Medyascope.tv

ABD 2016 Seçimleri: Ronald Reagan’a kıyasla Donald Trump nasıl biri?

Tüm dünya gözünü ABD’de başkanlık için yarışan Cumhuriyetçilerin adaylarına çevirmiş durumda. Dolar milyarderi işadamı Donald Trump, aday adaylar arasındaki en güçlü isim; yarışı sağlam adımlarla önde götürüyor. Ancak Trump’ın seçilme ihtimali sadece Cumhuriyetçileri değil tüm dünyayı düşündürüyor. Bugüne kadar gelmiş geçmiş en farklı ve sert söyleme sahip Trump’ın siyasal yelpazedeki durumu daha önce başkanlık yapmış ve Cumhuriyetçilerin medarı iftiharı Ronald Reagan’a ve de şimdi yarışmakta olduğu Cumhuriyetçi aday adaylara göre nasıl? Anthony Zurcher imzasıyla BBC’de yayınlanan analiz bu soruya cevap veriyor. Deniz Baran’ın Türkçe’ye çevirdiği analizin orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz.

ABD 2016 Seçimleri: Ronald Reagan’a kıyasla Donald Trump nasıl biri?

Donald Trump soldan birçokları ve sağdan bazıları tarafından, haddi çok fazla aştığı ve ana akım politikanın en uçlarında var olabilen zehirli bir virüs olduğu söylenerek kınanıyor. Fakat onun politik görüşleri, partisinin diğer başkan adayları ve geçmiş Cumhuriyetçi “baş komutanlar” ile kıyaslandığında gerçekten nereye oturuyor?

New Yorklu (Trump) iş göçmen konusundaki çözüm reçetelerine geldiğinde kesinlikle yepyeni bir izler ortaya koyuyor fakat diğer alanlarda ılımlı ve kendi muadillerine göre daha sola yaklaşıyor.

Burada Trump’un politik yelpazede nereye denk geldiğine bakacağız, onun en öne çıkan rakipleri ve geçmiş Cumhuriyetçi başkanlarla beraber. Bu nihayetinde Donald Trump’ın o kadar da uçlarda olmadığını ve partisinin geçtiğimiz on yıllarda bilerek sağa kaydığını ortaya çıkaracak.

Vergiler
BBC1

Vergiler düşüyor, daha düşüyor, daha düşüyor…

Vergilerin düşmesi, on yıllardır Cumhuriyetçi ilahilerin en sevilen tonu ve bu yıl da en öne çıkan adaylar bunu mırıldanıyor. John Kasich, Donald Trump ve Marco Rubio’nun her biri vergi indirimleri, gelir diliminin basitleştirilmesi ve daha düşük marjinal oranlarla farklı kombinasyonlarda sermaye kazanımları vaat ediyor. Rubio’nun teklifi ayrıca çocuklu ailelere kaydadeğer bir vergi kredisi desteği içeriyor.

Ted Cruz’un planı gruptan ayrılıyor. Mevcut kurum ve gelir vergileri yerine bireylere sabit %10 ve kurumlara sabit %16 vergi öngören planı ile Cruz, mevcut vergi yapısında büyük bir değişim meydana getirme konusunda yalpalayan tek Cumhuriyetçi aday. Cumhuriyetçi vergi indirimi planlayıcılarının babası olan Ronald Reagan, ilk döneminde geniş bir gelir dilimini kapsayan indirimleri onaylattırmış ancak daha sonra devlet bütçesinde açık ortaya çıkınca Kongre ile beraber çalışarak değişikliklerinin bir kısmını geri almıştı. Halefi George H.W. Bush daha sonraları ulusal borcun artmasına ön ayak olacak şekilde onun “yeni vergi yok” taahhüdünü içeren kampanyasına geri dönmek durumunda kaldı ki bu hareketi birçok muhafazakârın gözünde affedilmez bir ihanet olarak görüldü.

Ulusal Güvenlik
BBC2

Harcamak ya da harcamamak?

Şimdi Rand Paul yarış dışında. Adayların birkaçı daha bütçeyi umursayan bir pozisyon almış olsa da Cumhuriyetçi alan genel olarak savunma harcamalarının arttırılması lehinde.

Paul gibi Ted Cruz da çok pahalı gördüğü savunma harcamaları aleyhinde bir yönelime sahip. Ayrıca Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) izleme gücünün azaltılmasını destekliyor. 1990’larda Kongre liderliği yapmış biri olarak John Kasich kendini bütçe şahini olarak adlandırıyor, askeri meselelerde dahi.

Aynı anda Donald Trump “Amerika’yı yeniden mükemmel yapma” programının kilit noktası olarak ulusal güvenlik harcamalarının arttırılmasını savunuyor ve devletin izleme gücünün genişletilmesini destekliyor. Marco Rubio da buna benzer bir şekilde katı bir sağcı pozisyon alıyor ve 10 yıl içerisinde askeri harcamanın 1 trilyon dolar’a yükseltileceği sözünü veriyor. Rubio’nun pozisyonu Ronald Reagan günlerini anımsatıyor, onun Soğuk Savaş döneminde askeri harcamalarda muazzam artışlar sağladığı günleri. George H.W. Bush muhafazakâr yelpazenin bir diğer ucunda yer alıyor, çünkü kendisi Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra büyük miktarda askeri kesintiler yapma yolunu izledi.

Göç
BBC3

Trump, Cumhuriyetçi politikayı yeniden tanımlıyor

Donald Trump, Cumhuriyetçi kampanya haritasına göçmenler başlığını yerleştirdiği için kendisiyle övünmeyi seviyor. Belki biraz abartı olacak ama kayıtdışı Meksikalı göçmenlerin hapisle cezalandırılması, ABD-Meksika sınırına duvar örülmesi çağrısı ve en güncel olarak bütün Müslümanların ABD’ye girişinin yasaklanması söylemiyle Trump kesinlikle bu meselenin sahibi.

New Yorklu milyarder tüm Cumhuriyetçi alanı sağa çekti, fakat Ted Cruz; Trump’ın ABD’de kayıtdışı yaşayan yabancıların tümünü sındırışı etme çağrısını tekrarlayarak onun retoriği ile eşleşmeye en yakın söylemlere geldi.

Marco Rubio bir zamanlar Cumhuriyetçiler’in göç reformu çabasının yüzüydü, kayıtdışı çalışanlar için kalıcı ikamet yolu sağlamak da bu çabaların içerisindeydi. O zamandan bu yana daha önce destekçisi olduğu meşruiyet sağlama yolundan geri çekilmiş durumda ve ABD’nin önce sınır güvenliği üzerinde durması gerektiğini söylüyor. John Kasich de sınır güvenliğini övüyor ancak göç reformunda bir anlaşma noktasına varıldığında vatandaşlık vermenin de müzakerenin bir parçası olması gerektiğini söylüyor.

Zamanda geriye gittikçe, daha göçmen yanlısı bir Cumhuriyetçi Parti ile karşılaşıyoruz. George W. Bush, 2007’de Kongre’de iki partiyi kapsaması planlanan, talihsiz reform çabalarının arzulu bir destekçisiydi. 1986’ya gittiğimizde ise Kongre’nin, 1982’den önce ABD’ye giriş yapmış olan kayıtdışı yabancılara genel af sağlayan göç reformu yasa tasarısını geçirdiğini görüyoruz (ve Başkan Ronald Reagan imzalıyor). Böyle bir hareket bugünün Cumhuriyetçi Partisi’nde politik açıdan radyoaktif bir hamle olurdu. 

Dış Politika
BBC4

Zorlu bir konu, ABD’nin müdahil olması konusunda farklılıklar mevcut

Dış politika eskiden Cumhuriyetçi adaylar arasındaki tartışmalara egemen olurdu fakat bu sefer Donald Trump’ın son zamanlardaki ekonomik mesajlarının gerisinde kalmışa benziyor.

Yarışın favorisi olan milyarderin görüşleri büyük ölçüde milliyetçi, fakat bunu kısıtlama eğilimi var. Rusya lideri Vladimir Putin için iyi sözler sarf etti ve ona Suriye’deki gidişata öncülük etmeye müsaade etme konusuna olumlu yaklaşıyormuş gibi gözüküyor. John Kasich de daha ılımlı bir pozisyon alıyor ve global gidişatın göründüğü kadar kötü olmadığına dikkat çekiyor. Öte yandan Başkan Barack Obama’nın İran ile vardığı anlaşmaya iki farklı yaklaşım mevcut; Trump bunu tekrar müzakere etmek isterken Kasich daha ihtiyatlı. 

Ted Cruz, İran’a karşı daha agresif bir tavır takınıyor ve başkanlığının ilk gününde anlaşmayı “parça parça edeceğini” söylüyor. IŞİD üzerine “halı bombardımanı” başlatacağı sözünü vermesine rağmen, Suriye’deki iç savaşa çok dahil olma konusunda gönülsüzlüğünü belirtti. Marco Rubio’nun ise böyle kaygıları yok ve bölgeye daha fazla ABD müdahalesi istiyor, Rusya’ya karşı daha sağlam bir karşı duruş ve Küba’ya yaptırımların yenilenmesini istediği gibi. 

Ronald Reagan tam olarak bu göstergenin ortasına yakışırdı. Soğuk Savaş çatışmalarında ABD askeri hamlelerine arka çıkmasına rağmen doğrudan topyekun askeri müdahalelerden imtina edip sadece çok sınırlı örnekte bunu gerçekleştirmişti. George W. Bush ise bunun aksine ABD kuvvetlerini 11 Eylül saldırıları sonrası Afganistan ve Irak’ta büyük çatışmaların içine soktu ve ABD’nin gücünü küresel demokrasiyi desteklemek için kullanmayı vaat etti.

Kürtaj
BBC5

Aile planlaması derneği için (neredeyse) hiç sevgi taşımıyorlar

Geçen Temmuz’da kadın sağlığı destekçisi olan Planned Parenthood (Aile Planlama Kurumu), bir grup aktivistin yayınladığı tapelerde, dernek yetkililerinin açıkça fetüs bağışları için ödeme yapma hakkında konuştuklarının ortaya çıkmasının ardından muhafazakârların saldırılarına maruz kaldı. Adayların çoğu dernek aleyhinde sıraya girdi. Ted Cruz, muhtemel suç eylemi olarak gördüğü bu duruma karşı başkan olarak soruşturma başlatacağının sözünü verdi. Teksaslı (Cruz) ayrıca kürtajın tamamen yasaklanması için bastırma sözü verdi, ensest ilişki veya tecavüz durumlarında bile taviz vermeksizin.

Marco Rubio bu tip istisnai durumlarda kürtajı destekleyip desteklemediği konusunda daha belirsiz ancak Planned Parenthood’a karşı tavrına bakınca oldukça agresifti. Diğer taraftan, John Kasich ise bu tip istisnai durumlarda veya doktorlar annenin yaşam riski taşıdığını öngördüğünde kürtaja izin verilmesini savunuyor.  

Cumhuriyetçi ortodoksluktan ciddi bir kopuş olarak düşünülebilecek yegane şey ise Donald Trump’ın derneğin önemli sağlık hizmetleri ortaya koyduğunu söyleyerek Planned Parenthood’u ısrarla savunması (rakipleri gibi kurumun devlet desteği almaması gerektiğini düşünmesine rağmen). Yıllardır kürtajın legalleşmesini savunduğu hâlde şimdi kürtaj karşıtı olduğunu söylüyor. 

Trump, kürtaj meselesinde geç bir dönüşüm yaşayan bir başka Cumhuriyetçi olan Ronald Reagan’ı hatırlatıyor. Reagan başkanken prosedürü kınamıştı ve hem ABD hem de yurtdışında kürtaj destekçilerine verilen devlet desteğini kesmeye yeltenmiş, fakat bazı sağcı çevrelerce eylemlerinde yeterince agresif olmadığı sebebiyle eleştirilmişti.

Ve Richard Nixon örneği var. Yüksek Mahkeme, Roe ve Wade Davası ile ABD çapında kürtajı yasallaştırırken o başkandı. Karar sonrası tartışmalar sürerken çoğunlukla sessizliğini korudu ancak mahkeme kararının ertesi günü kaydedilmiş olan ve yakınlarda yayımlanan bir kayıt gösteriyor ki başkan kürtajın bazen “gerekli” olduğunu söylüyordu. Örneğin ırk karışımı olan çocuklarda… Böyle bir görüşe skalada verecek yer olmayabilir…

Bunlar da ilginizi çekebilir: