Medyascope.tv

On soruda Fırat Kalkanı


Yayına hazırlayan: Zübeyde Beyaz

Bugün sabah saat 4.00’te başlayan ve Fırat Kalkanı adı verilen, Cerablus’u IŞİD’in elinden almaya yönelik operasyonla ilgili bazı soruları gündeme getirip onları yorumlamaya, cevaplamaya çalışacağım. On soru saptadım. Muhakkak daha fazla soru vardır. Ama en temel, öncelikli sorular olarak… Burada ilk soru tabii ki hedefin ne olduğu?

1) Hedef IŞİD mi?
Sabah saatlerinde harekâtın başlamasının ardından hükümete yakın bazı isimler, sosyal medyada, Türkiye’de devletin IŞİD’i desteklediği ya da hoşgördüğü yolundaki iddiaların bu harekâtla beraber ortadan kalktığını söylediler. Bu bir yere kadar doğru olabilir; ama biliyoruz ki IŞİD bugünün meselesi değil; yıllardır Türkiye’nin sınırında. Ve Türkiye’de IŞİD’e yönelik ilk ciddi operasyon bu oluyor. Türkiye ilk defa Suriye’nin içerisine giriyor. Buradaki öncelikli hedef tabii ki IŞİD, Cerablus’un IŞİD’in elinden alınması. Ama buradaki esas olay, IŞİD’den ziyade Suriye’de YPG-PYD’nin, Kürt gruplarının –ki PKK ile organik ilişkisi olduğunu biliyoruz– Suriye’nin kuzeyinde bir koridor oluşturmasının engellenmek istenmesi. Dolayısıyla burada hedefin tek başına IŞİD olduğunu söylemek mümkün değil; zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu sabah yaptığı konuşmada, DEAŞ diye bahsettiği IŞİD’in yanında PYD’yi de terör örgütü ilan ederek, isimlerini beraber zikretti. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan IŞİD’i –kendi deyişiyle DEAŞ’ı– tek başına dile getirmeme tutumunu bu sabah da sürdürdü. Dolayısıyla resmî olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yaptığı açıklamadan, tek hedefin IŞİD olmadığını, PYD’nin de hedef olduğunu biliyoruz. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bir tweet’le cevap verdiği PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, attığı tweet’te, Türkiye’nin Suriye’de bataklığa girdiğini ileri sürmüştü. Çavuşoğlu ise verdiği cevapta: “YPG Fırat’ın doğusuna çekilmelidir, yoksa gereğini biz yaparız” diye bir açıklama yaptı. Fırat Kalkanı Operasyonu adının içinde Fırat sözcüğünün yer alması da zaten o meşhur “Fırat’ın doğusu-batısı” konseptinin bu harekâtın önemli bir ayağı olduğunu bize gösteriyor. Şimdi, Türkiye’nin böyle bir operasyon yaparak Suriye’ye ordusuyla girmesi –her ne kadar muhalif Özgür Suriye Ordusu’ndan ve diğer gruplardan savaşçılarla beraber yapsa da– kendi tanklarıyla özel kuvvetleriyle girebilmesi için uluslararası birtakım desteklere, onaylara ihtiyacı var. Dolayısıyla burada ana hedefin IŞİD olması, Cerablus’tan IŞİD’in çıkarılacak olması, ABD’nin başını çektiği uluslararası koalisyonun da, Rusya’nın da, ve açıkça olmasa bile Suriye rejiminin de belli ölçülerde onayını alabilecek bir hamle. Ama Türkiye başından itibaren bunun Kürtlerin Suriye’de sınır boyunu kontrol etmesini engellemek için yapıldığını dile getirmiş olsaydı, böyle bir hedef koymuş olsaydı, bunda çok ciddi bir şekilde zorlanırdı; uluslararası alanda çok yoğun tepkilerle karşılaşırdı. Dolayısıyla burada ilk hedef IŞİD, ama esas olarak Türkiye’nin burada PYD-YPG’nin gücünü sınırlama arayışının çok temel bir motivasyon olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.

2) Neden şimdi?
“Neden şimdi?” sorusu çok önemli. Çünkü bu Cerablus meselesi öteden beri Türkiye’nin gündeminde, masada. Ama bir türlü olmadı; bir şekilde ertelendi; hep teorik olarak vardı, ama pratiğe geçirilmedi. Şimdi yapılmasının ana nedeninin, içinde PYD’nin yani YPG’nin ağırlıkta olduğu Suriye Demokratik Güçleri tarafından Menbiç’in IŞİD elinden alınmasıyla alâkalı olduğunu düşünüyorum. Artık Menbiç’in de Kürtlerin denetimine büyük ölçüde geçmiş olmasıyla beraber Türkiye’nin oradaki kırmızı çizgi hassasiyeti çok ciddi bir şekilde öne çıktı ve buna bir şekilde müdahale etmek ve belirli bir yerde sınır koymak için bu zamanlama yapıldı. Eğer Menbiç olayı yaşanmasaydı, Cerablus harekâtı hep gündemde olacaktı, ama belki bu kadar hızlı bir şekilde olmazdı.

3) Olayın 15 Temmuz darbe girişimiyle nasıl bir ilişkisi var?
Bu soruyu ciddi bir şekilde düşünmemiz gerekiyor; açıkçası zor bir soru bu. Bunun cevabını bildiğimi söyleyemem. Yani burada yaklaşık 39-40 gün önce yaşanan bir darbe girişimi var. Ve şu anda harekâtı yapan güçlerin bu darbe girişiminde çok kilit roller oynadığını da biliyoruz. Özel Kuvvetler özellikle darbe girişiminde çok kritik bir yerdeydi. Bu darbe yapılmış, girişim başarıyla sonuçlanmış olsaydı, acaba Türk Silahlı Kuvvetleri yine Suriye’ye girer miydi? Bu soru önemli bir soru. Bunu şöyle de sorabiliriz. Bu darbe girişimi TSK’nın Suriye’ye girmesini engellemeyi mi hedefliyordu? Tek başına değil, ama bir anlamıyla hedeflerinden biri de bu muydu? Ya da bir diğer soru da tabii darbe girişiminden 40 gün sonra Türkiye’nin böyle bir askeri operasyonu, yıllardır yapmadığı şekilde Suriye içerisine şimdi girmesinin darbe girişimiyle bir ilgisi var mı? En azından psikolojik bir ilişkisi olduğu söylenebilir. TSK’nın darbe girişimi ile çok ciddi bir zayiat gördüğünü biliyoruz. Çok sayıda yüksek rütbeli subay devre-dışı kaldı, imajı çok ciddi bir şekilde yara aldı, kuvvet-komuta kademesi alt üst oldu. Böyle bir ortamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti böyle ciddi bir askeri harekât yaparak aslında TSK’nın hâlâ çok güçlü olduğunu herkese göstermek istemiş de olabilir.

4) Bu operasyon ne kadar sürecek?
Burada birçok faktör var. Birinci faktör tabii ki Türkiye’nin burada tam olarak neyi hedeflediği. Eğer hedef sadece IŞİD’in elinden Cerablus’u almak ise, burada IŞİD’in burada nasıl bir direnç göstereceği, sonuna kadar savaşıp savaşmayacağı, nasıl bir hazırlık yapmış olduğu tek belirleyici olacak. Dolayısıyla eğer tek mesele bu ise, burada IŞİD’e bakmak gerekir. Bir iddiaya göre, IŞİD çok fazla savaşmadan çekilecek. Bir iddiaya göre, IŞİD bu olaya çok fazla hazırlandı ve çok direniş gösterecek. Aslında bu ikinci iddia çok daha makul, çünkü Cerablus IŞİD’in kuzeydeki, yani Suriye’nin kuzeyindeki sınırının en son noktalarından biri. Eğer burası da elinden düşerse, kendisi için çok değerli olan Türkiye sınırlarının belirli bölümlerinden tamamen uzaklaşmış olacak. Özellikle lojistik açısından çok ciddi bir darbe yemiş olacak. Ve Cerablus’un da düşmesinin ardından sıranın IŞİD’in Suriye’deki başkenti kabul edilen Rakka’ya da geleceğini çok rahat düşünebiliriz. Ve dolayısıyla IŞİD için çok alarm verici bir operasyon, harekât bu. IŞİD burada çok ciddi bir direniş göstermek isteyebilir. Ama tekrar bakacak olursak,

5) Türkiye sadece IŞİD’i mi hedef alıyor, yoksa bunun dışında gerçekten Kürtleri sınırlamak ve hatta gerekirse orada PYD-YPG’ye de birtakım ciddi darbeler indirmek mi istiyor? Bunu yapar mı? Yapabilir mi? Yaparsa bunun nasıl bir karşılığı olur?
Bu gibi sorularla beraber, daha uzun süreli bir harekât da söz konusu olabilir. Dolayısıyla IŞİD’le sınırlı bir harekâtsa daha kısa süreli, ama IŞİD’in ötesinde Suriye’de Kürtlerin hareketini ciddi ve kalıcı bir şekilde sınırlamak hedefleniyorsa daha uzun vadeli bir harekât söz konusu olacaktır.

6) Kimler destek veriyor?
ABD’nin liderliğindeki uluslararası koalisyonun destek verdiğini biliyoruz; tabii IŞİD kaydıyla. Hava desteği verecekleri söyleniyor, hatta verdiği de söyleniyor; en azından vereceği söyleniyor. Zaten Biden’ın şu an tam da harekâtın başladığı gün Türkiye’de olduğunu biliyoruz. Şu anda Ankara’da kendisi. Bütün bunlar IŞİD’le sınırlı bir harekâta ABD’nin ve uluslararası koalisyonun destek vereceğini çok net gösteriyor. Ama bu harekâtın Kürtleri de hedef alması durumunda, Kürtler uluslararası koalisyonun Suriye’de karadaki en önemli müttefiki olduğu için ciddi sorunlar çıkacaktır. Rusya’nın bir şekilde destek verdiğini kabul edebiliriz. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan kısa bir süre önce Putin’le görüştü. Herhalde bu konular da bir şekilde gündeme geldi. Ama Kürtleri hedef alması durumunda Rusya’nın da Türkiye’nin Suriye’deki varlığına belli rezervler koyacağını tahmin edebiliriz. Dolayısıyla Türkiye’nin buradaki meselesi, uluslararası alandaki desteğin Türkiye’nin hedefleriyle doğrudan orantılı olması. Eğer Kürtleri doğrudan hedef alan çıkışlar yapılırsa; operasyon Kürtleri de kapsayacak bir şekilde, YPG’yi de hedef alacak bir şekilde genişletilirse, krizlerin çıkma ihtimalini gündeme almamız lazım.

7) Hedef alınmaları durumunda Kürtlerin buna cevabı ne olur?
Tabii ki TSK ile Suriye’de bir savaşı yürütebilme güçleri sınırlı olacaktır; ama Türkiye’nin de Kürtlerin Suriye’deki tüm varlığına, kazanımlarına karşı bir hareket yapacağını düşünmek gerçekçi değil. Tekrar Çavuşoğlu’nun sözlerine değinirsek Fırat’ın doğusu meselesi var; yani Cizire ve Kobane kantonları zaten Tel Abyad’ın düşmesinden sonra birleşmişti. Oraya artık kimse çok fazla itiraz etmiyor. Ama Türkiye, Afrin ile Kobani’nin birleşmesine izin vermeyeceğini söylüyor. Bu konuda Türkiye’yi de ikna etmek için, ABD’nin, birleşmenin Türkiye sınırından değil aşağıdan yapılmasını önerdiği biliniyor; böyle bir pazarlık noktası var. Türkiye görüldüğü kadarıyla buna da razı olmuyor. Dolayısıyla burada sürekli bir gerginlik olacağını kesinlikle öngörebiliriz. Zaten Türkiye’de çatışma hali sürüyor. Mesela biraz önce, Lice’deki çatışmada yine şehitler olduğu haberi geldi. Dolayısıyla Suriye’deki gerilimi Türkiye’yi de içine alacak şekilde düşünmek lazım. Önümüzdeki günlerde Kürt sorunu ve çatışmanın Suriye’de ve Türkiye’de daha da şiddetlenme ihtimalinin maalesef yüksek olduğunu söylemek lazım. Burada tabii ki ABD ve Rusya gibi aktörlerin müdahalesiyle belki çatışma ihtimali azalabilir. Ama normal şartlarda pozisyonlara baktığımız zaman, çatışma Türkiye’de zaten uzun bir süredir sert bir şekilde sürüyor; Suriye’ye de sıçrama ve TSK ile Suriye’deki Kürt gruplar PYD ve YPG ile çatışma ihtimalinin de ciddi bir şekilde masada olduğunu söyleyebiliriz.

8) IŞİD’in Suriye’deki geleceği nedir?
Demin biraz bahsettim; eğer Cerablus da elinden düşerse IŞİD Suriye’de iyice sıkışmış durumda kalacak ve Rakka’yı koruması giderek daha da zorlaşacak. Eğer eşzamanlı bir şekilde Irak’ta da operasyonlar tırmanırsa, Musul’da da o hep söylenen operasyon bir şekilde gündeme gelirse, IŞİD için varlığını sürdürebilmesinin bayağı bir zorlaşacağını düşünebiliriz. Ama burada bir başka soruyu tabii ki gündeme getirme gerekir:

9) Hem Irak hem Suriye’de kendisine karşı operasyonlar başlatıldığında IŞİD’in buna cevabı ne olur?
IŞİD gerek Suriye’de gerek Irak’ta kendisine yönelik saldırılarla karşı karşıya; yani ilan etmiş olduğu bu “İslam Devleti”nin yıkılmasına yönelik çok güçlü bir ittifak kurulmuş durumda. Bir taraftan bunu korumaya çalışırken, diğer yandan savaşı Irak ve Suriye’nin dışına taşımak isteyecek. Bunlar da tabii ki kesinlikle Batı ülkeleri olacak; ABD’ye taşımak isteyecek; birisi de Türkiye olacak – ki zaten taşımıştı, daha yeni cumartesi akşamı Gaziantep’te saldırı yapmıştı; ama Gaziantep’teki saldırıda katliamın hedefinin esas olarak Menbiç’in intikamı olduğunu düşünüyorum, bunu bir kere daha tekrarlayayım. TSK’nın Cerablus harekâtına, Fırat Kalkanı harekâtına karşı IŞİD tüm Türkiye’yi hedef alan, özellikle turizmi ve büyük şehirleri hedef alan birtakım terör eylemleri düşünebilir, bunun altyapısına sahip. Bunu yapabilmek için hazırlıkları olduğunu da biliyoruz. Fırat Kalkanı operasyonu ile eşzamanlı olarak İstanbul’da IŞİD’e yönelik polis operasyonları yapılıyor. Ama IŞİD tüm Türkiye’de var ve herkesin beklediği Cerablus harekâtına karşı bir şeyler yapmayı düşünüyorsa bunun hazırlıklarını büyük bir ihtimalle büyük ölçüde yapmıştır, diye varsaymamız lazım. Dolayısıyla tetikte olmakta yarar var. IŞİD Atatürk Havalimanı, Beyoğlu, Sultanahmet saldırıları gibi, ya da Suruç, Ankara Garı, Gaziantep saldırıları gibi Türkiye’de yeni saldırılar düzenlemek pekâlâ isteyebilir. Bunu engellemek tabii ki öncelikle istihbarat birimlerinin ve devletin işi olacak, ama aynı şekilde vatandaşların da bu konuda daha bir duyarlı olması gerekiyor.

10) Bunun Türkiye’ye maliyeti ne olacaktır?
Türkiye’ye maliyetinin çok yüksek olacağını kestirmek mümkün. Savaş hiçbir zaman iyi bir şey değil. Ve şu anda Türkiye, fiilen yıllardır girecek mi girmeyecek mi denilen Suriye’ye bir şekilde girmiş durumda. Bir savaşa girmiş durumda. Bu savaşın sadece maddi değil manevi anlamda çok büyük faturaları olacaktır. Temennimiz bunun olabildiğince hızlı, kısa ve az zararla tamamlanması, ama çok bilinmeyen bir olayla karşı karşıyayız; çok karmaşık bir olayla karşı karşıyayız; zor bir olayla karşı karşıyayız. Türkiye daha yeni 15 Temmuz’da çok önemli bir bâdire atlattı. Bunun yaralarının daha tam olarak sarılamadığı âna denk geldi; Fırat Kalkanı harekâtı riskli bir âna denk geldi diyelim. Tek bir aktör söz konusu değil; sadece IŞİD söz konusu değil. Bölgede, Suriye’de, çok sayıda görünen ve görünmeyen aktör var. Türkiye büyük bir ülke ve Suriye’deki iç savaşla beraber çok ciddi şebekeler, özellikle IŞİD ve benzeri yapıların şebekeleri, ama başka şebekeler de Türkiye’nin içerisine yerleşmiş durumda. Dolayısıyla Türkiye zor bir sürece girdi. Eğer olay sadece IŞİD’le sınırlı kalırsa –ki bu bile başlı başına zor bir olay, ama yine de– sadece IŞİD hedef alınırsa, nispeten daha kolay atlatılabilecek bir şey. Ancak biliyoruz ki bu olay sadece IŞİD’le sınırlı değil. IŞİD’le sınırlı olmadığı için çok daha zor olacak, çok daha sert olacak. Ve Türkiye’ye yansımalar çok daha güçlü olacak.