Medyascope.tv

Olivier Roy: “Avrupa’daki radikalleşme başarısız entegrasyonun sonucu değil”

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin, ünlü Fransız siyasetbilimci ve Müslüman dünya uzmanı Olivier Roy ile gerçekleştirdiği söyleşi Avrupa, göç ve radikalleşme ile ilgili yeni bakış açısı getiriyor. Michaela Wiegel’in gerçekleştirdiği ve 3 Şubat 2016’da yayınlanan söyleşiyi Türkçe’ye Levent Tayla çevirdi.

Olivier Roy: “Avrupa’daki radikalleşme başarısız entegrasyonun sonucu değil”

Siz terörizmle, Avrupa’da göç alan ülkelerdeki entegrasyonun başarısızlığa uğraması arasında bir bağlantı görüyor musunuz?

Roy: İslami radikalleşmenin başarısızlığa uğrayan entegrasyonun sonucu olduğunu düşünmüyorum. Bu sahte bir problem. Cihat yoluna bağlanan gençlerin çoğu entegre olmuş kişiler. Fransızca, İngilizce ya da Almanca konuşuyorlar. IŞİD, kendisine katılan genç Fransız ve Belçikalılar Arapça bilmedikleri için Fransızca konuşulan bir tabur oluşturdu. Sorun eksik kalan kültürel entegrasyon değil. Avrupalı cihatçılar  toplumdan koparlarken bile son derece Batılı bir modele bağlı kalıyorlar. Söz konusu olan, aslında İslami geleneğe hiç uymayan bir nihilizm. Filmlerden ve videolardan gördükleri şiddet estetiğine yönelik bir hayranlık geliştiriyorlar. Bu yönüyle Columbine Lisesi katliamını gerçekleştiren amok koşucularına ya da seri katil Anders Behring Breivik’e benziyorlar.

Olivier Roy - Seuil

67 yaşındaki Olivier Roy’un 1992’de yayınladığı “Siyasal İslamın İflası” adlı kitabı dünya çapında ilgi uyandırmıştı.

Öyleyse göçler ve cihatçılık arasında hiçbir bağlantı yok, öyle mi?

Roy: Bence din değiştirmiş olanların oranı çok ilginç bir gösterge. İslami kültür çevrelerinin hiçbirinde din değiştirmiş olanların oranı IŞİD’de olduğu gibi yüzde 25’lerde değil. Yani IŞİD’nin çekiciliğini açıklamak için yalnızca kültüre dayanan açıklamalar yeterli olmuyor. Göçmen olmayan gençler de cihadı çekici bulabiliyorlar.

Bu durumda teröristlerin İslam’ı referans almalarını nasıl açıklıyorsunuz?

Roy: Meselenin dini boyutunu yadsımıyorum.  Bu önemli, çünkü cihatçılar bu yolla kendi nihilizmlerini cennet müjdesi olarak yorumlayabiliyorlar. İntiharları sonsuz yaşamın garantisi haline geliyor. Bu gençler Müslüman cemaatlerden gelmiyorlar. Çoğu dini bir ön eğitimden geçmiş değil. Çok seyrek gitmişler camiye. Birçoğunun geçmişinde küçük suçlar var. Alkol içmişler, uyuşturucu kullanmışlar.

Sömürgeci geçmiş (bu süreçte) nasıl bir rol oynuyor?

Roy: Solun sömürgecilik sonrasına ilişkin vizyonu yetersiz kalıyor. Bana kalırsa İslami radikalleşme ne günümüz dış politikasına dayandırılabilir, ne de sömürge döneminde işlenen suçlara. Bu genç insanlar, dedeleri Cezayir’den gelmiş olsa bile Cezayir savaşından söz etmiyorlar. Bu konuda hiçbir bilgileri de yok zaten.

Cihatçılara bu kadar çok kardeşin birlikte IŞİD’e katılmasının sebebi nedir?

Roy: Burada söz konusu olan, ana-babalarının kuşağıyla bir kopuş yaşayan gençler. Ana- babaları onlara İslami kültürü aktarmamış. Radikalleşmelerine dayanarak, kendilerini ana-babalarından daha iyi Müslümanlar olarak görüyorlar. Avrupa’da yaşayan ebeveynler, çocuklarının şiddetini onaylayan Filistinli ebeveynlerden farklı olarak kendi çocuklarını yargılıyorlar. Avrupalı ana-babalar “kızımı, ya da oğlumu harekete geçiren ne anlamıyorum” diyor. İşin özünde, burada yeni bir kuşak çatışması yaşanıyor. Bu da, neden bu kadar çok kardeşin, çoğunlukla erkek kardeşlerin bu kopuşu birlikte yaşadıklarını açıklıyor. IŞİD savaşçıları çoğunlukla aynı kuşağın üyeleri, ya kardeşler ya da çocukluk arkadaşı.

Yani size göre bu teröristler çok sert yaşanan bir kuşak çatışmasının ürünleri, öyle mi?

Roy: Cihatçıların birçoğu “born again”dir ( Roy, hayatının bir noktasında yaşadığı “yeniden doğum” sayesinde hayatının geri kalanında muhafazakâr Protestanlığı kabul eden kişilere gönderme yapıyor ç.n.). Radikal İslam’da hayatın yeni bir anlamını keşfediyorlar. Bu nedenle de ilk göçmen kuşağından çok az sayıda cihatçı çıkıyor. Çünkü bu kuşakta İslam’ın geleneksel olarak aktarımı hâlâ etkisini sürdürmektedir. Ancak ikinci göçmen kuşağında böyle bir kültürel aktarım yaşanmadığından bu kopuşlar meydana geliyor. Teröristlerin çoğu ikinci kuşak göçmenler arasından çıkıyor.

Siz terörizmi besleyen verimli bir zemin olduğunu reddeden Fransa Başbakanı Manuel Valls’e hak veriyor musunuz?

Roy: Hayır, tam tersine, ben bu verimli zemin tartışmasına bir katkıda bulunmak istiyorum. Valls’in yaptığı popülizmin yeni bir türü. Onun sol politikalarla pek bir ilgisi kalmadı. Tam bir otoriter ve anti-entelektüel. Terörizmin beslendiği verimli zeminin incelenmesi gerek. Ben, kendimi bile şaşırtacak kadar çok sayıda psikolog ve psikanalistle birlikte çalışıyorum. Gençler arasında risk alma davranışları ve özellikle intihar ve şiddet fantezilerine yönelik hayranlıkta ciddi bir artış var.  Bu boyut daha büyük bir ciddiyetle ele alınmalı.

Yani siz gençler arasındaki genel bir olgunun varlığına mı inanıyorsunuz?

Roy: Evet. Örneğin İtalya’da geçenlerde iki genç, kendi yaşlarında bir başka genci öldürdü. Yakalandıktan sonra verdikleri ifadede, eylemlerinin tek gerekçesi olarak, öldürme duygusunu tatmak istediklerini söylediler. Basın onların deli olduğunu yazıyor. Ama bu gençler, eylemlerinden önce “Allahuekber” diye bağırmış olsalardı terörist olarak algılanacaklardı.

Sizin gibi Fransız olan Gilles Kepel sizi, terörizmin içindeki İslam boyutunu küçümsemekle suçluyor.

Roy: Onun saldırgan olması iyiye işaret. Bu, onun benim tezlerimle hesaplaşmak zorunda kaldığını gösteriyor. Benim psikolojik boyuta dikkat çekmem onun işine gelmiyor. Ama bana kalırsa bizim İslami radikalleşme olgusunu anlamak için birçok sosyal bilim alanını kapsayan (çokdisiplinli) bir tartışmaya ihtiyacımız var.

Bunlar da ilginizi çekebilir: