Medyascope.tv

IŞİD Cerablus’ta neden savaşmadı?


Yayına hazırlayan: Zübeyde Beyaz

İyi haftalar, iyi günler. Normalde bu yayını geçen hafta yapmayı düşünüyordum. Ancak perşembe günü, malum, Kemal Kılıçdaroğlu’na bir saldırı, CHP konvoyuna saldırı olunca işler karıştı. Belki iyi de olmuş, çünkü o günden bugüne bayağı bir gelişme oldu. IŞİD’in Cerablus’u savaşmadan, direnmeden terk etmesinin nedenleri daha da netleşti. Neler olduğunu biliyoruz. Türk ordusu ve Türk ordusunun desteklediği Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) militanları, savaşçıları ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak tabir edilen ve büyük bir çoğunluğunu Kürtlerin, YPG’nin oluşturduğu yapı arasında ciddi çatışmalar oldu. ABD’yi çok ciddi bir şekilde tedirgin eden çatışmalar yaşandı. İki tankın vurulduğunu, bir askerin şehit olduğunu biliyoruz. Üç yaralı olduğu açıklaması da yapıldı. Hatta bunun görüntülerini de yayınladılar. Görüntüsü olduğu iddia edilen birtakım videolar sosyal medyada dolaşıma girdi, iki ayrı tankla ilgili. Öte yandan YPG’ye yönelik yapıldığı söylenen saldırıda da sivil kayıplar olduğu iddiaları ciddi bir şekilde gündeme getirildi. Başbakanlık bunu yalanladı.

Sonuçta baktığımız zaman, IŞİD’in hiçbir şekilde adının geçmediği Suriye’de, Suriye’nin özellikle kuzey bölgesinde, yepyeni bir çatışma dönemine gelinmiş durumda. Sürüp sürmeyeceği belli değil. ABD’yi çok ciddi bir şekilde rahatsız eden bir durum var. Bu da Suriye’nin kuzeyinde çok ciddi bir nüfuz alanını genişleten, bunu IŞİD’i yenerek, püskürterek yapan SDG –ki aslında çoğunluğu Kürtlerden, YPG’den oluşuyor– ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve onun destek verdiği ÖSO adlı muhalif güçler arasında yeni bir cephe açılmış gibi gözüküyor. Bu ne kadar sürecek belli değil. Ancak tırmanma ihtimali çok yüksek. Menbiç’e yöneleceği iddiası dile getiriliyor. Ne derece doğru olduğu şu anda belli değil. Ama bir gerginlik hali var.

Peki IŞİD Cerablus’u neden bıraktı? İşte, öncelikle bu nedenlerle bıraktı. Normalde Cerablus operasyonu sırasında IŞİD’in önünde iki seçenek vardı. Bir, gidebildiği kadar, direnebildiği kadar direnmek ki bunu yapabilecek gücü vardı, ya da tamamen güçlerini başka yerlere çekmek; özellikle El Bab’a çekmek ve belki de daha iç bölgelere çekmek. Ben açıkçası direneceğini düşünüyordum. Direnme ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşünüyordum. Çünkü Cerablus IŞİD için çok değerli olan, Türkiye sınırındaki en önemli yerlerinden biriydi, ama IŞİD bunu feda etti. Tutabilmesi zaten mümkün değildi anlaşılan. Ve TSK’ya karşı orayı muhafaza edebilmesi kolay olmayacaktı. Muhtemelen eninde sonunda kaybedecekti. Ama bayağı bir direnme ihtimali vardı. Bunu yapmadı, bunun yerine güçlerini zarar görmeden başka yerlere taşıdı. Ve TSK’yı Suriye’nin içine çekerek aynı zamanda Kürtlerle, YPG ile baş başa bıraktı.

Burada tabii çok önemli bir husus şu: IŞİD’in Suriye’deki en önemli düşmanının PYD, YPG olduğunu biliyoruz. Bunu Tel Abyad’da gördük, Menbiç’de gördük, Kobani’de gördük. Başka yerlerde de görmemiz söz konusu idi. Ama şimdi Kürtlerin öncelikli bir meselesi var. Türk Silahlı Kuvvetleri ve dolayısıyla Ankara ile ilişkilerinin ne olacağı? Tabii sadece TSK değil, her ne kadar çok fazla önemli olmasa da yine de belli bir önemi var. ÖSO diye adlandırılan gruplarla ilişki; bu tabii ki IŞİD’in çok arzu ettiği bir şey. En önemli düşmanının ciddi bir şekilde güç kaybediyor olması, başka konularla uğraşıyor olması, başka düşmanlarla uğraşıyor olması IŞİD’i çok ciddi bir şekilde rahatlatıyor. Hatta YPG TSK ile çatışma durumunda iken IŞİD’in bazı yerlerde YPG güçlerine yönelik ya da SDG’ye yönelik saldırılarını sürdürdüğünü de görüyoruz. Yani bir tarafta kuzeyden TSK, güneyden de IŞİD’in YPG’ye yönelik saldırı yaptığını görüyoruz.

