Medyascope.tv

Genelkurmay Başkanı yaveri yarbay Türkkan: “Darbenin yapılacağı gün görevim Hulusi Akar’ı etkisiz hale getirmekti”

 

Genelkurmay Başkanı Yaveri Yarbay Türkkan: Darbenin yapılacağı gün görevim Hulusi Akar’ı etkisiz hale getirmekti

yaver

(…)harfiyen riayet ettim. En son bu tarih itibariyle irtibat halinde olduğum abilerim Murat, Selahattin ve Adil kod adlı şahıslardır. Bunlardan Murat’ın evini biliyorum, Konya yolu civarındadır. Gösterebilirim, diğerlerinin ve tamamının ne iş yaptıklarını, ayrıca adres ve açık kimlik bilgilerini bilmiyorum. Bu abilerle Murat’ın evinde ayda bir ya da iki aya bir rutin görüşmelerimi yapıyordum. Ben bu güne kadar Fethullah Gülen Cemaatinin vatan haini olduğuna hiçbir zaman inanmamıştım. Sadece onların Allah rızası için çalıştıklarını düşünüyordum. Ancak darbe teşebbüsü ve sonrasında ne olduklarını anladım. Bu yapı ve bu yapıya mensup olanlar için “vatan haini” tabiri az gelir. Artık biliyorum ki bu yapı mensupları “cani ruhlu” kişilerdir. Fethullah Gülen’i bizzat hiç görmedim. Ancak söylediklerim aynen onun için de geçerlidir, dedi.

Soruldu: ben fakir bir ailenin çocuğuyum. Bursa Karacabey Arız Köyündenim. Öz be öz Türküm. Köklerimiz ta Osmanlıya dayanır. Babam çok fakir bir çiftçiydi. Tarlamız bağımız bahçemiz yoktu. Babam yevmiye karşılığı çalışırdı. 5 kardeşiz. Tek erkek benim ve en küçükte benim. Fethullah Gülen Cemaati ile ilk defa ortaokul döneminde tanıştım. Aradan zaman geçtiği için tam tarihini şimdi veremem. O tarihlerde Bursa Cumhuriyet Lisesi Ortaokul kısmında okuyordum. İyi ve geleceği parlak bir öğrenciydim. Okulda matematikten 9 almışlığım yoktur. Ortaokulda cemaatin abileriyle tanışmıştım. O tarihte Serdar, Musa Kod adlı üniversite öğrencisi abiler vardı. Ben lisenin resmi pansiyonunda kalıyordum. Bu abiler pansiyona gidip geliyorlardı. Ben ve benim gibilere namaz kıldırıyorlardı. Sonra beni kendi cemaat evlerine götürmeye başladılar.

Ben 5 yaşımdan beri Subay olmayı hayal ediyordum. Ailemde beni bu şekilde analize ediyordu. Benim bu idealim cemaatin ekmeğine tuz biber oldu. Benim Subay olmak istememe çok memnun oldular. 1989 yılında Işıklar Askeri Lisesinin sınavlarına girdim. Sınavı kendi bilgilerimle kazanacağımdan emindim. Cemaatteki abilerimde emindi. Fakat yine de bana sınav olmadan önceki gece yarısı getirip soruları getirip verdiler. Soruları Serdar abi getirmişti. Elinde bilgisayar çıktısı şeklinde sorular vardı. Şıkların üzerine cevaplar işaretlenmişti. Zaten bildiğim şeylerdi. Okudum ezberledim. Aradan zaman geçtiğini hatırlamıyorum. Bursa merkezde bir cemaat evinde bu soruları bana verdiler. Soruları benden başkalarına da verdiklerini değerlendiriyorum. Ancak kime verdiklerini isim isim bilmiyorum. Yıllar sonra Serdar ve Musa abilerle irtibatım kalmadı. Aradan zaman geçtiği için onların kimliklerinin tespitine ilişkin bilgi de veremem. Fakat fotoğraflarını görsem tanıyabilirim. Bu şekilde askeri lise sınavlarını kazandım. Hatırladığım kadarıyla 100 küsürüncü olmuştum. Yine hatırladığım kadarıyla Işıklar Askeri Lisesine 275 kişi girmişti. Derecete giremedim, çünkü hatırladığım kadarıyla soruların tamamını bana kasıtlı olarak göstermemişlerdi. Yazılıdan sonra mülakata da girdim mülakatta cemaatin herhangi bir yardımı olmadı diye biliyorum. Benim gıyabımda bilgim dışında mülakatıma yardım edip etmediklerini de açıkçası bilemiyorum. Işıklar Askeri Lisesi’ndeyken Serdar ve Musa abilerle görüşmeye devam ettim. Ayda bir kez görüşüyorduk. Toplam iki saat görüşüyorduk, genelde iki saat geliyorduk. Namaz kılıyorduk, sohbet ediyorduk, Fethullah Gülen’in kitaplarını okuyorduk. Abilerim bana deşifre olmamak için Askeri lisede tuvalette abdest almayı ve ima ile namaz kılmayı öğretmişlerdi. İmayla namaz istediğimiz yerde kılıyorduk. Namazı zihnen düşünüp dualarını içimden okuyordum. Herhangi bir siyasi kanala yönlendirilmedim. Şuan itibariyle de kemikleşmiş bir siyasi görüşüm bulunmamaktadır. Genelde AKP’ye oy verdim. Sandığın başına gittiğimde oyumu o dönemin koşullarına göre kullandım. Askeri lisedeyken önce iki yıl Serdar abi sonrasında da Musa abi benimle ilgilenmişti. Askeri lise döneminde cemaatten abilerim bana herhangi bire görev vermediler. Ben de cemaat adına herhangi bir faaliyette bulunmadım. Bize tek göreviniz ifşa olmamak diye öğretiyorlardı, dedi.

Soruldu: 1993 yılında Askeri Liseyi bitirince sınavsız doğrudan Kara Harp Okulu’na (KHO) kaydımı yaptırdım. Dolayısıyla o tarih itibariyle Ankara’ya gelmiş oldum. KHO 1. Sınıfta cemaatle aramda bir kopukluk oldu. Açıkçası o tarihte bir müddet bende kendimi sorguladım. O tarihte kız arkadaşlarım vardı. Bu duruma cemaatten.(…)

( …)görevliğine başladıktan sonra cemaat yapılanması adına bana verilen örgütsel görevleri de yerine getirmeye başladım. Genelkurmay Başkan’ı Necdet Özel Paşa’yı dinleme cihazıyla sürekli dinliyordum. İki boğum parmak ucu kadar “radyo” diye tabir edilen dinleme cihazını her gün Paşa’nın odasına herhangi bir yere koyup akşamda çıkarken alıyordum. Kendi hafızası vardı. Yassı yuvarlak tek pili vardı. Pili bir gün dayanıyordu. 10-15 saat ses kaydı alabilecek kapasitesi vardı. Murat abiden önceki ismini hatırlayamadığım Türk Telekomda çalışan abi cihazı bana verdi. Cihazı evinde vermişti. Evi İncek tarafında Alacaatlı’daydı. Gitsem evini bulabilirim ancak dediğim gibi İstanbul’a taşındı. Bana dinleme cihazını verip Paşa’nın sesini kaydetmem talimatını verdi. Bana sadece bilgi amaçlı dinleyeceğiz bir şey olmayacak sonuçta dedi. Ben de sorgulamadım, cihazı aldım. Paşa’nın her gün sesini kaydettim. 2-3 cihaz vardı. Hafta da bir dolan cihazları cemaat abime götürüp veriyordum, boş olanları alıyordum. Ben hiçbir zaman kaydettiğim sesleri kendim dinlemedim. Nitekim benim o cihazları bağlayıp dinleyecek teçhizatım da yoktu. Arada sırada Genelkurmay Başkanı’nın odasında dinleme cihazı araması yapılıyordu. Doğal olarak ben bu aramaların ne zaman yapılacağını önceden bildiğim için cihazı koymuyordum. Dinleme konusuyla ilgili herhangi bir olumsuzluk yaşamadım. Bana verilen görevi harfiyen yaptım, dedi.

Soruldu: Necdet Özel Paşa döneminde iki yıl Hulusi Akar Paşa, iki yılda Yaşar Güler Paşa Genelkurmay 2. Başkanlığı görevini yürütmüşlerdi. Her ikisinin de emir Subayı arkadaşım olan Binbaşı Mehmet Akkurt’tu. Mehmet Akkurt’ta Fethullah Gülen Cemaatinin bir mensubudur. Ses kayıtlarını onunla birlikte yaptık. O da isimlerini belirttiğim Genelkurmay 2. Başkanları’nın odasına dinleme cihazı yerleştiriyordu. Onun cemaat abisinin kim olduğunu bilmiyorum, darbeye teşebbüs günü onun görevi Genelkurmay 2. Başkanı’nı etkisiz hale getirmekti. Tahminen Silahlı Kuvvetler’de ne olup bittiğini dinlemek için cemaat bu paşaları dinliyordu. Bize söylenen Yaşar Paşa cemaatçi değildi, fakat Hulusi Paşa için cemaati seven, sempatizan, zarar vermeyen kişi diyorlardı, dedi.

Soruldu: ben Genelkurmay Başkanı değiştiğinde, Hulusi Akar’ın emir subayı olduğumda dinleme işini bıraktım. Murat abi bana emir subayı olduktan sonra dinleme cihazını sen bırakmayacaksın dedi. Birkaç ay sonra öğrendim ki aynı işi Serhat Pahsa ve soyadını bilmediğim Şener isimli Başçavuşlara yaptırmışlar. Serhat ve Şener Başçavuşların ikisi de Hulusi Akar Paşa’nın emir astsubaylarıydı, dedi.

Soruldu: cemaatte kesin bir şekilde gizlilik ve ketumiyet vardır. Herkes kendi abisini bilir gider dersini yapar, namazını kılar sohbetini yapar. Ayrıca işiyle ilgili verilen görevleri yapar fazlasını bilmez ve sormaz. Benim şahsi kanaatim 1990’lı yıllardan bu yana sınavla okullardan gelen ve orduya alınan Subayların %60-70’i cemaatçidir. Genelde cemaatçi olan Subaylar Kurmay Subaylardır. Bu benim bir cemaatçi olarak tahminim. Bu konuda somut bir delilim yoktur. Kesin cemaatçi olduklarını bildiğim Binbaşı Mehmet Akkurt, Başçavuşlar Serhat ve Şener, Yüzbaşı Serdar Tekin, Konut Astsubayı Başçavuş Veysel Tokmak, korumalardan Başçavuş Ömer Gürsel Çetin, Abdullah Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Özel Kalem Müdürü Ramazan Gözel, diğer özel kalem Hüseyin Hakan Öcal, Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı Kurmay Albay Orhan Yıkılkan, Cumhurbaşkanı Başyaveri Albay Ali Yazıcı, cumhurbaşkanlığı muhafız alayı alay komutanı Muhsin Kutsi Barış, Genelkurmay 2. Başkanı eski koruması yüzbaşı Abdurrahim Aksoy, 2. Başkan özel kalem müdürü Yarbay Bünyamin Taner, onun yardımcısı Binbaşı Recep, Personel Başkanlığı’nda General/Amiral Şube Müdürü Albay Cemil, J2 Korgeneral Mustafa Özsoy, J5 Korgeneral Salih Ulusoy, Albay Muharrem Köse, personel dairesinde görevli Tuğgeneral Mehmet Partigöç adlı kişilerdir. Bunlar benim tahminime göre %99 cemaatçidir. Askerin içinden birini diğerine abi olarak görevlendirmiyorlardı. Abilik bizim gözümüzde cemaatte bir üst görev değil, daha bilgili, kitap okuyan, dini bilgileri çok olan kişidir. Aynı zamanda görev verdiğini de göz ardı etmemek gerekir. Örneğin ben abilerin bana verdiği Paşaları dinleme görevini yerine … TSK’da … cemaat yapılanması yönünden bir hiyerarşi bulunmamaktadır. Cemaatçiler normal rütbelerine göre Askeri emir komuta zincirine tabidirler. Herkes abisine bağlıdır. Ben askerin içinden abi hiç görmedim, duymadım, dedi.

aaa

Soruldu: Ben darbe yapılacağını 14/07/2014 Perşembe günü saat 10.00-11.00 sıralarında öğrendim. Genelkurmay Başkanı Danışmanı Kurmay Albay Orhan Yıkılkan bana darbe planladıklarını, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Orgenerallerin tek tek alınacağını sessiz sedasız işin biteceğini, bu işin 15/07/2016’yı 16/07/2016’ya bağlayan gece 03.00’da yapılacağını söyledi. Beni sigara içmek için dışarı çağırdı. Sadece ikimiz varken bana bu bilgiyi verdi. Ayrıca bana darbenin yapılacağı gün görevimin Hulusi Akar Paşa’yı etkisiz hale getirip işi kolaylaştırmak olduğunu söyledi. Yine söylediğine göre Hulusi Akar Paşa’yı etkisiz hale getirdikten sonra Özel Kuvvetler gelip alacaktı. Ben Orhan Yıkılkan’ın bana verdiği görevi sorgulamadan kabul ettim. O gece yani Perşembe gecesi benden sorumlu olan Murat abinin Konya yolunda Opet’in arka tarafındaki evine gittim. Bu konuyu duyunca biraz da darbe haberini alınca neler olduğunu anlamak için merak üzerine gittim.  Rutin görüşmemiz yoktu. Normal zamanda abinin evine haberleşerek gideriz, gitmemiz gerekir. Ancak önemli bir durum olduğu için bu defa habersiz gittim. Orada daha önceden tanıdığım Adil ve Selahattin abiler vardı, ev Murat abinin olmasına rağmen o yoktu. Selahattin abi Murat abinin bir üst birim sorumlusu. Adil abi ise Selahattin abinin bir üst birim sorumlusu olan kişilerdir. Bana niye geldin diye sordular. Hatta kendiliklerinden darbeyle ilgili herhangi bir bilgi de vermediler. Ben onlara yarın akşam bir faaliyet olacak bilginiz var mı diye sordum ( bu arada el yazısı ifadesinde ki çelişki nedeniyle soruldu) onlar bana sormadılar, ben onlara yarın bir faaliyet var bilginiz var mı diye sordum. Kağıda el yazısıyla yazdığım kısım yanlış olmuş, şuan da söylediğim doğrudur. Bu soruyu onlara sorunca bana kızdılar, sen nereden biliyorsun, bundan kime bahsettin, sana bunu kim söyledi dediler. Ben de Albay Orhan Yıkılkan’ın söylediğini onlara bildirdim. Orhan Yıkılkan’ı tanıyorlardı. Ancak nereden tanıdıklarını bilmiyorum. Bana sıkı sıkı tembih ettiler. Bu konuyla ilgili hiç kimseye hiçbir yerde hiçbir şey söylemeyeceksin, olay çok gizli bir şekilde devam edecek, deşifre olmayacak dediler. Bana verilen görevle ilgili herhangi bir şey söylemediler. Bu şekilde ben oradan ayrıldım. Başta unuttuğum için ifade etmedim. Mehmet Akkurt’ta benimle birlikte Murat abinin evine gelmişti. Evde Adil abi, Selahattin abi, ben ve Mehmet Akkurt olmak üzere 4 kişi vardık. Başka kimse yoktu, dedi.

Soruldu: Albay Orhan Yıkılkan beni sigara içmek için çağırdığında bana görevimi söylemişti. Aynı zamanda verilen görev için benim ekibimde Yüzbaşı Serdar Tekin, Başçavuş Serhat Pahsa, Başçavuş Şener, Başçavuş Veysel Tokmak ve Başçavuş Abdullah Erdoğan’ın da olduğunu söylemiştim. Yukarıda belirttiğim gibi  bunların hepsi de cemaatçidir. Ben de Albay Orhan Yıkılkan’ın bana tebliğ ettiği görevi ekibimde yer alan kişilere peyderpey ve teker teker aktardım. İtiraz eden olmadı. Albay Orhan Yıkılkan ayrıca Genelkurmay Başkanı’nın korumalarından Başçavuş Ömer Gürsel Çetin’in Binbaşı Mehmet Akkurt’un emrinde olacağını söylemişti, dedi.

Soruldu: 15/07/2016 Cuma günü öğleden sonra Albay Orhan Yıkılkan beni de aldı. Birlikte Tümgeneral Mehmet Dişli’nin odasına gittik. Yukarıda belirttiğim gibi o da cemaatçidir. Mehmet Dişli Genelkurmay Proje Yönetim Daire Başkanı’dır. Oda da sadece üçümüz vardık. Girer girmez darbeye ilişkin mevzuyu konuşmaya başladık. Tümgeneral Mehmet Dişli darbe teşebbüsü başladığında ilk önce Hulusi Akar Paşa’nın  odasına kendisinin tek başına gireceğini, ona darbeyi tebliğ edeceğini, onun kabul etmesi halinde darbe faaliyetinin başına geçirileceğini bize söyledi. Bunu söylerken bize “Genelkurmay Başkanı’na sen Kenan Evren olacak mısın, olmayacak mısın diye soracağım” şeklinde beyanda bulundu. Ayrıca Genelkurmay Başkanı’na darbeyi tebliğ ederken kendisini sevdiğimizi, saydığımızı, kabul etmesi halinde darbenin başına geçireceklerini söyleyeceğini bize bildirdi. Elinde bir not kağıdı vardı.  Oraya Genelkurmay Başkanı’na söyleyeceklerini tek tek yazmıştı. Söylediğine göre Hulusi Akar darbe faaliyetinin başına geçmeyi kabul ederse, Genelkurmay 2. Başkanı Akın Öztürk olacaktı. Geceyarısı 03.00’da faaliyet başlayacağı için saat 02.30’da Genelkurmay Başkanı’nın konutunda buluşacağımızı kararlaştırdık. Aramızdaki konuşmalara göre Hulusi Akar Paşa teklifi kabul etmezse onu ben ve ekibim etkisiz hale getirecektik. Bu konuda eski Özel Kalem müdürü Albay Ramazan Gözel ve yeni Özel Kalem müdürü Yarbay Hakan Öcal’ın bana yardım edeceğini söylediler. Özel kuvvetlerden gelen personel Hulusi Akar Paşa’yı alıp götürecekti. Fakat Albay Orhan Yıkılkan ve Tümgeneral Mehmet Dişli Hulusi Akar Paşa’nın teklifi kabul edeceğini düşünüyorlardı. Anladığım kadarıyla Orhan Yıkılkan konuyla ilişkin Mehmet Dişli’den daha çok bilgi sahibiydi. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar Paşa’ya yapılan teklif diğer kuvvet komutanlarına ve Orgenerallere yapılmayacaktı. Nitekim Hulusi Akar’ın teklifi kabul edip Kuvvet Komutanlarını ve diğer Orgeneralleri de darbe faaliyetinin içerisine çekeceğini, onları ikna edeceğini düşünüyorlardı. Biraz sonra ayrıntılarını anlatacağım üzere Hulusi Akar teklifi kabul etmedi. O kabul etmeyince Kuvvet Komutanlarını da ikna edemediler. Bu durumdan hareketle bir nokta da Hulusi Akar’ın kendisine yapılan teklifi kabul etmemekle darbe girişiminin başarısızlığının yolunu açtığını söyleyebiliriz, dedi.

Dosyada mevcut darbeciler tarafından hazırlanan atama listesi kendisine okunarak gösterilerek soruldu:

Genelkurmay Başkanı’nın isminin karşısına darbeden sonra atandığı görev kısmının boş bırakılması muhtemelen söylediğim nedene dayanıyordur. Ona yapacakları teklife vereceği cevap tam belli olmadığı için boş bırakmış olabilirler. Bunun haricinde bildiğim kadarıyla Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı cemaatçi değildir. Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ın atandığı görev kısmının neden boş bırakıldığını bilmiyorum. Ayrıca Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi’nin atandığı görev kısmına “devam” ibaresinin neden yazıldığını bilemiyorum, fakat şunu söyleyebilirim, darbeden sonra görevine devam diye yazılanlar güvendikleri kişiler olabilir.  Ancak bu kişilerin kesin cemaatçi olup olmadığını şuan söyleyemem. Fakat Askeri görevi yanında TRT Genel Müdürlüğü, Belediye Başkanlığı, Müsteşarlık gibi isminin karşısında sivil görev ataması yazılanlar kesin cemaatçidir. Örneğin İlhan Talu’nun isminin karşısına ne yazıldığını bilmek isterim (bildirildi). Ben bu kişinin cemaatçi olup olmadığı konusunda tereddütlüydüm. Demek ki cemaatçilerin güvendiği kişidir. Listelerde Kuvvet Komutanlıkları emrine ya da Milli Savunma Bakanlığı emrine alınanlar kesin cemaatçi olmayan kişilerdir. Ben bu listeden dediğim gibi haberim olmadı. Şu anda darbeden sonra bana tebliğ edilecek görevi merak ettim. (Atama listeleri kontrol edildi. Albay rütbesine kadar görevlendirmeler olduğu, şüphelinin isminin göründüğü kadarıyla listelerde yer almadığı görüldü, kendisine bildirildi). Bu şekilde Tümgeneral Mehmet Dişli’nin odasından ayrıldık, dedi.

Dosyada mevcut gizli mesaj formu kendisine okundu, gösterilerek soruldu: Bu belgeyi ben görmedim ancak böyle bir belgeden bahsediliyordu. Birliklere bu şekilde darbe yapıldığı, sıkıyönetim ilan edildiği bildirilmişti.

Soruldu: 15/07/2016 Cuma günü saat 20.00-21.00 arasında Genelkurmay Başkanı makamındaydı. Doğal olarak ben de oradaydım. Olaylar çok hızlı gelişti. En son MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüştü. 1 saatten fazla görüştü. Hakan Bey zaten sürekli bize gelirdi, biz ona giderdik. Komutanla ikisi birbirlerini severlerdi. Bu görüşme de olağanüstü bir buluşma hissetmedim. Hakan Fidan makamdan ayrıldıktan çok kısa süre sonra özel kuvvetlerden 20 civarında tam teçhizatlı asker karargaha girdi. Orhan Yıkılkan’da oradaydı. Tümgeneral Mehmet Dişli’de oradaydı. Tümgeneral Mehmet Dişli komutanın kapısını çalıp içeriye girdi. Normalde de zaten karargahtaki Generaller geldiğinde ekstra bir durum yoksa komutanın kapısını çalıp içeri girerler. Dişli Paşa içeride 5 dakika civarında kaldı, aralarında ne konuştuklarını duymadık. Dışarı çıktığında “ortada, girin” dedi. İçeriye ben, Yüzbaşı Serdar Tekin, Başçavuş Abdullah, Özel Kalem müdürü Albay Ramazan Gözel, Orhan Yıkılkan birlikte girdik. Dişli Paşa da oradaydı. Hulusi Akar Paşa, Dişli Paşa ve bizlere hitaben “yanlış yapıyorsunuz, bu böyle olmaz” dedi. Benim elimde tabanca vardı. Benim tabancam değildi. Şu anda kime ait tabanca olduğunu da hatırlamıyorum. Tabancayı olan olurken oraya bir yere bıraktım. Hulusi Paşa makamının yanındaki masada sandalyede oturuyordu. Tabanca elimdeyken Hulusi Paşa’ya “komutanım sizi koltuklara alalım” dedim. O da herkes içeri girince kendisi panik yaptı, bana su getirin dedi. Serdar Yüzbaşı su getirdi. … alıp içti. Ben abdest alıp namaz kılacağım üzerimi değiştireceğim dedi. Arka taraftaki dinlenme odasına Serdar Yüzbaşı ve Abdullah Başçavuşla birlikte girdiler. Orada üzerini değiştirdi, namazını kıldı. Kıldığı namaz vakit namazı mıydı ne namazıydı açıkçası bilemiyorum. … olmadık. Arada bir kendisi bizlere hitaben “yanlış yapıyorsunuz” diyordu. Ben Hulusi Paşa’ya “komutanım yıllardır yanınızdayım hiç sizi üzdüm mü, size hainlik yaptım mı, lütfen dediklerimizi yapın hiçbir sorun çıkmayacak” dediğimi hatırlıyorum. Karşılığında ne cevap verdiğini hatırlamıyorum. Namazı bittikten sonra montunu giydi. Özel kuvvetlerden gelen görevliler koluna girip alıp götürdüler. Çıkışa kadar bizden kimse refakat etmedi. Ancak koruma Abdullah Erdoğan refakat etmiş olabilir hatta bindirildiği helikoptere o da binmiş olabilir. Bana Dişli Paşa ve Albay Orhan sen gelmeyeceksin dediler. Ben orada kaldım, makamı emniyete aldım. Komutanın şahsi malzemelerini topladık. Çantasına yerleştirdik, çantasını oraya koyduk. Ben o gece hep makamındaydım. Herhangi bir gelen giden olmadı. Yanımda Serdar Yüzbaşı  ve Başçavuşlar Serhat ve Şener vardılar. Birlikte oturduk. Olayları TV’den izledik. Bir şey konuşmadık, öylece bekledik. Komutanı götürdükten sonra Dişli Paşa beni telefonla aradı. Komutanın eşini aramam konusunda isteği olduğunu söyledi. Ben de bunun üzerine hanımefendiyi askeri hattan aradım. Komutanımız iyi, hiç problem yok gibi rahatlatmak adına şeyler söyledim. Konuşurken ağlıyordu. Ben o gece makama kimse gelmedi dedim ama Albay Orhan Yıkılkan özel kalem müdürü odasındaydı. Onun yanına girip çıkanın haddi hesabı yoktu. Orada bir noktada darbe faaliyeti kısmen organize ediliyordu. Ancak ilerleyen zamanlarda konuşulanlardan, televizyondaki haberlerden esas faaliyetin Akıncılar Üssünde organize edildiğini anladım, dedi.

Soruldu: Benim bulunduğum bölümde karargahın içinde herhangi bir arbede, çatışma, yaralanma vs. olmadı. Ancak Genelkurmay’ın etrafı kıyamet günü gibiydi. Vatandaş toplanmıştı. Polisler gelmişti. Zaman zaman silahlar ateşleniyordu. Zaten F16’lar alçak uçuş yapıyorlardı. Meclisin bombalandığını televizyondan öğrendik. Bombaların patladığını, sivil halkın zarar gördüğünü ilerleyen zamanlarda öğrendikçe ben pişman olmaya başladım. Yapılanlar katliam gibiydi. Benim Allah rızası için çalıştığını düşündüğüm cemaatin girişimiyle bunlar yapılıyordu. Sabaha karşı saat 09.00 sıralarında karargahtaki koridor darbeye iştirak edenlerle dolup taştı. Herkes aralarında başarısız olduk, teslim oluyoruz diye konuşuyorlardı. Tuğgeneral Mehmet Partigöç olayı yönlendiriyordu. Teslim olmak için askeri savcı ve Merkez Komutanlığı’ndan personel istedi. İstenen kişiler gelince personel teslim oldu. Serdar Yüzbaşı ve ben o gruptan 10 dakika sonra teslim olduk. Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı Paşa’yı ben cep telefonumdan aradım. Makama gelip gittiği için tanıyordum. Ona komutanım gelin makamı size teslim edeyim dedim. O da kabul etmedi. Sen de diğerleriyle birlikte teslim ol dedi. Bunun üzerinde Serdar Yüzbaşı ile birlikte kapının önüne çıktık. TSK’nın özel kuvvetlerine teslim olduk. Onlar da bizi polislere teslim ettiler. Polisler de bizi alıp Başkent Spor Salonu’na götürdüler. Teslim olurken herhangi bir şekilde direnmedim, dedi.

Soruldu: Samimi olarak pişmanım. Sadece darbeye iştirak etmekten değil, Fethullah Gülen Cemaati mensubu olmaktan dolayı da çok pişmanım. Olayların içindeyim, bu yüzden sorumluluğum var. Fakat ben vatan haini değilim. Polise, sivil vatandaşa kesinlikle silah sıkmam, sıkmadım da. Darbe girişimi sırasında sivil vatandaşa, polise silah sıkılmasını, bomba atılmasını, tank sürülmesini de kesinlikle tasvip etmem de mümkün değil. Anlattıklarım, söylediklerim samimidir. Tüm bildiklerimi anlattım. Özellikle emniyetteki sorgu sırasında bu şeyleri söylemeye ikna edilmediğimi belirtmek istiyorum. Ben emniyette beklerken kendiliğimden kağıt kalem isteyip kendi ifademi yazdım. Bu şekilde ifade vermem yönünde de bana herhangi bir telkinde bulunan olmadı. Bu anlamda yasal olarak mümkünse lehime etkin …

İfadenin tamamına erişim sağlanamadığı için bu kısımlar üç nokta işareti ile geçilmiştir.

Kaynak:  Hürriyet