Medyascope.tv

IŞİD ve sinema: Seyirci kıskıvrak bağlı

IŞİD ve sinema: Seyirci kıskıvrak bağlı

François Ekchajzer – Télérama / Çeviri: Haldun Bayrı

Sinema yönetmeni Jean-Louis Comolli, “IŞİD, sinema, ölüm” başlıklı denemesinde, kurbanlarının infazını filme çekerken örgütün hareketli Hollywood filmlerini taklit şeklini tahlil ediyor. Ve sinemanın estetiğini sorguluyor.

Jean-Louis Comolli, Daech, le cinéma et la mort (“IŞİD, Sinema ve Ölüm”, Verdier yayınları) kitabında, terör örgütünün kurban infazlarını göstermek için internete koyduğu videoları, görmüş geçirmiş bir sinemasever olarak ele alıyor. Bu deneme kitabı, nadiren sinematografik açıdan değerlendirilen bu “klipler”i incelemenin ötesinde, yazarın yarım yüzyıldır –Cezayir’de bir sinema kulübü etkinliğinden, belgeseller ve birkaç kurgu filmin gerçekleştirilmesine, ayrıca bu arada Cahiers du cinéma başyazarlığından, çoğu zaman teşvik edici ve genellikle putkırıcı bir sürü teorik düşüncesine– ilgilendiği sinemanın estetik evrimini sert bir biçimde sorguluyor.

Son kitabınızda, sizi çocukken çok etkilemiş olan, işkence görmüş vücut fotoğraflarını zikrediyorsunuz. “Benim görüntü eğitimim de böyle oldu” diye yazıyorsunuz.

Comolli: Cezayir doğumluyum ve Ağustos 1955’te, ailemin yaşadığı Philippeville’in birkaç kilometre uzağında El Halia madenindeki katliam işlendiği zaman 14 yaşındaydım. Babam askerî doktordu. Derhal olay yerine gönderildi ve bana anlatmamaya özen gösterdiği dehşetli görüntülere tanık oldu. Yıllar sonra, babamın mutfak masasının üzerinde unuttuğu, Fransız ordusunun resimli mecmuası Bled’in bir sayısına tesadüf edince, onun neler görmüş olabileceğini keşfettim. Bu fotoğrafları çeken kişi kendince bir mizansen yapmış ve bir şeyler görülebilmesi maksadıyla sakatlanmış vücutları değişik açılardan çekmişti. Bu fotoğraflar benim için dehşetin ilk tezahürü oldu. Başkent Cezayir’de tıp öğrencisiyken kadavralar teşrih ettim ve çok sayıda kanlı yaranın tedavisini yaptım. Bununla birlikte, sadece sinemadaki şiddet gösterisine bakamıyordum. Perdede, sahte bile olsa, kan görmeye tahammül edemiyordum.

jean-louis_comolliresize

75 yaşındaki Jean-Louis Comolli’nin 1971’de yayınladığı “Teknoloji ve İdeoloji: Kamera, Perspektif, Sahanın Derinliği” (Technique and Ideology: Camera, Perspective, Depth of Field) sinema müfredatının önemli parçasından birine dönüştü. Kitap, aynı zamanda sinemanın devlet ideolojisini yayan ve ayakta tutan bir araca dönüştüğü yönündeki tartışmanın temelini oluşturuyor.

Bu paradoksu nasıl izah ediyorsunuz?

Comolli: Ancak bugün, sinemada kadrajlı/çerçevelenmiş olmasıyla açıklıyorum bunu. Sinemadaki şeyler, bir şeyi söyleme ya da hissettirme iradesiyle gösterilir. Zaten her sinemacının karşılaştığı temel bir sorun da budur: Şeyleri göstermek. Büyük filmler, şeylerin teşhir değil telkin edildiği, çıtlatıldığı/îmâ edildiği, kısmen görünüp kısmen gizli kaldığı filmlerdir. Jacques Tourneur’ün La Féline/Cat People (“Kedi İnsanlar”) adlı filminde, vahşi kediyi hiç görmeyiz; sadece gölgesini, izlerini, homurtularını algılarız… IŞİD’in kliplerinde ise tam aksidir. Bu filmler görüntünün merkezine boğazlamaları koymaktadır. Sadece bunu göstermektedir.

“Sinematografik davranışın saygınlığına halel getiriyor[lar]” diyorsunuz; ne anlamda?

Comolli: Sinemanın özelliği, görünürle görünmezi, açıyla karşı-açıyı eklemleme olgusudur. Bunu uygularken, seyircide, gördüğünün ötesini algılama yeteneğini hesaba katar; seyirciye bir özgürlük payı tanır. Ona bir buçuk saat boyunca hayalgücünü kullanma imkânını vermenin büyük bir siyasî değeri vardır; bir kafası olduğunu ve bunu kullanabileceğini kanıtlar seyirciye.

 … ve de sinematografik tertibatta ona da bir yer olduğunu.

Comolli: Bundan dışlanmadığını; ama IŞİD’in kliplerinin ve git gide artan sayıda Hollywood prodüksiyonunun seyircilerinin başlarına geldiği gibi, otoriter bir biçimde sabit bir yere zorunlu da kılınmadığını… Terörist örgütün filmlerinin kaydolduğu tarih ânı, sadece siyasî bir an değil; aynı zamanda estetik ve sinematografik bir an. Sinema tarihinde, en başından beri, iki uzlaşmaz eğilim görülür: mümkün mertebe en fazlasını göstermeye uğraşma (temâşâ maksadıyla) eğilimi ve telkin etmek için gizleyen eksiltme/elips uygulama eğilimi. Yaklaşık yirmi yıldır Hollywood, filmlerinde görünür-olmayanın aleyhine bir biçimde görünüre git gide daha fazla öncelik tanımaktadır.

Bunun sebebi nedir?

Comolli: Tüccarlık. Karl Marx’ın ortaya çıkardığı gibi, mal görünürlüğü çağırır. Bir malın arzulanması, pazarlığının yapılması, satın alınması için görülmesi gerekir. Bazı sinemacıların (Stanley Kubrick, Sam Peckinpah ya da Quentin Tarantino gibi) filmlerinde görünüre öncelik tanıma eğilimlerini bu açıklıyor. IŞİD’in “klip”leri karşı-açıyı inkâr ederek bu mantığı daha da uzağa vardırıyor; dolayısıyla seyircinin hayalgücüne hiç yer bırakmıyor. Ufak bir mizansen taslağı olan bir kliplerinde, portakal rengi giysili mahpusların bir plaja gelip kuma diz çöktükleri görülür. Kapkara giyimli cellatları, elde bir bıçak, onların arkasına yerleşir ve boğazlar kesilmeye başlanır. Yanlamasına bir kaydırmayla art arda infazlar izlenir. Zaman alan bu mizansen, bütün eylemin aynı zamanda temsil edilemeyeceğini hesaba katmaktadır. Şeyleri art arda göstermek gerektiğini… Ama bildiğim tek örnek bu.

IŞİD’in videolarının hedefi, tam da seyirciyi bulunduğu yere mıhlamak, onu hayalgücüne başvuramayacak bir hale sokup gösterilen şeyin otoriterliğine tâbi kılmak değil mi?

Comolli: Sanırım. Sinemacı Robert Kramer’in bu otorite ilişkisini tanımlamak için bir deyişi vardı: “İşte bu kadar!” Kaldı ki sinema en başından beri buyurganlıkla buyurmasızlık arasında gidip gelmiştir. Mesela Eisenstein’ın Alexandre Nevski‘si veya Leni Riefenstahl’ın İradenin Zaferi çok buyurgan filmlerdir. Bu filmlerde seyircinin sadece kendine gösterileni düşünmesi için her şey yapılmıştır. IŞİD’in filmleri bu sinemaya epey yakın; bunun zıddında ise, biçimlerin kilit altına alınmış olmadığı, seyircinin kendini kıskıvrak bağlı hissetmediği bir sinema var. Bu sinema benim sevdiğim.

ISID2

IŞİD’in en çok kullandığı propaganda mecrası YouTube. Profesyonel kurgularla yapılan videolar her gün milyonlarca insan tarafından seyrediliyor.

Örnek olarak, IŞİD’in kliplerine “karşı koymak” için internette şiir ve metafor bakımından zengin filmler öneren Suriyeli sinemacılar grubu Abounaddara örneğini zikrediyorsunuz… Batı dünyasını artık çok ilgilendirmeyen o estetik boyutu zengin filmleri.

Comolli: Yönetici elitlerimizin büyük bölümünün kendilerini tüccar anlayışına kaptırdıkları ve onlar için biçimlerin değil içeriklerin önemli olduğu kanaatindeyim. Bugün, iki televizyon yetkilisi karşılaştıklarında “içerikler” dışında ne konuşurlar ki? Estetik boyutun bu hiddet verici inkârı, biçimlerin korkuttuğunu düşündürüyor. Karmaşıklıklarının ve muğlaklıklarının sorun çıkardığını… Mallarmé’nin bir dizesini şöyle böyle anlamak, biçimi temel sözdizimiyle sınırlı bir ifadeyi anlamaktan ne kadar daha zordur. Bugün nice filmin açı-karşı-açılarla çekilmesi şaşırtıcı değil; mekânı düşünme zahmetinden kurtuluyorlar böylece.

Sizi okuyunca, piyasanın kazanmış olduğu düşünülüyor. Hem de öyle bir kazanmış ki, Amerika’nın can düşmanları bile “klip”lerini onun sinemasının kısır dümensuyunda yapıyorlar. Bundan çıkış nasıl olur?

Comolli: Piyasanın amaçlarından biri öznelliğin işini bitirmek olmuşsa da, bu hâlâ imkânsızdır. Ne yapılırsa yapılsın, her birimizin içinde yok edilmesi zor bir şiir payı kalıyor. Yabancılaşmış bir seyircinin içinde, ufak bir eleştirel kurt kımıldamaya devam ediyor. Dolayısıyla her şey yitirilmiş değil. Öznellikle piyasa arasındaki ölüm kalım mücadelesinde, sonunda, öznellik kazanır!

FransizKultur

Bunlar da ilginizi çekebilir: