerin başlarında Kürt hareketinin Türkiye’deki Kürtlerin hakları konusundaki referans noktası AB normlarıydı. 1993 yılında belirlenen ve “demokrasiyi garanti altına alan kurumsal istikrar, hukukun üstünlüğü, insan hakları ile azınlıklara saygı ve koruma” meseleleri üzerine yoğunlaşan Kopenhag Kriterleri, Kürt hareketinin söylemsel ve siyasal referans noktasını oluşturuyordu. Kürt hareketi bu çerçeve içerisinde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartnamesi’ne sürekli olarak referans veriyordu.

Ancak bu strateji ciddi anlamda değişmiş gözüküyor. AB normlarının esasen demokratik, ekonomik ve siyasal ilerlemeyi destekleyip, ulusal hükümetlerin egemenliğini sorgulamaması, Kürt hareketinin ve özellikle PKK liderliğinin arzularıyla örtüşmüyor.

PKK’nın ana referans noktası artık Suriye ve Irak’taki Kürt kazanımlarıdır. Kürt hareketlerinin eylem ve söylemleri bunu açıkça belli etmektedir. Bazı mahalle, ilçe ve şehirleri zorla işgal etmek suretiyle “demokratik özyönetim” ilan edip de facto bu bölgenin siyasal otoritesini merkezi hükümetin elinden almaya girişen PKK, PYD’nin tecrübesini Türkiye’nin Kürt bölgesine aktarmaya çalışıyor.

Şehir savaşının etkileri

Bölgenin içinde bulunduğu durum PKK’nın yeni siyasal arzularının ve son şehir savaşının zeminini oluşturuyor. Aynı şekilde, bu yeni şehir savaşı Kürt hareketi içerisindeki çizgileri yeniden çizmekte ve Kürt halkını doğrudan etkilemektedir. Şiddet atmosferi Kürt siyasetinin konsolidasyonunu arttırmaktadır. Hem silahlı hem sivil bileşenlerini aynı retoriği benimseyip aynı politikaları desteklemeye sevk etmektedir. Sorun, şiddetin boy gösterdiği zamanlarda en radikal unsurların sesinin daha gür çıkması. Nitekim, sahneyi kuranın da oyunu sergileyenin de neredeyse sadece PKK’nın olduğu bir durumla karşı karşıyayız. Bu, mevzubahis konsolidasyonun siyasal kısmını teşkil ediyor.

Konsolidasyon aynı zamanda sosyal düzeyde de mevcut. Düşük yoğunluklu savaş nedeniyle yüz binden fazla insan evlerini terk etti. Ancak Kürtlerin daha ziyade ülkenin batısına göç ettikleri 1990’ların aksine, bugün evlerini terk etmek zorunda kalanların artık Güneydoğu’daki nispeten güvenli yerlere yerleşiyor olmaları, ülkenin sosyal entegrasyonuna katkı sağlamamakla kalmayıp Kürtlerin Türkiye’den duygusal anlamda kopmalarına neden oluyor.

Ancak bazı Kürtlerin Türkiye ile duygusal anlamda bir kopuş yaşıyor olmaları, onların illa ki PKK’ya bütünüyle sempatik yaklaştıkları anlamına gelmiyor. Nitekim Al Jazeera Türk’ün evlerini terk etmek zorunda kalan insanlarla yaptığı görüşmeler bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Çıkış yolu

Bu çıkmazın aşılması için Türkiye ve PKK’nın, Suriye’nin Kürt bölgesi ile Türkiye’nin Güneydoğusu konusunda karşılıklı anlaşma sağlaması gerekmektedir. Türkiye, PKK’dan ülkesinde devam ettirdiği şehir savaşını bitirmesini ve PYD’den, Suriye Kürt Ulusal Konseyi tarafından temsil edilen Kürt gruplar gibi Suriyeli Kürtlerle uzlaşma sağlamasını talep etmelidir. Böylesi bir durum, Suriye Kürt bölgesinin salt bir “PYD/PKK entitesi olmaktan çıkıp bir Kürt entitesine evrilmesi anlamına gelecektir. Ayrıca Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin Batıcı ve Türkiye’yle dostane ilişkileri olan KDP’nin müttefiki olduğu düşünülürse, böylesi bir uzlaşı Suriye Kürt yönetiminin tutumunu yumuşatacaktır. Böylesi bir durum ileriki zamanlarda Suriye Kürt yönetimi ile Türkiye arasında dostane ilişkilerin oluşmasını sağlayabilir. Buna mukabil Türkiye, Suriyeli Kürtlerin kazanımlarını sorgulamaktan vazgeçip bu entiteyle bir nevi modus vivendi arayışı içinde olmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

Bunlar da ilginizi çekebilir: