Medyascope.tv

Joachim Löw: “Futbolcuyu mutlak anlamda serbest bırakamazsınız”

Joachim Löw: “Futbolcuyu mutlak anlamda serbest bırakamazsınız”

David Fioux & Jean-Baptiste Renet

L’Equipe – 11 Haziran 2016 Çeviri: Haldun Bayrı

2006 Dünya Kupası’nın ertesinde milli takım teknik direktörlüğüne getirilen Joachim Löw (yaşı 56) Almanya’nın başında beşinci turnuvasına katılıyor. Nationalmannschaft onunla yarı-finalden aşağısını görmedi; özellikle iki yıl önce Brezilya’da dördüncü dünya şampiyonluğunu kazanarak daha da iyisini yaptı. “İlerleme katettiğimizin teyidi bu” diyor teknik direktör. Başlarda coşkulu ve gol bölgelerine düşkün olan Almanya, azar azar daha dengeli bir oyunu yerleştirdi. Euro 2016’ya hazırlanırken geçen Mart ayında Paris’e uğradığı sırada gerçekleştirilen bu söyleşide, Alman teknik direktör Löw takımındaki evrimi dile getiriyor. Düşüncelerini sürekli canlı tutan bir esneklik arayışı bu.

2014 Dünya Kupası’ndan beri takımınızın taktik ilkeleri nasıl bir evrim gösterdi? 

Löw: Euro elemeleri sırasında, benzer oyuna sahip rakiplerle karşılaştık; epey defansif bir oyuna. Takımlar sadece dört değil, beş hatta altı savunmacıyla oynayıp bu defansın önüne de üçlü bir hat koyuyorlardı. Çoğu zaman, top bizde kalıyordu, fakat onu ileriye taşımak için çözümler bulmak gerekiyordu. Dolayısıyla sistemimizden biraz uzaklaşıp üç savunmacıyla oynadığımız oldu.

Bugünkü stiliniz nasıl tanımlanabilir? Bir tür tiki-taka[1] ve kontratak futbolu karışımı mı?

Löw: Evet. Topu aldığımız zaman derhal ileriye geçirebilmeliyiz; çünkü günümüz futbolunda, savunmak saldırmaktan biraz daha kolay. Küçük takımlar bunu anladılar. İzlanda epey çabuk tur atladı. Arnavutluk, Kuzey İrlanda… Savunmalarının sağlamlığına dayanan takımlar bunlar. Dolayısıyla, topu ayağınıza geçirdiğinizde, rakibinizi toparlanmadan vurabilmek için ileri geçişi derhal gerçekleştirmeniz gerekir. Topa sahip olmak yetmez.

JoachimLöw3

Joachim Löw kariyerinin henüz başlarında 1998-1999 sezonunda Fenerbahçe’nin de teknik direktörülüğünü yapmıştı. Sezon başında UEFA elemesinde Palma’ya elenmesi ve ligi de 3’üncü sırada bitirmesi ardından Fenerbahçe Yönetimi, Löw ile yollarını ayırmıştı. 2000-01 sezonunda da Adanaspor’u çalıştırdı. Adanaspor sonuncu olarak küme düştü. Löw 2066’dan beri Almanya Milli Takımı’nın başında bulunuyor.

İdeal bir taktiğinizin olmadığı anlamına mı geliyor bu?

Löw: Hayır, var. Esnek bir taktik. Elbette işi ele alıp kendi oyunumuzu kabul ettirmek isteriz, ama rakip de bazı çözümler bulup az fırsat yakalamamıza yol açabilir. Şu son beş yıldır oyunumuzun evrime uğraması bundan. Euro 2012’nin derslerinden biri de buydu. İnanılmaz ofansif bir futbol oynamıştık, fakat kontrataklarda da kırılganlık göstermiştik; özellikle yarı-finalde İtalya karşısında (2-1’lik yenilgi); çünkü taktik hatalar yapmıştık. Bir turnuvadaki bütün maçların seyir bakımından göz alıcı olamayacağını hepimiz biliyoruz. Sakin kalmayı ve disiplini korumayı becermek gerekir. Yoksa tabii ki ben de topa çok sahip olunan ve hızlı hareketlenilen bir ofansif futbolu tercih ederim; dikkatimizi de zaten bu konuya odaklıyoruz. Ama bir turnuvayı kazanmak için, defansif alanda da sıkı bir performans gerek.

Euro 2012’de, “bundan böyle kötü oynayarak kupa kazanılamayacağı”na kanaat getirdiğinizi söylemiştiniz. Hâlâ böyle mi düşünüyorsunuz?

Löw: Hâlâ. Sadece defans yapmak, sadece karşılamaya çalışmak, kupa kazanmayı mümkün kılmıyor. Bugün, en üst düzeyde, çirkin ve yıkıcı bir futbol sunarak kazanamazsınız artık.

Sizin de söylediğiniz gibi, topa hâkim olmak ille de fırsat yaratma anlamına gelmiyor. Bu sorun nasıl çözülür?

Löw: Esas önemli olan, alan paylaşımı ve koşu güzergâhlarıdır. Bazı takımlara karşı oynarken, alanlar azalır, her şeye kilit vurulmuş gibidir. Tam da bu durumda alanlar yaratmak için derinlemesine, yanlamasına koşuları özellikle çalışmak gerekir. Bu koşullarda da, birebirleri oynayabilen oyuncularınızın olması elbette bir avantajdır.

Takımınızdaki hangi oyuncular bunlar ?

Löw: Bayern’deki Ribéry ya da Douglas Costa gibi bunu yapabilen oyuncularımız o kadar da fazla değil. Daha ziyade al-verlere öncelik tanıyan bir takımız, çünkü oyuncularımız dar alanlardan çıkış bulmaya alışkın. Bunlar arasında, Mesut Özil, Mario Götze ya da Marco Reus (sakat, Euro’ya katılmıyor) var.

Sizin bazen oynadığınız gibi hakiki bir santrafor olmadan nasıl etkili olunabiliyor?

Löw: Dünya Kupası’nda oldu bu. Ofansif oyuncuların derinliği iyi kullanmalarını gerektiriyor. Schürrle, Götze, Müller ve Özil gibi oyuncular yapabiliyor bunu. Diğer belirleyici etken ise uç oyuncuların değişik koşular denemeleri. Mario Gomez şu son yıllarda ilerleme katetti, kendine güveni arttı ve sakatlık yaşamadı. Ona yeniden şans verilebilir, ama elbette hakiki golcü olmadan da oynanabilir.

Kaleciniz Manuel Neuer’i oyunun kurulmasına katkıda bulunmaya teşvik ediyor musunuz?

Löw: Kesinlikle. Bu çok önemli. Defansif rakiplerle oynadığımız zaman, çözüm geriden gelmelidir. Bu da bir oyun kültürünü, ileri doğru uzun toplar yapmamayı gerektirir. Manuel Neuer kendini göstermeli ve bir orta saha oyuncusu gibi hareket etmelidir. Tekniği ve klasıyla doğal olarak yardım edebilir bize.

Ama bu biraz tehlikeli…

Löw: Sorun değil. Yapmalı bunu. Çünkü çoğu zaman rakip sahanın ilerisinde pozisyon alıyoruz. Bir kaleci risk almayı da bilmelidir. Cezayir’le oynadığımız maç böyle bir maçtı (2014 Dünya Kupası çeyrek finalindeki 2-1) ve kalecimiz aynı zamanda ofansif bir rol de oynamasa, başımıza çok dert açılabilirdi. Manuel bu görevi yerine getirdi: Katılmak ve çözümlere girişmek.

Oyununuzda Thomas Müller’in rolü nedir? Sahada hayli serbest görünüyor…

Löw: Çok önemli bir lider rolü var ve sahada öngörülemez biri. Bir sezgisi var, rakip için tehlike neredeyse orada bitiyor. İmkânsız durumlarda goller kaydediyor. Ne yapacağını tahmin etmek güç; bu yüzden de rakibi güç durumda bırakmak için sık sık pozisyon değiştiriyor.

Ona “İstediğini yap” diyebileceğiniz derecede mi?

Löw: O kadar değil; ama tabii ki muayyen bir serbestlik tanıyorum ona. Bu esnekliğe de ihtiyacımız var. Reus gibi, Özil ya da Götze gibi belirgin bir görevle sınırlanması iyi olmayan başka oyuncular da var. Çeşitlilik getirebilirlerse, yaratıcılık gösterirlerse, önde sonuca gidilebilir.

Böyle oyuncularla nasıl çalışırsınız?

Löw: Bu serbestlik mutlak değildir. Oyunculardan bazı pozisyonları tutmalarını, bazı koşuları yapmalarını beklerim. Top rakibe geçtiğinde otomatik bir biçimde karşılık vermelidirler. Dolayısıyla, mutlak serbestlik yoktur, görevler vardır ama, bu çerçevenin içinde, bireysel olarak harekete geçip evrim gösterebilirler.

Almanya’nın elemeler sırasında ofansif etki bakımından bir sorunu oldu. Teknik direktör olarak bu konuda ne yapılabilir?

Löw: Daha önce de karşılaşmış olduğumuz bir sorun bu. Dünya Kupası’ndan önce, Klose otuz yaşına gelmişti ve çok fazla gol atmamıştı. Hazırlık maçlarında da çok gol atmamıştık. Sonunda bunun çözümünü turnuva sırasında bulduk. Elbette antrenmanda müsabakalardaki durumları yansıtan alıştırmalar yapılmalı. Bu da oyunculara son vuruşlarda güven vermeli. Ama bu hep böyle olacak: Fırsatlar yaratan bir takım aynı zamanda kaçırır da; herkesin başına gelir bu.

Orta sahada, bazen iki 6 numara kullanarak sisteminizden uzaklaştınız…

Löw: Aralara giren üç esnek orta sahayla oynamalıyız; fakat aslında, oyunu kurmak için biri yetiyor. İdeal olarak, en fazla bir 6 numarayla oynayıp, diğer oyuncuların da ön alanları tutmalarını isterim. Önceleri, iki oyuncu sadece defansif yönde çalışıyordu. Bugün, defansif takımlara karşı artık böyle oynamıyoruz. Orta saha oyuncularının yer değiştirmelerini ve geride kalmamalarını istiyorum.

Daha fazla öngörülemeyen oyuncunun olması takım için bir avantaj mıdır ?

Löw: İyi koşular yapan öngörülemez oyuncularınızın olması elbette iyidir. Ama ekseni sabit tutmaya da ihtiyaç var: Boateng ile Hummels Dünya Kupası’nda iyiydiler; Neuer, Lahm, Schweinsteiger veya Khedira da aynen. Geriye yaslanarak defans yapan takımlar karşısında kanatlar da devreye girmeli.

Günümüzde teknik direktörlerin bu kadar önemli olduğunu düşünüyor musunuz? En nihayetinde, sahada son sözü oyuncular söylemiyor mu?

Löw:  (Kararlılıkla.) Sistemi oyuncuların yaptığını düşünmüyorum. Sistemi yapan teknik direktördür. Oyuncuların her takımda bir çerçeveye ihtiyaçları vardır; Barcelona’da, Real’de, Bayern’de, Fransa’da veya Almanya’da. Fikirlere ihtiyaçları vardır. Elbette daima oyunculara sorumluluk vermeyi deneriz. Ama sistemi teknik direktör yapar, oyuncular da bunu uygulamalıdır. Teknik direktör olarak, oyuncularla neyi yapmanın mümkün olduğuna bakarsınız. Ama belirli bir anda, teknik direktörün, “Tamam, şu futbolu oynamak istiyorum. Şu mevkide şöyle tipte bir oyuncuya ihtiyacım var” demesi gerekir.

Neyi seçersiniz peki: Sisteme göre oyuncuları mı, oyunculara göre sistemi mi?

Löw: Sisteme göre oyuncuları seçiyorum. Şu son yıllarda da iki sisteme göre…

FransizKultur

[1] Tiki-taka hızlı paslarla topun sürekli dolaştırıldığı futbol stilidir. Topa sürekli hâkim olunmasını sağlayan bir stratejisidir. Bu oyun stili esas olarak Johan Cruyff’un 1988 ve 1996 yılları arasında çalıştırdığı Katalan kulübü FC Barcelona’da geliştirilmiştir (ç.n.).

Bunlar da ilginizi çekebilir: