Medyascope.tv

Paul Jorion: “Panama Belgeleri sızıntısı hiç de tesadüf değil”

Dünyada ünlü Belçikalı antropolog, sosyolog ve iktisatçı olan Profesör Paul Jorion, dünya gündemine damgasını vuran Panama Belgeleri’ne dair düşüncelerini haftalık Fransız dergi Telerama’de paylaştı. Vincent Remy‘nin Profesör Jorion ile gerçekleştirdiği söyleşiyi Türkçe’ye Haldun Bayrı çevirdi. 5 Nisan 2016’da yayınlanan röportajın orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz.

“Panama Belgeleri sızıntısı hiç de tesadüf değil”

Yakında on yılı dolacak. Subprimes krizinden altı ay, sermaye piyasalarının 14 Eylül 2008’deki çöküşünden de bir buçuk yıl önce, eski bir borsacı olan ekonomist Paul Jorion, mali sistemin çöküşünü önceden gören tek kişiydi neredeyse (Vers la crise du capitalisme américain ? [“Amerikan Kapitalizmi Krize mi Giriyor?”] La Découverte, Ocak 2007). O zamandan beri uyarıları peş peşe geldi: “Can Çekişen Kapitalizm” [Le capitalisme à l’agonie],  “Göçüş. Ekonomiye Karşı Finans” [L’implosion. La finance contre l’économie]. Son kitabının başlığı ise insanın içini donduruyor: “Son Giden Işığı Söndürsün. İnsanlığın Sönüşü Üzerine Deneme”[Le Dernier qui s’en va éteint la lumière. Essai sur l’extinction de l’humanité] (Fayard). Zira Paul Jorion sadece ekonomist değil, anthropolog da. İşte bunun için devasa “Panama Belgeleri” sızıntısını mûzip bir uyanıklıkla ve ettiği sözlere daha da yenilenen bir bağlılıkla gözlemliyor…

Finans dünyasının bu yeni rezaleti size ne ilhamı veriyor ?

Jorion: İnfial kavramı üzerine düşünme ilhamı veriyor. Nasıl oluyor da, yıllardan beri bildiğimiz şeylere karşı bazı anlarda infiale kapılıyoruz? Vergi cennetleri üzerine koca koca kitaplar var; bütün mekanizmalar tarif edilmiş bu kitaplarda. Bunların en yenilerinden biri, Nicolas Shaxson’ın Treasure islands: tax havens and the men who stole the world (“Hazine Adaları: Vergi Sığınakları ve Dünyayı Soyan Şahıslar”) adlı kitabı, 2011’de ABD’de best-seller olmuştu.

Paul-Jorion

1946’da Brüksel’de doğan Paul Jorion, 2007’de yazdığı “Amerikan Kapitalizmi Krize mi Giriyor?” adlı kitabında 2008’de ABD’de patak veren ve tüm dünyayı saran küresel finans krizini öngörmüştü.

Evet ama bu sefer sızan devasa bir veri stoku!

Jorion: Bu iyi bir şey tabii ki; seviniyorum da buna. Ama bu sızıntıların tesadüfen ortalığa döküldüğünü düşünmüyorum. Le Monde ve Süddeutche Zeitung devrimci gazeteler değil. Şubat 2010’da, Yunanistan’ın Euro bölgesine girmek için hesaplarında tahrifat yaptığı bilgileri sızdırılmıştı Der Spiegel’e. Bunun kökeni neydi: Bizzat Angela Merkel mi, yoksa Alman Merkez Bankası Başkanı Jens Weidmann mı? Bilinen şeyler var ve hiç kimse infiale kapılmıyor; sonra birden infial çıkıyor ortaya…

Niçin?

Jorion: 2009’dan beri hükûmetler, Eylül 2008’deki sermaye piyasaları çöküşünden sonra katkı vermeye çağırdıkları vergi mükelleflerinin, kaynağı kendileri olan finans sistemini kurtarmak için kaydadeğer meblağlar bağlama serbestliğini artık tekrar hükûmetlere vermeyi kabullenmeyeceklerini anladılar. O dönemde bail out («mali destek vererek iflastan kurtarmak») terimi icat edilmişti. 2012’de, Kıbrıs’ta bir banka iflas ettiği vakit ise, bail in, yani « [parayı bulunduğu yerde aramaya gitmek/içeriden kurtarma] » deyimi icat edildi. Kıbrıs’ın da içinde yer aldığı bölgedeki her mevduat için teminat altına alınmış 100 000 Euro’nun üstündeki mudilerin hesapları boşaltıldı. O mudiler ise Kıbrıs’ı vergi cenneti olarak kullanan Ruslardı. Yani Rusların hesapları boşaltıldı.

Ya bugün?

Jorion: 26 Haziran 2015 tarihli Avrupa anlaşması, bankaların kayıpları olduğunda öncelikle mali alacaklılara, sonra büyük şirketlerin mevduatlarına, KOBİ’lerin mevduatlarına ve nihayet 100 000 Euro’nun üzerindeki kişisel hesaplara başvurulmasını öngörür. Ama vergi mükelleflerini esirgeme amaçlı bu kural, internet üzerinde, “Devlet doğrudan cebinizden çalıyor!” diyen komplocu bir kampanyaya konu oluyor artık. Devletler, nasıl bail out artık vergi mükellefi için kabul edilebilir değilse, bail in’in de tasarruf sahibi için kabul edilebilir olmadığının ayırdına varıyorlar yani! Dolayısıyla devletler kaçan paranın birazını kapatmaya uğraşıyorlar. Vergi kaçışına bugün ışık tutulması bu yüzden. Zaten François Hollande da hükûmetinin biraz daha fazla para kapatmasını sağlayacak bu dosyaların yayınlanmasına sevindi.

Sızıntılar özellikle şöhretlerin, devlet adamlarının, sporcuların, sanatçıların isimlerini açığa vuruyor; oysa siz, kitabınızda, vergi kaçışının bambaşka bir ölçekte, her şeyden önce de uluslar-ötesi şirketlerin işi olduğunu gösteriyorsunuz.

Jorion: Doğru. Vergi cennetleri şebekesinin aslında son derece iyi gözetlendiğini bilmek gerekir; çünkü eski Britanya İmparatorluğu’na tekabül etmektedir. Londra’daki City, şebekenin bütününde iyi düzeyde bir gözetim yürütmeyi sürdürüyor. Gerçekte, devletlerin bu gözetime ihtiyacı var; çünkü uyuşturucudan, fuhuştan, silah kaçakçılığından gelen kara paranın aklanmasını, yarı göz yumarak denetim altında tutmak istiyorlar. 17 Eylül 2008’de, o sırada Uyuşturucu ve Suç Şebekelerine Karşı Birleşmiş Milletler Ofisi’nin yöneticisi olan Antonio Mario Costa’ya inanılırsa, sistemin çöktüğü gün vergi cennetleri üzerinden çok miktarda kirli para zerk edilmiştir. Hikmet-i hükûmetin bu cennetlere ihtiyacı olduğu bâriz.

Devletler isteseler bile, bazen kendilerinden de güçlü olan uluslar-ötesi şirketleri denetleyecek iktidarları var mı?

Jorion: Evet, sanıyorum. Amerikan Senatosu’ndaki bir komisyonun huzuruna çağrılan Apple, cirosunun yüzde 60’ının hiçbir yerde vergilendirilmediğini itiraf etmek zorunda kaldı. Bir ya da iki yıldır, kaydadeğer ilerlemeler oldu. Kasım 2014’teki Luxleaks Davası’yla, tax rulings ilkesinin, yani Lüksemburg’da ikamet gösteren şirketlere sağlanan vergi ayrıcalıklarının ifşa olması üzerine, Lüksemburg yetkilileri geri adım atmak zorunda kaldı. Bu sistem savaş-öncesine kadar uzanır. Lüksemburg’un aniden kendini Avrupa’nın infial haritasında bulması, halklarına kemer sıkma planları uygulatan Avrupa ülkelerinde korkunç bir mali kaynak noksanlığı hissedilmesindendir. Belçika da tax rulings uygulamasını bir hâle yola koyacaktır. Kamuoyu baskısına maruz oldukları için devletler tavır değiştiriyorlar.

Devletlerin uyanmasını sağlayan, büyük çoğunluğun yoksullaşması değil mi?

Jorion: Elbette. Rakamlar ortada. ABD’de, Avrupa’da, orta sınıf diye adlandırılan kesimin pestili çıkarıldı. Ücretler düşüyor; insanın yerine yazılım ya da robot kullanımı anlamında istihdam sorunu ortaya konulmadığından işsizlikle bu daha da vahimleşiyor. İşlerini kaybedenlerin yeni iş bulmalarının gerektiği söylenmeye devam ediliyor. Oysa, ortada iş kalmadığında, ücretliler de yok oluyorlar ve sâfî muhasebeci mantığıyla şirketlerin durumları işten adam çıkardıklarında iyileşiyor. Bunun da baş sebebi, muhasebecilik ilkeleri uyarınca, değer paylaşımında, emek katkısının bir maliyet gibi telakki edilmesidir; oysa temettü ve bonus ödemeleri kâr payıdır. Halbuki bir ücretin bir maliyet olmasını, yöneticilerin temettü ve ücretlerinin ise kâr payları olmalarını haklı gösteren hiçbir nesnel etken yoktur: Hepsi aynı şekilde lüzumlu “avans”lardır, dolayısıyla sadece bir inanış söz konusudur. Bu tartışma 19. yüzyılın sosyalist düşüncesinde çok şiddetliydi. Ne var ki ortadan yok oldu. Şimdi “Occupy Wall Street” gibi hareketler etrafında tekrar ortaya çıktığını görüyoruz…

Ama Fransa’da sosyalist hükûmet, ücretlerin azaltılması ve işgücü piyasasında ücret tarifesinin serbest bırakılması yoluna gitmeyi sürdürüyor.

Jorion: Kısa süre önce yapılan bir BVA kamuoyu yoklaması halihazırdaki hükûmetin artık iş çevrelerince desteklenmediğini gösteriyor. Medef (İşverenler Hareketi) platformunu uyguluyor. 70’li yıllar ve aşırı liberalizmi teşvik eden Chicago Okulu’ndan beri, her yerde, baş özelliği bir ekonomik elitin hâkimiyeti olan bir siyasî sistem hüküm sürüyor. Bizim ülkemizde farklı platformlar üzerinden seçilmiş art arda hükûmetlerin tamamen aynı politikaları hayata geçirmesini izlemek yeterli.

2010’da, ABD Yüksek Mahkemesi firmalara seçim kampanyalarına sınırsız meblağlarla yatırım yapma izni verdi. Ve Hillary Clinton’ın kampanyasına mali destek veriyorlar…

Jorion: Yüksek Mahkeme’de o sırada muhafazakârlar çoğunluktaydı. Fakat Yüksek Mahkeme’deki yargıçların aşırı-muhafazakâr kıdemlisi Antonin Scalia Şubat ayında öldü ve şimdi, yeni bir seçim kampanyasına birkaç ay kala, Başkan Obama’nın onun yerine atama yapma hakkı olup olmadığı soruluyor. Bernie Sanders bunu kampanyasının önemli bir noktası haline getirdi ve Barack Obama’dan “en çabuk şekilde bir atama yapması”nı istiyor.

Yüksek Mahkeme’nin bu kararı ekonomik çevrelerin siyaset ve adaletin alanlarına büyük ölçüde tecavüz ettiğini göstermiyor mu?

Jorion: Elbette. Demokratik sistem para tarafından kangrenleştirilmiştir. Chicagolu iki üniversite öğretim üyesi Amerikan halkı tarafından dile getirilen bin iki yüz dileğin listesini çıkardılar; bu dileklerin pek az kısmının Kongre’de tartışıldığını, bunun da ancak lobiler tarafından teklif edildiğinde gerçekleştiğini saptadılar.

Vergi kaçışının merkezinde, aşırı-zenginlerin inanılmaz zenginleşmesi var. Şayet bir hükûmet harekete geçmek istese, ne yapması gerekirdi? Thomas Piketty’nin salık verdiği gibi en yüksek gelirleri ve mirası yüksek vergilendirmesi mi?

Jorion: Thomas Piketty düzeltici sürecin yeterli olabileceğini düşünüyor. Yüksek gelirleri yüksek vergilendirme önerilerinin büyük ekonomik krizleri tasfiye edeceği doğru. Onun fikirleri özel mülkiyete halel getirmeksizin iş görebilirler. Ama ben aşağıdan çözümleri tercih ediyorum; sonradan düzetmek yerine zenginlik yaratmanın daha iyi paylaştırılmasını. Kesin olan şey, 2008’in de gösterdiği gibi, kendi kendini düzenlemenin finansta işlemediğidir. Şeylerin değişmekte olduğu duygusundayım. Geçen sene Belçika Maliye Bakanlığı’nın finans sektörünün geleceğini düşünmek için kurduğu bir komisyona katıldım. Ve güzel bir sürprizle, yöneticilerin tekrar devletin oluş nedenini hatırlamakta olduklarını saptadım.

Toplumsal patlamalardan çekindikleri için olmasın sakın?

Jorion: Devletlerin korktukları kesin, özellikle de terörizm ortamında bir yığın insanın sokaklara dökülmesinden… Nuit Debout (“Ayakta Gece”, İş Yasası’nda reform tasarısına karşı çıkmak için 31 Mart 2016 gecesi Paris République Meydanı’nda başlayan ve başka şehirlerde de yaygınlaşarak süren protesto hareketi) kargaşa yaratıyor. Gençler “Panama Belgeleri”ni keşfettikleri vakit, sanırım République Meydanı’na gitme isteğine kapılıyorlar. Başka şekilde gitmeyecek olmalarına rağmen bu yüzden katılma kararı alanlar varsa şaşmam buna…

FransizKultur