Medyascope.tv

Edward Snowden: “Oyunbozanlardan biri olmak zorunlu bir direniş eylemi”

Edward Snowden 3 Mayıs 2016 tarihinde The Intercept’te, Jeremy Scahill’in İHA’lar (İnsansız Hava Araçları) üzerine kaleme aldığı The Assassination Complex’in verdiği ilhamla uzun bir yazı kaleme aldı. Luc Vinogradoff  ise, aynı gün, Fransız Gazetesi Le Monde’un blog sayfasında bu yazıyı tahlil etti. Vinogradoff’un yazısını Haldun Bayrı çevirdi. Yazının orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz.

Edward Snowden: “Oyunbozanlardan biri olmak zorunlu bir direniş eylemi”

ABD Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) için çalışan bir taşeron-firmada bilgisayarcı olan Edward Snowden 2013 yılı Haziran ayında birden popüler oldu. Onun kopyalamış olduğu belgeler, ABD ile müttefiklerinin yürüttükleri yasadışı kitle gözetleme tekniklerinin ulaştığı boyutu açığa vuruyordu. Dünya çapında yankı uyandıran bu ifşaattan birkaç gün sonra, ABD’den kaçan Snowden Hong Kong aktarmasıyla Rusya’ya indi. Memleketinde casusluk, hırsızlık ve hükûmete ait malların yasadışı kullanımıyla suçlanıyordu.

Edward Snowden 21. yüzyılın en tanınmış oyunbozanı/çomak-sokanı[1] (İngilizce’de whistleblower, tam çevirisi “düdük öttürenler”). Fransızca’daysa daha çok, yazdıkları Les Sombres Précurseurs (“Karanlık Öncüler”) başlıklı kitapta, sosyologlar Francis Chateaureynaud ile Didier Torny’nin buldukları lanceurs d’alerte, “alarm vericiler” deyişi tercih ediliyor. Burada, “en beterin vuku bulmasını önlemekten ibaret olan evrensel bir görevi yerine getiren” bir kişi söz konusu.

Edward Snowden_1

1983 yılında doğan ABD’li Edward Snowden, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) çalışmış, 2013’de gizli NSA belgelerini medyaya ifşa ederek NSA tarafından yürütülen küresel izleme aletlerinin işletme detaylarını, birçok ticari ve uluslararası ortağı ortaya çıkarmıştı.

Snowden’a yakın görünen bir tanım bu; çünkü 3 Mayıs’ta The Intercept’te yayınlanan bir makalesinde bu tanımı tekrar dile getiriyor, didikliyor, tahlil ediyor. “Oyunbozan/çomak-sokan olmak bir siyasî direniş eylemi haline geldi” diye yazıyor, konumunu özetlemek için.

İfşa olmasına izin verilenler ve verilmeyenler

Metnin merkezindeki soru –Nasıl bir oyunbozan/çomak-sokan olunur?– onu harekete geçmeye iten, ondan önceki kimseleri ve, temenni ettiği gibi, onu izleyecek olanları böyle davranmaya sevkeden nedenlerle birlikte ele alınıyor.

“Bir an gelir ki, terslikleri bir sayfanın üzerindeki birkaç harfin yerini değiştirerek halletmeyi umamayacağınızın farkına varırsınız. Benim de yaptığım gibi, meseleyi sadece üstünüze bildirmekle yetinemeyeceğinizi; çünkü üstler, kaçınılmaz olarak asabîleşiyorlar.”

Ona göre, bir oyunbozanın/çomak-sokanın ifşaatıyla, bazı Amerikalı “üst düzey yetkililer”in kendi “siyasî başarılarına yarar sağlaması” amacıyla tamamen yasadışı bir biçimde basına fâş ettikleri beylik bir sızıntının açığa vurdukları arasında önemli bir fark var.

Şöyle soruyor kendine:

“İkisi de işin tehlikeli olmasını ve izin alma gerekliliğini takmıyorsa, neden birinin ifşa olmasına izin verilir de diğerine verilmez?”

Ve cevaplıyor:

“Bunun cevabı denetimdir. Eğer söz konusu kurumun ayrıcalıklarına tehdit ve meydan okuma gibi algılanmıyorsa, bir sızıntı kabul edilebilirdir.”

Amerikalı oyunbozanların/çomak-sokanların dar çevresindeki yoldaşlarının adlarını anıyor: 1971’deki Vietnam Savaşı üzerine son derece gizli belgeleri ifşa ettiği için ihanetle suçlanan, ya da Wikileaks’in yüz binlerce gizli belgesini aktarmış olduğu için 35 yıl hapis cezasına mahkûm edilen. Başka ülkelerdeki oyunbozanlardan/çomak-sokanlardan bahsetmiyor, ama onların adına da konuştuğu tasavvur edilebiliyor.

“Basına kendini şirin göstermek, bir kurumun durumunu düzeltmek ya da şöhretini kurtarmak için yapılmamışsa, hakiki ifşaatlar zorunlu bir direniş eylemidir.”

“Olağanüstü ifşa eylemleri”nden “bir ortak sorumluluk kültürü”ne

Edward Snowden, NSA’in yaptıklarını kamuya o açıklamasa başka birinin bunu muhakkak yapmış olacağına inanıyor. Er ya da geç. Oyunbozan/çomak-sokan olmak bir eğilim meselesi değil, bir şeyin bilincine varış: “Kim olduğunuzla ya da nasıl bir hayat yaşamış olduğunuzla ilgisi yok. Neye maruz kaldığınıza ve neye tanık olduğunuza bağlı.”

Moskova’ya sürgüne gidişinden üç yıl sonra, “neyi farklı yapardım şimdi?” diye soruyor kendisine. Herhangi bir pişmanlık dile getirmiyor, özellikle de işin esası hakkında; hatta lojistikle ilgili olarak bile. Metninde duygular, idealizm ve hatta belki ilk başlarındaki safdillikten, bazen kaderciliğe yakın bir gerçekçiliğe uzanan bir yelpaze açıyor.

“Münferit bir oyunbozanın/çomak-sokanın hareketi, gerçekliği değiştirmez; hükûmetin önemli bölümleri kamunun gözünden uzakta, su kesiminin altında iş görmeye devam edeceklerdir. Bu faaliyetler reformlara rağmen devam edecektir.”

Böyle hareketlerin çoğalmasının “etkili bir siyasî güç” oluşturmayı başaracağını umuyor. Umduğu çözüm, “olağanüstü ifşa hareketlerinden, istihbarat dünyasıyla birlikte bir ortak sorumluluk kültürüne” geçilmesi. Amentüsü etkililik. Yapılanın tamamen bilincinde olmak ve alınan riskte çuvallama pahasına bunu yapmanın tam zamanını seçmek.

“Bir etkisi olmayacağını düşünüyorsa, hiç kimseyi bilgi, hatta yapılan kötü şeyleri ifşaya teşvik etmem; çünkü tam zamanı denen şey, harekete geçme iradesi kadar nadir olabilir.”

Edward Snowden’ın metninde muayyen bir iyimserlik kendini gösteriyor. Bunu bugün yayınlamasının nedeni, The Intercept’teki bir gazetecinin ABD tarafından insansız hava araçlarının kullanımı üzerine yazmış olduğu The Assassination Complex adlı kitabın çıkmış olması. “ABD’nin ezelden beridir aradığı bir yetenek olan insansız hava aracı ısrarı” diyor buna Snowden. Bu kitap, “cesur ve ahlâklı biri tarafından” gazeteciye verilmiş olan “olağanüstü belgeleri” kullanıyor. Kimliği belirsiz yeni bir oyunbozan/çomak-sokan.

“Bazı bireylerin kamuya bilgi açıklamayı başardıklarını gördüğümde, ilânihâye sürecek bir görevmiş gibi daima hükûmetimizin yasadışı faaliyetlerini sınırlamayı denemek zorunda kalmayacağımız umudunu veriyor bu bana.”

FransizKultur
[1] Türkçe’de whistleblower ya da lanceur d’alerte için kullanıldığını gördüğüm “muhbir” deyişinin yaygın kullanımı yasadışı bir işin ya da onu yapan kişinin yetkililere bildirilmesidir. Whistleblower ya da lanceur d’alerte’lerin durumda ise yasadışı ya da gayrimeşru bir çark çevirenler bizzat yetkililerdir ve onların kamuoyuna açıklanması söz konusudur. Bu yüzden “oyunbozan ya da çomak sokan” deyişinin daha mânîdar olduğunu düşünüyorum (ç.n.)

Bunlar da ilginizi çekebilir: