Medyascope.tv

New York Times’ın gördüğü 15 Temmuz 

New York Times, 15 Temmuz darbe girişimini nasıl gördü? Bu saygın gazetede 15 Temmuz tarihinden bugüne kadar darbe girişimi üzerine 20’den fazla köşe yazısı yayınlandı. Yazılarda en çok dikkat çeken noktalardan biri, Türkiye’nin Batı bloğundan uzaklaşmasından duyulan endişe. Hatta 4 Ağustos’ta New York Times başyazısında sorulan bir soru bu endişenin boyutlarını gösteriyor: “Türkiye Batı’nın bütün değerleri ile bu kadar ters düşerken ne kadar güvenilir bir müttefik olabilir?”[1]

New York Times gazetesinde yayımlanan ‘fikir’ (Opinion) yazılarından en göze çarpanlarını sizin için özetledik.

16 Temmuz – Türkiye’nin gerçekleşmeyen darbesi 

Roger Cohen

New York Times’ınroger yeni uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanlarına hakim, tecrübeli yazarı Roger Cohen, darbenin gerçekleşmesi durumunda Türkiye’nin bir kabusa uyanacağını yazdı. Ancak yazara göre darbe girişiminin başarısız olması Türkiye için kötünün iyisi bir senaryo.

Cohen, darbe girişiminin demokratikleşmek için kullanılmak yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tasfiyelerle muhalifleri bastıracak bir araç haline gelmesinden rahatsız olduğunu yazıyor. Türkiye’deki bütün siyasi partilerin vakit kaybetmeden darbeyi kınamasının önemli olduğunu söylüyor. Ancak ona göre gerçekleş(e)memiş bir darbe de demokrasinin kazandığı anlamına gelmiyor.

16 Temmuz- Sürgündeki din adamı darbe girişimini yönettiği iddialarını reddediyor

Stephanie Saul

Stephanie Saul’un saul-1916 Temmuz sabahında Fethullah Gülen ile yaptığı röportaj, kuşkusuz darbe girişiminin hemen ertesinde yayınlanmasıyla ayrı bir öneme sahip. Böylelikle New York Times, Gülen’e kendisini ifade edebileceği bir platform sağlamış oldu. Röportajda Gülen, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yönetimini Nazi dönemi Almanya’sına benzetiyor. Cemaatinin mallarının kamulaştırıldığını ve takipçilerinin ise SS güçlerinin yaptığı gibi taciz edildiğini iddia ediyor. Saul yazısında Gülen cemaatinin değeri milyar dolarlara ulaşan okul, medya ve özel sektör faaliyetlerini vurguluyor. Ancak yazıda cemaatin devletin çeşitli kademelerine sızdığı iddiası ise dile getirilmiyor.

17 Temmuz- Türkiye’de demokrasiyi kutlama zamanı mı? 

Mustafa Akyol 

Darbe girişimininakyol ertesinde New York Times’da yayınlanan bir diğer yazı ise Mustafa Akyol imzalı. Akyol, diğer yazarlardan farklı olarak darbe girişimiyle paralel devlet iddialarının temelsiz olmadığının anlaşıldığını yazıyor. Akyol, Batı’daki güvenilirliği azalan hükümetle ilgili “Sizin paranoyak olmanız, takip edilmediğiniz anlamına gelmez.”[2] sözünü söylüyor.

Akyol’a göre başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha da güçlenmesine ve popülaritesini artırmasına sebep olacak. Ancak buradaki esas soru, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gücünü nasıl kullanacağı. Bu darbe girişiminin milli birliğin inşa edilmesi için bir fırsat mı olacağı, yoksa Türkiye’yi daha kötü bir geleceğin mi beklediği…

20 Temmuz- Trump ve Sultan

Thomas L. Friedman

Dünya çapında ünlü köşe151 yazarı Thomas L. Friedman’ın yönelttiği sorulardan biri pek çok Amerikalının darbe girişimine karşı duruşunu özetleyebilir: “Kötü insanların başına kötü şeyler geldiğinde nasıl tepki vermeliyiz?” [3]

Friedman’a göre, Cumhuriyetçilerin Başkan adayı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan doğumda ayrılmış kardeşler gibiler. Friedman, Erdoğan’ın sessizce kendi darbesini yaparak bir ‘modern zaman sultanı’na dönüştüğünü iddia ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın köşeye sıkıştıkça ülkeyi kutuplaştırmasını Trump’ın söylevlerine benzeten Friedman, ikisinin de gerçekleri değiştirme ve komplo üretme konusunda benzerlik gösterdiğini söylüyor. Ona göre, Trump’ın seçilmesi durumunda ABD’de bir darbe gerçekleşmesi olası değil. Ancak Trump da Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi bir kaos başkanı olacak. Bu nedenle Friedman’a göre Türkiye’nin bugünkü durumundan hoşlananlar Trump’ın ABD’sini de sevecektir.

22 Temmuz- Türkiye’deki darbe girişiminin arkasında kim var? 

Mustafa Akyol

Mustafa Akyol New York Times’ta yayınlanan ikinci yazısında Batı’yı Gülen hareketinin ikinci bir yüzü daha olduğuna ikna etmeyi amaçlıyor. Yazısında, Gülen’in Batı’da okullar açan, ılımlı bir İslam alimi olarak bilindiğini ama aslında Gülen cemaatinin daha karanlık bir yüzü de olduğunu vurguluyor. Akyol, on yıllardır Gülen cemaatinin devletin çeşitli kademelerine sızmaya çalıştığını anlatıyor. Cemaat’in hiyerarşik yapısı düşünüldüğünde Türkiye’nin Gülen’den şüphelenmesinin ise doğal olduğunu söylüyor.

Akyol’un yazısındaki bir diğer mesaj ise hakikatin ancak adil bir yargılama ile ortaya çıkarılabileceği. Türkiye’nin adalet konusunda iyi bir geçmişe sahip olmadığını yazan Akyol, bu nedenle ABD ile adil yargılama üzerinden anlaşılmasını öneriyor. Gülen’in iadesi sürecinde ABD’nin Türkiye’den beklentilerini önümüzdeki günlerde daha iyi göreceğimizi ifade ediyor.

24 Temmuz- Darbenin lideri sorumlu tutulmalı 

İbrahim Kalın

CumhurbaşkanlığıKALIN sözcüsü İbrahim Kalın’a göre, 15 Temmuz’un gerçek bir darbe olmadığını söylemek, 11 Eylül saldırılarının arkasında ABD’nin olduğunu iddia etmek kadar gülünç. Kalın, 15 Temmuz’un Gülen tarafından planlandığının kanıtlarla desteklendiğini anlatıyor.

ABD’nin Gülen’i iade etmesi gerektiğini tekrarlayan Kalın,  darbecilerin liderine karşı olmadan darbeyi kınamanın Türkiye için hiç bir anlam ifade etmediğini vurguluyor.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, binlerce insanın görevden alınmasıyla ilgili kaygılara cevaben, darbeyle bağlantılı askerlerin, hakim ve savcıların tasfiye edilmesinin orduyu ve devleti güçlendireceğini söylüyor.

25 Temmuz- Türkiye’nin demokrasisine yöneltilen bütün tehditleri kınıyorum 

Fethullah Gülen

Fethullah352647 Gülen’in New York Times’ta kaleme aldığı op-ed, haftanın en çok ses getiren yazılarından oldu. Gülen, Radikal İslam’a karşı, Cemaati’nin Batı için alternatif bir İslam modeli olduğunu savunuyor. Darbe girişiminde hiçbir ilgisinin olmadığını söylüyor. ABD’den kendisini Türkiye’ye iade etmemesini isteyen Gülen, bu durumda Türkiye’de adil bir yargılanma olmayacağını öne sürüyor.

Ruşen Çakır’dan yazının değerlendirmesi:

3 Ağustos- Kızgın Erdoğan’la nasıl iyiyi oynarız? 

Stephen Kinzer

Türkiye’de de gazetecilik yapmış, Stephen-Kinzertanınmış yazarlardan biri olan Stephen Kinzer’ın kaleme aldığı yazı, Türkiye’nin son zamanlarda müttefikten ziyade baş ağrısına dönüştüğü fikrini dile getiriyor. Yazıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘diktatörlük benzeri yönetimi’ni sürdürmek için basını ve sivil toplumu baskı altına almakla suçlanıyor. Çözüm Süreci’nin sona erdirilmesi ve anayasanın değiştirilmeye çalışılmasıyla Türkiye, uluslararası arenada ekonomik kayıplara ve iç savaşa sürükleniyor.

Kinzer’e göre, bu durumda ABD iki seçeneğe sahip; ilki zor olanı yapıp Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı inkar ederek Türkiye’yle yollarını ayırabilir ve hatta gerekirse Türkiye’yi NATO’dan çıkarabilir. New York Times gibi önemli bir yayın kuruluşunda bu ifadelerin kullanılması bile Türkiye’nin ABD tarafından algılanışını anlamak için çok önemli. Kinzer böylelikle, ABD ve Türkiye’nin kimi zaman ters düştüğü Suriye politikasının bütünlük kazanabileceğini ifade ediyor.

Ancak Kinzer’a göre Türkiye, jeopolitik özelliklerinden dolayı önemli bir müttefik. Bu nedenle ikinci bir seçenek ABD’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı olduğu gibi kabul etmesi. Kinzer için bu etik olarak daha zayıf bir duruş olsa da ABD’nin politikalarına daha uygun. Burada önemli olan Washington’ın Türkiye üzerindeki etkisini koruyup koruyamayacağı. Çünkü, Türkiye’nin seçeneklerinden biri de son zamanlarda daha sık tartışılan Rusya ve Çin ile daha yakın bir eksene kaymak olacaktır.

Kinzer’e göre ABD Türkiye’nin terör ve güvenlik sorunlarının olduğu bu dönemde onu yalnız bırakmamalı. En nihayetinde, bölgede dostu olmayan ABD için her ne olursa olsun ABD-Türkiye ilişkisini kesip atmak çok riskli.

4 Ağustos Türkiye’nin Yeni Amerikan karşıtlığı 

Başyazı

New York Times’ın başyazısı olarak çıkan bu makale yazılar arasında belki de en sert üsluba sahip olanı. Türkiye’nin darbe girişimi için suçlayacak bir muhatap bulmak için çaresizce arayış içinde olduğunu iddia edilen yazıda yeni bir anti-Amerikanizm tehdidinden bahsediliyor.

ABD’nin bölgedeki istikrarı tehlikeye atarak, NATO üyesi bir ülkenin güvenliğini sarsmasını beklemenin mantıksız olduğu savunuluyor. Tekrarlanan endişelerden biri bu süreçte Türkiye’nin anti-demokratikleşerek Rusya’ya yaklaşması. Böyle bir durumda demokrasiden hızla uzaklaşan hayati önemdeki bir müttefik ile ne yapılmalı sorusu sorulmuş. NATO’nun anti-demokratik uygulamalar için yaptırım uygulamayı düşünmesi öneriliyor.

New York Times’ın baş yazısı aslında bu süreçte yayımlanan yazılarla paralel bir içerikle ama daha sert bir üslupla yazılmış. Yazılarda darbe girişiminin boyutlarından ziyade, 15 Temmuz sonrası tasfiyelerle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gücünü arttırarak demokrasiden uzaklaşacağı üzerine duruluyor.

[1]“But it is hard to see how Turkey can be a trusted ally if it embraces principles and practices so odd with the West?”

[2]“Just because you are paranoid doesn’t mean they aren’t after you.”

[3]“What is the right response when bad things happen to bad people?