Medyascope.tv

Brahma Chellaney: “Dünyada demokrasi inişte, otoriter kapitalizm yükselişte”

Brahma Chellaney: “Dünyada demokrasi inişte, otoriter kapitalizm yükselişte”

Le Monde – 8 Temmuz 2016 / Çeviri: Haldun Bayrı

Şu son onyıllardaki en derin değişimlerden biri, özellikle kalkınmakta olan ülkelerde siyasî-ekonomik model olarak otoriter kapitalizmin yükselişi olmuştur. Bu model, otokratik rejim ile devletin denetiminde adam kayırmaya dayalı kapitalizmin bir karışımı gibi tanımlanır.

1988 ile 1990 arasında, soğuk savaş azar azar dinerken, Çin’den Birmanya’ya dünyanın farklı bölgelerinde, bu arada Doğu Avrupa’da da, demokrasi yanlısı gösteriler patlak vermişti. Bu hareketler, Doğu Avrupa’da siyasî özgürlüklerin yayılmasına katkıda bulunmuş; dünyanın başka yerlerinde de, Endonezya, Güney Kore, Şili ve Taiwan gibi birbirinden farklı ülkelerdeki diktatörlükleri yıkmışlardı.

Brahma_demokrasi

Hindistan “Politika Araştırmaları Merkezi”nde (Centre for Policy Research) stratejik incelemeler profesörü olan Brahma Chellaney, 9 kitap yayınladı. 2012’de yayınladığı “Su: Asya’nın Yeni Savaş Alanı” pek çok ödüle layık görüldü.

Sovyetler Birliği’nin parçalanmasının akabinde, bizzat Rusya da demokratik reformlara muteber bir aday gibi belirmişti. Bu totaliter ya da otokratik rejimlerin devrilmesi, dünyadaki güç dengesini demokratik akımların lehine değiştirmişti.

Oysa bütün demokrasi yanlısı hareketler başarıyla taçlanmamıştır. “Renkli devrimler”[1], ayakta kalmış olan otoriter rejimlerin güvensizliğini artırmış ve onları buna karşı önlemler almaya teşvik etmiştir. Berlin Duvarı’nın yıkılışından yirmi beş yıldan fazla bir zaman sonra, dünyadaki demokratik ilerleyişin önünün kapandığını tespit etmek zorundayız. Demokrasi kuşkusuz Batı’da bir kaide haline gelmiş durumda; ama dünyanın artakalan kısmında, gerçek demokrasi olan çok az devlet mevcut. Sıkı sıkıya merkezîleştirilmiş siyasî sistemleri serbestleştirmek için piyasa güçlerini kullanmış olmak, belki de aslında otoriter kapitalizmin temayüz etmesine katkıda bulundu. Otoriterliğin sağlam bir biçimde kök salmış olduğu bazı ülkelerde, otokratik politikalar ile devlet denetiminde bir kapitalizmin kaynaşması güçlü bir ilerleme kaydetti.

Piyasa kapitalizmi ile siyasî monokrasiyi/tek adam rejimini bir arada yürüterek küresel güç mertebesine yükselen, dünyanın en büyük ve en eski otokrasisi Çin, bunu en iyi sergileyen örnektir.

Vietnam ile Laos –bir yandan Çin gibi kapitalizmi uygularken, resmî olarak kendilerini komünist ilan eden iki ülke – fikirlerin daha özgürce dolaşıma girmesi ve otokratik siyasî sistemlerin nüfuzunun tedricen gevşemesi için piyasa güçlerine güvenenlerin umutlarını da boşa çıkardı.

“Ateş kesici Çin Seddi”

Vietnam ile Laos, 1980’li yılların sonundan itibaren ekonomi üzerindeki denetimi ademimerkezîleştirmeye ve özel girişimciliği teşvik etmeye başlamışlardı; artık en iyi performans gösteren Asya ekonomileri arasında sınıflandırılıyorlar. Oysa, tek-partileri siyasî ifade üzerindeki sıkı denetimlerini sürdürüyor.

Kapitalizm aslında komünist bir devletin, teknolojiyi ve diğer iç baskı ve haber denetimi yöntemlerini daha etkili şekilde kullanma kapasitesini güçlendirir. Ünlü “ateş kesici Çin Seddi” bunun ibret verici bir örneğidir. Bu hükûmet aracı, internet içeriklerini filtreleyip engellemektedir; bu sayede de siyaseten yumuşatılmış bir haber ortamı yaratır.

Bir otokratik devlet, otoriter bir kapitalizm uygularken muhaliflerini adaletsizliği kınama yollarından yoksun bırakmak maksadıyla teknolojik yeniliklerin evrimini izleyebilir. Mesela Twitter veya Facebook gibi sosyal ağları gerçek zamanda, tıpkı anlık mesajlaşma hizmetlerine de yapabildiği gibi engelleyebilir ya da sansürleyebilir.

Sorunun özü, komünistlerin iktidarda oldukları ülkelerde malların ve hizmetlerin serbest dolaştığı piyasanın ille de otomatik olarak bir fikirler piyasası doğurmuyor olmasıdır. Ekonomik alanda liberalleşen ülkeler ille de siyasî alanda liberalleşecek diye bir kural yoktur; özellikle de siyasî ahval değişimin aleyhinde kaldığı zaman.

Demokrasiye zıt

Komünizm ideoloji olarak kuşkusuz akıntıya kapılmış gitmektedir, fakat siyasî iktidarın tekelleşmesini merkez alması yüzünden demokrasiye zıt düşmektedir. Komünistler tarafından yönetilen bütün devletlerde, kökendeki ideoloji yerini siyasî iktidarı muhafaza etmenin yeni biçimlerine bıraktığı ölçüde, koruma altındaki oligarşiler çıkmıştır su yüzüne; bu biçimler arasında, aile bağları, tanışıklık ağları, yolsuzluk ve kendini hızla terfi ettirme vardır.

Böylelikle komünizm otoriter kapitalist modelin yayılmasına katkıda bulunmuştur. Tek bir kuşakta bir küresel güç haline gelen Çin’in göz alıcı örneğinin de gösterdiği gibi, otoriter kapitalizm modeli, Nazizmin yükselişinden beri liberal demokrasiye ilk doğrudan meydan okumayı temsil etmektedir.

Komünizm için durum hiçbir zaman böyle olmamışken, otoriter kapitalizm, liberal demokrasiye hiç tartışmasız kafa tutabilecek bir meydan okuma teşkil ediyor. Mesela Çin, heybetli başarısıyla, refaha ve istikrara doğru otoriter kapitalizmin demokrasilerin yaşadıkları sürekli çekişmelerden ve seçim politikalarının hengâmesinden çok daha hızlı ve daha az engebeli bir yol olduğunu teyit ediyor. Bu model diğer otokratik devletleri de yüreklendirmekte; zira otoriter kapitalizmin, bir yandan siyasî istikrarı temin ederken, aynı zamanda sağlam bir ekonomik büyüme de doğurabileceğini ispatlıyor.

Demokrasi ve serbest piyasa ilkelerinin baskı altında bulunduğu bir dönemde, otoriter kapitalizmin yükselişi temel bir sorunu ortaya koymaktadır:  Ne oldu da demokrasinin dünyadaki yayılması tutukluk yaptı?

FransizKultur

(İngilizce’den Fransızca’ya çeviren Gilles Berton)

[1] 2000’lerin başında eski Sovyet ülkelerinde ve Balkanlar’da gerçekleşen toplumsal hareketleri tanımlamak için uluslararası basın tarafından kullanılan bir tabir (ç.n.).

Bunlar da ilginizi çekebilir: