Medyascope.tv

Ziyad Mecid: “Beşar Esad’ın kaderi Moskova ve Tahran’ın insafına kalmış durumda”

Savaş Suriye’yi beş yıldır harap ediyor. 260 binden fazla ölü, 4 milyon mülteci, nüfusun yarısı yerinden edilmiş… Uluslararası AF Örgütü Fransa’nın aylık dergisi La Chronique’de yayınlanan ve Aurélie Carton’un gerçekleştirdiği söyleşide Lübnanlı siyasetbilimci Ziyad Mecid rejimin kan dökücülüğünü ve IŞİD’in stratejilerini kınıyor; evrensel değerlerin taşıyıcısı olduğunu iddia edenleri ise sorguluyor. Türkçe’ye Haldun Bayrı’nın çevirdiği röportajın orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz.

Ziyad Mecid: “Beşar Esad’ın kaderi Moskova ve Tahran’ın insafına kalmış durumda”

Savaşın başlamasından beş yıl sonra Suriye’deki güç dengesi ne durumda?

Mecid: 30 Eylül 2015’ten itibaren Rusların doğrudan müdahalesi durumu rejimin lehine döndürdü. Geçen yıl muhalefet karşısında önemli toprak kayıpları yaşamış olan rejim umutsuz durumdaydı. Muhalifler Esad’ın kıyı şeridindeki Alevi yurtluğuna yaklaşıyorlardı. Dört aydaki Rus darbeleri, Birleşmiş Milletler’in hiç sözünü etmediği 1200 sivil ölümüne sebep olarak rejimin etrafındaki mengeneyi gevşetmeyi başardı. Bu Rus saldırılarının yüzde 88’den fazlası muhalefeti ve sadece yüzde 10’u IŞİD’i hedefliyor. 

Neden rejimin işlediği katliamlardan ziyade IŞİD’in işlediklerinden söz ediliyor?

Mecid: Rakamlar kendi başlarına konuşuyorlar: 190 bin sivil, rejim tarafından öldürülmüş, 2300 ise IŞİD tarafından. Neredeyse her gün, rejimin helikopterleri tarafından patlayıcı dolu variller bırakılıyor aşağı. Siyasî mahpuslar zindanlarda işkence altında ölüyor, aylardan beri kuşatma altına alınmış bölgelerde siviller açlıktan can veriyor. Ama Esad’ın ölüm makinasının kurbanları artık git gide daha fazla görünmezleşiyor. IŞİD ise hep gazetelerin manşetlerini işgal etmek istiyor; ister bir terörist saldırıyla olsun, ister bir infaz ya da dehşet verici bir bildiriyle olsun. Bu iletişim stratejisi çok iyi işliyor. Batılı medya kuruluşlarının çoğu, “Hayali Doğu”larının barbarlığına atıfta bulunan klişelerin ve duyumculuğun çekimine kapılıyor. IŞİD, sahnelediği Hollywoodvâri dehşete bir “görüntü kalitesi” getiriyor. IŞİD sosyal ağlara da hâkim: Militanları on binlerce Twitter ve Facebook hesabını yürütüyor. Diğer yandan IŞİD, Deir ez Zor ya da Rakka için harekete geçilmediği kadar Paris için seferber olunduğunu bilerek, Batılılara da saldırıyor. Katliamlarla Batı arasında böyle bağ kurulmasında beni endişelendiren, bölgeye dolaylı olarak gönderilen mesaj: “Suriyeli siviller ikincil zayiattan ibarettir”, “Yaşamlarının hiçbir değeri yoktur”, “Onları öldüren rejim işimize geldiği takdirde bu işten sıyrılabilir, zira tek düşmanımız IŞİD’dir.” IŞİD’in “Biz Müslümanları kimse adam yerine koymuyor” söyleminin güçlenme riski var.

Ziyad Mecid

1970’de Beyrut doğan Ziyad Mecid, 1988’deki İç Savaş sırasında Lübnan Kızılhaçı’na katıldı ve 2006’da Paris’e yerleşti. 2014’de yayınladığı “Suriye: Yetim Devrim” (Syria, the Orphan Revolution) kitabıyla büyük ilgi uyandırdı.

Beşar’ın rejimi hâlâ neye dayanıyor?

Mecid: Dar bir toplumsal zemini elinde tutuyor: Çoğunluğu Aleviler, Hıristiyanlar ve iş takipçisi Sünni bir burjuvazinin üyeleri. Fakat Alevi topluluk bu işten çok çekiyor. Suriye nüfusundaki ağırlığıyla (yüzde 10) orantılanırsa çok ağır kayıplar verdi (60 bin savaşçı civarında). Genç Aleviler arasında, süresi belli olmayan askerlik hizmetinden kaçmak yaygınlaştı. Azınlıktaki bu toplumsal taban, İran ve Rusya gibi iki müttefikin insafına kalmış bir rejimi taşıyamaz artık. İran bölgesel ittifaklarını (Lübnan Hizbullahı, Bağdat hükûmeti) teminat altına almak ve Suudiler karşısında üstünlüğü korumak için Esad’ın kalmasını istiyor. Ruslar için ise, Beşar’dan ziyade Şam’daki güvenlik ve asker aygıtıyla bir bağ söz konusu. Generallerin çoğu önce Sovyetler Birliği sonra da Rusya tarafından yetiştirilmiş. Irak ve Libya’yı kaybettikten sonra Moskova bölgedeki son müttefiklerinden birinden vazgeçmek istemiyor. Akdeniz’deki tek askerî üssü Suriye’de Lazkiye yakınında bulunuyor; ayrıca Suriye, Rus askerî sanayiinin yedinci müşterisi. Uluslararası sahneye yeniden dönmek istiyorsa Putin’in Ukrayna ve Gürcistan’ın ötesinde de müdahalede bulunabileceğini göstermesi gerekiyor. Hem sonra, Kremlin’e yakın olan Rus Ortodoks Kilisesi, Doğu’daki Hıristiyan azınlıklarının koruyucusu olduğunu iddia ediyor ve bu sıfatla Beşar’ın rejimini de destekliyor. Kafkaslar’daki bir “İslamcılık salgını” korkusundan ise daha söz etmedik.

Suriye muhalefeti neden bu kadar parçalanmış durumda?

Mecid: Suriye’deki totaliter sistemde, muhalefet siyasî tecrübeden yoksundu. Muhalifler 1970’li yılların sonundan beri yasadışı biçimde, Muhaberat ajanlarının gözetimini atlattıktan sonra bir araya geliyorlardı1. Herkesin herkesten kuşkulandığı bir ülke tahayyül etmek lâzım. Haklarında “rapor” yazılması korkusuyla insanlar başkalarına güvenmemeye talimliydiler; Baasçı profesörler öğrencilere bazen ebeveynlerinin düşüncelerini yoklamak için tuzak-sorular soruyorlardı… Devrim’in başında, muhalifler kamuya açık toplantılara da, kahvelerde yüksek sesle tartışmalara da alışık olmadıklarını söylüyorlardı bana. 2011’deki toplumsal hareket kendiliğinden ve başında liderler olmadan gelişti. Hareketin başına geçebilecek kimseler rejim tarafından ya katledildi ya tutuklandı. Sonraki askerîleşme, Paris, İstanbul ya da Riyad’da bulunan siyasî “temsilci”lerden uzakta kendi genç komutanlarını yarattı. Ayrıca, bölgesel aktörler (Türkiye, Suudi Arabistan, Katar…) bu Suriye muhalefetini denetim altına almayı denediler; Batılılar ise, kendi kıstaslarına uyan “gözde”lerini bulmaya çalıştılar; bu da gerginlikleri artırdı ve muhaliflerin işini kolaylaştırmadı. Bununla birlikte, halklarının gösterdiği cesaret ve azme lâyık olamayan bu muhaliflerin de bu işte sorumlulukları var.

IŞİD Suriye halkının içinden destekler buluyor mu?

Mecid: Suriye’deki yerel halk yakın zamana kadar IŞİD’i bir yabancı işgali gibi, bir tür sömürgeleştirme gibi algılıyordu. IŞİD’in başındakiler Iraklı, Iraklı ve Çeçen komutanlar, Suudi ve Tunuslu dinî önderler… Çok sayıda Avrupalı da var. Dolayısıyla IŞİD’e karşı yerel halkta bir öfke var. Bununla birlikte, IŞİD’in denetimi altındaki bölgeler bir tür sıkıyönetime; rejimin, uluslararası koalisyonun, Rusların bombardımanlarına maruz durumda; ki bu da direniş dinamiklerinin gelişmesini engelliyor. Diğer bir yandan, eylemci muhaliflerin çoğu kaçtı ya da IŞİD tarafından hapsedildi. IŞİD’in istihdam yarattığını da belirtmek gerek; maaş ödüyorlar, toplumun bağrında ilişki ağları kuruyorlar. “Emir”leri, Peygamber’in zamanında kullanılan söz dağarcığını tekrarlayarak Muhacirin (göçmenler) ile Ansar (Suriyeliler) arasında evlilikler dayatıyorlar. IŞİD, rejimin eski istihbarat ajanlarını da bünyesine alıyor. Doğu Suriye’deki kabilelere gelince, IŞİD kendini kabul ettirebilmek için onları birbirine karşı kullandı, kimi kabile reislerine özellikle petrol kuyularının işletilmesinde ayrıcalıklar tanıdı. Suriye petrolü iyi bir finansman kaynağı teşkil ediyordu, ama varil fiyatının düşüşüyle birlikte IŞİD artık daha ziyade fidyeler, vergiler, el konulan mal-mülk üzerinden mali kaynak sağlıyor ve göründüğü kadarıyla kısa süre önce memurların ve savaşçıların maaşlarını düşürdü.

Cenevre’de Ocak ayında BM himayesinde başlayan müzakerelerde sonuca ulaşılabilir mi?

Mecid: BM’nin etkinliği artık simgesel. Yeni bir evreye giriliyor: Moskova, ABD’nin nispeten çekilmesi ve Avrupa Birliği’nin güçsüzlüğüyle ortaya çıkan boşluğu doldurdu. Ruslar bir yandan Cenevre’de Birleşmiş Milletler bayrağı altında müzakere çağrılarında bulunurken bombardımanları sürdürüyor ve sahadaki durumu değiştiriyorlar.

Suriye’deki Fransız politikasına ne demeli?

Mecid: İlkeler bakımından, Fransız diplomasisinin tutumu daha dengeli oldu: Ne Esad ne IŞİD, ama muhalefete bir destek. Maalesef, Fransa’nın her zaman pozisyonlarını somutlaştırma imkânı olmuyor. Rejimin Şam’ın kenar mahallelerindeki sivillere karşı kimyasal silah kullanması akabindeki 2013 yaz döneminde Amerikalıların müdahaleden caymasından sonra Fransızların tepki gösterememesi bunu gösteren bir örnekti. Devrim 2012’de askerîleştiği zaman Özgür Suriye Ordusu’na karadan havaya füzelerin tesliminin yasaklanması sırasında da aynı şey yaşandı. O zamandan beri havada rejimin sözü geçiyor, halk bunun acısını çekti, Özgür Suriye Ordusu’nun çok sayıda savaşçısı kendilerini terk edilmiş hissettiler ve bunların bazıları daha iyi silahlanmış ve daha sağlam finans kaynakları olan İslamcı grupları tercih ettiler.

Mültecilerin ağırlanmasına gelince, Fransızlar Almanlar ve İsveçlilerin hayli gerisinde kaldı…

Mecid: Bununla birlikte Fransa hukuksal alanda girişimlerde bulunarak hâlâ güçlü bir rol oynayabilir. Paris Mahkemesi, César dosyası (2013 yılında görevinden ayrılırken binlerce işkence edilmiş, aç bırakılmış ya da infaz edilmiş tutuklunun ceset fotoğraflarını yanına alan bir Suriye askerî polis fotoğrafçısının kod adından) üzerine soruşturma yürütüyor. Esad rejimi tarafından işlenmiş olan insanlığa karşı suçlar ve toplu tecavüzler, katliamlar üzerine dosyalar bulunuyor. Bu düzeyde ilerlemek gerek. Bu suçlar cezasız bırakılırsa, dünyanın bu kısmındaki suçluların adaletin elinden kurtulacağı anlamına gelir ve evrensel değerler hilafına toplumlar arasında daha çok duvarlar oluşması riskiyle karşı karşıya kalınır.

FransizKultur

Uluslararası Af Örgütü’nün yakın tarihli üç raporda Suriye’de işlenen korkunç zulümlere yer verilmektedir.

-Meskun mahallere Rus hava saldırıları (Aralık 2015)

Uluslararası Af Örgütü’nün bir raporunda, 2015’in Eylül ve Kasım ayları arasında Humus, İdlib ve Halep’e düzenlenen ve en az 200 sivilin ölümüne yol açan Rus hava saldırıları ayrıntılı biçimde tahlil edilmektedir.

-Kayıplar Karaborsası (Kasım 2015)

Suriye’deki İnsan Hakları gözlemcilerine göre, 2011’den beri Suriye’de en az 65 bin kişinin kaybolduğu kayda geçmiş. “Bu zorla kaybetmeler hükûmetin düzenlediği bir kampanya çerçevesinde gerçekleşiyor,” diyerek Uluslararası Af Örgütü bu durumu kınamaktadır.

– Kuzey Suriye’de yok edilen köyler (Ekim 2015)

Tanıklıklar ve uydu görüntüleri, PYD yönetimi altındaki özerk yönetim bölgesinde binlerce sivilin fütursuzca göç ettirildiğini ve köylerinin yıkıldığını teyit etmektedir http://www.amnesty.fr/Nos-campagnes/Crises-et-conflits-armes/Actualites/Nord-de-la-Syrie-destructions-de-villages-et-deplacements-forces-16439.

Ziyad Mecid’in hayatı:

1970 Beyrut doğumlu.

1988’deki İç Savaş sırasında Lübnan Kızılhaçı’na katılır.

1994’te Lübnan Siyasal Araştırmalar Merkezi’ne girer.

1998’de Seçimlerde Demokrasi İçin Lübnan Derneği’nin genel sekreterliğini yapar.

1999’da Stockholm’deki Uluslararası Demokrasi Enstitüsü’ne girer.

2006’da Paris’e yerleşir.

2007’de Demokrasi Araştırmaları İçin Arap Ağı’nın kurucu ve koordinatör üyesi.

2009 Öğretim ve araştırma görevlisi olarak Paris Amerikan Üniversitesi’ne girer

 

Bunlar da ilginizi çekebilir: