Medyascope.tv

Barzani ziyareti ne anlama geliyor?


Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetim Başkanı Mesut Barzani, bugün Türkiye’ye geldi; önemli bir ziyaret yaşanıyor. Barzani defalarca kez gelmişti; özellikle Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı döneminde çok yakın ilişkisi olduğunu biliyoruz. Hatta bölgede Barzani ve Erdoğan’ın birbirlerine en yakın müttefikler olduğunu bile söyleyebiliriz. Özellikle Suriye krizinden sonra Türkiye’nin Suriye ve İran’la ve ardından Rusya ile arasının açılmasıyla beraber, Irak yönetimiyle de arasının açılmasıyla, bölgede Türkiye’nin, Ankara’nın en yakın müttefiki olarak Irak Kürdistan bölgesi geliyordu. Aynı şekilde Irak’taki Kürdistan yönetimi için de Ankara’nın aynı fonksiyonu gördüğünü söyleyebiliriz. Yalnız oradaki şu noktanın altını özellikle çizmek lazım: Barzani yönetiyor, ama orada diğer Kürt güçlerinin içerisinde Kürdistan Yurtseverler Birliği yani Talabani’nin partisiyle Goran hareketinin İran’a daha yakın olduklarının, İran ile ilişkilerinin daha yakın olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Irak Kürdistanı’nda Barzani’nin Türkiye’ye, Ankara’ya ve Tayyip Erdoğan’a karşı yakınlığı çok daha stratejik yakınlık.

Şimdi değişik spekülasyonlar, değişik yorumlar yapılıyor “Neler konuşulacak?” diye. Çok şey konuşulacağını görmek mümkün. Ancak, öncelikle zaman açısından baktığımız zaman, Türkiye’nin İsrail hadi neyse o birinci derecede önemli olmayabilir ama özellikle Rusya ile yakınlaşması ve İran’la temaslarının sıklaştırmak üzere olduğu bir zamana denk geliyor. Türkiye’nin Suriye politikasını yeniden şekillendirmek zorunda kaldığı bir zamana denk geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde Tahran’a gitme ihtimalinden bahsediliyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Hindistan yolundan önce programda olmamasına rağmen Tahran’a uğradığını biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nin çok yoğun bir bölgesel trafiğinin ortasına geliyor.

Bunun içerisinde küresel boyut da var. Yarın Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden da Türkiye’de olacak. Bunun bir gün öncesinde geliyor Barzani. Barzani de Türkiye’den sonra İran’a gidecek dolayısıyla her iki tarafın da bölgesel birtakım arayışlar içerisinde olduğunu ve bu ziyaretin de birbirlerine yakın olan bu iki ismin, Erdoğan ve Barzani’nin bu bölgesel politikaları şekillendirmede birbirlerine destek vermeleri olarak görebiliriz. Genel hatlarıyla böyle iki müttefikin buluşması, bölgede çok önemli değişikliklerin arifesinde en azından Türkiye’nin Suriye politikasının değişiklikleri arasındaki bir buluşma.

Ama olayın birçok boyutu var, öncelikle şunu vurgulamak lazım: Her iki taraf da şu anda çok güçlü değil; gerek Erdoğan gerek Barzani. Erdoğan’ın gücünün 15 Temmuz’da ciddi bir şekilde sarsıldığını biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de darbe girişiminin ardından özellikle TSK’da yaşananlar ve devletteki büyük tasfiyelerle beraber baktığımız zaman çok kırılgan olduğu bir döneme denk geliyor bu. Türkiye 15 Temmuz öncesindeki kadar güçlü, caydırıcı gücü, belirleyici gücü, etkileyici gücü olan bir ülke değil an itibariyle. Barzani için de baktığımız zaman, Barzani özellikle İran destekli KYB ve Goran’ın çok ciddi tehdidi altında, Barzani devrilmek isteniyor bir nevi. Bir diğer husus çok önemli: Bağdat rejimiyle olan sorunlar çözülmüş değil, çok ciddi bir ekonomik kriz var; petrol parasını alamamaktan kaynaklanan çok ciddi bir ekonomik kriz var. Bu ekonomik kriz, özellikle askeri harcamalarını doğrudan etkiliyor. IŞİD tehdidi Irak Kürdistanı için hâlâ geçerli olmasına rağmen, Irak’ta çok ciddi ekonomik bunalım var. Bir taraftan yönetim krizi var, bir taraftan ekonomik bunalım var, bir diğer taraftan da PKK Irak’ta ve Suriye’de. Irak’ta ciddi bir gücü olan PKK Barzani’nin muhalifleriyle birlikte, yani Goran ve KYB ile birlikte, Barzani’nin zayıflatılması ve belki de devrilmesi konusundaki çalışmalarda aktif rol alıyor.

Evet, gördüğümüz gibi Barzani’nin çok ciddi sorunları var, Türkiye’nin de çok ciddi sorunları var; bölgede yapılması gereken çok iş var ve bu işlerin birçoğu iki tarafı birinci dereceden ilgilendiriyor. Bunların başında ne var: Öncelikle bir Rojava meselesi var; Suriye Kürdistanı, Suriye’nin Kürtlerinin yaşadığı bölge diyelim. Burada PYD/YPG yani PKK çizgisindeki grupların inisiyatifi çok ciddi bir şekilde almış olduğunu görüyoruz. Barzani’ye yakın, PYD/YPG çizgisine uzak diyelim, büyük bir kısmı Barzani’ye yakın on binlerce belki de yüz binlerce Kürt’ün Irak Kürdistanı’nda yaşadığını, bir kısmının da Türkiye’de yaşadığını biliyoruz ve burada PYD’ye karşı Türkiye’nin hassasiyeti çok daha farklı. Türkiye sınırlarında, güney sınırında Kürt bölgesi istemiyor. Otonom ya da federal her ne olursa olsun, Barzani de burada PKK çizgisindeki hareketin çok güçlü bir şekilde var olmasından rahatsız. Ancak Türkiye’nin Ankara’nın ve Erbil’in bir araya gelmesi durumunda bile –ki bu rahatsızlıklar öteden beri var. Bu rahatsızlığın sonucunda PYD/YPG’nin Rojava’da güç kazanmasını engelleyebilme kapasiteleri dün olmadı, bugün de olacağa benzemiyor.

Burada en önemli faktör kuşkusuz ABD. ABD, IŞİD’e karşı mücadelede PYD/YPG’ye çok fazla güveniyor, onlarla ittifak halinde. Öte yandan, Şam rejimi ve Rusya da Kürtlerin çok fazla zayıflamasını açıkçası arzulamıyor. Denetimli bir şekilde Kürtlerin orada belli bir güce sahip olmasını Şam da Moskova da tercih ediyor. Dolayısıyla, Ankara ve Erbil’in birlikte Rojava’nın kaderini değiştirebilecek manevralar yapabilmesi açıkçası çok mümkün gözükmüyor. Ama bu konuyu Ankara’da çok ciddi bir şekilde masaya yatıracaklardır.

Bir diğer husus, tabii ki PKK’nın varlığı meselesi; Türkiye’deki saldırılarını sürdürüyor olması meselesi. Yeniden bir barış masası kurulup kurulamayacağı meselesi. Barzani’nin ziyaretinin ardından böyle bir sürecin yeniden bir tür startı olup olmayacağını düşünenler var, tartışanlar var. En son KCK’dan yapılan açıklamada, yeni bir çözüm süreci için hazır olduklarını ama adımın devletten gelmesi gerektiğini söylemişlerdi. Ama o açıklamanın bir yerinde bazı devletlerden ve Irak Kürdistanı’ndaki dost örgütlerden bu konuda kendilerine baskı olduğunu belirtmişlerdi. Tabii dost derken burada Barzani’yi çok fazla kastettiklerini düşünmemek lazım. Daha çok KYB ve Goran’ı kastediyorlardır, ancak şunu da biliyoruz ki Barzani, Türkiye’de Kürtlerle devlet arasında çatışma olmasını tercih etmiyor. Yani Türkiye’deki Kürt sorununun barışçıl bir şekilde çözülmesini ciddi bir şekilde, samimi bir şekilde istiyor. Bu, PKK’ya destek verdiği anlamına gelmiyor; çünkü uzun bir süreden beri PKK ile KDP yani Barzani’nin partisi, dolayısıyla Abdullah Öcalan’la Barzani arasında çok ciddi bir nüfuz savaşı var. Bu nüfuz savaşı bütün Kürt bölgelerini kapsıyor. Sadece Irak’ı değil; Türkiye’yi, Suriye’yi ve İran’ı da kapsıyor.

Bu rekabet kolay kolay bitecek bir rekabet değil, ama şunun özellikle altını çizmek lazım: Barzani hiçbir şekilde PKK’ya karşı bir askeri opsiyonu, hele Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile, TSK ile birlikte bir askeri opsiyonu hayata geçirebilecek durumda değil. Ne teknik olarak ne politik olarak. Böyle bir şeye girişmesi durumunda, zaten Irak Kürtlerinin içerisinde gençlik kesimi içerisinde belli bir ölçüde var olan PKK sempatisinin daha da artacağını ve KDP’nin KYB ve Goran’ın da devreye girmesiyle beraber çok ciddi bir şekilde güç kaybedeceğini öngörebiliriz. Dolayısıyla Türkiye’de bazı milliyetçi çevrelerinin sık sık dile getirdiği gibi; “Barzani madem Türkiye’nin dostu, o zaman niye topraklarında PKK’yı barındırıyor? Neden TSK ile birlikte PKK’ya karşı savaşmıyor?” yolundaki çıkışların, itirazların hiçbir anlamı olmadığını söylemeliyiz.

Dolayısıyla buradan bir şekilde, Barzani tekrar Ankara’da bir çözüm sürecine benzer, adı ne olursa olsun yeni bir sürecin başlamasını temenni etmesini isteyebilir diyebiliriz. Bu konuda Barzani’nin yapabilecekleri var, yapamayacakları var. Olayları yakından takip eden bir dostumun söylediği çok önemli bir husus var; onun sözü olduğu için adını vermek istemiyorum izin almadığım için, ama şu çok önemli: Barzani Türkiye ile PKK arasında bir arabulucu olamaz, çünkü Barzani’nin kendisinin PKK ile arasındaki ilişkileri düzeltmek için arabulucuya ihtiyacı var. Çünkü çok ciddi bir şekilde PKK ile Barzani arasında uzun bir süreden beri süren ve son günlerde artan bir gerilim var. Dolayısıyla Barzani’nin Ankara’yla Kandil arasında bir arabulucu olma ihtimali çok yüksek değil. Ancak Barzani’nin bunu temenni edeceğini, bunun için elinden geleni yapmaya hazır olduğunu söylemesini bekleyebiliriz.

Bir diğer sorun, özellikle Barzani için önemli bir mesele; “Devlet İlanı” meselesi. Öteden beri dile getirilen bağımsızlık ilanı meselesi. Özellikle son dönemde Bağdat’ta yaşanan krizle beraber, bu siyasi kriz aynı zamanda ekonomik krize doğru eviriliyor. Irak Kürtleri ciddi bir şekilde bağımsızlığı gündemlerine aldılar ve eğer burada böyle bir adım atacaklarsa kesinlikle Türkiye’nin onay ve rızasına ihtiyaçları var. Çünkü böyle bir adımda, özellikle Bağdat rejiminin sponsoru olan Tahran rejimi kesinlikle buna izin vermek istemeyecektir. ABD’nin de Irak Kürtlerinin bağımsızlığı konusunda çok hevesli olmadığını yıllardır görüyoruz. Dolayısıyla Türkiye, bu anlamda çok önemli kritik öneme sahip oluyor. Ancak Ankara’nın da Irak’ta bir bağımsız Kürdistan fikrine çok sıcak bakmasını beklemek mümkün değil. Çünkü hemen yanı başında bir bağımsız Kürt devletinin olduğu bir yerde, bölgede en çok Kürtlerin yaşadığı bir ülkede, Kürtlere hiçbir statü vermeme ısrarını Ankara sürdüremez. Bağımsızlık, Türkiye’den kopmayı bölünmeyi getirmese bile, Türkiye’deki Kürtlerin statü taleplerinin çok daha güçlü bir şekilde gündeme oturması anlamına gelecektir. Dolayısıyla, Barzani’nin bağımsızlık ilanı için Ankara’da bir tür nabız yoklayacağını da düşünebiliriz, ama henüz Ankara’nın bu noktada onlara bekledikleri desteği, ihtiyaçları olan desteği vermesinin çok mümkün olduğunu açıkçası düşünmüyorum.

Son bir husus da Musul operasyonu. Musul operasyonu, uzun zamandan beri gündemde ve bir şekilde yapılacak. Kiminle nasıl yapılacak? Bu hâlâ belli değil. Değişik iddialar var ve son dönemde gördük, Musul çevresindeki bazı köylerin alınmasında Peşmergeler son günlerde çok ciddi bir şekilde etkili operasyonlar düzenlediler. Irak Kürtlerinin Musul operasyonuna girmesi söz konusu. Türkiye’nin bir şekilde bu operasyona destek verip vermeyeceği meselesi önemli. Özellikle Türkiye’nin yetiştirdiği birtakım milislerin –ki Bağdat yönetimiyle çok ciddi sorunlar çıkmıştı, IŞİD’in de saldırısına maruz kalmıştı– bunların bu operasyonda yer alıp almayacağı meselesi var. Ama daha önemlisi Musul’un IŞİD’den alınması durumunda –ki bu er ya da geç olacağa benziyor, çok kolay olmayacağı kesin ama er ya da geç olacağa benziyor– ne olacağı sorusu var. Musul’da Kürtlerin de belli birtakım iddiaları var, Sünni Arapların da Türkmenlerin de birtakım iddiaları var. Türkiye’nin öteden beri Musul-Kerkük diye bir gündemi var. Kerkük büyük ölçüde Kürtlerin denetimine geçmiş durumda. Musul’un da böyle bir yere doğru evrilmesi, Ankara’nın isteyeceği bir durum değil. Dolayısıyla masada Musul’un da olduğunu, Musul operasyonunun da olduğunu, Musul operasyonu sonrasının da olduğunu söyleyebiliriz.

Ama tekrar başa dönecek olursak, her iki taraf da, ne Erdoğan ne Barzani şu anda çok güçlü değiller ve güçlerini birleştirseler bile, bölgedeki diğer aktörlerle –ki buna PKK’yı da dahil edebiliriz– etkili bir şekilde mücadele edebilme kapasitesinden de uzak görünüyorlar. Bir de güçlerini birçok konuda tam olarak birleştirmeleri mümkün gözükmüyor. Demin sıraladığımız gibi mesela Barzani’nin bağımsız devlet beklentisi, Ankara için çok kabul edilebilir bir şey değil. PKK ile etkili mücadele meselesi Barzani’nin istese de pek yapabileceği bir şey değil. Belki bir tek Rojava’daki PYD/YPG güçlenmesinden ortak rahatsızlık olabilir, ama burada da söylediğim gibi ABD, Rusya ve Esad rejimi ve kısmen de İran’ın pozisyonları nedeniyle bu rahatsızlıklarını sonuca çevirebilmeleri de çok mümkün değil.

Dolayısıyla çok beklentinin olduğu, gündemi çok yoğun olan, ama her iki aktörün de sorunları nedeniyle, ortak sorunların ya da karşılıklı tek tek sorunların çözümünün çok zor olduğu bir süreçten geçiyoruz. Dolayısıyla Barzani-Erdoğan buluşmasından ya da Barzani’nin Türkiye’ye ziyaretinden çok büyük beklentilere –her anlamda, olumlu olumsuz herkesin durduğu yere göre değişiyor bu– çok değişiklik beklentisine girmek çok inandırıcı olmayacaktır, çünkü güçleri sınırlı. Birlikte hareket etme arayışı ve kararlılığı olmasına rağmen, ayrı ayrı olaylara bakışlarında, aldıkları pozisyonlarda ciddi farklılıklar var.

Tabii bir İran meselesi var, ona değindim, tekrar vurgulamak istiyorum. Barzani’nin önünde çok ciddi bir İran tehdidi var. İran’ın kendisinin ayağını kaydırmak istediğini düşünüyor. Türkiye’den bu konuda bazı destekler talep ediyor olabilir, edecektir ama Türkiye’nin de zaten İran’la arasının Suriye nedeniyle çok ciddi açılmış olduğunu biliyoruz. Suriye iç savaşı öncesindeki yakınlıkta değil Türkiye ve İran. Bir şekilde İran’ın da dahil olacağı, Türkiye’nin, Tahran’ın, Erbil’in, Ankara’nın dahil olacağı; bir şekilde belki Moskova’nın dahil olacağı bir yerde birtakım düzenlemeler yapılmak isteniyor olabilir.

Ama burada tabii unutmamak lazım, Irak Kürdistanı’nın en önemli destekçisi ABD, bütün bunlar olurken ABD’nin onay ve rızasına da ihtiyacı var Barzani’nin. Bunlar olmadan sadece bölgedeki aktörlerle, Türkiye’yle, İran’la, belki de Rusya’yla, belki de Şam’la ortak birtakım adımlar atmasının ABD’ye rağmen adımlar atmasının çok kolay olacağını sanmıyorum.

Bunlar da ilginizi çekebilir: