Medyascope.tv

Scott Atran: “IŞİD’in yakında biteceğini zannetmek bir yanılsama olur”

Scott Atran: “IŞİD’in yakında biteceğini zannetmek bir yanılsama olur”

Joseph Confavreux / Médiapart – 2 MAYIS 2016 / Çeviri: Haldun Bayrı

Ekipleriyle cihadcıların yanında çok sayıda araştırma yürütmüş olan antropolog Scott Atran, IŞİD’in atılım yapmasını sağlamış olan nedenleri, onunla mücadele yollarını ve yakında biteceği yanılsamalarını kuşatıcı bir kavrayışla anlatıyor.

Oxford ve Michigan üniversitelerinde öğretim üyeliği yapan Amerikalı antropolog Scott Atran, kitabı “IŞİD Bir Devrimdir”in (L’État islamique est une révolution, Les liens qui libèrent) (Türkçesi için tıklayınız) Fransa’da yayımlanması vesilesiyle Paris’teydi.

Paris ve Brüksel saldırılarından sonra bütün dikkatlerin üzerine çevrildiği, hakkında her ay yeni bir kitap yayımlanan IŞİD’le ilgili hâlâ bilebileceğimiz ve bilmediğimiz çok şey var mı?

Atran: IŞİD savaşçılarının toplumsal ve dinî dokusu, fikirleri, arzuları ve öyküleri hâlâ iyi bilinmiyor, ya da yüzeysel bir biçimde biliniyor. IŞİD’in gerçekliği ise, bu örgütün bizim toplumlarımız üzerindeki sonuçlarıyla, bize âşinâ gelebilen ama onun çekim gücünü hesaba katmayan sebeplere odaklanarak yorumlanıyor. Nihilizm ya da beyin yıkama gibi, anlamı boşalmış mefhumlara müracaat ediyoruz. Ve IŞİD’in şiddetini tek bildiğimizin sırtına yüklüyoruz: Cinaî şiddet. Bu şiddetle ittifaka giren bireyler varsa, bunlar ancak câniler olabilir, diyoruz.

Yüz civarında ülkeden on binlerce kişinin katılımına yol açabilen ve kendisine karşı 60 ülkenin birleşmesine rağmen iki yılda Ortadoğu’nun göbeğinde kalıcı bir yuva oluşturmayı başaran bu küresel hareketin nereden çıktığı bu şekilde açıklanamaz. IŞİD savaşçılarını nihilistlere dönüştürmek, mantıklarındaki ve bağlanmalarındaki bütünlüğü ve ahlâkî karakteri anlamayı reddetmektir. Ama bunun için, kadınların ve erkeklerin, Batılı değerlerin tam zıddında, fakat mesela cinsiyetler arası hiyerarşi gibi net ilkeler vaz’eden bir örgüte katılmayı tercih ettiklerini anlamak gerekmektedir.

IŞİD’in terörizmini açıklamak için Olivier Roy’nın önerdiği “radikalliğin İslamîleşmesi” tezi sizi tatmin etmiyor. Neden?

Atran: Nitelikli çalışmalarına rağmen, Olivier Roy tahlilini Fransa’nın özel durumundan yola çıkarak inşa ediyor bence. Bu ülkede, sıcak noktaların onun tasvir ettiklerinin saptanabildiği mahalleler olduğu muhakkak; ama Büyük Britanya’da sıcak noktalar öncelikle üniversiteler; Sudan’da ise, IŞİD en hali vakti yerinde sınıflar arasından adam devşiriyor. Bir arkadaşım bana, Hartum Tıp Fakültesi’nin en iyi 17 öğrencisinin nasıl IŞİD’e katıldıklarını anlatıyordu kısa süre önce.
Elbette Fransa’da marjinalleşme/toplumun kıyısına itilme ve suç işleme sorunları ve bazı gençleri IŞİD’e katılmaya itebilen zorlu bir kimlik arayışı vardır; fakat bu ya haddinden fazla, ya da gerekenden az açıklayıcı. Radikal ve terörist şebekelere karışmış Müslüman gençlerin belki 3000 civarında olduğunu tahmin etsek, bu rakamı kimlik arayışında olması gereken 20 milyon Fransızla ve toplumun kıyısındaki 3 milyon civarında Müslümanla karşılaştırmak gerek. Bu 3000 kişinin varlığını toplumun kıyısındaki o 3 milyon Müslümanın sorunlarını azaltarak engelleyebileceğini düşünen bir hükûmet, her ne kadar bu 3 milyon için hiçbir şey yapılmaması gerektiği anlamına gelmese bile, yanılır. Bir sineği kocaman bir topla öldürmeyi istemek gibi olur bu.

Her devrimci hareket –ve IŞİD bir devrimdir–, her önemli siyasî hereket, mesajını alabilen ilk bir tabana dayanır. Fransız Devrimi’nde de böyle olmuştur, Bolşevik Devrimi’nde de. Fransa veya Belçika’da IŞİD’in mesajına açık olan taban, ufak suçlar işleyenlerin dünyasında bulunuyor; özellikle de hapishanelerdeki genç Müslümanların sayısının haddinden fazla olması nedeniyle.
Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Gary Becker’in çok iyi gösterdiği gibi, çoğunluğun yaşamına karışıp gitmek güç olduğu ve ufak suçlarla geçinip gitmeyi sağlayan şebekeler önceden bulunduğu zaman, ödenecek bedel ile önünüzdeki fırsatı karşılaştırmaya dayalı sebeplerle ufak suçlar işlenmeye başlanır. Ufak suçlar işleyen ya da işleyecek olan o kimselere IŞİD: “Öğrenmek zorunda kalmış olduğunuz o bilgileri, sadece kendinizi değil, hemcinslerinizi ve tüm insanlığı da özgürleştirmek için kullanın” demektedir.

Yolu El Nusra’dan ya da IŞİD’den geçmiş bireylerle ekibimin ve benim yapabildiğimiz bütün görüşmeler, sefil bir yazgıdan bir kurtarıcı yazgısına geçiş duygusuna kapıldıklarını gösteriyordu. Öğrencilerimin çoğu, daha sonra bana “Ben de muazzam bir şeyler yapabilmek isterdim” dediler.
Fransa’nın özel durumu ne olursa olsun, IŞİD’in muazzam iktidarı bundan geliyor. IŞİD’in çekim gücü, her ortama sızabilmesi ve mahremiyetlere girerek karşılaştığı hüsranları, talepleri, hırsları kendi anlatısı ve eylem planıyla birleştirebilmesindendir. Tek bir kişiyi devşirmek ve ikna etmek için yüzlerce saat geçirebiliyorlar. Bunun içindir ki, bazı hükûmetlerin ortaya döktükleri karşı-anlatılar, sigarayı bırakma merkezlerine ya da ufak suçluları islah merkezlerine benzeyen “radikallikten uzaklaştırma merkezleri” gülünç ve IŞİD’deki kanaat kuvvetine karşı bir ağırlık oluşturamıyor.

IŞİD’in kuvvetini ve savaşçılarının kararlılığını, davaya bağlılık ve yoldaşlık ruhu ile açıklıyorsunuz. Ona karşı nasıl mücadele verilmeli öyleyse? Askerî seçenek, yeterli olmasa bile, yine de elzem değil mi? Kuzey Irak’taki Erbil vilayetinde IŞİD’i ulusal Irak ordusundaki Kürtlerle ve Bölgesel Kürt Yönetimi’nin peşmergeleriyle ittifak halindeki Sünni Arap aşiretleriyle karşı karşıya getiren ve yakından izleyebilmiş olduğunuz Kudilah çarpışmasından ne gibi dersler çıkarıyorsunuz?

Atran: Bu işin çok zor olacağını… Bu bölgenin sâkinleri başlangıçta, Al Thawra, “Devrim” diye adlandırdıkları IŞİD’i birkaç haftada kabul etmişlerdi. IŞİD militanları bütün bölge sâkinleri için af ilan etmiş, sonra da polislik ya da siyasetçilikle uğraşmış herkes hakkında azar azar istihbarat toplayarak hepsini idam etmişlerdi. Ama aynı zamanda da yoksullara hitaben, “Niçin şu şeyh, seninle aynı aileden olmasına rağmen çok sayıda arabaya, toprağa ve büyük bir eve sahipken senin hiçbir şeyin yok? İstediğini alabilirsin” dediler. Uluslararası koalisyonun Sünni müttefikleri, esasen aşiret reisleri ya da önemli ailelerin reisleridir. Köyleri tekrar alırlarsa ne yapacaklar? Topraklarını tekrar ele geçirip evlerinde oturan yoksulları öldürecekler mi? IŞİD’le savaşırken geçen hafta öldürülen bir şeyh, Irak’ın onun umurunda olmadığını, fakat “ailesinden bir orospu çocuğu” tarafından el konulmuş evine kavuşmak istediğini söylemişti bana…

IŞİD savaşçılarının “dövüşme iradesi” de, bazı Kürt savaşçılar haricinde diğer tarafta gördüklerimden hayli üstün. Bilhassa “inghimasi”ye dayanıyorlar (kelimesi kelimesine [kalabalığa] “dalanlar.” Arapça: ‫انغماسي‬, “sızan”. Hafif bir silah ve patlayıcı kemer teçhizatlı bir cihad savaşçısıdır. Çarpışmalar ya da saldırılar sırasında, çoğu zaman ön safta bulunan inghimasi, önce silahını kullanır ve kemerini ancak son çare olarak patlatır. Bir operasyondan sağ dönebildiği için kamikazeyle aynı şey değildir. Bu terim 2013’e doğru, Suriye İç Savaşı ve İkinci Irak Savaşı sırasında ortaya çıkmıştır; IŞİD ve El Nusra Cephesi cihadcıları tarafından kullanılır (ç.n.).‬), yani saldırıların başlangıcında IŞİD’in cepheye gönderdiği patlayıcı yelek taşıyan kamikaze savaşçıları. Üstelik IŞİD’in mevcudu bombardımanlarla kolayca yok edilebilecek zırhlı kollarına benzemiyor. Dağınık ve göçebe.

Ayrıca, Amerikan komuta merkezi, IŞİD’in 10 bin savaşçısının bulunduğu Musul’u geri almak için yakında koalisyonun elinde on iki tabur, yani 50 bin adam olacağını açıklıyor bize. Klasik askerî teoride, ordunun farklı birimleri arasında kusursuz bir eşgüdüm sağlanması durumunda bu işe yarayabilir. Fakat Irak ordusu bunun çok uzağında! Kürt peşmergelerle Irak ordusu, sözde ortak bir operasyona çıktıkları zaman bile, aslında Irak ordusu içindeki Kürt savaşçılarla yapılmakta bu. Kürtlerle Sünniler arasında, Sünnilerin kendi aralarında, Sünnilerle Şiiler arasında bölünmeler var; üstüne üstlük hepsi de ABD’ye kuşkuyla yaklaşmakta.

Yüksek rütbeli bir koalisyon subayıyla görüşmemde, bana, IŞİD’in askerî bakımdan denetim altına alınmaya başlandığı, hatta azar azar topraklarının azaltılabildiği duygusunun artmasına rağmen, yukarıdaki bölünmeler sebebiyle durumun iyiye gitmediğini söylüyordu; Ramadi ise alınmaktan ziyade dümdüz edilmişti. Ve ekliyordu: “2 milyonluk bir şehir olan Musul’da Ramadi’dekiyle aynı şey yapılamaz. Rusların Grozny’yi tekrar ele geçirip yıkarak Çeçenlerin rızasını elde ettiklerini mi sanıyorsunuz? Bilhassa gelecek savaşların yolunu açmış oldular.”

Peşinen çözülmez görünen bütün bu sorunlar çözülebilse, elbette belki cihadın çekiciliği pörsütülebilecektir, zira Halifelik topraklarını sürekli büyütemezse, IŞİD’in projesi büyüleme gücünü yitirecektir. Dolayısıyla ezici bir askerî kuvvet IŞİD’in halihazırdaki komutasını, örgütlenmesini ve ordusunu yok edebilir. Ama git gide daha çok parçalanan Sünni dünyası ne hale gelecek? Ve askerî düzlemde IŞİD’in dağıtılması başarılırsa, önerecek neyimiz var?

Ne tasarlanabilir öyleyse?

Atran: IŞİD’e veya El Kaide’ye katılanların profillerine yakından bakmak gerekir. Bunlar bireyler değil; dost, kardeş, akraba, mahalle arkadaşı grupları. Bir anket yapıyor olsam, bugün Salah Abdeslam’a soracağım tek şey, yakın çevresinin içinden bir kişinin terörist gruplara hangi nedenle hiç katılmayacağını bilip bilmediği olur. Mohamed Abdeslam’ın Salah ve Brahim Kardeşler’le aynı güzergâhı izlememiş olmasının sebebi nedir? Bu soruya cevap verilebilirse, bu salgına nasıl bir tampon yapılabileceğini bilme yolunda büyük bir adım atılmış olur.

Tüm anketlerimde, bütün terörist ve cinaî faaliyetlerin, bu terörist ve cinaî faaliyetlerle hiç alâkası olmayan, fakat yokluğu halinde bu faaliyetlerin de yapılamayacağı, geniş bir toplumsal ağa dayandığını tespit edebilmiş haldeyim. Bütün polisler tarafından aranan Salah Abdeslam, Molenbeek’te aylarca saklanacak yeri niçin bulabilmiştir? Çünkü aynı yaşam muhitinden, hiç de terörist falan olmayan, ama onunla toplumun artakalanı arasına iki metre yüksekliğinde çelik surlardan daha sağlam surlar diken yakınları tarafından saklanmaktaydı.

Terörizme karşı etkili mücadele vermek isteniyorsa, habersiz olduğumuz bu dünyanın hemen yakınına yatırım yapmaktan –sızma anlamına gelmez bu– başka seçenek yoktur. Radikallikten uzaklaştırma üzerine uzman toplantılarıyla yetinmeye devam edilirse, sadece etkisiz skolastik çekişmelerle uğraşırız. Hitler’i yenmek için iblisle bile anlaşmaya hazır olduğunu beyan eden Churchill’le aynı çizgideyim. Ortadoğu’da El Nusra’yla, El Kaide’yle, konuşulması mümkün olan herkesle; Batı’da ise bütün liberal değerlerimizin canına okumadan bizimle beraber yaşamaya hazır olan bütün Selefiler ve İslamcılarla anlaşmalar yapmaktan yanayım. Taviz vermek değildir bu; düşünce ve ifade özgürlüğünün pazarlığı olmaz. Ama kendi topluluklarında etkin olan kişilerle, onlara bu konuda özerklik bırakarak; onları yok etmeyi ya da asimile etmeyi denemeden ortak çalışmak gerekmektedir.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından, cihadcı olmalarından çekinilen mahrumiyet bölgesi gençleri için ağırlama yapıları kurmaya yönelik bir program hakkında “değerlendirme yapmak” için Fas’a gönderilmiştim; US Agency for International Development (ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı) bu iş için milyonlarca dolar harcamıştı. Bazı cihadcı sitelere bakan, ama aynı zamanda pornografik sitelere de giren ve bir tür Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Arapça karışımıyla kendilerine ait bir dil ve bir aidiyet icat etmiş olan genç grupları keşfettim orada. Hiçbiri cihada katılmak için yola koyulmayı düşünmüyordu. Bakanlığa bunun uzun süredir gördüğüm en iyi program olduğunu söyledim; fakat Amerikan vergi mükelleflerinin bunun için para ödemesini Amerikan Kongresi’nin asla kabul edemeyeceği söylenerek onu hemen kapatma kararı aldılar…

Size cihadcılığa karşı ne yapılması gerektiği konusunda danışan bütün hükûmetlere ne cevap veriyorsunuz?

Atran: Önce yapmakta olduklarını durdurmalarını söylüyorum. Bu bir işe yaramadığı gibi, gelecekteki terörist eylemleri de besliyor. 11 Eylül’ün El Kaide’ye maliyeti 400 bin dolardı ve daha sonra ABD terörizmle savaş için 4 trilyon dolar harcadı; halbuki terörizme bağlı emniyetsizlik bin beter hale geldi. İşe yaramayan şeyi usandırırcasına tekrarladığınız zaman, psikolojide bunun adı deliliktir. Hükûmetler, gerçekliğin hilafına kendilerini sıyıramadıkları düşünce çerçevelerine cevap veren reçetelere yatırım yapmışlardır.

Daha sonra, İslam adına uygulanan terörizmin çözümünün ne benden ne de yöneticilerden geleceğini; bunu kendi yerel ortamlarında tavır alan Müslüman topluluklarının çözeceğini söylüyorum onlara. Müslüman yöneticilere konuşma yapmak için Singapur’a davet edildim. Bir PowerPoint sunumu yaparak onlara göre radikalleşmenin başlıca üç sebebini açıklamaya başladılar. Üç sebep şunlarmış: talepler, ideoloji ve grup dinamizmi. Hemen sözlerine girerek, niçin Londra’daki King’s College’den bazı araştırmacıların hazırlamış olduğu bir şemayı temel aldıklarını ve bu şemanın onların gençlerine uygulanıp uygulanamadığını sordum. Uygulanamadığını, fakat aralarında anlaşamamaları yüzünden uzaktan gelen bir açıklama çerçevesini benimsemeyi tercih etmiş olduklarını söylediler… Her ne kadar potansiyel cihadcılara en iyi işleri sunarak meselelerimizi halledemeyecek olsak da, ancak kendi ortamında ve bu işe soyunmuş yerel aktörlerle çözülebilecek psikolojik ve sosyal sorunlara çok az dikkat gösteriyoruz.

IŞİD’in toprak bakımından, mali bakımdan ve siyaseten gerilediği git gide daha fazla işitiliyor: Sizce niçin kendimizi IŞİD’in yakında biteceği üzerine yanılsamalarla uyutuyoruz?

Atran: Medyalarda işitilen bu fon sesi bana gerçekten erkenci geliyor. Bugün kendini IŞİD’le özdeşleştirdiği teşhis edilen herkesi öldürmeyi becerseniz bile, aynı sorunlar sürerdi, hatta vahimleşirdi. Irak’ta, 2007 ile 2009 arasında, surge adı verilen asker sevki sırasında, daha o zamandan IŞİD (Irak İslam Devleti) adını almış olan El Kaide mevcudunun yüzde 80’i yok edilmişti. “Yüksek değerli” olduğu söylenen 10 ila 15 bin hedef yok edilmesine rağmen, şehit ailelerine ödemeler, toplanan vergiler ve komuta yapısı ortadan kalkmamıştı. Hatta örgüt, Suriye’deki kaos sayesinde güçlendi bile…

FransizKultur