Ama buradaki mesele sadece IŞİD’in Kürtleri zor durumda bıraktırması meselesi değil, burada en önemli zorluklardan birini yaşayan da ABD ve onun başını çektiği uluslararası koalisyon. Bu koalisyon, biliyorsunuz esas olarak IŞİD’e karşı mücadele için oluşmuş bir koalisyon. Ve bu koalisyonun karadaki en önemli destekçisi SDG diye bilinen, ağırlığını YPG’nin oluşturduğu yapı. Burada ABD bu yapıyla stratejik bir işbirliği yürütüyor uzun bir süredir, Ankara’nın bütün itirazlarına rağmen. Menbiç birlikte alındı, Tel Abyad birlikte alındı, Kobani birlikte korundu. Ve başka yerler de birlikte alınacaktı ki bunlardan birisi de Rakka’ydı. Ama burada önemli bir husus, Menbiç operasyonundan önce ABD Türkiye’ye Menbiç’in alınmasından sonra YPG güçlerinin Fırat’ın doğusuna döneceği garantisini vermişti. Türkiye de bunun için çok ciddi bir şekilde bastırıyor. Şu anda Cerablus çevresinde yaşanan çatışmaların en önemli nedeni bu. En son bugün, Mevlüt Çavuşoğlu tekrar bir açıklama yaparak, Fırat’ın doğusuna dönülmediği takdirde çatışmaların süreceğini açık bir şekilde söyledi.

Ancak burada bir başka husus var: Türkiye’nin Cerablus’a girmesiyle beraber çok büyük bir kamuoyu coşkusu yaşanıyor. Nihayet beklenen oldu düşüncesiyle milliyetçi duygular iyice kabarmış durumda. Ve burada sadece Fırat’ın batısı meselesiyle kalmaması gerektiği, Fırat’ın doğusunun da YPG’den arındırılması, YPG’nin denetiminden çıkarılması gerektiği yolunda ciddi şekilde görüşler dile getirenler var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu görüşe soğuk bakmadığını tahmin edebiliriz. Ama tabii bunun hayata geçirilebilmesi çok kolay olmayacaktır. Ama her halükârda Fırat’ın batısının dışında Fırat’ın doğusu da ciddi bir şekilde masada olacaktır. Bunun sonucunda ne çıkıyor ortaya? IŞİD’e karşı mücadele büyük ölçüde sekteye uğramış durumda.

An itibariyle Türkiye ile YPG arasında, PYD arasında belli bir uzlaşma sağlanamaması durumunda, ABD’nin Rakka’ya yönelik o büyük operasyonu gerçekleştirmesi hayal olacak. Dolayısıyla burada IŞİD, Kürtler dışında ciddi bir şekilde ABD liderliğindeki koalisyonu da çok zor durumda bıraktı. Ve kendisine yönelik beklenen büyük operasyonları da ciddi bir şekilde akamete uğrattı. Dolayısıyla çok stratejik bir hamleye benziyor. Ama unutulan, gözden kaçırılan bir başka önemli nokta: IŞİD’in bu hamlesi Türkiye’ye çok ciddi bir şekilde zarar veriyor, verecek, daha da vereceğe benziyor. Bunun bir nedeni, basit bir şekilde Suriye batağına Türkiye’nin çekilmesi olarak tarif edilebilir. Ama onun ötesinde bir başka husus var. Şimdi Türkiye Cerablus’a girdiği zaman Batı tarafından tasvip edildi. Çünkü Cerablus’u IŞİD’in elinden almaya gidiyordu. Ama herkesin kafasında da şöyle bir mesele vardı. Tamam, IŞİD’in elinden Cerablus’u alacak ama Türkiye’nin esas derdi galiba Kürtler. Ve orada YPG, PYD soru işareti vardı.

IŞİD Cerablus’ta kurşun bile sıkmadan –kabaca böyle söylenebilir– Cerablus’u terk ettikten sonra, Türkiye’nin IŞİD’e karşı mücadele eden bir ülke olduğu ya da mücadele etmeye başladığı imajı çok ciddi bir şekilde yara aldı. Bir nevi danışıklı dövüş izlenimi bırakması, IŞİD’in çekilmesi, Türkiye’nin IŞİD’e karşı mücadele ettiği imajını çok ciddi bir şekilde zedeledi. Bu önemli bir husus, bunu bir yere yazmamız gerekiyor.

İkinci olarak; Türkiye’yi böyle bir yere çekip Kürtlerle baş başa bırakarak, IŞİD Türkiye’nin oradaki kalışını, TSK’nın kalışını uzattı. TSK’nın Suriye’de uzun süreli kalıyor olmasının sonuç olarak IŞİD aleyhine yönleri vardır muhakkak. IŞİD zaten orada İran’ın, Lübnan’dan giren Hizbullah’ın, Rus ordusunun ve diğer muhalif grupların hepsinin varlığına rağmen kendi varlığını orda sürdürebilen bir yapı. Dolayısıyla buna fazladan TSK’nın eklenecek olması tabii ki IŞİD’i belli anlamlarda zorlayabilir. Ama büyük ölçüde de işine yarayacaktır.

Burada önemli bir nokta olarak şunun da özellikle altını çizmek lazım: TSK’nın Suriye’de uzun vadeli olabilecek ya da orta vadeli olabilecek bir yerleşmesinin getireceği travmalar, IŞİD’in yarın öbür gün Türkiye’ye yönelik yapmayı düşündüğü faaliyetleri çok daha kolaylaştıracaktır. Özel olarak şunu vurgulamak istiyorum: Eğer Türkiye Suriye’de bir şekilde Kürtlerin kazanımlarına yönelik aktif bir mücadele içerisine girerse, bunun zaten Türkiye’de var olan Kürt sorununu iyice derinleştirmesi, Türkiye’deki çatışmayı iyice tırmandırması ve bunun sonucunda Türkiye’deki yarılmaların daha da derinleşmesi anlamına gelecektir. Ve böyle bir kaotik ortamda zaten çok büyük çalkantıları yaşayan Türkiye’nin Suriye nedeniyle daha fazla karışması, kutuplaşması ve bir etnik mesele üzerinden ayrışmasından yararlanacak olan grupların başında IŞİD gelecek.

IŞİD şu anda Suriye ve Irak’ta çok ciddi bir sarsıntı yaşıyor. Çok ciddi tehditler altında; yok olma, ilan ettiği devletini kaybetme tehdidi altında; ama IŞİD kolay kolay yok olacak bir yapı değil. Devletleri yok olsa bile, varlığını sürdürebilecek bir yapı ve savaşı başka yerlere taşıyarak bunu yapabilecek bir yapı. Mesela bugün –dün akşamdı, tam saatinden emin olamadım– Yemen’deki saldırı, elliden fazla kişinin ölümüne yol açan intihar saldırısını IŞİD yaptı. Yine bugün Bağdat’taki, Kerbela’daki saldırıyı IŞİD gerçekleştirdi. IŞİD dünyanın her yerinde varlığını sürdürüyor ve yakın bir zamanda Irak ve Suriye’de kendini iyice baskı altında hissetmesi durumda, Türkiye’de varlığını, Türkiye’deki faaliyetlerini çok daha yoğunlaştırması kuvvetle muhtemel. Dolayısıyla, şu anda Türkiye’nin Suriye’de içine girerek tercih ettiği yol, strateji, Türkiye’yi daha da kırılganlaştırabilir ve IŞİD’in Türkiye’ye daha fazla yoğunlaşmasına ve Türkiye’yi daha da fazla karıştırmasına neden olabilir.

Toparlayacak olursak: IŞİD, stratejik akla sahip bir yapılanma ve adımlarını, –her yaptığı doğru olmuyor tabii, çok hata da yapıyor ama– şu Cerablus olayında gördüğümüz kadarıyla gerçekten akılcı bir manevrayla birçok gücü zor durumda bırakan, birbirine düşüren ve bu arada onların birbirine düşmesiyle kendisi büyük ölçüde nefes alan bir hamle yaptı. Ama bu hamle sadece kısa vadede IŞİD’e getirisi olan bir hamle değil. Orta ve uzun vadede IŞİD’in işine yarayacak bir manevra oldu. Ve burada özel olarak altını çizmek istediğim bir husus, bu durum Türkiye’nin orta ve uzun vadede işini çok zorlaştıracaktır. Orta ve uzun vade çok yakın zamanda olmasa bile, ki zaten IŞİD Türkiye’de çok ciddi eylemelere, intihar eylemlerine, katliamlara imza atmış bir örgüt. Ama çok daha farklı bir şeyden bahsediyorum. Bir Suriye’deki, bir Irak’taki varlığına benzer bir Türkiye’de varlık gösterme ihtimalinden, riskinden bahsediyorum.

Şu anda yapılan Fırat Kalkanı operasyonu IŞİD’in Türkiye’de önünü çok ciddi bir şekilde, geniş bir şekilde açmış olabilir. Bu riskin altını çizmek istiyorum. Dolayısıyla IŞİD’in bu manevrası şu anda esas olarak Suriye’deki Kürt yapılanmalarını ve ABD’yi rahatsız ediyor, onlara zararı dokunuyor olabilir, ki bu doğru. Ama bundan, bu manevrayla beraber Türkiye de çok ciddi bir şekilde, ülke olarak Türkiye ve Türkiye’yi yönetenler de çok ciddi bir şekilde zarar gördüler, görecekler. Öncelikle IŞİD’le mücadele etme iddiası çok ciddi bir şekilde gölgelenmiş durumda. Ama Türkiye’nin IŞİD için büyük bir cihad, geniş bir cihad alanı olmasının da kapısını ciddi bir şekilde aralamış durumda. Evet, söyleyeceklerim bu kadar.

Bunlar da ilginizi çekebilir: