Medyascope.tv

Ortadoğu’daki Rus müdahalelerinin bilinmeyen tarihi

Ortadoğu’daki Rus müdahalelerinin bilinmeyen tarihi

Nikolay Surkov – Orient XXI / Çeviri: Haldun Bayrı

 

Eylül 2015’te Suriye’ye müdahale eden Rusya, kökü 1950’li yıllara dayanan bir geleneğe döndü. Sovyetler Birliği zordaki müttefiklerini kurtarmak için hem Mısır’a hem Suriye’ye birçok defa birlik göndermişti.

Eylül 2015’te Rusya Suriye’ye önce askerî uçaklarını sonra da hava savunma birimlerini yerleştirdi. Medya için flaş-haber olan bu olay, aslında Ortadoğu’daki Rus askerî varlığının uzun tarihinde yeni bir bölümdü sadece. Bu askerî varlık, yarım asırdan fazla bir zaman önce, 1950’li yıllarda başlamıştı.

İkinci Dünya Savaşı’nın ertesinde, Ortadoğu Sovyetler Birliği için tâli bir bölgeydi. Sonra Soğuk Savaş zamanı geldi ve SSCB küresel çıkarları olan bir dünya gücüne dönüştü. O zaman Sovyet yöneticileri Ortadoğu’daki ülkelerin bağımsızlıklarının güçlendirilmesinin SSCB çıkarlarına hizmet edebileceğini, Batı Bloku’nun hammadde kaynakları ile ticarî dolaşım ve taşımacılığın yapıldığı ana yollara erişimini aksatabileceğini düşünmüşlerdi. Böylelikle Arap dünyasını bağımsız ve siyaseten tarafsız, topraklarında yabancı askerî varlığı bulunmayan, tercihen de SSCB ile iyi siyasî ve ekonomik ilişkiler içinde bir devlet grubuna dönüştürmeye uğraşmışlardı. Buna paralel olarak bu ülkeleri bir sosyalist kalkınma modeline doğru yöneltme iddiası yoktu.

Koşullar Sovyetler’in bu bölgeye sızmasına fırsat verdi. 1950’li yıllar sömürgelerin bağımsızlığa kavuşma yıllarıydı. Arap devletleri, silahlı kuvvetler oluşturmalarına ve bağımsız ekonomiler kurmalarına yardım edebilecek müttefikler aramaya başladılar. Mısır ve Suriye potansiyel olarak en çok şey vaat eden ortaklardı, çünkü Batı yanlısı askerî bloklara katılmaya karşı çıkıyor ve etkin bir biçimde başka müttefikler arıyorlardı.

Mısır’da Sovyet Tankları

1950’li yıllarda Mısır en etkili Arap ülkesiydi. Ülkesini Arap dünyasının lideri yapmak isteyen genç ve karizmatik başkan Cemal Abdül Nasır’ın güçlü bir orduya ihtiyacı vardı. Batılılar ve bilhassa ABD, silah tedarikini Batı-yanlısı askerî ittifaka katılıp bu ittifakın danışmanlarını ülkeye kabul etme şartına bağlıyorlardı. Britanya hâkimiyetinden yeni kurtulmuş olan Mısırlılar için bu şart kabul edilemezdi. Böylece Kahire, başlarda güvensizlik duysa da Moskova’ya doğru dönmeye başladı.

Eylül 1955’te, Nasır Çekoslovakya ile bir askerî işbirliği antlaşması imzalıyordu. Daha sonra 26 Temmuz 1956’da kamuoyu önünde kabul edilecek olan, SSCB ile bir anlaşmanın sadece paravanıydı bu. Bu antlaşmayla, Mısır onca istediği ağır modern silahlara kavuştu: savaş uçakları, tanklar, zırhlı araçlar, toplar, savaş gemileri ve denizaltılar. Sovyetler’den ve Doğu Avrupa’dan piramitler ülkesine askerî eğitmenler gönderildi. Böylelikle Ortadoğu’da kendine bir kapı bulmuş olan SSCB için büyük bir başarıydı bu.

Misir_Rusya

1964’de Sovyet lideri Nikita Kruşçev, Mısır’ı ziyaret ettiğinde Cumhurbaşkanı Cemal Abdül Nasır ile böyle poz vermişti. (Foto: VASILY YEGOROV/TASS/GETTY IMAGES)

Süveyş Olayı’ndan sonra altın çağ

Bununla birlikte, Mısır’a silah tedariki, Arap ülkelerinin siyasî müttefikliğine hazır olduğunu kanıtlamak isteyen SSCB’ye yeterli değildi. 1956’da İsrail, Birleşik Krallık ve Fransa Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesine tepki olarak Mısır’a karşı bir askerî operasyon başlattığında bu fırsat çıkmış oldu.

Mısırlılar yumruklarını sıkıp yakınarak: “Ey Ruslar, nerede uçaklarınız? Nerede silahlarınız? Nerede askerleriniz? Neden Rusya Mısır’ı kurtarmıyor?” diye haykırdılar. O dönemde bu şikâyetleri anlayamazdım. Ancak daha sonraları, Mısır’da iki savaş daha yaşadıktan sonra, geriye dönüp baktığımda artık şaşırmıyordum. Şurası kesin ki, “Bulganin ültimatomu” diye adlandırılan tehdit ve saldırganların geri çekilmesinden sonra, durum bizim için hepten değişmişti. Aniden Mısır’ın kurtarıcısı ve en iyi dostları statüsünü elde etmiştik.

Sovyet istihbarat subayı Vladimir Kirişenko’nun anılarından alıntı.

Nitekim SSCB bu şansı kaçırmadı. Batılı güçlere yüklenmek için elindeki tüm diplomasi ve propaganda olanaklarını kullandı. Yine de asıl belirleyici, Mısır’ı savunmak için bir Sovyet askerî müdahalesi ve nükleer silah kullanımı tehditleri olmuştu. Kasım 1956’da, Sovyet hükûmet başkanı Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail liderlerine, “saldırganları yerle bir etmek için zor kullanma” kararlılığını ifade ettiği mesajlar yolladı. Nasır Sovyet büyükelçisine şöyle demişti:

“Mısır halkı gerçek ve sahici dostunun kim olduğunu bir kez daha açıkça gördü. Büyük Britanya ile Fransa Ortadoğu’yu ilelebet kaybetti. Araplar bu günleri unutmayacaklar ve bunun hatırasını nesilden nesile aktaracaklar.”

Asvan Barajı’nın inşasındaki Sovyet yardımı da Mısırlılar için çok önemli olmuştu. Bu baraj hâlâ ülkenin gurur kaynağıdır ve halka su ve elektrik sağlamayı sürdürmektedir. 1960’lı yılların Mısırlıları için SSCB, 1956’daki “üçtaraflı saldırı”nın durdurulmasına yardım etmiş, Mısır ordusuna silahlar vermiş ve ekonominin modernleştirilmesi için anlamlı katkılar yapmış olan büyük bir ülkeydi.

Sovyetler’in Suriye’deki ilk adımları

Mısır örneği bölgenin diğer ülkelerini de SSCB ile ilişkiler geliştirmeye yüreklendirdi. Ağustos 1957’de, Suriye SSCB ile bir ekonomik ve askerî işbirliği antlaşması imzalıyordu. Buna şiddetle tepki gösteren Batı ve medyası, Şam’da komünizmin zaferinin eli kulağında olduğunu bildirmeye koyuldular. ABD ve bölgedeki müttefikleri bir rejim değişikliği üzerine çalışmaya başladılar. Türkiye Suriye sınırına birliklerini kaydırırken Amerikalılar da 6. Filo’yu Doğu Akdeniz’de konuşlandırdılar.

Bunun önünü kesmek için Sovyetler Birliği Türk hükûmetine bir dizi sert nota vererek, istila edilmesi durumunda Suriye’ye bir saldırı kurbanına verilmesi gereken yardımı göndereceğini bildirdi. Moskova beyanlarla da yetinmedi. Eylül 1957’de, Sovyet askerî gemileri Lazkiye’de konakladı. Buna paralel olarak, Kızıl Ordu Kafkaslar’da ve Karadeniz’de kapsamlı tatbikatlar yapmaya başladı. Sonunda Batılı güçler Suriye’nin iç işlerine doğrudan müdahale fikrinden vazgeçtiler.

Haziran 1967 Savaşı

1960’lı yıllar boyunca, bu Arap ülkeleri askerî potansiyellerinin artırılması için yoğun bir Sovyet askerî yardımı aldılar. Aynı zamanda İsrail’le artan gerginlik 5 Haziran 1967’de başlayan yeni bir savaşa yol açtı.

Üçüncü İsrail-Arap Savaşı Arap orduları için aşağılayıcı bir bozguna dönüştü; üstelik büyük toprak parçaları kaybettiler. BM Güvenlik Konseyi’nin çatışmaların derhal durdurulmasını buyuran bir kararına rağmen, İsrail kuvvetleri ilerlemelerini sürdürüp güneyde Sina Yarımadası’nın Süveyş Kanalı’na kadar tamamını, kuzeyde ise Golan Tepeleri’ni işgal ettiler ve hem Şam’ı hem de doğuda tüm Batı Şeria’yı tehdit eder duruma geldiler.

Yine de Sovyetler Birliği Arap devletlerinin siyasî ve stratejik bakımdan çöküşüne engel olmak için müdahale etmişti. 10 Haziran’da İsrail’le diplomatik ilişkilerini kesiyor ve birtakım sonuçlara yol açacak yaptırımlar getirmekle tehdit ediyordu. ABD’yi de uyarmıştı: İsrail dövüşü durdurmazsa askerî tedbirlere başvurmakta tereddüt etmeyecekti. Aynı gün, İsrail kuvvetleri tüm cephelerde ateş kestiler.

Arapların bu savaştaki yenilgisi öncelikle yöneticilerinin düşmanı küçümseyen ve kendi ordularının gücünü abartan tavırlarının sonucu olmuştu. Bu yüzden, –savaşın daha ilk saatlerinde– neredeyse tüm hava kuvvetlerinin havalanamadan imha edilmesi Mısırlı askerlerin temkinsizliğine bağlıdır. Bununla birlikte Arap kamuoyu da, çok sayıda siyasî sorumlu da, Sovyetler Birliği’ni mîadını doldurmuş askerî teçhizat vermekle ve Arap dostlarının yardımına koşmamakla suçlamışlardır.

İlkeler ya da usûller hiç izah edilmeden girişilen farklı operasyonlar. Subaylar acemi askerleri fiziki cezalara başvurarak yetiştirmeye öncelik tanıyorlardı… 21. Zırhlı Tümen eski askerlerden oluşmasına rağmen, kazalar sıradanlaşmıştı. Bir atış talimi sahasında, tank mürettebatının ortak eksenli mitralyözlerini doğru düzgün yönlendirmeyi unuttukları oluyordu; böylelikle hedefleri izleyen subayları atış çizgilerine alıyorlardı. Aynı şekilde tank sürücüleri kasklarını doğru düzgün iliklemeyi unutuyor ve başlarından yaralanıyorlardı. Bir defa, Binbaşı Sklyarenko, topçu biriminin atış için hedefin koordinatları yerine onun kumanda mevkiinin koordinatlarını vermiş olmalarından yakınmıştı.


21. Zırhlı Tümen’in eski askerî tercümanı V. P. Klimentov’un anılarından alıntı.

Sovyet yöneticileri 1967 Savaşı sırasında dost Arap rejimlerinin yıkılmasına izin vermeyeceklerini açıkça ifade etmişlerdi. Mısır ve Suriye ordularının dövüş potansiyeli yoğun silah yardımı ve daha çok sayıda danışman gönderilerek çabuk biçimde artırılmıştı. “Sovyet yardımı sayesinde, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin savunma gücünü tamamen yeniledik ve şimdi İsrail saldırılarına karşılık olarak büyük çaplı askerî operasyonlar yürütebiliyoruz” diye ilan ediyordu Nasır, Nisan 1970’te. Mart 1969’da, Mısırlılar İsrail’le karşılıklı top atışları, hava çarpışmaları ve komando baskınları biçiminde gerçekleşen “yıpratma savaşı” diye adlandırılan süreci başlatmıştı. Bununla birlikte, hava ordusunun üstünlüğü sayesinde İsrail çabucak  avantajlı konuma geçti; Mısır topraklarında hayli içlerde yer alan şehirler bile hava saldırılarına uğratıldı.

1969’da, Mısır hava kuvvetleri 68 savaş uçağı kaybetti; İsrail ise sadece 34 uçağını kaybetmişti. Havadaki düellolar ya da ufak grupların çatışmaları her iki taraf için eşdeğer kayıplarla son buluyor olsa da, taktik organizasyonunun ve eşgüdümünün daha iyi olması sebebiyle İsrail hava kuvvetlerinin önemli toplu çatışmalarda bâriz bir üstünlüğü vardı. Bu da ona hava üstünlüğünü getirdi.

1969-1970’te Mısır’da görev yapan Sovyet pilot subay V. Elşaninov’un anılarından alıntı.

Bunun sonucunda Aralık 1969’da Nasır Sovyetler Birliği’nden hava savunma birimleri istedi. Moskova buna cevaben Mısır’a Şubat 1970’te SSCB’nin o dönem elindeki en ileri hava savunma füze sistemi olan 18 adet SA 3 füze bataryası (SSCB bu sistemi henüz hiçbir dost ülkeye, Vietnam’a bile göndermemişti), 70 MIG 21 MF avcı uçağı (MIG 21’in yeni bir versiyonu, sadece 2 füze yerine 4 havadan-havaya füze taşıyabiliyordu ve 30 mm’lik yeni bir çift namlulu topla donatılmıştı) ve keşif uçuşlarına yönelik 10 MIG 21 R gönderilmesiyle “Kafkas Operasyonu”nu gerçekleştirdi. Bütün bu uçakları tecrübeli Sovyet pilotları kullanıyordu, ama biçimsel olarak Mısır hükûmetine aittiler ve Mısır kokartı taşıyorlardı. Mısır’daki Sovyet personelinin mevcudu 20 bin kişiye ulaşmıştı. Fakat “Kafkas Operasyonu” zayiatsız olmadı. İsrailliler hava çarpışmalarında Sovyetler’in kullandığı uçaklar düşürdüler. Kazalardakilerle birlikte 40 Sovyet askeri öldü.

Sovyetler’den gelen hava savunma birimleri öylesine etkililerdi ki –yaklaşık 30 kadar İsrail uçağı düşürülmüştü– İsrailliler sonunda hava saldırılarını kesmek ve bir ateşkesi kabul etmek zorunda kaldılar.

Mısır’ın Batı’ya doğru çark edişi

Sovyet desteği Nasır rejiminin 1956, 1967 ve 1970’teki üç badireyi atlatmasına yardım etti. Moskova Araplar’ı Batı’ya ve İsrail’e karşı desteklediği sürece bölgedeki Sovyet nüfuzu güçlü oldu. Bununla birlikte Nasır’ın halefi Enver Sedat Sovyetler Birliği’ne karşı farklı bir tutum takındı. Ona göre Mısır’ın, alabildiği kadar Sovyet silahına ihtiyacı olsa da, uzun vadede hesaplarını ABD üzerine yapması gerekiyordu; çünkü ABD’den cömert bir ekonomik yardımdan başka, İsrail’in işgal ettikleri toprakların, yani Sina Yarımadası’nın tekrar alınması için bir yardım da umulabilirdi.

Modern silahların teslimatı için sürekli müzakere halindeydik. Büyükelçimizin Başkan’la görüşmelerinde en yeni silahlar üzerine bir tartışmanın çıkmaması ender görülürdü. Çoğu zaman, “Günaydın, sayın Başkan,” sözüne cevaben, “Silahlar nerede büyükelçim?” sorusu işitilirdi.

Sovyet istihbarat subayı Vladimir Kirpişenko’nun anılarından alıntı.

 

Sovyet yöneticileri Kahire’nin ne ölçüde tavır değiştirdiğini gördüler ve silah teslimatı dalgaları dinmeye başladı. Bundan cesaret alan Sedat Moskova’yla ilişkileri alenen kopardı. 7 Temmuz 1972’de 15 bin Sovyet askerî danışmanının Mısır’dan gitmelerini istedi.

Arap kamuoyunun bir kısmı coşkuya kapılmıştı. Ama çok geçmeden keyifleri kaçtı. İki hafta sonra ordudan, Arap uzmanlarının uçaklar da dahil olmak üzere çeşitli askerî teçhizatı kullanmaktan âciz olduklarını bildiren mesajlar gelmeye başlamıştı. Silahlı kuvvetlerin dövüş yeteneği ciddi bir biçimde azalmaktaydı. Bu koşullarda, Mısırlı yetkililer bizden yardım istemek zorunda kalmışlardı.

Bir Sovyet havacılık uzmanları grubundan, A. V. Ena.

Oysa Moskova hâlâ Kahire’yle işbirliğinin sürdürüleceğini umuyordu; dolayısıyla da askerî ve ekonomik yardım sağlamaya devam etmişti. Mısır limanları Amerikan 6. Filosu’nu dengeleyen ve Sovyetler Birliği’ni güneyden gelen saldırılara karşı koruyan Sovyet donanmasının faaliyetleri bakımından önemliydi.

1973 Arap-İsrail Savaşı

İşgal altındaki toprakların siyasî yollarla geri alınmasını artık bekleyemeyen Araplar, 6 Ekim 1973’te, İsrail’le, genel olarak “Kippur Savaşı”1 diye adlandırılan yeni bir savaş başlattılar. Bir sürpriz-saldırıyla İsrail ordusunu yenmeyi ve tekrar saygınlık kazanmayı umuyorlardı. Bununla birlikte savaş yeni bir aşağılayıcı yenilgiye dönüştü ve SSCB bir kez daha Mısır ve Suriye ordularını tamamen çöküşten kurtarmak için müdahale etmek zorunda kaldı.

Savaşın başında, İsrailliler Golan Tepeleri’ndeki Suriye taarruzunu püskürtmüş ve karşı-taarruza geçerek Şam’ı tehdit etmeye başlamışlardı. Bununla birlikte daha ileri gitmeye cesaret etmemişlerdi, çünkü Sovyet yardımıyla çabucak yerleştirilen hava savunma sistemi İsraillilerin hava hâkimiyeti kurmasını engellemişti. Hava kuvvetlerinin verdiği kayıplar İsraillileri Şam’a yaptıkları hava akınlarını durdurmaya zorlamıştı.

Moskova, Arap müttefiklerini kurtarmak için Mısır ile Suriye’ye silah ve cephane teslimatı için bir hava köprüsü kurmuştu. Bu kez Sovyet askerleri en ön saftaki çarpışmalara doğrudan katılmamışlardı. Yeni askerî teçhizat ikmalinin haricinde, hasarlı araçları onarıyor ve hava savunma sistemlerini bizzat çalıştırıyorlardı. Sovyet deniz kuvvetleri Doğu Akdeniz’de yoğunlaşmıştı. Gemileri silah yüklü deniz konvoylarını koruyordu, ama İsrail üzerinde fazladan bir baskı da oluşturuyorlardı.

Mısır muhtelif acil yardım almıştı (Kahire sâkinleri, Kahire Havaalanı kapatıldığı sırada, yarım saatte bir havada Sovyetler’in büyük nakliye uçağı Antonov 22’nin vınlamasını iyi hatırlarlar); Başkan’a sürekli olarak çatışma durumuyla ilgili siyasî sorunlar için başvuruluyordu; Başkan acilen bir ateşkes sağlanmasını istediği zaman, Sovyetler Birliği, koşullar önceye nazaran çok daha zorlaşmasına rağmen, tüm olanaklarını ve tüm otoritesini kullanarak bunu sağlamayı başarmıştı.

Sovyetler’in Mısır’daki büyükelçisi Vladimir Vinogradov’un anılarından alıntı.

 

Kısmen SSCB’nin çabaları sayesinde, BM Güvenlik Konseyi 23 Ekim’de çatışmaların derhal kesilmesi doğrultusunda bir karar almıştı. Bununla birlikte, Süveyş Kanalı’nı aşmış olan İsrail birlikleri ilerlemelerini sürdürmüş ve Mısır ordusunu kuşatmışlardı. Buna tepki olarak SSCB, tektaraflı olarak, havadan taşınan yedi tümenini alarma geçirme kararını almıştı. Moskova’nın Mısır’ın yenilgisine izin vermeyeceğini ABD ile İsrail’e bildiren bir sinyaldi bu. İsrailliler askerî operasyonlarını durdurmuşlardı.

1973’te de Sovyetler Birliği Arapların tam bir bozgundan kurtulmalarına bir kez daha yardım etmişti. Bununla birlikte Başkan Sedat’ın başlatmış olduğu dış politika değişikliğine engel olamamıştı. Mart 1976’da, Sedat Sovyetler-Mısır dostluk ve işbirliği antlaşmasını fesh ettiğini bildiriyordu. Ekim 1977’de, savaş borçlarının ödemesi on yıllığına askıya alınıyordu. SSCB ile ilişkiler dondurulmuştu. 1981’de, Sedat Kızıl Ordu’ya karşı dövüşen Afgan Mücahitleri’ne yardım bile göndermişti.

“2. Kafkas” Operasyonu

Sovyet-Mısır ilişkilerinin 1970’li yıllarda bozulmasıyla birlikte, Suriye’yle ilişkiler SSCB için artan bir öneme bürünmüştü. Nitekim, İsrailliler 1982’de Bekaa Vadisi’ndeki Suriye hava savunma sistemini yok ettikleri vakit, SSCB Suriye’ye uzun menzilli SA 5 hava savunma füze sistemini yerleştirmiş ve binlerce Sovyet askeri göndermişti.

İsrail’den ya da Bekaa’dan gelerek Suriye sınırına yaklaşan uçakların gökyüzüne beyaz yollar “çizdiklerini” birçok kez kendi gözümüzle gördük. Uçakların geriye çark ettiklerini açıkça gösteren kıvrımlarla bitiriyorlardı. Füze rampalarımızın yaklaşmakta olan hedeflere doğru döndükleri anda olurdu bu daima.

Yarbay S. I. Kaşko’nun anılarından alıntı.

İsrailliler Suriye’de hava hâkimiyetini kaybetmişlerdi. İki yıl sonra, gerginligin azaldığı sırada, Suriye’deki askerî techizatın ve personelin çoğu SSCB’ye geri dönmüştü.

Sovyetler-Suriye ilişkilerinin ve genel olarak Sovyet-Arap ilişkilerinin daha sonraki yazgısını bölgesel olaylardan ziyade, 1980’li yılların ortasındaki perestroikanın başlamasıyla SSCB’de olup bitenler belirlemiştir. Sovyet ekonomisinin zayıflaması ve ABD ile ilişkilerin iyileşmesiyle, Moskova bilhassa iç sorunlarıyla meşgul olmuş ve Ortadoğu’daki bedeli ağır bir taahhütte artık çıkarına olan bir durum görmemiştir. Askerî ve ekonomik yardım hızla azalmıştır. Neredeyse karşılıksız olan bir desteğe alışmış olan Arap devletleri, yeni Sovyet yönetiminin yeni pazar ekonomisi yaklaşımı karşısında surat ekşitmişlerdir. Böylelikle bağlar zayıflamış ve 1990 başında potansiyel olarak ortadan kalkmıştır.

FransizKultur

1) Fransız Yayıncının Notu. Arapça’da “Ekim Savaşı” veya 1973 İsrail-Arap Savaşı da denmektedir.

Bunlar da ilginizi çekebilir: