Medyascope.tv

Luis Inácio Lula da Silva: “Siyaset imkânsızın sanatıdır”

Luis Inácio Lula da Silva: “Siyaset imkânsızın sanatıdır”

Chantal Rayes – Libération / Çeviri: Haldun Bayrı

Brezilya’nın çağdaş tarihindeki en popüler başkanı olan Lula da Silva ile, Dilma Roussef’in görevden uzaklaştırılma tehdidiyle karşı karşıya kalmasından, Petrobras Davası’ndan ve Ağustos ayındaki Olimpiyatlar’dan konuştuk. Bugün 70 yaşında olan Lula, 2018’de adaylığını koyabilir.

“Gözlüğümü takayım da kendime şöyle bir sosyolog veya siyasetbilimci havası vereyim.” Öğrenimini tamamlamamış yoksul bir ailenin çocuğu olan Lula, kendine duyduğu güvenin diğer yüzü olarak kendini alaya da alabilen biri. Konuşkan, rahat. Brezilya’nın eski başkanı ile, São Paulo’da kendi adını taşıyan enstitüde görüştük. Partisinin irtifa kaybettiği, koruması altındaki Dilma Roussef’in görevden alınma tehdidiyle karşılaştığı ve kendi imajının da yerden yere vurulduğu bir esnada, Lula bir baştan çıkarma operasyonuna girişti.

lula

Brezilya’nın eski başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, São Paulo’da kendi adını taşıyan enstitüdeki bürosunda, 5 Temmuz.(Fotoğraf: Felipe Redondo)

Olimpiyatlar’ın açılışına bir ayımız var. Beklentileriniz nedir? 

Lula: Rio’nun ve Brasília’nın, gelecek binlerce yabancıyı halkımızın konukseverliği ve yarışmalar için yapılanların kalitesiyle bir kez daha büyüleyeceklerine eminim. Atletlerimiz de çok istekli. Bir arıza çıkmasın diye tahtalara vuruyorum.

Ne çeşit bir arıza?

Lula: Güvenlikle ilgili. Brezilya’da terörist tehdide inanmıyorum. Bir kardeşlik ve barış ülkesi burası. Tüm önlemlerin alınmış olduğuna eminim ama.

İki yılda –ve hükûmetiniz sayesinde–, Brezilya en önemli iki spor olayını, 2014’te Dünya Kupası’nı ve şimdi de Olimpiyatlar’ı aldı. Ne tür diplomatik hesaplar yapmıştınız?

Lula: Brezilya, bu cins hâdiseleri düzenleme kapasitesi olan büyük bir ülke gibi hareket etmelidir. Zira bu yarışmalarda bazı kusurlar bulunabilse bile, ülkenin reklamını yapmak için bir fırsattır; her ne kadar aynı zamanda sorunlarımızı görünür kılsa da. Bu bizi korkutmamalı; yoksullarımızı gizlemeye, bazılarının yaptığı gibi onları sokaklardan çekmeye kalkışmamak lâzım [resmî olarak Olimpiyat çalışmalarını ileri sürerek favelalarda/gecekondularda yaşayanları yerinden eden Rio Belediyesi’ne imaen, Fr.Y.N.]. Dünya Kupası’nın Brezilya’ya verilmesi için hükûmetin belirleyici bir katkısı olmadı. FIFA ile Brezilya Futbol Federasyonu anlaştılar bu konuda. Düzenleme sırası Latin Amerika’daydı [FIFA’nın rotasyon sistemi uyarınca]. Dünya Kupası’nı beş kere kazanmış, fakat 1950’den beri düzenlememiş olan bize verilmesi önemliydi.

Buna karşılık, Olimpiyatlar için kampanyayı hükûmet yürüttü…

Lula: Evet. Brezilya daha önce üç kere kaybetmişti [Brasília 2000 Olimpiyatları, Rio ise 2004 ve 2012 Olimpiyatları için aday olmuştu]. Bu sefer kazanmak gerekiyordu. Celso Amorim [Lula’nın dışişleri bakanı ve dış politikadaki akıl hocası] mevkidaşlarıyla her görüştüğünde bu konuyu açıyordu. Ben de çok sayıda yabancı yöneticiyle, özellikle de Latin-Amerikalılar, Asyalılar ve Afrikalılar’la, oylarını Rio’ya vermelerini istemek için şahsen konuşmaya özen gösterdim. Brezilya o sırada, 2009’da, müstesna bir tarihsel evre geçiriyordu. Bir tür gözdeydi. Ekonomimiz tam bir büyüme yakalamıştı, dünya altıncılığını düşlüyorduk. Dünya bize inanmaya başlamıştı. Her şeye rağmen, Chicago, Madrid ve Tokyo gibi kentler karşısında kazanmak kolay olmadı. Hatta bazıları bunun imkânsız olacağını söylüyorlardı. Rio’nun zaferi benzeri görülmemiş bir heyecan yarattı. Hayatımın en önemli günlerinden biri olmuştu bu. Copacabana’daki manzarayı gördüm, halkımız sevinçten ağlıyordu. Olağanüstü bir şeydi.

Fakat hâlâ kalkınmakta olan bir ülke için başka öncelikler yok muydu?

Lula: Olimpiyatlar’ın ve Dünya Kupası’nın sadece ABD, Fransa ya da Almanya’da yapılabileceğini söylemekle aynı şey bu! Oysa bunları düzenlemek sadece zengin ülkelerin tekelinde olamaz; ayrıca o ülkeler, bu büyük olaylara evsahipliği yapmaları için yoksul ülkelere mali yardım da yapmalı. Bu oyunlar, bir ülkeyi kalkındırma, oraya yatırımları çekme, yeni projeleri yoluna koyma fırsatıdır. Olimpiyatlar’ı almak, tam da daha yapacak çok şey kaldığından Brezilya için olağanüstü oldu. Başka türlü gerçekleştirilemeyecek yatırımları başlatabildik.

Olimpiyatlar’dan nasıl bir miras kalacak?

Lula: Rio için hem sportif anlamda hem de kitle taşımacılığı altyapısı bakımından olağanüstü bir miras bırakacak. Oyunlar bittikten sonra, yöneticilerin meydana getirilen bu mirastan tüm halkın yararlanmasını sağlamaları önemli. Federal hükûmet Olimpiyatlar’a çok para yatırdı. Dolayısıyla Başkan Dilma Roussef’in görevden alınmasını isteyen Rio Belediye Başkanı Eduardo Paes büyük nankörlük ediyor.

Brezilya bugün ekonomik, toplumsal ve ahlâkî bakımdan derin bir kriz yaşıyor. Şu son on üç yıldır iktidarda olan partiniz bunun sorumluluğunu hangi bakımdan üstleniyor?

Lula: Her tarafta kriz var, Brezilya bundan esirgenemezdi. ABD umulan ekonomik büyüme oranını tutturamadı. Çin yavaşlıyor. Avrupa Brexit ve mülteciler sebebiyle krizde. Yoksulları hiç kimse ağırlamak istemiyor. Oysa savaşları çıkarıp bombaları imal edenler, zengin ülkeler. Daima serbest ticareti savunmuş olan bu aynı ülkeler, 2009’daki mali krizin etkilerine karşı mücadele etmek için liberalleştirme söz konusu olduğunda korumacı engelleri ilk koyanlar olmuşlardı. Dolayısıyla dünyadaki bunalım aynı zamanda bir ahlâk bunalımı; sadece ekonomik veya siyasî değil. Brezilya’da, hükûmetimizin desteğiyle yolsuzluğa karşı bir mücadele süreci var [«Lava Jato», yani « ekspres yıkama» adı verilen ve petrol devi Petrobras’tan siyasî partilere aktarılan paralar hakkındaki soruşturma]. Zira federal polisin yetiştirilmesi ve denetim mercii CGU [Birliğin Genel Denetimi] için en çok yatırımı biz yaptık; savcılıklara Anayasa’nın da tanıdığından geniş bir özerkliği biz tanıdık. Tek eleştirim, adaletin bazen doğru dürüst soruşturma yürütmek yerine gazetelerin başsayfalarını işgal etmekle uğraşmasına. Suçlanan kişi sonunda mahkemelerde aklansa bile, kamuoyu gözünde mahkûm edilmiş oluyor.

Luis Inacio Lula da Silva

2016 Olimpiyat Oyunları’nın ülkesinde yapılması için büyük çaba sarf eden Brezilya Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, 3 Ekim 2009’da Olimpiyat Komitesi’nin Brezilya’yı seçmesi ardından gözyaşlarına boğulmuş ve duygusal bir teşekkür konuşması yapmıştı.

Ekonomik alanda hangi hataları işlediniz?

Lula: Dilma Rousseff’in ilk görev döneminin sonunda [2014 sonunda tekrar seçildi], işsizlik hâlâ çok düşüktü [o dönemde yüzde 6,5; Nisan 2016 sonunda ise yüzde 11,2]. Hem istihdamı hem sosyal politikaları ayakta tutmayı başarmıştı. Fakat yatırımı sürdürmek gerekiyordu. Oysa kasalar boşalmıştı. Dilma, şirketlere tanınan vergi muafiyeti politikasında fazla ileri gittiğini, bu yüzden devletin vergi gelirinin azaldığını kabul ediyor. 2011 ile 2015 arasında, Devlet 500 milyar küsur real (138 milyar euro) gelirden vazgeçti. Daha da vahimi, bunun karşılığında patronlardan hiçbir şey talep etmedi. İstihdam yaratmak için gerekli yatırımlar gerçekleştirilmedi. Dilma’nın tekrar seçilmesinden hemen sonra, ekonomiyi felç eden bir siyasî kriz yaşandı. Patronlar güvenlerini yitirdiler, bankalar artık kredi vermiyordu. Dilma, lüzumlu gördüğü önlemleri Meclis’e onaylatamadı. Hesapları denk getirebilmek için harcamaları kısmayı denedi; fakat Meclis aksi yönde karar aldı ve harcamaları artırıcı yasalar kabul etti ! Meclis krize oynar gibiydi; ta ki golpe [Brezilya Portekizcesi’nde “darbe” ya da “kazık”] fikri ortaya çıkana kadar…

Artık başkana vekâlet eden Michel Temer bir darbeci mi?

Lula: Golpe’nin ilk adımını, Dilma’ya karşı şikâyeti değerlendirmeye alan Meclis attı [2015 yılı harcamalarını Kongre’nin onayını almadan artırmakla ve bütçe açığının büyüklüğünü gizlemek için kamu bankalarının ödemelerini geciktirmiş olmakla suçlanıyor]. Bunun sâfî siyasî bir yargılama olduğu o zaman açıkça ortaya çıktı; zira kurban, görevden alınma prosedürünü başlatmak için gerekli bir “görev suçu”nu işlememişti.

Bir parlamenter rejimde, hükûmete güvenoyunun geri çekilmesi anlaşılabilir. Fakat bizim başkanlık rejimimizde, bu mümkün değil. Daha sonra da, görev suçu işlememiş bir kişiyi yargılamayı kabul ederek golpe’nin ikinci aşamasına geçen Senato’nun sırası geldi. O andan itibaren, yargılanmasını bekleyen Dilma askıya alındı. Tam o sırada da Michel Temer’in golpe’si geldi. O bir anayasa hukukçusu; görev suçu olmadığını biliyor. Başkan vekili olarak Dilma’nın bakanlarını toplamalı ve yürütülmekte olan politikaların eşgüdümünü sağlamakla yetinmeliydi. Oysa o, sanki impeachment [görevi kötüye kullanma] prosedürü bitmiş gibi davrandı; Maliye Bakanı’ndan çaycı çocuğa kadar herkesi tasfiye etti. Bu şuna benziyor: Siz tatilde bana evinizi emanet ediyorsunuz ve döndüğünüzde evi satmış olduğumu görüyorsunuz. Sanki Dilma artık yokmuş gibi davranıyor. Sanki Temer onun hükûmetinde hiç bulunmamış gibi; oysa beş yıl boyunca yardımcılığını yaptı. Toplantılara katılıyordu; Başkan’la, bakanlarla tartışıyordu. Bugün ise, sanki her şeyi yıkmak için dışarıdan gelmiş biri gibi. Fazla aculluk yaptı, daha temkinli davranmalıydı. Çok şey olabilir daha…

Yani Dilma’nın döneceğine inanıyor musunuz?

Lula: Buna inanmasaydım, siyasetle uğraşmazdım. Prosedür geri dönmesine olanak tanıyor [12 Mayıs’ta Başkan, Senato tarafından azami altı aylığına görevden alındı, ama aklandığı takdirde görevine dönebiliyor]. Dilma sadece altı oya bağlı [görevden alınmaktan kurtulmak için]. Bunu bulmak zor değil.

Fakat iktidara dönerse, rakipleri onun yönetmesine ses çıkarmayacaklar mı?

Lula: Siyaset, imkânsızlığın sanatıdır. Ben demokrasiye inanıyorum; inandırıcılık kapasitesine. Brezilya’nın dünyadaki saygınlığına tekrar kavuşması için, 54 milyon Brezilyalı’nın demokratik olarak seçtiği kişinin görevini sürdürmesi gerek.

Bir telefon dinlemesinde eski Başkan José Sarney’in teyit ettiği gibi, yerinize geçmesi için onu gösterdiğinize pişman mısınız?

Lula: Sarney bunu yalanlamak için aradı beni. Dilma’yı aday göstermekle kalmadım, tekrar seçilebilmesi için onu bir kere daha aday gösterdim ve pişman değilim. Çok değerli, çok nitelikli bir yoldaş. Onun seçilmesine ve tekrar seçilmesine katkıda bulundum. Ona güveniyorum. Hükûmet ettiğiniz vakit, alınan kararlar hedeflerine her zaman ulaşmıyor. Başından beri, onun başarısının benim başarım olacağını, başarısızlığının da benim başarısızlığım olacağını söyledim.

O başarısız olduğuna göre, siz de başarısız oldunuz öyleyse…

Lula: Başarısız olduğu söylenemez, zira görev süresini dolduramadı. Daha üç yıl lâzımdı, çok şeyler yapabilirdi. Sendikacılık zamanımdan beri, görev süremin son gününde yargılanmak istediğimi söylerim. 2006’da, ilk görev süremin sonunda, tekrar seçilemeyeceğimi söyleyenler vardı. Oysa oyların yüzde 62’sini aldım. İkinci dönemim ilk dönemimle karşılaştırılamayacak derecede iyi oldu. Yüzde 87 olumlu ve sadece yüzde 3 olumsuz fikir beyan edenlerle kapattım bu dönemi. Ülke tarihine görülmemiş bir şeydi. Bunu rakiplerim bile teslim ediyorlar.

Dilma, ilk görev süresinin sonunda, seçmenler tarafından yargılandı ve basın ile siyasî ve ekonomik elitlerin saldırılarına rağmen tekrar seçildi. Ekonomide yeni bir atılım sağlamayı deniyordu. Tasarlanan kemer sıkma önlemlerinin iyi olup olmadıkları başka bir mevzudur. Denedi. Ama bugün hükûmette olan partiler sorumsuzca davrandılar; bırakmadılar ki yönetsin. Kötü siyasî durumdan ve ekonomik durgunluktan yarar sağladılar; başarısından korktukları için devirdiler onu. Başarabilirdi, yerine başkasını seçtirebilirdi.

2018’de aday olacak mısınız?

Lula: Göreceğiz. 70 yaşındayım. Yaşlanmak acımasız bir şey. Ne durumda olacağımı görmeliyim. O zamana kadar, siyasetin genç umutlarının su yüzüne çıkacağını umuyorum. Zaten başkan oldum. Ama sosyal politikalarımızdan geri dönülmesi riski olursa, adaylığımı koyarım.

Bu risk var mı?

Lula: Evet. Brezilya, ekonomik sorunlarımızın çözümünün yoksullarda olduğunu anlamalı. Bir yoksula 100 dolar verirseniz, o parayı gidip bankaya yatırmaz, Hazine bonolarına yatırım yapmaz. Hemen süpermarkete gidip yiyecek satın alır. Bolsa família’yla [aile ödeneği] aile tarımına ve bireysel küçük yatırımcı programına krediler verirken yaptığımız buydu [serbest çalışanların faaliyetlerini yasallaştırmalarını sağlamak için]. Çok sayıda insanın eline biraz para verdiğinizde, ticarete bir atılım katarsınız, o da sanayiye bir atılım katar, onunla da kalkınma artar. Bu şeyleri bilmek için ekonomist olmaya ihtiyaç yok. Üstelik, ekonomistlerin en az bildikleri şey de budur. IMF’nin ya da Dünya Bankası’nın ne düşündüğüyle ilgilenmeyi tercih ediyorlar. Kriz ancak sağlıklı bir makro-ekonominin temelinde güçlü bir mikro-ekonominin bulunduğu anlaşıldığında ortadan kalkacak. Ama kamu harcamalarını, özellikle de sosyal harcamaları keserseniz, ücretleri düşüşürseniz, ülke zayıflar. Basamaklardan tırmanmış olan kimseler başlangıç noktalarına dönerler. Bu ekonomik modele inanmıyorum.

Halihazırdaki başkan vekili Temer’in modeli bu mu?

Lula: Dünyanın her tarafında bu model işliyor.

“Darbe” diye damgaladığı bu sürece direnmek için, neden yeterince seferber olamıyor sol?

Lula: Mesele seferber olmakta değil. Diktatörlüğün sonuna doğru, 1983’te, herkese oy hakkına dönüş için bir milyon kişiyi sokağa dökmüş ve kaybetmiştik. Mucize yok. Görevden alınmanın durdurulması için altı oy eksik. O senatörlerle konuşmak ve hangi şartlarda Dilma’nın dönüşü için oy vereceklerini görmek lâzım. Onlarla sadece Dilma konuşabilir. Gözlerinin içine bakmalı ve iktidara dönerse ne yapma niyetinde olduğunu söylemeli onlara.

Sizin partiniz İşçi Partisi’nin de içinde yer aldığı başlıca partiler, seçim kampanyalarını finanse etmek için aktarılan Petrobras paraları davasına karıştılar. Başka türlü politika yapma iddiasında olan partinizin sonunda sağın yöntemlerini benimsemesi neden?

Lula: Bırakın da size Lava Jato üzerine bir şey söyleyeyim. Adliyeyle işbirliği karşılığında bir ceza indirimi sağlayan “ödüllü muhbirlik”, zanlıların suçlarını itiraf etmeleri için getirilmiştir. Oysa şimdi herkes seçim kampanyalarını rüşvetlerle finanse etmiş olduğunu itiraf ediyor [bir ceza indiriminden yararlanmak için]. O kadar ki, kampanyalarda hiç temiz para yok sanırsınız. Kampanyaları finanse eden şirketler, partileri, onlara rüşvet verdiklerinden haberdar etmediler herhalde. Hiçbir patron bir parti veznedarına gidip: “Şu para temiz, onu sana vermiyorum; ama şu rüşvetleri sana bırakıyorum” dememiştir. Ekim ayında, belediye seçimleri vesilesiyle, seçim finansmanına artık katkıda bulunamayan şirketlerin bağışlarının olmayacağı ilk seçimi yapacağız. Kısa süre önce Yüce Divan tarafından getirilen, İşçi Partisi’nin ise uzun zamandır savunduğu bir önlem bu. Parti, başlangıcındaki tecrübeye dönecek: 80’li yıllarda yaptığı gibi, tişörtler, bayraklar ve küçük yıldızlar [simgesi] satması gerekecek.

Halbuki İşçi Partisi’nin kasaları Petrobras şebekesi sayesinde iyicene dolu deniyor…

Lula: Şayet kasalar doluysa, vergi dairesinin bunu öğrenmesi kolay olacaktır. Bütün partiler fon bulmak için aynı şeyi yapıyor. İşsizleri görmeye gitmiyorlar, favela’lara gitmiyorlar. Parası olandan, yani şirket yöneticilerinden istiyorlar. İşçi Partisi bu yüzden kampanyaların kamusal finansmanını savunuyor. Derinlikli bir siyasî reform dayatıyor kendini.

İktidardayken saygınlığınızı neden bu reformun hizmetinde kullanmadınız?

Lula: On üç yılda, çok sayıda reform tasarısı başlattık [Parlamento’da]. Ama yerini koruyamamaktan korkan siyasetçi sınıfı oyun kurallarını değiştirmek istemiyor. 2004 veya 2005’te, sadece bu reformu yürütmek için bir kurucu meclis gerektiğini bu yüzden söylemiştim. Hiç kimse istemedi bunu. Genç Brezilyalılar’la tartışmalarımda sürekli bunu söylüyorum: Siyaseti değiştirmenin tek yolu, yine siyasete girmektir. Dışarıdan yakınmak hiçbir işe yaramaz.

4 Mart’ta, Petrobras Davası’na karışmış olan şirketlerden haksız yere elde ettiğiniz ileri sürülen avantajlar konusunda ifadeniz alındı. Adalet bağımsız mı, yoksa siyasî çıkarlar uyarınca mı harekete geçiyor?

Lula: Yurttaş ve demokrat olarak adalete inanıyorum. Ama basının bir kısmıyla aynı yolun yolcusu bazı adalet erki üyelerinin davranışlarında bir sapmaya tanık olunuyor. Bir itham televizyonda durmadan tekrarlanırsa, suçlanan kişiyi mahkûm etmenin daha kolaylaştığına inanır gibiler. Sızdırılan haberler seçme; gözaltına almalar bir kundaklama tekniği gösterisini andırıyor. Hakikati, kanıtları arayan yok artık; gazeteye manşet aranıyor. Bu mantık uyarınca, benim olduğunu söylediklerine göre, adalet, Globo kanalı ya da OAS şirketi [Petrobras’tan para yardımı alan ve Lula’nın reddettiği, ona üçkatlı bir ev hediye ettiği ileri sürülen bir şirket] sonunda bana bu daireyi hediye etmek zorunda kalacaklar!

Tutuklanabilir misiniz?

Lula: Hiç bilmiyorum.

Tarihinin en beter krizini yaşayan İşçi Partisi’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Lula: İşçi Partisi’nin durumu gerçekten çok kötü. Ama onun düşüşünden hiç kimsenin yararlanmadığını fark edeceksinizdir. 2010-2011’de en iyi olduğumuz durumda, seçmenlerin yüzde 32’si İşçi Partisi’ni tercih ediyordu. Bugün parti, 2002’deki gibi yüzde 12’ye düştü. Ama Brezilya Demokratik Hareketi [başkan vekili Michel Temer’in partisi] ve Brezilya Sosyal-Demokrat Partisi [eski başkan Fernando Henrique Cardoso’nun partisi] yüzde 5 ila 6 arasında kalıyorlar. İşçi Partisi’nin tekrar sıçrama yapabileceğine inanıyorum. Muhafazakârların partiye karşı faşistçe davranışları ve nefretleri onun tekrar doğrulmasını sağlayacak.

İşçi Partisi’nin de bir şeyler yapması gerekiyordur belki…

Lula: Parti her gün kendini izah etmek, tartışmak, sokağa çıkmak zorunda olacaktır. Saklanmamalıdır.

Başkanlığınız sırasında, Brezilya jeopolitik hırslar sergiliyordu ve uluslararası sahnede çok etkindi. Bugün, Dışişleri bakan vekili José Serra, zamanında sizin de savunduğunuz Brezilya’nın eski bir hedefinin, BM Güvenlik Konseyi daimî üyeliğinin bir öncelik olmadığını belirtiyor…

Lula: Bana göre, savaş-sonrası jeopolitik düzen artık sürdürülemez; Bretton Woods kurumları, IMF ve Dünya Bankası aşıldılar. Latin Amerika’nın, Afrika’nın, Hindistan’ın, ayrıca da Japonya ve Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi’ne üye olmamalarının jeopolitik bir izahı yok. Bu konseyin temsil yeteneği daha fazla olsaydı, Irak’taki veya Libya’daki savaşları yaşamamış olurduk; bir Filistin devleti kurulmuş olurdu. Fransa, Rusya ve İngiltere, Brezilya’ya daimî üyelik verilmesinden yana tavır beyan ettiler. Ama ABD ile Çin karşıydı. Güvenlik Konseyi, şenliğe hiç kimseyi davet etmek istemeyen bir dostlar kulübü. Onu olduğu haliyle, sadece beş daimî üyeyle kabul edersek, ABD’nin istediğini yapmayı, itaat etmeyi kabullenirsek… Bugün Brezilya’nın yine tekrar eski aşağılık kompleksine döndüğünü; Avrupa’nın, ABD’nin, Çin’in ne düşündüğüne dikkat kesildiğini görmek üzüyor beni. Onların ne düşündüklerini bilmek isterim, ama benim ne düşündüğümü bilmelerini de isterim. Eşit muamele görmek isterim. Dünya işlerinde Brezilya’nın da söyleyecek sözü olmalıdır. Zengin ülkeler tarafından saygı gösterilmeyi hak eden bir potansiyeli var.

Başkanlığınızın güçlü noktalarından biri de diplomasi oldu. Bugün o zamanla ilgili ne dersiniz?

Lula: Brezilya’nın bu kadar önemli bir rol oynamış olmasından gurur duyuyorum. Brics’i [Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’yı bir araya getiren forum], Brics Bankası’nı [alternatif kalkınma bankası], Ibas’ı [Hindistan, Brezilya, Güney Afrika diyalog forumu], Unasur’u [Güney Amerika Ulusları Birliği], Celac’ı [Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu] kurduk. Alca’yı [Amerikan ülkeleri serbest ticaret anlaşması] başımızdan savdık, Ortadoğu’yla tartıştık ve Afrika’yla Güney Amerika’yı yakınlaştırdık …

Ama Mercosur (Güney Konisi Serbest Ticaret Birliği) ile AB arasındaki serbest ticaret anlaşması müzakereleri ilerlemedi… Neden?

Lula: Çünkü Avrupa’nın tek hedefi sanayi ürünlerini okutmaktı. Kendi başımıza asla sanayileşemeyecektik. İlelebet hammadde ihraç etmeyi sürdürecektik. Onlar bize araba satacaklardı, biz de onlara sadece soya satacaktık. Oysa biz teknoloji de, bilgiler de ihraç etmek istiyoruz… G8’de ve G20’de, Avrupa’nın zengin ülkeleri, kalkınmakta olan ülkelerin tek satabildikleri şey olan ana gıda ihtiyaç maddelerinin fiyat denetimi için bir mekanizmayı zaten tasarlıyorlardı! Finans sistemini kurtarmak için 3 trilyon harcamak yerine, zengin ülkeler bu parayı yoksul ülkelerin bir sanayi kurmalarına yardım için yatırmış olsalardı, kriz çözülmüş olurdu.

Ya iklim değişikliği üzerine müzakereler?

Lula: Bu konuda Brezilya’nın ahlâkî ve siyasî bir otoritesi var. Dünyada en yüksek temiz enerji kullanım oranı (elektriğimizin yüzde 80’i akarsu kaynaklı), yeryüzündeki tatlı su rezervinin yüzde 12’si ve dünyadaki en büyük tropikal orman rezervi bizde. Zengin ülkeler ise kendi ormanlarını tahrip ettiler ve kirletmeyi sürdürmek istiyorlar. Sonra da yoksul ülkelerin artık ağaçları kesmemeleri için bir fondan bahsediyorlar. Biz ciddi ama adil bir koruma politikası istiyoruz; daha uzun zamandır kirletmekte olan zengin ülkelerin insanlığa karşı daha çok borçlu olduklarını hesaba katan bir politika. Oysa bu tartışma sanayileşmiş ülkelerin işine gelmiyor. Onlar için, bir fon kurmakla herşey çözülüyor. Yoksul ülke, “fon” lâfını işittiğinde, ona kalacak azıcık parayı düşünür; oysa herkes böyle bir mekanizmanın sorunu çözeceğini zannediyor. Ama sorunu çözmeyecek bu.

Gezegenimizin günümüzde altından kalkması gereken iş nedir?

Lula: Henüz kalkınmamış olan kıtaların bunu 21. yüzyılda başarmalarına imkân tanınması. Daha az toprak işleyerek daha fazla besin üretmeyi mümkün kılacak teknolojik ilerlemeler düşlüyorum; sera etkisi yaratan gazların daha az yayılmasını, suların ve okyanusların kirliliğinin azaltılmasını, fakat bu arada yoksul ülkelerin büyümelerinin de engellenmemesini. Tartışmalarda, zengin ülkeler bazen bizi radikaller gibi görüyorlar. Oysa sadece herkese lâyıkınca yaşama imkânının sağlanması söz konusu.

Sizin pek sıradan olmayan güzergâhınızın Brezilya’nın uluslararası sahnedeki başarısına katkısı hangi anlamda oldu?

Lula: Bu başarıyı çok kimseye borçluyum. Chirac ve Sarkozy’ye, Blair ve Brown’a, Bush ve Obama’ya, Putin ve Medvedev’e, Hu Jintao’ya veya Singh’e; bütün Afrikalı ve Latin Amerikalı devlet başkanlarına. Gordon Brown benim hakkımda herkese iyi konuşuyordu; IMF’ye ve Dünya Bankası’na bana güvenmelerini söylüyordu; bakanlarımdan biri gibiydi âdetâ! Yönetimimin kefili oldu. Onu çok severim. Bana eşit muamelesi yapan Jacques Chirac et Nicolas Sarkozy’ye de müteşekkirim. G8’in bütün toplantılarına davet edilen ilk Brezilya cumhurbaşkanı oldum.

Neden sizce? 

Lula: Çünkü uluslararası siyasette yeni bir şeyi temsil ediyordum: Büyük bir ülkenin başına geçmiş ilk işçiydim. Benim yönetme kapasitemden herkes kuşku duyuyordu (gülümsüyor). Bu sayede yeryüzünün yöneticilerinin büyük bir dayanışmasından istifade ettim. Kaldı ki Bush’a, benim gerçek düşmanımın Saddam Hüseyin değil ülkemdeki açlık olduğunu ve o düşmanı yenmek istediğimi hemen açıklamıştım. Bundan sonra, çok sayıda yönetici bana yardım etmek istedi. Kendine saygısı olmayan yalakaları hiç kimse sevmez.

Yer etmiş bir anınız var mı?

Lula: 2003’te Evian’daki ilk G8 toplantım. Duyulmuş görülmüş şey değildi bu: G8 davetlisi bir metalürji işçisi… Sadece altı aydır başkandım. Evian’da, oteli polis koruyordu ve dikenli tellerle çevriliydi. Kendi kendime:“Bu insanlar, bu G8 yöneticileri, sütten çıkmış ak kaşıklar olmamalı, aksi takdirde bu kadar korkmazlardı, toplanabilmeleri için bu kadar askere ve dikenli tellere ihtiyaçları olmazdı” dedim. Ama geçelim. Masadan masaya dolaşarak herkesi selamladım. Sonra, dışişleri bakanım Celso Amorim, o sırada Birleşmiş Milletler’in başında bulunan Kofi Annan ve ben, gidip yerimize oturduk. Aniden bir irkilme oldu ve herkes ayağa kalktı. Tanrı geliyor sandım… Ama Bush’tu. Celso Amorim’e, “Ben geldiğimde hiç kimse yerinden kalkmadı. Öyleyse biz de ayağa kalkmayacağız. Bush yine de gelip bizi selamlayacaktır dedim. Ve ne oldu? Bush gelip bizi selamladı.

FransizKultur

Bunlar da ilginizi çekebilir: