Medyascope.tv

Farhad Khosrokhavar: “Fransa’nın sakin ve huzurlu bir laikliğe dönmesi lazım”

Farhad Khosrokhavar: “Fransa’nın sakin ve huzurlu bir laikliğe dönmesi lazım”

Le Monde – 8 Eylül 2016 / Çeviri: Haldun Bayrı

Kamusal alanda başörtüsünü ya da İslamî işaretleri artık yasaklama, böylelikle de örtünmeyi uzun vâdede suç haline getirme hesabı yapan kendinden geçmiş bir laikçiliğin sapmalarını kınamak ve laikliğin durulmuş bir versiyonunu dillendirmek isteyenlere söz hakkı tanınması için, New York Times’taki makale, ondan önce de “burkini” davaları ve bunların yol açtığı uluslararası tepkiler gerekecekmiş.

Kökünden-kazımacı feministleri, sâfî sertlik yanlısı Fransa ve Avrupa aşırı sağını ve bir sürü laikçi entelektüeli bir araya getiren bu akım, Jean-Louis Bianco, Jean Baubérot, Michel Wieviorka ve Etienne Balibar gibi ılımlı laiklerin ve Françoise Gaspard ile Christine Delphy gibi bazı açıklık yanlısı feministlerin sesini düpedüz bastırıyor.
Ağır ve temel önemde bir mesele var ortada: Bir yanda, Müslüman kadının özleştirilmesi ve şeyleştirilmesine dayalı hoşgörüsüz bir laiklik versiyonu var (bunu destekleyenler için, başörtüsü, özü itibariyle kadının astlığının simgesidir); diğer yanda, çeşitliliği korunan bir sivil toplumun bağrında Devlet’in yansızlığını korumayı dert edinen sakin bir laiklik anlayışı var.

Cumhuriyetçi hoşgörüsüzlük

Laikliğin 1905’te Kilise ile Devlet’i ayıran yasayla taçlanan zaferi, uzlaşmaz bir laiklik versiyonuyla böbürlenen ve tam karşısındaki teokratik İslamcılığa tehlikeli biçimde yakınlaşan günümüzdeki laikçilikten çok daha hoşgörülü olmuştur: Suudi Arabistan’ın ve İran’ın örtünmeyen kadınlara kamusal alanda görünmeyi yasakladığı noktada, laikçilik de örtünen kadınların agoraya girişini gayrimeşru kılıp yasaklama niyetinde (Nicolas Sarkozy’nin getirdiği ve Fransa ile Avrupa’nın büyük kısmında aşırı sağ tarafından savunulan yasa teklifi bu yönde gitmez mi?).

farhad-khosrokhavar

Fransa Sosyal Bilimler Yüksek Araştırmalar Okulu EHESS’te araştırma yöneticisi olan Ferhad Hüsrevhaver, aynı zamanda Sosyolojik Analiz ve Müdahale Merkezi’nde (Cadis, EHESS-CNRS) yöneticisi.

Cumhuriyetçi hoşgörüsüzlüğün Fransız demokratik hukukunda kayıtlı olduğu ve sonuç olarak söz konusu İslamcılık vakalarındakinden çok daha az baskıcı olduğu doğru; fakat esas tutum aynı: Azınlıkların ya da “hafif farklılık” iradelerini beyan edebileceklerin davranış –özellikle giyim-kuşamsal– biçimlerini Devlet’in vesayeti altına almak söz konusu.

Başörtüsü, fondamantalizm, örtünen kadının tutsaklığı ve Müslüman cemaatçiliği arasındaki bu özdeşleştirmeler, Fransa ve Avrupa’da örtünen genç kadınlar üzerine yapılmış çok sayıda ampirik araştırmadan habersiz olunduğunun izlerini taşıyor. Bu araştırmalar, geleneksel itaat ile yeni başörtüsünün birbirinden ayrı şeyler olduğunu; ayrıca örtünen kadınların çoğu için ataerkil bir otoriteye itaatin söz konusu olmadığını gösteriyor. Dinî fondamantalizm ile başörtüsü arasında daha da az bağ var (Selefiler hariç).

Başörtüsünün yeni versiyonu, İslam’ın ortodoks bir versiyonunun bireysel olarak benimsenmesinin ifadesi de olabiliyor; diğer Müslümanlardan ya da laiklerden ayırt edilme iradesi de olabiliyor; yeni bir biçim altında dinî bir anlam arayışı da olabiliyor; muhayyel bir Müslüman geçmişiyle tekrar bağ kurma iradesi de olabiliyor; yeni bir sosyalleşme biçiminde kendini aramak da olabiliyor… Vakaların ezici çoğunluğunda, teşebbüs genç kadınlardan geliyor ve şayet yabancılaşma varsa, bu yabancılaşma gönüllü cinsten ve kadının kendini vurgulamasına dayanıyor; kocaya, babaya, erkek kardeşe ya da anneye itaate değil. Peki ama, hangi hakla, kendi kadınlık kavrayışına dayanarak diğer kadınların yabancılaştığı hükmüne varılıyor?

Çelişik buyruklar

Bu hoşgörüsüz anlayış, laiklik adına hareket ediyor, ama kaydadeğer çarpıtmalara mâruz bırakıyor onu:

– Laik (aslında laikçi) yekpârelik adına kamusal alandaki her tür çeşitlenebilirliği inkâr ederek Anglo-Sakson çokkültürcülüğünden iyice ayrılacak bir Fransız tekkültürcülüğünü buyuruyor: Bu “evrensel” kaideye her saygısızlık, toplumun dışına sürülebilir bir “özerklikçilik/partikülarizm” olacaktır;

– Bütün yurttaşların, bilhassa kadınların, giyim-kuşam düzeyinde laik kaideye itaat etmelerini buyuruyor. Başörtüsü ataerkilliğe köle olunduğunun işareti olacaktır ve tüm erkek ve kadın yurttaşların, örtüsüz kadın ve dinî işaret taşımayan erkek anlamına gelen “laik model”e uymaları gerekmektedir. Özellikle bu bakış açısı kamusal alanda her tür dindarlık gösterisine karşı çıkılmasını icap ettiriyor.

Laikliğin bu en uzlaşmaz versiyonu, 1980’li yıllardan itibaren, Müslüman toplulukların Fransa’ya nihaî yerleşmeleriyle oluşmuştu (Creil’deki başörtüsü davası 1989 tarihlidir). Zamanla git gide daha fazla baskıcı bir hal aldı ve 2012’de terörist saldırıların yenilenmesiyle (Merah, Nemmouche, Kouachi Kardeşler, Coulibaly…) iyice güçlendi.

Toplum travmaya uğradıkça (Ocak 2015’ten beri cihadcı saldırılarda 250 civarında kişi öldü), cumhuriyetçi erkek ve kadın entelektüeller, bir de popülist siyasetçiler, bunun sorumluluğunu, özerklikçi/partikülarist tutumlarıyla cumhuriyetçi modeli mahvetme suçlamasını yönelttikleri Müslüman erkek ve kadınlara yüklüyorlar: Örtünen Müslüman kadınlar cihadcılık yolunun taşlarını döşeyen fondamantalistlermiş.

Nihayet, bu laiklik anlayışı Müslümanları çelişik buyruklara mâruz kaldıkları bir deli gömleğine sokuyor: Şayet kamusal alanda Müslüman olduğunuzu vurgularsanız, dinî fondamantalist olursunuz; ama aynı zamanda, cihadcıların terörist saldırılarını Müslüman olarak kınamak ve Müslüman yurttaşın anonimliğinden çıkmak için yurttaş Müslüman olmak da gerekir. Bu çelişki, Müslüman ne yaparsa yapsın, peşinen mahkûm edilmesine yol açıyor.

Sonuçsuz da kalmaz bu. Yüksek düzeyde öğrenim görmüş erkek ve kadın Müslümanların bir kısmı Fransa’dan ayrılıyor ve dinî ibadetlerini huzur içinde yerine getirmelerinin Fransa’da engellendiğini apaçık söylüyorlar. Vicdan özgürlüklerine saldırı oluşturan bir davranış ve tutum dayatılarak hayat onlara zehir ediliyor. Kalanların ise önlerinde bir başarı örneği yok. Damgalanmanın doğal bir etkisi sonucunda, kalan bu Müslümanlar kendi üzerine kapanma çözümü olarak daha da koyu bir fondamantalizmin cazibesine kapılabiliyorlar.

Radikal İslamcılığın büyüleyici çağrısı

Fransa’yı İslamofobinin sahnelendiği bir ülke olarak kınayan radikal İslamcılığın büyüleyici çağrısına kulak verenler çıkabiliyor ve şiddete kışkırtan bu çağrıya icabet etmeseler de cihadcılığa karşı meşru kavgada Cumhuriyet’le işbirliğine girmekte çekingen davranabiliyorlar. Nitekim, Fransız toplumundaki egemen eğilim, başörtülü Müslümanları kınıyor ve onlara fondamantalistlerin, hatta aşırılıkçıların suç ortağı muamelesi yapıyorken, örtünen bir kadın radikal İslamcılık konusunda nasıl “Not in my name” (“Benim Adıma Değil”) diyebilir?

Bunun bir başka sonucu da cumhuriyetçiliğin bu versiyonuyla (Nicolas Sarkozy’de, belirli bir ölçüde de başörtüsünün Müslüman kadının esareti olduğunu alenen söyleyen Başbakan Valls’te tecessüm eden) Fransa’daki ve Avrupa’daki diğer aşırı sağ versiyonlarıyla (Hollanda aşırı sağının liderlerinden Geert Wilders Fransa’da “burkini”nin yasaklanmasını hayranlıkla karşıladığını beyan etti) tehlikeli yakınlaşmasıdır.

Uygun bir pedagoji

Fransa Müslümanlara karşı, özellikle de dinlerini kamusal alanda teşhir edenlere karşı, git gide daha fazla hoşgörüsüz tutumunu haklı göstermek için laikliği ve Cumhuriyet’i bahane eden bir popülizmin tehlikeli yoluna girmiştir. Bu tutuma bir son verilmezse, hem Cumhuriyet için hem toplum için tehlikeli sonuçlar doğacaktır. Eğer Fransa insan ve kadın haklarının vatanı olarak kalmak istiyorsa, herkesin dinî inançlarına saygı içinde Devlet’in yansızlığını ve yurttaşların vicdan özgürlüğünü temin eden sakin ve huzurlu bir laikliğe dönüş lüzumu vardır.

Bu laik Fransa’nın kendi kültürel ve siyasî geçmişi vardır ve Müslümanlardan buna saygı göstermeleri beklenmektedir; ama bununla koşut olarak, ikna etmeye, özellikle de görece başkalığıyla Müslümana saygı üzerine kurulu, uygun bir pedagoji uygulanmalıdır: Fondamantalist (din yayıcılığı yapma, başkalarını stereotipleşmiş bir davranış modeline uymaya zorlama isteği) ya da aşırılıkçı (demokratik toplumla hesabı kesme isteği) olmadığı müddetçe, insan ve kadın hakları ülkesi Fransa Müslümanın varoluşsal tercihine saygı göstermelidir; ki bu da kamu ve cumhuriyet düzenini hiçbir şekilde tartışma konusu etmez.

Farhad Khosrokhavar

FransizKultur

Yeni kitapları: Radicalisation  (“Radikalleşme” (Editions de la Maison des sciences de l’homme, 2014) ve, David Bénichou ve Philippe Migaux ile birlikte, Le Jihadisme. Le comprendre pour mieux le combattre  (“Cihadcılığı Ona Karşı İyi Dövüşmek İçin Daha İyi Anlamak.” (Plon, 2015).

Bunlar da ilginizi çekebilir: