Medyascope.tv

Türkiye 0-Hırvatistan 1: Umut vermeyen başlangıç

Hiçbir takım bir turnuvaya Hırvatistan’la oynayarak başlamak istemez. Hırvat orta saha oyuncularının üst düzey olması ve oyun temposunu maçın gidişatına göre bir denge içine oturtabiliyor oluşları onlara büyük bir avantaj sağlarken rakip takımlar için başa çıkılması gereken zorluklar yaratır. Bunun yanına Mandzukic gibi takım oyununa ve savunmaya büyük katkı yapan bir forveti, çoğu zaman etkili olacağını bildiğiniz Srna’yı, ofansif anlamda mutlaka bir şeyler katabilen Perisic’i koyduğunuz zaman Hırvatistan üst turlar için iddialı bir takım haline geliyor. Ancak onların da büyük bir sorunu var: Cacic! Otoritesi ve oyun felsefesi sorgulanan Hırvat teknik adamın iyi bir analizci ve hamleci olduğunu söylemek çok zor.

Etkisiz, edilgen bir futbol

İşte tam da bu özelliğinin üzerine gidebilirdi Türkiye. Kağıt üzerinde hemen hemen hiçbir şansı olmamasına rağmen Hırvatistan’ın zaaflarına karşı oluşturulabilecek bir taktik anlayış maçı kazanmaya yardım edebilirdi. Ancak Slovenya maçındaki etkisiz, edilgen futboldan başka hiçbir şey görmedik. Orta saha oyuncularını, özellikle Oğuzhan’ı tamamen verimsizleştiren bir anlayışın üzerinde ısrar ediyor Fatih Terim. Bunun yanında Hakan Çalhanoğlu ve Arda’nın ileri üçlünün kanatlarına yerleştirilmesi ve onların rolleri gereği sürekli rakip takımın orta saha ve defans bölgesinde boğulmaları takımın ileriye yönelik hamlelerini neredeyse sıfıra indiriyor. Maçta Hırvatistan’dan daha fazla pas yapmamıza rağmen bu pasların hemen hepsi etkisiz bölgeler içinde verimsiz bir trafikle gerçekleşti. Hırvatistan ise daha az pas yapmasına rağmen bu trafiği kendi üçüncü bölgelerinde daha çok gerçekleştirdi. Dolayısıyla gol fırsatı yaratan 13 kilit pas yapma şansı buldu. Bunun sonucu olarak ceza sahası içerisinde topla daha çok buluşup Türkiye’nin iki katı kadar şut çektiler.

İşin bizim açımızdan asıl kötü tarafı ise Hırvatlar, bu oyunu çok iyi oynayarak yapmadılar. Srna’nın etkili bindirmeleri, Modric’in yine orta sahanın tamamında hissedilen oyunu ve arkadaşlarına pozisyon yaratmak için yaptığı girişimler, Brozovic’in sağda oynamasına rağmen orta sahaya yaptığı katkı ve Rakitic’in ikinci yarıdaki dikine bindirmeleri dışında iyi yaptıkları bir şeyi saymak mümkün değil.

Mehmet Topal’ın stoperliğinde anlamsız inat

Buna karşılık Türkiye top ayağında değilken ortaya koyduğu kötü performansı daha da kötüye götürmeyi başardı. Hırvatistan adına çizgiye indirilen her topta yapılan ortalar ceza sahasında maçı farka götürecek önemli tehlikeler yarattı. Bu noktada Mehmet Topal konusu hâlâ büyük eleştirileri hak ediyor. Zira orta saha üçlüsü hemen hiç top kapamayan Türkiye, Topal’ın defansif orta saha performansından yararlanamazken, defans hattında da kendisinden pek verim alamıyor. Terim’in bu hiçbir avantaj getirmeyen hamlesini anlamak mümkün değil.

Takım adına en çok heyecan yaratan bölümün Arda-Burak değişikliği olduğu söylenebilir. Zira çift forvetli kısa süre içerisinde takımın kendi üçüncü bölgesinde zaman zaman etkili olan pres girişimleri, üzerinde biraz daha ısrar edilse Hırvatistan’ın dengeli görünümünü sarsabilirdi. Evet, bu bölümde pozisyon da verildi ancak böylesine çıkmaz sokak bir taktik paradigmasına sıkışmış takımı, gole götürebilecek psikolojiyi yaratacak tek hamle de buydu. Zira rakip defansın ağır ve teknik anlamda zayıf olan stoperlerini prese maruz bırakmak, Volkan Şen ve Emre Mor’la onları çizgiye doğru açmak forvetlerimize pozisyon şansı sunacaktı ama Terim bir anda bundan da vazgeçti. Aslında bu hızlı vazgeçiş takımın, gol ihtiyacını karşılaması gereken dakikalarda ne yapacağına dair bir planı olmadığını da gösteriyor.

Ne taktik, ne strateji

Yine de bu haliyle dahi Türkiye, son 15 dakikada Hırvatistan’ı geriye yaslanmak zorunda bıraktı. Aslında buna neden olan Türkiye’nin futbolundan ziyade bu gidişatı garip bir şekilde hiçbir müdahale yapmaksızın bekleyen Hırvat teknik adam Cacic’ti. İşte Türkiye’ye avantajı getirecek olan Cacic’in hamlesiz oyunuyken, Terim bu avantajı sağlayacak hamleyi bir türlü yapmayı beceremedi.

Türkiye turnuvaya çok zayıf bir tablo çizerek başladı. Bir taktik anlayışın yokluğunun yanı sıra rakibe göre de herhangi bir strateji sahada yoktu. Üstelik duran topları iyi kullanan bu kadar oyuncuya sahipken temel organizasyonların dışında fark yaratacak bir duran top organizasyonunun geliştirilmemesi dahi oldukça düşündürücü. Kaldı ki ilk yarıda Cenk ve Arda’nın rakip yarı sahada aldırdığı faullerle etkili olma yoluna girmiştik. Bu oyunla Türkiye herhangi bir umut vadetmiyor. Ancak büyük bir parantezde takımın “mucize gerçekleştirme” motivasyonunu da aklımızın bir köşesinde tutalım.

Bunlar da ilginizi çekebilir: