Medyascope.tv

Erdoğan’ın 180 derece dönüşlerinin anlamı ve muhtemel sonuçları

Yayının deşifresi:

Türkiye çok olağanüstü günler yaşıyor. Çok olağandışı bir dönemden geçiyor. Kastım sadece dün IŞİD tarafından gerçekleştirilen Atatürk Havalimanı saldırısı değil, Daha genel bir olgudan bahsetmek istiyorum. Türkiye’yi yaklaşık 14 yıldan beri yöneten siyasi iktidar, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, esas olarak da Recep Tayyip Erdoğan iktidarı, peş peşe 180 derece denebilecek değişiklikler yapıyor. Bu değişikliklerin hepsi çok ciddi stratejik değişiklikler. Bu değişikliklerin devamının geleceğinin de işaretleri veriliyor.

Bir gün içinde İsrail’le anlaşma ve Rusya ile yakınlaşma olayına tanık olduk. Rusya olayı, Atatürk Havalimanı saldırısından sonra Putin ile Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan uzun telefon görüşmesinde somutlaşmışa benziyor. Mısır’la ilişkilerin yeniden kurulacağı konusunda çok güçlü iddialar var. Türkiye’nin Suriye politikasını değiştireceği söyleniyor ki, zaten Rusya ile yakınlaşmasının bir ayağı da bu olsa gerek. Ankara’nın Suriye politikasını değiştirme ihtimali, buna bağlı olarak da İran’la ilişkilerini de yeniden rayına oturtma ihtimali var.

Bütün bunların hepsi çok önemli değişiklikler. Türkiye’nin son beş yılına damga vuran pozisyonlarda çok güçlü değişiklikler yaşanıyor. Daha önce de bazı değişiklikler yaşandı, özellikle Ergenekon ve Balyoz davalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan tamamen farklı bir konuma geldi. Ergenekon ve Balyoz davaları bir şekilde geçersiz sayıldı. Bu davaların açılıp sürdürülmesine ön ayak olan isimler yargılanmaya başlandı ve bu davaya doğrudan ilişkili bazı isimlerin AKP iktidarı ve özellikle de Erdoğan’la yakınlaştığını gördük. Bu yakınlaşma giderek daha belirgin bir hal alıyor.

Bu arada çok önemli bir değişiklik, Kürt sorununda çözüm perspektifinden topyekûn savaş perspektifine gidilmiş olmasıydı. Bir başka husus da daha önce ittifak yapılmış olan Gülen Cemaati ile yine topyekûn bir savaşa girilmiş olması. Gülen Cemaati ile savaş ve Kürt meselesindeki değişiklik uzun süredir sürdüğü için, bunlar artık kanıksanmış durumda. Esas olarak, İsrail, Rusya, Suriye ve belki de Mısır politikalarındaki değişiklikler daha fazla dikkat çekiyor. Burada olağanüstü değişiklikler yaşanıyor. Esas olan şu: Erdoğan’ın popülaritesinden ve iktidarın gücünden çok fazla eksilme yaşanmıyor; dün bu politikalar uygulamada iken bu politikalar konusunda iktidarı zorlayamayan muhalefet bu politikalardan vazgeçilmesi üzerine de yine Erdoğan’ı zorlayamıyor. Normalde bu kadar köklü değişiklerin tek bir tanesi bile bir iktidarı sallamaya yetebilecek değişikliklerken, Türkiye’de çok fazla bir şey yaşanmıyor.

Yaşanan değişikliklerin ne kadar olağanüstü olduğunu anlamak için birkaç sembolik hususa bakalım. Hatırlayalım, mesela insanlar kefenler giyip Recep Tayyip Erdoğan’ı havaalanında karşılıyorlardı. Mavi Marmara üzerine yapılan protestoları hatırlayın, Erdoğan’ın dediklerini hatırlayın ya da Mısır konusunda Rabia olaylarını hatırlayın. Suriye’yi daha uygulanmadı ama Suriye’de de bir değişiklik bekleniyor. Suriye konusundaki politikaları hatırlayın. Rusya üzerine, uçak düşürme olayının ardından dile getirilen ifadeleri hatırlayın, meydan okuyuşları hatırlayın.

Şimdi Recep Tayyip Erdoğan’ın çok sık kullandığı bir deyiş vardır: ‘Diklenmeden dik durmak’. Kendisinin ve Türkiye’nin pozisyonunu böyle tarif etmeye çalışırdı ama bugün gelinen 180 derecelik değişikliğe baktığımız zaman, aslında dik duramadan bir diklenme haliyle karşı karşıyayız. İsrail’e, Rusya’ya, Mısır’a, belki gelecekte Suriye’ye karşı diklenmelerin belli bir yerden sonra bir anlamının kalmadığını görüyoruz.

Peki, niye bunlardan AKP iktidarı, Erdoğan ciddi bir zarar görmüyor, en azından bu aşamada? Burada çok önemli bir hususun, metodolojiyle ilgili bir hususun söz konusu olduğunu düşünüyorum. Recep Tayyip Erdoğan ve çevresinin şu ana kadar en iyi becerdiği şey kamuoyu yönlendirme, algı yönlendirme konusu. Hükümet ve Erdoğan yanlısı medyanın herhangi bir gücü olduğuna inanmıyorum. İnsanlar bu medya organlarına bakarak, bu televizyonlara bakarak fikir sahibi olmuyorlar, fikirlerini değiştirmiyorlar. Çünkü buralarda fikir yok. Ama bu yeni medya düzeni, Recep Tayyip Erdoğan’ın kurduğu medya düzeni Türkiye’yi çölleştirdi. Dolayısıyla buradan artık siyaset tartışılmıyor, siyaset üretilmiyor. Bunun yerine ne oluyor? Genellikle sosyal medya üzerinden giden bir trolleşme var. Siyaseti gerçekten Erdoğan ve yakın çevresi trollemiş durumda.

Şöyle bir örnek alalım: Tayyip Erdoğan İsrail konusunda pozisyon değiştiriyor, çok net bir pozisyon değişikliği yaşanıyor. Buna verilen muhalif tepkilere baktığımız zaman, en fazla adlarını zikretmeye değer olmayan birtakım milletvekilleri ya da köşe yazarı gibi insanların dün attıkları tvitlerin bu gün piyasaya sürülmesi, ve onlara “hadi şimdi ne diyorsunuz?” denmesi. Burada şu husus çok ciddi bir şekilde ıskalanıyor: Bu kişilerin milletvekili olmalarının ya da köşe sahibi olmalarının hiçbir maddi temeli yoktu yarın öbür gün o milletvekillikleri ve köşeleri ellerinden gittiğinde de hiçbir maddi temeli olmayacak. Bunlar tamamen siyasetin trollenmesi için üretilmiş birtakım insanlar. Ve bu insanların bazıları varlıklarını ve hatta yükselişlerini AKP ve Erdoğan muhaliflerinin öfkelerini çeken paratonerler olmalarına borçlular. Yine isim vermeye gerek yok ama, bazı kişilerin sırf sosyal medyadaki bu paratoner özellikleri nedeniyle köşe sahibi olabildiklerini biliyoruz.

Erdoğan’ın 180 derecelik değişikliklerinin bir diğer hususu, sadece politikalardaki değişiklikler değil, kadrosundaki değişiklikler de önemli. AKP’nin kuruluşunda yer alan kurucu babalardan birçok ismin, daha sonra buna emekler vermiş birçok başka ismin şu ya da bu nedenlerle tasfiye olduğunu, dışlandığını görüyoruz. Bunlardan da hiçbir ciddi sonuç çıkmadı. Çünkü, bu olay da bir şekilde, yeni tabirle, trollendi.

Peki Erdoğan niye politika değiştiriyor? Niye sık sık kadro değiştiriyor? Bunun cevabı aslında tek bir cümle, çok basit. Çünkü Erdoğan zor durumda. Bunu söylerken ucuz bir muhalefet yapmayı hedeflemiyorum. Çünkü böyle söyleyen çok kişi var, çok zamandır söylüyorlar. Özellikle Gülen Cemaati falan söylüyor ama bunlar derinlikli olan tahliller değil. Bence, Tayyip Erdoğan, özellikle Gezi süreciyle beraber artık iktidarını uzatmak ve kendi var kalmasını sağlamak üzerine siyaset üretiyor. Yani negatif siyaset üretiyor, reaksiyoner siyaset yapıyor. Ondan öncesinde uzun bir süre Recep Tayyip Erdoğan siyasette aksiyonerdi, o gündemi belirliyordu. Gezi’yle beraber işin rengi değişti. 17/25 Aralık bunun üzerine eklendi. Ve Çözüm süreninin kopmasından sonra Kürt hareketinin de topyekûn savaş konseptine katılmasıyla beraber, işin rengi değişti.

Tayyip Erdoğan’ın iktidarının zor durumda olduğunu düşünüyorum. Böyle olmasının nedeni de, gücünü abartması, hedefini büyütmesi; özellikle de Arap Baharı ile birlikte bölgesel ve hatta İslam dünyası kapsamında birtakım misyonlara ve vizyonlara talip olması ve buralarda peş peşe hayal kırıklıkları yaşaması oldu. Peş peşe gelen başarısızlıklar öyküsü söz konusu. Aslında Suriye tek başına yeterlidir. Suriye’de yaşanan fiyaskodur. Bu fiyaskoda Ahmet Davutoğlu da işin içinde var, Abdullah Gül de var, hepsi var ama esas olarak Tayyip Erdoğan’ın fiyaskosudur. Ama şu ana kadar Suriye fiyaskosunun faturasını Türkiye olarak ödüyoruz ancak Erdoğan şahıs olarak, siyasetçi olarak henüz ödemedi. Bu tür faturalar çok birikti, üst üste konuyor ama şu ana kadar bir tek 7 Haziran’da öder gibi oldu. Ama yine orda bir manevrayla ülkeyi 1 Kasım’a taşıyarak buradan sıyrılmasını bildi.
Varkalma refleksleri, çevresini tasfiye etmiş olması, bütün bunların Erdoğan’ın işini daha da zorlaştırdığını düşünüyorum. Özelikle de, Batı ile olan ilişkilerinde pozisyon değişikliğinin Erdoğan’a ciddi bir şekilde sorun çıkarttığını ve şimdi burada toparlanmaya çalıştığını görüyoruz. İsrail’le ilişkilerini düzeltmesi aynı zamanda Batı ile olan ilişkilerini düzeltmesine yönelik bir hamle olarak görülecektir. Nitekim, İsrail’le ilişkilerin düzelmesiyle beraber, yakınlaşmayla beraber Erdoğan’a yönelik eleştirilerin dozlarının hafif hafif azalmaya başladığını görüyoruz.

Şimdi, şöyle bir soru gündeme gelebilir: Erdoğan’ın AKP’nin kuruluşunda çok söylenen Milli Görüş gömleğini çıkartma iddiası vardı. Kimisi inandı kimisi inanmadı ama bir gömlek çıkartma iddiası vardı. Ama son yıllarda son üç-dört yıldır şu çok söylenir oldu; Erdoğan tekrar Milli Görüş gömleğini giyiyor ya da Erdoğan tekrar İslamcı bir pozisyon alıyor. Yani eski gömleğini yeniden giydiği söyleniyordu. Son dönemdeki 180 derecelik dönüşlerle birlikte tekrar bir gömlek çıkartma yani tekrar İslamcılıkla arasına bir mesafe koyma durumuyla karşı karşıyayız.

Bu anlamda Mavi Marmara ile ilgili söylediği dönemin başbakanına yani kendisine ‘bana mı sordunuz?’ çıkısının çok tarihi bir çıkış olduğunu düşünüyorum. Bu aslında çok kritik çok dramatik bir çıkış. Tayyip Erdoğan’ın çok zor durumda olduğunu çok net bir şekilde gösteren bir çıkış. Bu çıkış şu anda Tayyip Erdoğan’a çok ciddi bir bedel ödetmiyor olabilir. Ama bu çıkış ilerde Tayyip Erdoğan çok ciddi bir krizle karşı karşıya kalırsa, arkasında beklediği kalabalıkları bulmaması halinde bunun nedenlerinden biri olacaktır. Bu çok önemli bir dönüş. İsrail’le anlaşmak bir yere kadar, Rusya ile yakınlaşmak zaten İslami tabanın Rusya ile çok önemli bir sorunu yoktu. Suriye ile ilişkileri iyileştirmekte de çok ciddi sıkıntılar olmayabilir ama Mavi Marmara ile ilgili ettiği bu lafın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Tekrar gömlek meselesine dönecek olursak, Milli Görüş gömleği çıkartıldı, tekrar giyildi. Şimdi tekrar çıkartılıyor. Bu kadar basit değil işler ama diyelim ki bu kadar basit. Peki, şu anda hangi gömleği giyecek? Milli Görüş gömleğini çıkarttığı dönemde ister inansınlar, ister inanmasınlar insanlar AKP’nin kendilerinin muhafazakâr demokrat olarak adlandırdıkları yeni bir kimlik inşasında olduğunu düşündüler. Yani eski İslamcılar yeni demokratlar mı oluyor? Tıpkı komünist sistemden çıkışta olduğu gibi. Ona inananlar oldu inanmayanlar oldu, takiye yapıyor diyenler oldu. Sonra bu gömleği tekrar giyer gibi olduğunda takiye yapıyor diyenler haklı çıktıklarını düşündüler. İnanmış olanlar hayal kırıklıklarını beyan ettiler. Şimdi tekrar bir gömlek çıkartma olayıyla karşı karşıyayız ama bu sefer galiba ortada bir gömlek yok. Yani Tayyip Erdoğan tekrar kendisini Batı dünyasına ve İslam dünyasına lanse edebilecek durumda değil. Dün İslam dünyasının gençlerine hitap edebiliyordu: özellikle nüfusunun büyük bölümü Müslüman olduğu bir ülkede demokrasi, temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, geliştirildiği mükemmel anlamda demokratik bir ülke vaat edebiliyordu, ama artık bu imkanı yok. Bunu kendi kendine yok etti. Ülkede bütün gücü kendi elinde toparladığı için böyle bir vaadin hiçbir inandırıcılığı yok.

Şu anda sunabileceği tek şey kendisi değil Türkiye. Yani Türkiye çok önemli bir ülke, bu ülkeden vazgeçemezsiniz, ki doğru, ve bu ülkede iktidarda biz varız ve benimle çalışmak zorundasınız , bu da doğru. Ama bir zamanlar vaat eden, bir zamanlar vizyon gösteren, bir zamanlar hedef gösteren ve bu hedefleriyle sadece Türkiye’de değil İslam dünyası ve Batı üzerinde de belirli bir etki yaratmış olan Tayyip Erdoğan artık yok. Dolayısıyla bu çok ciddi bir krizin göstergesi.

Ama Tayyip Erdoğan siyaset üretemeyen rakipleri nedeniyle bu krizi atlatıyor gözüküyor. Ne var ki, sanıyorum bu çok fazla sürebilecek bir durum değil. Önümüzdeki dönemde şu ya da bu şekilde Tayyip Erdoğan ve AKP’nin alternatiflerinin doğuşuna tanık olabiliriz. Tabii ki bu doğuşu çok ciddi bir şekilde engellemek isteyecektir ve burada da baskı politikalarını büyük ölçüde devreye sokacaktır. Zaten görüyoruz yasama, yürütme, yargı arasındaki kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmaya çalışmak, başkanlık sistemini oturtmaya çalışmak aslında doğabilecek alternatiflerin önünü kesme girişimi olarak karşımıza çıkıyor.

Eğer Türkiye’de şu anda Tayyip Erdoğan’ın ve AKP iktidarının yaşadığı derin krizin detayları anlaşılabilirse, buna yönelik birtakım alternatifler de geliştirilebilir. Henüz bundan çok uzaktayız.
Son bir not; her şeyde çizgi değiştiren Tayyip Erdoğan, Cemaat’e bakışında ve Kürt sorununa bakışında politika değişikliğine gidebilir mi? Bunlar çok önemli sorular. Bu soruların cevabının şu anda olduğunu sanmıyorum ama pekala ikisinden birisi ya da ikisi birden yaşanabilir. Ama şu anda Cemaat’e bakışında ve Kürt sorununa bakışında çizgi değiştirebileceğine dair emareler vermiyor.
Ama Kürt sorununa bakışta özellikle IŞİD bağlamında son Atatürk Havalimanı saldırısı, çok stratejik bir saldırı, bunu da göz önüne alırsak, Kürt sorununa bakışta çizgisini değiştirmek zorunda. Suriye’deki Kürt karşıtı pozisyonundan vazgeçmek zorunda. Bu konuda kendisine çok ciddi şekilde özellikle ABD tarafından baskı yapıldığını biliyoruz. Suriye’de Kürt politikasında değişiklik yapabilmesi için Türkiye’deki Kürt politikasında da topyekûn savaştan tekrar çözüm politikasına girmek zorunda. Ama bunları geciktirmek isteyeceğini tahmin ediyorum.

Yayına hazırlayan: Recep Berber

Bunlar da ilginizi çekebilir: