Medyascope.tv

Yeni stadlar: Halkın ayağının kesildiği dezenfekte edilmiş arenalar

Yeni stadlar: Halkın ayağının kesildiği dezenfekte edilmiş arenalar

Nicolas Hourcade

Le Monde – 7 Haziran – Çeviri: Haldun Bayrı

Euro 2016’ya evsahipliği yapacak on stadın dördü yakın zamanda açıldı (Lille, Nice, Bordeaux ve Lyon’da). Düzenlenmesinden önce sadece bir stadın, Stade de France’ın açılmış olduğu 1998 Dünya Kupası’yla aradaki fark çarpıcı. Kaldı ki Fransa da bu stadları Euro 2016’yı düzenlemek için inşa etmemiş, bilakis stad mevcudunu yenilemek için Euro 2016’ya aday olmuştu. Fransa Futbol Federasyonu Başkanı Noël Le Graët, kısa süre önce Progrès dergisine verdiği bir röportajda hatırlatmıştı bunu: “Başlangıçtaki fikir basitti; Fransa’nın altyapı, özellikle de stadlar bakımından çok geride kaldığı tespitinden yola çıkıyordu. Bu kanaate varmak için Almanya’ya veya İngiltere’ye bakmak yetiyordu.”

FransaStad

Euro 2016’ya ev sahipliği yapması için Lille’de inşa edilen Pierre Mauroy StadyumuNisan 2016’da açıldı. (ROBERT GRAHN / AFP)

Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan stadlar, daha yirmi yıl geçmeden, neden artık uygun değiller? O zamandan beri ne değişti? Öncelikle, uluslararası futbol kurumları büyük uluslararası müsâbakaların düzenlenmesinde git gide daha katı şartnameler çıkartıyorlar. Sonra da, 1990’lı yıllardan beri yeni bir futbol ekonomisi gelişti: Bosman Kararı sonrasında Avrupa ölçeğinde transfer serbest bırakıldı, ödemeli sportif kanalların atılımıyla televizyon yayın haklarında patlama yaşandı, Şampiyonlar Ligi’nde yapılan reformla en büyük kulüplerin bu çok önemli müsâbaka zeminine erişimleri kolaylaştırıldı…

Ondan sonra, yeni bir stad modeli kendini dayattı. Bu modern “arena”lar, daha konforlu ağırlanma koşulları, kusursuz bir seyir, geniş bir hizmet yelpazesi, taklit ürünleri kabul etmeyen megastorlar, VIP’lere tahsis edilmiş daha fazla yer sunuyorlar… Seyircilere daha yoğun bir “deneyim”, kulübe ise taraftar kitlesini genişletme, staddaki tüketimi artırma, dolayısıyla da ekonomik ve sportif bakımdan rekabete daha yatkın kılacak kaynaklar sunma iddiasındalar.

Uluslararası kuralların katılığı ve bu tip yapılarda uzmanlaşmış birkaç mimarlık firmasının bulunması, yeni stadların içlerinin bir kentten diğerine büyük ölçüde benzerlik arz etmesine ve farklılığın dış cephede gösterilmesine yol açıyor. Bu yeni yapılar kentlerin dışında bulunduğundan, stada gidiş zamanı uzuyor: Erken gelip geç gitmek gerekiyor; ki bu da giriş-çıkışlardaki izdihamı önleyip staddaki tüketim süresini artırıyor.

Holiganizmle mücadele

İngiltere Euro 1996 vesilesiyle futbolunu dönüştürmüşken, Fransa modern futboldaki bu dönemeci neden 1998 Dünya Kupası sırasında geçmemişti? Çünkü İngilizler 1980’li yıllarda onlarca ölüme yol açan çok sayıda stad faciasına tanık olmuşlardı. Bazı taraftarların tahammül edilemez bir şiddet düzeyine geldiğinin, ama aynı zamanda eskimiş stadlarının sunduğu koşulların da tiksinçliğinin bilincine varmışlardı. Yeni İngiliz futbolu, Avrupa futbolu da, iki direğin üzerinde duruyor: yeni stadlar ve holiganizmle amansız bir mücadele. Fransa da 2000’li yıllardan beri bu yola girdi. Spor ve kamu otoriteleri, daha “ailevi” bir kitleyi çekmek amacıyla, iyileştirilmiş, daha konforlu ve şiddetin olmadığı bir stad modelini öne çıkarıyorlar.

Paris­ Saint ­Germain, şu son yıllarda stadında yaşanan ortamı en çok dönüştüren Fransız kulübü. İki taraftarının ölümünden sonra, PSG ve kamu yetkilileri, Parc des Princes stadındaki şiddeti ve ırkçılığı ortadan kaldırmak için 2010’da köklü bir güvenlik planını uygulamaya soktular. Daha sonra, kulübü satın alan zengin Katarlı hissedarlar, modern ilkeler uyarınca ve yüksek düzeyde bir seyir/gösteri sunmak amacıyla stadın içini yeniden düzenlemeye giriştiler: hem sahada hem tribünlerde yıldızlar, maç boyunca çeşitli animasyonlar, bilet fiyatlarına da sıkı bir zam… Bugün, Parc des Princes’te şiddet ve ırkçılık sorunları yaşanmıyor artık, ama ortamdaki heyecan hayli düştü ve halkın ayağı staddan kesilmeye çalışılıyor.

Ayrıca, Parc des Princes son derece denetim altında bir mekân haline geldi: yukarıdan ışıklandırılmış arayollar; girişte kimlik kontrolü; taraftarlar arasından, stada girişi kamu yetkilileri tarafından yasaklanmamış fanatiklerin, kulüp tarafından şiddetleri ya da muhaliflikleri yüzünden tehlikeli görülerek içeri alınmaması; bütün taraftar grupları –sorun çıkarmayanlar bile– yok olduğundan, kitlelerin bireyselleşmesi; kulübe karşı her türlü eleştirel söylemin dışarı sürülmesi; stad görevlileri tarafından kalelerin arkasındaki iki tribün sürekli kolaçan edilerek taraftar davranışlarının denetlenmesi ve kötü davranışlarda bulunanların dışarı çıkarılması…

Farklı kitleleri tatmin etmek

Parc des Princes’teki bu evrim, yeni stadların hakikaten en iyi stadlar olup olmadığını, ya da Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sındaki gibi, denetim ve tüketim alanı genişlemesinin damgasını vurduğu stadlara gidilen bir geleceği mi haber verdiğini sormamıza yol açmaktadır. Fransa milli takımının fanatiği Clément d’Antibes’in papağanı Balthazar’ın[1] girme hakkı olmayan stadlar. Siyasî bulundukları için protesto pankartlarının yasaklandığı stadlar.

Oysa önüne geçilmez bir evrim değil bu. Nitekim, taraftarlar yerel, ulusal ve uluslararası ölçekte örgütlenerek sportif gösterinin daha “popüler/halka yakın” bir anlayışını savunuyorlar. Stadların evrimi, bu taraftarların açık bir söylemle şiddeti reddedebilmelerine bağlı olacak. Parizyen modelle ikna olmayan futbol yöneticilerinin tutumuna da bağlı olacak. Öncelikle pragmatizmden; zira geleneksel kitlelerinin büyük bir kesimini uzaklaştırıp bilet fiyatlarını çok artırırlarsa stadlarını dolduramayacaklarının bilincindeler. Ama inandıkları için de.

Ocak ayında açılışı yapılan Lyon Olimpiyat Stadı, Parc des Princes nazarında karşı-model işlevi görüyor; “football business” ve güvenlik icaplarıyla kulübün ve futbolun geleneklerine saygıyı uzlaştırmayı deniyor. Kitlenin homojenleşme eğilimi gösterdiği Paris’in aksine, Lyon Stadı, Alman muadilleri gibi, farklı kitleleri (hem eski hem modern) tatmin etme olanağı sağlayan farklı kesimler sunuyor. Olympique Lyonnais’nin Başkanı Jean­ Michel Aulas, taraftar derneklerini iyi bir sosyal diyalog yürütülmesi gereken “sendikalar” gibi görüyor ve tribünleri özerklik içinde coşturmalarına olanak veriyor.

Yeni stadlar, ya fokur fokur şiddet kaynamak, ya da denetim altında ve dezenfekte edilmiş olmak arasında seçim yapmak zorunda değil dolayısıyla. Başka seçenekler de var: Bu seçenekleri inşa etmek içinse toplumumuzda bir futbol stadının ne olması gerektiği üzerine gerçek bir tartışma açılmasına ihtiyaç var.

FransizKultur

Nicolas Hourcade: Ecole Centrale de Lyon’da sosyal bilimler doçenti

[1] Clément d’Antibes, Yabancı Lejyonu’ndan Polonyalı bir baba ve İspanyol bir annenin oğlu olarak Cezayir’de doğmuştur. İlk gördüğü bir Fransa-İngiltere maçından sonra Fransa takımına tutkuyla bağlanmıştır. Çoğunlukla maça yanında horozu Balthazar’la gelir (ç.n.)

Bunlar da ilginizi çekebilir: