Medyascope.tv

Olayların Gidişi - Ruşen Çakır

Boşuna uğraşmayın, benden “Kürt düşmanı” çıkaramazsınız

Prensip olarak hakkımdaki sataşmaları, spekülasyonları vb. cevaplamamayı tercih ederim. Hele kaynağı belli, açık olmayanları görmezden gelmeye çalışırım. Çünkü bunlar bir tuzak. Sizi işinizden (gazetecilikten) alıp polemiklerin, bitmeyecek kavgaların, didişmelerin içine sokmak ve zamanla işlevsiz birine dönüştürmek isterler.

Redhack adıyla hakkımda yapılanlar karşısında da aynı şekilde davranmayı düşünüyordum. Tabii böyle bir fırsatı birileri kaçırmayacaktı. Nitekim Odatv, sol.org gibi internet siteleri beni şaşırtmadı. Fakat Dicle Haber Ajansı, Özgürlükçü Demokrasi gibi önemsediğim mecralar da bu lince dahil olunca durum değişti.

Farkındayım, bu satırları yazarken de o tuzağa bir şekilde dahil oluyorum, ama ülkemizdeki acımasız ortam nedeniyle, istemeyerek de olsa bir şeyler söylemem gerekiyor.

Zira, Laz ve Sünni bir anne babadan doğmuş birisi olmakla birlikte, solcu olduğum 14 yaşından beri kendimi Kürtlere ve Alevilere yakın hissederim; 31 yıllık gazetecilik hayatımda da Kürtlerin ve Alevilerin hak ve özgürlüklerini elde etmelerine katkıda bulunmak için elimden geleni yaptım. Hiçbir şey olmasa da oğluma (ve olursa torunlarıma) böyle bir miras bırakmak istiyorum. Kısacası beni “Kürt düşmanı” göstermek isteyenlere meydanı bırakmam söz konusu olamaz.

Toplantıya gelince: Öncelikle bu “gizli” değil sadece davetlilerin katılabildiği “kapalı” bir toplantıydı. Düzenleyen hükümet değil, ona yakın düşünce kuruluşu SETA idi. Toplantıya sadece bakanlar değil bazı bürokratlar da katılmıştı. Yaklaşık 30 kişi vardı. Ki bunlardan biri de o tarihte Sabah Gazetesi TBMM muhabiri olan Yahya Bostan’dı.

Şu an FETÖ soruşturması kapsamında cezaevinde olan Mümtazer Türköne MHP, Etyen Mahçupyan ise CHP’yi anlattı, ben de BDP’yi anlattım. En fazla ilgiyi tabii ki BDP gördü. Benim sunuşuma çok sayıda yorum, soru ve eleştiri geldi. Hatta dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Bostan’ın da belirttiği gibi bazı söylediklerime itiraz etti.

Günlük vb. tutmak gibi bir alışkanlığım yok. Hafızamın da eskisi kadar parlak olduğu söylenemez. Ama şunu çok iyi biliyorum, orada bulunanlara “Kürtleri bölün ve öyle yönetin” demedim. Biliyorum, çünkü böyle bir şeye inanmıyorum. Kürtlerin, Kürt siyasi hareketine bakışlarında farklılıklar olduğunun farkındayım, ancak onların herhangi bir bölümünün Abdullah Öcalan liderliğindeki harekete karşı devletin yanında savaşmasının imkansız olduğunu düşünüyorum. Zaten söz konusu e-postada “böl/yönet” parantez içine konulmuş, dolayısıyla Yahya Bostan’ın değerlendirmesi olsa gerek.

PKK ile Kürt sorununu ayrı ele alma meselesi de, yazılarıma aşina olanlar bilir, devletin “Kürt sorununu çözersek PKK sorunu otomatik olarak çözülür” yaklaşımını eleştirmek amacıyla olsa gerek…

“Bir gazeteci böyle toplantılara katılır mı?” sorusuna da cevap vermek isterim. Katılır. Şahsen Türkiye ve dünyada bu türden “kapalı” onlarca toplantıya katıldım. Bunlardan çok istifade ettim. Beş yıl önceki söz konusu toplantı da öyle oldu. Burada temel ilke, içerde söylediklerinizi dışarıda da söyleyebilmenizdir ki buna riayet ettiğime inanıyorum.

Beş yıl önce, “demokratik açılım” ile “İmralı süreci”nin arasında, çatışmaların büyük ölçüde azaldığı, Kürt siyasi hareketinin siyasi iktidarla sistemli ve düzeyli bir ilişki içinde olduğu, barış umutlarının yeniden yeşerdiği bir ortamda yapılan bir toplantıyı, çatışmaların kızıştığı, topyekun savaş stratejilerinin egemen olduğu bir ortamda, sanki birkaç gün önce yapılmış gibi sunmak ve/veya algılamak doğru bir şey değil. Beş yıl, kimi AKP’li bakanların beni “PKK-Öcalan dostu” olarak görmelerine yol açan söylediklerimden hareketle beni beş yıl sonra “Kürt ve Kürt hareketi düşmanı” ilan edebilmek de cabası.

Kürt sorunu hakkında ne düşündüğümü merak edenler hepsi rusencakir.com internet sitesinde yer alan yazılarıma ve medyascope.tv’de yaptığım analizlerin videolarına bakabilirler.

Örnek olarak söz konusu toplantının yapıldığı tarihlerdeki şu yazılarımı verebilirim:

* 14 Aralık 2010 tarihli yazım: Öcalan’ın avukatlarına söylediklerim

* 18 Aralık 2010 tarihli yazım: Kürt sorununun kalbi “dil sorunu”

* 4 Ocak 2011 tarihli yazım: Öcalan gücünün keyfini çıkartıyor

Şeffaflığı esas alan, gizli/kapaklı işlerle ilgisi olmayan bir gazeteciyim. Şeffaflık konusunda beni sorgulamaya kalkanların öncelikle kendilerinin şeffaf olmasını beklerim.
Son sözüm: Benden Kürt düşmanı çıkarmak mümkün değil.

Bir de ilgilisine notum var:

Mesajınızı aldım.

Cevabım şu: Dün olduğu gibi bugün de beni teslim alamayacaksınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir: