Medyascope.tv

Edgar Morin: “Hiç kimse fanatik doğmaz”

IŞİD nedeniyle radikal İslamın tartışıldığı günümüzde, ünlü Fransız sosyolog ve filozof Edgar Morin’ın “Hiç kimse fanatik doğmaz” başlıklı makalesi tartışmaya yeni bir boyut getirdi. 7 Şubat 2016’da Le Monde’da yayınlanan makaleyi Türkçe’ye Haldun Bayrı çevirdi. Orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz.

Hiç kimse fanatik doğmaz

UNESCO’nun ilk kuruluş deklarasyonu, savaşın önce insanın zihninde bulunduğunu belirtmişti; bu yüzden de UNESCO, barış için eğitimi teşvik etmek istemişti. Ama aslında, barışın savaşa yeğlenirliğinin öğretilmesi ancak beylik bir şey olabilir; sakin zamanlarda da bu bârizdir. Sorun, savaş anlayışı zihinleri bastırdığı zaman ortaya çıkar. Dolayısıyla barışın eğitimini vermek, savaş anlayışına direnmek için mücadele etmek anlamına gelir.

Bununla birlikte, barış zamanında bile, savaş anlayışının aşırı bir biçimi olan fanatizm gelişebilmektedir. Fanatizm mutlak doğrunun kesinliğidir, en doğru davadan yana hareket etme kanaatidir ve ona karşı çıkanlar ile beraber sapık ve zararlı olduğu hükmüne varılmış bir topluluğa ait olanları da, hatta inançsızları da (dinsiz bilinenleri) düşman telakki ederek imha iradesidir.

Ortak bir zihniyet yapısı

İnsan toplumlarının tarihinde dinî, milliyetçi, ideolojik fanatizmin çok sayıda baskınını ve tezahürünü görebilmişizdir. Kendi hayatımda Nazi fanatizmlerinin ve Stalinci fanatizmlerin tecrübesini yaşadım. Maocu fanatizmleri ve, sükûnet içindeki Avrupa ülkelerimizde, toplumdaki kötülüklerin sorumlusu olduklarına hükmettikleri kişileri hedef almakla kalmayıp, ayrım gözetmeksizin sivillere de yönelik saldırılara kalkışan grupçukları hatırlayabiliriz: Almanya’da “Baader Çetesi”nin Kızıl Ordu Silahlı Fraksiyonu, İtalya’da Siyah ve Kızıl Tugaylar, İspanya’da Bask bağımsızlıkçıları.

Öldürmeye yönelik bu eylemlerin her birini kınamak için “terörizm” sözcüğü kullanılır; fakat bu, hiç de saldırıları yapanları harekete geçireni değil, bizim yaşadığımız terörü/dehşeti gösterir sadece. Özellikle de, fanatiklerin kendilerini kaptırdıkları davalar ne kadar çeşitli olursa olsun, fanatizmin, her yerde ve her zaman ortak bir zihniyet yapısı vardır.

Edgar-Morin

94 yaşındaki Edgar Morin’e göre demokrasi mükemmel bir sistem değildir, halâ kendi içinde eksiklikleri var.

Bunun içindir ki yirmi yıldır, okullarımızda, ilkokul sonu ve ortaöğrenimde, bilginin ne olduğunun, yani onun hatalarına, yanılsamalarına, sapkınlıklarına neyin yol açtığının da öğretilmesini salık veriyorum. Zira hata yapma ve yanılsamaya düşme olasılığı, bilginin bizzat doğasındadır. Algısal olan ilk bilgi, duyumsal merkezlerimizdeki uyarılmaların sinirsel ağlarımıza ikili kodla bir tercümesidir daima; sonra da beyinde gerçekleşen bir yeniden-inşadır. Sözcükler dile tercümedir, fikirler ise sistemler halindeki yeniden-inşalardır.

İndirgemecilik, ak-karacılık, şeyleştirme

Nasıl fanatikleşilir peki? Yani, dış dünya ve kendimiz hakkında kapalı ve yanıltıcı bir algı ve fikir sistemine nasıl hapsolunur? Hiç kimse fanatik doğmaz. Kendini bilgi sahibi olmanın sapkın ya yanıltıcı yollarına kaptırırsa tedrici olarak fanatikleşebilir. Her fanatizmin biçimlenmesinde vazgeçilmez olan üç unsur vardır: indirgemecilik, ak-karacılık ve şeyleştirme. Öğrenim ise bunları açıklamak, kınamak ve kökünden sökmek için ara vermeksizin çalışmalıdır. Zira kökünden sökmek tedbir mahiyetindedir, oysa radikallikten uzaklaştırma, fanatizm yerini sağlamlaştırdığı vakit, geç kalmış olur.

İndirgeme, zihnin, bir bölümün bilgisiyle bir bütünü tanıdığını zannetme eğilimidir. Böylece, yüzeysel insan ilişkilerinde, görünümüne, birkaç bilgiye, ya da karakterinin bizim önümüzde gösterdiği bir özelliğine bakarak bir kişinin tanındığı zannedilir. İşe ürküntü ya da antipati girdiği yerde, bu kişi en beter haline indirgenir; ya da aksine, sempati ya da sevgi duyulduğunda, en iyi halinden ibaret görülür. Benimsediğimizi en iyi halinden ibaret görmek de, ötekiyi en beterine indirgemek de, savaş anlayışının tipik bir özelliğidir ve fanatizme götürür.

İndirgeme, savaş anlayışının, özellikle de bu anlayışın barış zamanında gelişmesinin, yani fanatizmin alışılagelmiş bir yolu olur böylece.

Ak-karacılık indirgemeciliğin izinde çoğalır ve gelişir. Artık sadece Mutlak İyiliğin Mutlak Kötülüğe karşı mücadelesi vardır. İndirgemeciliğin tektaraflı bakışını mutlakiyete iter, içindeki kör ak-karacılığın her yolla kötülüğün ortaklarına vurmaya uğraştığı bir dünya görüşü haline gelir; kaldı ki bu yaklaşım da düşmandaki ak-karacılığı kolaylaştırır. Dolayısıyla öldürme ve imha etme arzusunun haklı görünmesi için düşmanın gözünde bizim toplumumuzun en beteri olması, uyruklarının en beterleri olması gerekir. Bunu müteakiben de tehdit edilen biz, bize saldıran düşmanı insanlığın en beteri gibi telakki ederiz ve biz de az veya çok derinlemesine ak-karacılığa gireriz.

Fanatizme varmak için, harcına insan zihninin doğurduğu bir başka unsuru katmak gerekir. Şeyleştirme diye adlandırılabilir bu: Bir topluluktaki zihinler ideoloji ya da dünya görüşleri doğurur; bunun gibi tanrılar da doğurur ve bu tanrılar müthiş ve üstün bir gerçekliğe bürünür. İdeoloji ya da dinî inanç, gerçeği maskeleyerek fanatik zihin için asıl gerçek haline gelir. İnsan zihinleri tarafından doğurulmuş olmalarına rağmen, mitos ve tanrı bu zihinler üzerinde kadirimutlaklaşır ve onlara itaat, fedakârlık ve cinayet buyurur.

Bütün bunlar sürekli tezahür etmiştir ve İslam’a has bir özgünlük değildir. Birkaç onyıldır, devrimci fanatizmlerin (şu fânî dünyadaki bir selamete bizzat ateşle inanan) zayıflamasıyla, kadim bir azametten alçalmaya ve aşağılanmaya geçen bir Arap-İslam dünyasında kendine bir gelişme zemini bulmuştur. Fakat İslamcılığa geçen Hıristiyan kökenli genç Fransızlar örneği, ihtiyacın Mutlak Doğru getiren bir imana sabitlenebildiğini göstermektedir.

“Bilginin bilgisi”

Bugün ilkokulla birlikte başlayıp üniversiteye kadar süren bir “bilginin bilgisi” eğitiminin öğrenim programına dahil edilmesi gerekliden de fazla, hayatî görünmektedir bize. Bu sayede, zihnin nerede oluştuğu, sapkınlıkları ve yanılsama riskleri ergenlik yaşlarında buldurulup ortaya çıkarttırılabilir; indirgemenin, ak-karacılığın, şeyleştirmenin karşısına, aynı gerçekliğin bütün çeşitli, hatta uzlaşmaz veçhelerini bağlayabilen, aynı kişinin, aynı toplumun, aynı uygarlığın bağrındaki karmaşıklıkları teşhis edebilecek bir bilgi oluşabilir. Kısacası, zihnimizdeki zayıf nokta, en iyi geliştirdiğimizi sandığımız şeyin aslında en çok körleşme konusu olmasıdır: Bilgi.

Bilgide reform yaparak, savaş anlayışının yönelttiği körleşmeleri teşhis etme ve ergenlerde fanatizme götüren süreçleri kısmen öngörme yollarına sahip oluruz. Bunlara, belirtmiş olduğum gibi (Geleceğin Eğitimi İçin Gerekli Yedi Bilgi), ötekiyi anlama öğrenimi ve belirsizlikle yüzleşme öğrenimini eklemek gerekir.

Bununla birlikte her şey çözülmüş olmaz: İman, macera, coşkunluk ihtiyacı kalır geriye. Bizim toplumumuz bunların hiçbirini vermez; bunları sadece özel yaşamlarımızda, sevgilerimizde, kardeşliklerimizde, geçici gönül birleşmelerimizde buluruz. Tüketim, süpermarketler, kazançlar, üretkenlik ve gayrisafiyurtiçihasıladan oluşan bir ideal, dayanışma içindeki bir toplulukta kişi olarak kendini hayata geçirmek anlamına gelen insan varlığının derin özlemlerini tatmin edemez.

Sevgiye ve kardeşliğe iman etmek

Öte yandan, belirsizlik ve eğretilik zamanlarına girmişizdir; bunun nedeni sadece ekonomik bunalım değildir; bizim uygarlık bunalımımız ve insanlığın muazzam tehlikelerin tehdidi altında olduğu küresel bunalımdır. Belirsizlik endişeye yol açar, o zaman da zihin ruhsal güvenliği arar; ya tehlikenin dışarıdan geldiği düşünüldüğü için etnik veya ulusal kimliğine, ya da dinî imanın getirdiği bir selamet vaadine kapanarak yapar bunu.

Yeniden canlandırılan bir hümanizm, bütün insanları aslında birleştiren kader ortaklığının bilincine, yeryüzü vatanımıza aidiyet duygusuna, şansları ve tehlikeleriyle insanlığın olağanüstü ve belirsiz macerasına aidiyet duygusuna burada vardırabilir.

Her birimizin içinde taşıdığı fakat halihazırdaki uygarlığımızın yüzeyselliği tarafından gaipte bırakılanı burada açığa vurabiliriz: Derin ihtiyaçlarımız olan sevgi ve kardeşliğe iman edilebileceğini, bu imanın insana coşku verdiğini ve belirsizliklerle yüzleşip endişeleri bastırma olanağı verdiğini.

Yazar hakkında detaylı bilgi için tıklayın.

Edgar Morin’in Türkçe yayınlanan eserleri:

Avrupa’yı Düşünmek, çev: Şirin Tekeli, Afa Yayınları, 1988.

Aşk, Şiir, Bilgelik, çev: Haldun Bayrı, Om Yayınevi, 1999.

Dünya Vatan, A. Brigitte Kern ile birlikte, çev: Melike Kıraç, İletişim Yayınları, 2001.

Bir Uygarlık Siyaseti, Sami Nair ile birlikte, çev: Sinan Köm, Om Yayınevi, 2002.

Umut Yolu, Stephane Hessel ile birlikte, çev: İsmail Yerguz, Say Yayınları, 2012.

Geleceğin Eğitimi İçin Gerekli Yedi Bilgi, çev: Hüsnü Dilli, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2013.

Yitik Paradigma: İnsan Doğası, çev: Devrim Çetinkasap, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.

Bizim Avrupamız Çözülüyor mu, Yoksa Başkalaşıma mı Uğruyor?, Mauro Cerruti ile birlikte, çev: Şirin Tekeli, İletişim Yayınları, 2014.

Bunlar da ilginizi çekebilir: