Medyascope.tv

Erdoğan’ın Le Monde söyleşisi: “Batılılar Türkleri yalnız bıraktı”

Erdoğan: “Batılılar Türkleri yalnız bıraktı”

Le Monde – 8 Ağustos 2016

Marc Semo, Marie Jego, Christophe Ayad / Çeviri: Haldun Bayrı

(Bu çeviri Fransızca metin esas alınarak yapılmıştır.)

Temmuz’un 15’ini 16’sına bağlayan gece Türkiye’yi sarsan darbe girişiminden üç hafta sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan 6 Ağustos Cumartesi günü bizi İstanbul’da kabul ederek bu olaylardan sonra Batı basınına ilk röportajını Le Monde  gazetesine verdi. Darbe girişimi sonrasındaki tasfiyelerin büyüklüğü üzerine Batı’dan gelen sert eleştirilere muhatap olan Türkiye Cumhurbaşkanı, hem Avrupalı hem Amerikalı ortaklarındaki “empati” ve destek noksanlığını kınıyor. Salı günü Saint-Petersburg’da Rus meslektaşı Vladimir Putin’le görüşmeden önce, Erdoğan, Avrupa Birliği’yle göçmen sorunu ve insan hakları sorunu üzerinden muhtemel bir kopuşun ana hatlarını çiziyor.

Batılılar’ın “darbecilerden ve teröristlerden yana tavır aldığı”nı beyan ettiniz. Onlarda kınadığınız nedir?

Erdoğan: Darbe girişimi esnasında, Batı dünyası liderlerinin bir kısmı beni telefonla aradı. Bu yeterli değildi. Karşımızdaki alelâde bir terörist saldırı değildi. 240 şehidimiz ve 2 200 yaralımız var. Charlie Hebdo saldırısına bütün dünya tepki göstermişti. Başbakanımız Paris sokaklarındaki yürüyüşe katılmıştı. Türkiye’de olup bitene de Batı dünyası liderlerinin aynı şekilde tepki göstermesini ve darbe girişimini kınamak için birkaç basmakalıp sözle yetinmemelerini dilerdim. Ya da Türkiye’ye gelmelerini… Batı dünyası kendi savunduğu değerlerle çelişkiye düşmüştür. Demokratik değerlerini benimseyen Türkiye’yle dayanışma içinde olmalıydı. Maalesef, Türkleri yalnız bırakmayı tercih etmiştir. Batılılar tutuklanan ya da tasfiye edilen kişilerin sayısıyla uğraşmamalı. Bir devlet, dilediği memurları işe alma ya da işten çıkarma hakkına sahiptir; Türkiye Batılı ortaklarına hçbir zaman bu türden sorular sormamıştır. Kimi tutup kimi tasfiye edeceğimiz bizi ilgilendirir. Herkes yerini bilmeli. Bir darbe girişimine karşı, teröristlere karşı mücadele vermekteyiz. Batı dünyası neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamalı.

Putin arayıp taziyelerini bildirdiği zaman, görevden alınan asker ya memur sayısı üzerinden eleştirmedi beni. Oysa bütün Avrupalılar, neden bu kadar askerin tutuklandığını, bu kadar memura işten el çektirildiğini sordular. Bir hükme varmadan önce yaşamış olduğumuz olayları sahada görmek gerekir: Meclis ve istihbarat teşkilatımız bombardımana tutuldu. Cumhurbaşkanlığı Külliyemiz bile savaş uçakları tarafından hedef alındı; altı şehit verdik. Empati yapmak yerine, Batılı liderler tersine tepki verdiler. Bu üzüyor bizi; kabul edilemez bir şey bu.

Erdogan

AB’yle olsun, NATO ya da ABD’yle olsun, Batılılarla ilişkilerinizi gözden geçirmeyi tasarlıyor musunuz?

Erdoğan: Türkiye’yle ilişkilerini düzeltmeyi denemek, AB üyelerine düşüyor. Elli üç yıldır Avrupa’nın kapısındayız. Bunun tek sorumlusu ve suçlusu AB. Türkiye’den başka hiç kimse bu şekilde muamele görmedi. İlk Avrupa zirvesine katıldığım vakit, sadece on beş üye devlet vardı. AB Türkiye’nin katılımı amacıyla açtığı fasılların müzakerelerini bir sonuca vardırmayarak taraflı bir tavır sergiledi.

Avrupa Birliği Türkiye’ye samimi davranmıyor. Halihazırda 3 milyon mülteciyi ağırlıyoruz; oysa AB’nin tek kaygısı, bunların Avrupa topraklarına varmaması. Türk vatandaşlarına vize muafiyeti karşılığında Türkiye’den gelen göçmenleri geri almayı kabul etmemizi önerdiler. Geri kabul ve vize muafiyeti anlaşmalarının 1 Haziran’da eşzamanlı olarak yürürlüğe girmeleri gerekiyordu. 1 Ağustos’tayız ve vize muafiyeti hâlâ ortada yok. Şayet taleplerimiz yerine getirilmezse, geri kabuller de mümkün olmayacak.

Ya ABD?

Erdoğan: Terörist örgütün başı 1999’dan beri ABD’de ikamet ediyor. Obama’dan Gülen’in sınırdışı edilmesini istedim. Benden belgeler ve kanıtlar istedi. ABD bizden teröristlerin sınırdışı edilmesini istediğinde bizim onlardan hiçbir şey talep etmeyip hemen sınırdışı ettiğimizi hatırlattım ona. Stratejik ortaklığımız gereği ABD bu şahsı sınırdışı etmelidir, çünkü Türkiye şimdiye kadar on kadar teröristi ABD’ye doğru sınırdışı etmiştir. ABD’ye 85 kasa belge gönderdik. Gülen’in artık en çabuk şekilde Türkiye’ye teslim edileceğini, böylelikle de Türkiye’deki Amerikan aleyhtarı duyguların dağılacağını umuyorum.

24 Ağustos’ta ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirecek. Geç bu; çok geç. Bu bizi üzüyor. Amerikalılar’a daha ne lâzım? Stratejik müttefikleri bir darbe girişimine maruz kalıyor ve onlar ziyaret için kırk beş gün bekliyorlar. Bu bizi incitiyor. World Trade Center saldırısı olduğunda [11 Eylül 2001], ben hemen tepki göstermiştim: Terörist cinayet diye nitelediğim bu saldırıları kınamıştım. Amerikalı yetkililerin daha sert sözlerle kınamalarını ve Türkiye’ye daha erken gelmelerini umardım. Maalesef, böyle olmadı.

Türkiye için uygarlık projeniz nedir? Avrupa modeli mi? Yoksa Arap-Müslüman dünya modeli mi?

Erdoğan: Türkiye modern dünyanın bir parçasıdır ve Türk uygarlığının muhatabı tüm dünyadır. 146 üye devlet bulunan Birleşmiş Milletler’e, medeniyetler buluşmasını önerdik; çünkü medeniyetler çatışmasından bahseden Samuel Huntington’ın tezine karşı çıkıyoruz. Bizim projemiz kısmî veya bölgesel değil.

9 Ağustos’ta Saint-Petersburg’da Vladimir Putin’le görüşeceksiniz. Kendinizi Batılılar’a nazaran daha yakın mı hissediyorsunuz ona?

Erdoğan: Sizin gözünüzde Putin Doğulu mu? Rusya Federasyonu hem Avrupalı hem Asyalı olan bir ülke; şeyleri böyle görmek lâzım. Batı dünyası onu dışlamayı denedi; bizse böyle bir şey yapmadık. Şu uçak düşürme hâdisemiz olmuştu, ama 9 Ağustos ziyareti darbe girişiminden çok önce planlanmıştı. Bu görüşme, ilişkilerimizde yeni bir safhaya damgasını vuracak.

Rusya’yla yakınlaşma Suriye’deki Beşar Esad rejimi karşısındaki tutumunuzu değiştirebilir mi?

Erdoğan: Suriye’deki meselenin çözümü en önemli aktörlerin seferber olmasını gerektiriyor: Rusya’nın, Türkiye’nin, İran’ın, Suudi Arabistan’ın, Katar’ın, ABD’nin. Biz daima çatışmaya hep birlikte ve en çabuk şekilde bir çözüm bulunmasını önerdik. Yalnız, Beşar Esed iktidarda kaldığı müddetçe bu çözüm bulunamaz. Gitmesi lâzım. Ondan sonra, herkes için kabul edilebilir bir isim üzerinde anlaşabiliriz; onun katılmayacağı seçimler düzenlenirse, bir geçiş mümkün olacaktır. Böyle bir çözüm için hazırlıklarımız var.

Suriye’de şimdiye kadar altı yüz bin kişi öldürüldü. Bunun sorumlusu kim? Esed. 600 000 yurttaşının ölümünden sorumlu olan bir kişi bizden destek bulmamalı. Oysa kimileri onu destekliyor. Eğer demokrasiye inanıyorsak, bu oyundan vazgeçmemiz gerekir. Başka yöne dönmemiz gerekir. Ve bize bu konuda ders vermeye kalkışan Batı dünyasıyla –ister Almanya olsun, ister Fransa veya İngiltere, hepsiyle– ve tabii önemli bir aktör olan Rusya ile bir masanın etrafına oturmamız ve 600 bin kişinin neden öldüğünü kendimize sormamız gerektiğine inanıyorum. Beni üzen bu.

Bütün bu Suriyelilerin katledilmiş olması, Esed’i desteklememeye yöneltmeli bizi. Bu ülkeyi yönetebilecek başka kimse yok mu yani? “Esed giderse DAEŞ gelir” diyorlar bize. Hiç böyle bir şey olmayacak. DAEŞ’e karşı mücadele ettiğimiz gibi bu rejime karşı da birlikte mücadele edebiliriz. Suriye halkına istediği kişiyi seçme imkânını sunmak görevimiz; tek çözüm bu. Suriye halkına güvenmediğimizi ilan edip bu ülkenin kaderini başkalarının belirlemesine izin veremeyiz.

Halep’in Suriye rejimi tarafından tekrar alınması Türkiye’nin kırmızı çizgilerinden biri mi?

Erdoğan: Halihazırda Suriye’de farklı durumlar var. Muhalifler Suriye rejiminin elindeki yerleri almak üzereler. Çok zor bir süreç bu. Eğer Halep düşerse [rejimin eline], Türkiye için büyük bir sorun olacak bu. Çünkü Suriye’den kaçan kimseler zorunlu olarak bizim ülkemize doğru yol alıyorlar. Gaziantep ve Kilis gibi sınıra yakın vilayetlerimizin sâkinleri arasında, Halep’te akrabası olan çok kişi var. Hiçbir zaman kapımızın kapalı olduğunu söylemedik.

Yeni bir mülteci akını olursa, ağırlarız onları. Bu konuda Avrupalılarla aynı yaklaşıma sahip değiliz. Bu insanların bombalardan kaçtıklarını biliyoruz; insancıl duygularımız ve aynı zamanda dinî inancımız, onlara kapıyı kapatmamamızı emrediyor bize. Zaten şimdiye kadar 3 milyon mülteciyi ağırladık, 1 milyonunu daha ağırlarız. Irak’tan gelen Ezidi, Müslüman, Hıristiyan mültecileri de ağırladık; herkesi ayrım gözetmeden ağırladık. Şimdiye kadar mültecilere tahsis edilen yardım yaklaşık 13 milyar dolar; STK’ların dağıttığı yardımları da katarsak 20 milyar dolar. Suriyeli kardeşlerimiz Türk vatandaşlığı alabilecekler; bu konuda çalışmalarımız var.

Darbecilerin idam cezasını hak ettiklerini düşünüyor musunuz?

Erdoğan: Buna halk karar vermeli. İdam cezası konusunda; bir kişi öldürülürse, suçluların yazgısına sadece onun ailesinin karar verebileceğini düşünüyorum. Şayet aile onu bağışlamaya karar verirse, bunu yapabilir; ama biz, Devlet olarak, bunu yapamayız. Tabii ki adalet erki yapabilir, ama eğer ülkedeki milyonlarca kişi idam cezasını istiyorsa, bu talep Meclis tarafından değerlendirmeye alınır ve ceza yasalarında darbecilere karşı zaten çok ağır cezalar öngörülmüş olmasına rağmen, gerekirse bu cezanın geri getirilmesine karar verilir.

İdam cezası ABD’nin çok sayıda eyaletinde ve Japonya’da yürürlükte. Endonezya’da, Suudi Arabistan’da, Çin’de ve başka birçok ülkede de böyle. Bilhassa Avrupa’da kaldırılmış durumda. 1984’ten beri uygulanmamış olan [ve 2004’te kaldırılan] bu cezanın geri getirilmesine karar vermek, Türk halkının en doğal hakkı. Şayet Meclis idam cezasını geri getirmeye karar verirse, bunu uygularız.

Sizin deyişinizle Türkiye ikili bir terörist tehditle, hem IŞİD’in hem PKK’nın tehdidiyle karşı karşıyayken, kitlesel tasfiyeler Devlet’i zayıflatmıyor mu?

Erdoğan: Bu tedbirler de zaten güvenlik tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik. Gülen örgütüyle bağı olup tutuklanan ya da tasfiye edilen kişiler bu görev makamlarını işgal etmemeliydi. Türk güvenlik kuvvetleri PKK’ya karşı mücadeleyi sürdürmekteler, fakat adalet erkinin içinde teröristleri destekleyen unsurlar vardı. Ordunun içinde bile, Gülen’in terörist örgütünün üyeleri vardı. Şimdi bu kanserli hücreleri temizlemeye çalışıyoruz; aynı zamanda da hem DAEŞ hem PKK ile mücadele ediyoruz. Halbuki müttefiklerimiz, Suriye’de PKK’nın kardeş örgütü olan PYD’ye silah ve patlayıcı ulaştırıyorlar. Hangi dostluktan bahsediyorsunuz?

İyi ve kötü terörist diye bir ayrımda bulunmalarını anlayamıyoruz. PYD’nin DAEŞ’le dövüştüğü, bu yüzden de iyi teröristler oldukları söyleniyor bize. Ama El Nusra Cephesi de DAEŞ’e karşı dövüşüyor ve yine de kötü terörist muamelesi görmesine engel olmuyor bu. Bizse bütün teröristlerin kötü olduğunu ve aynı anda bütün teröristlere karşı birlikte mücadele etmek gerektiğini söylüyoruz.

PKK ile barış görüşmeleri başlatan ilk Türk yöneticisi oldunuz. Bu müzakerelerin bir gün tekrar başlama şansı var mı?

Erdoğan: Şu noktayı düzelteyim: Hiçbir zaman PKK ile barış görüşmeleri başlatmadım. Öcalan’la görüşen, Türk istihbarat servisleriydi. Asla, ne başbakanken, ne de cumhurbaşkanı olduktan sonra, teröristlerle görüşmedim. Bir devlet terörizmle pazarlık yapamaz. PKK’ya karşı savaşta çok fazla şehit verdik. Söz konusu olan intikam değil adalet.

Devlet, tüm kurumlarıyla, kalkınma da dahil olmak üzere bütün alanlarda mücadeleyi sürdürecektir. Terörist örgütün işgal ettiği topraklar, yıllar boyunca yatırımlardan istifade edemedi. Özel ve kamu girişimcileri güvenlik risklerinden ötürü bu bölgelere gelmek istemiyorlardı. Bombardımanlar ve tahribatlar oldu. Şimdi, iyiye gidiş var. Bu bölgenin şehirleri için kentsel dönüşüm projelerimiz var. Yeniden inşa süreci yaşanacak ve çatışmalardan kaçmak zorunda kalmış insanlar modern okulları ve ibadet yerleri olan modern konutlara dönebilecekler.

Muhalefet darbecilere karşı sizin yanınıza yer aldı; temsilcileri de 7 Ağustos Pazar günü yapılan büyük mitinge davet edildi. Fakat Kürt-yanlısı HDP, darbe girişimini kınamalarına rağmen, bu uzlaşıdan dışlanıyor gibi. Neden?

Erdoğan: Bu parti teröristleri destekliyor ve terörist bir örgüt olan PKK tarafından destekleniyor. Üstelik bu parti, iddia ettiği gibi Kürtlerin partisi de değil. Kürt kökenli yurttaşlardan en çok oy alan parti benim kurmuş olduğum AK Parti’dir. Düzeltmek gereken bir yanlış anlama var. Elbette HDP’yi destekleyen Kürt yurttaşlar var, ama çoğu zaman tehdit altında, çünkü teröristler tarafından zorlanıyorlar. Terörist örgüt yok olduğunda, bu parti de yok olacaktır. 2015’teki seçimlerde Haziran ile Kasım arasında zayıfladılar; zira halk gerçeği gördü.

HDP’nin güneydoğudaki belediyeleri hendekler kazmışlardı. Bunlar su kanalizasyonu veya gaz için değildi; güvenlik güçlerinin operasyon yapmalarını engellemek içindi. Türkiye’nin cumhurbaşkanı olarak, terörist bir örgütün desteklediği böyle bir partinin başındaki kişiyi, demokrasi ve şehitler için düzenlenmiş bir mitinge davet edemezdim. HDP yöneticileri Meclis’te istedikleri gibi konuşabilirler, ama onlarla kendimizi aynı tribünde bulmak istemeyiz. Onları çağırmış olsaydık, halk buna tahammül edemezdi ve onları linç etmeye kalkmaları riski vardı. Milletimizi kışkırtmak istemiyoruz; daha iyi bir gelecek için onu birleştirmek istiyoruz.

FransizKultur

Bunlar da ilginizi çekebilir: