Medyascope.tv

Immanuel Wallerstein: Siyasette sağa doğru gidiş nasıl durdurulabilir?

Siyasette sağa doğru gidiş nasıl durdurulabilir?

Immanuel Wallerstein – Çeviri: İlker Kocael

Bu, ortanın solundaki insanların bir süredir sorduğu bir soru. Farklı biçimlerde de olsa, Latin Amerika, Avrupa’nın büyük bölümü, Arap ve İslam ülkeleri, Güney Afrika ve Kuzeydoğu Asya’da da aynı soruyu işitmek mümkün. Bu ülkelerin birçoğunda yakın zamana kadar hakim olan sola doğru gidiş soruyu daha da çarpıcı hale getiriyor.

Solun problemi öncelikler. ABD’nin jeopolitik gücünün gün be gün azaldığı bir dönemde yaşıyoruz. Aynı zamanda bu dönem dünya ekonomisinin devlet ve kişisel gelirleri tırpanlandığı bir dönem; haliyle de dünya nüfusunun kayda değer bir bölümünün yaşam standardı düşüşte. Bu durum, soldan gelecek herhangi bir siyasi etkinliği kısıtlıyor ve solun bu kısıtlar üzerindeki etkisi çok sınırlı.

immanuel-wallerstein

1930’da New York’da doğan Immanuel Maurice Wallerstein sosyolog, tarihsel sosyoloji alanında bilim adamı ve dünya sistemler analisti. Küresel kapitalizme erken dönem eleştirileri ve “sistem karşıtı” hareketlere desteği son dönemde onun, küreselleşme karşıtı hareket içinde bulunan akademik ve diğer muhalif çevrelerde- Noam Chomsky ve Pierre Bourdieu ile birlikte- önemli bir yer edinmesini sağladı.

Cazibesini anaakım merkez siyasi partilerin eleştirisi üzerinden devşiren hareketlerin her geçen gün daha da öne çıktığını gözlemliyoruz.  Bu hareketler radikal bir biçimde dönüştürücü yeni politikalar talep ediyorlar. Ancak bu hareketlerin iki tür olduğunu söyleyebiliriz: sağ ve sol diyebileceğimiz iki akım. Sağ versiyon Trump’ın başkanlık kampanyasında, Rodrigo Duterte’nin Filipin’deki uyuşturucuyla mücadele kampanyasında, Polonya’nın Hukuk ve Adalet Partisi’nde ve daha nicelerinde vücut buluyor. Solun birinci önceliği bu hareketlerin devlet gücünü ele geçirmesine engel olmak. Bu hareketler temel olarak yabancı düşmanı ve dışlayıcı, ayrıca devletin kontrolünü ele geçirirlerse bunu solu ezmek için kullanacaklar.

Diğer taraftan solda da radikal bir biçimde dönüştürücü yeni politikalar temelinde örgütlenen hareketler mevcut. Bernie Sanders’ın Demokrat Parti’nin başkan adaylığını elde etme girişimini, Jeremy Corbyn’in İngiliz İşçi Partisi’ni tarihi sosyalist köklerine döndürme çabasını, Yunanistan’da Syriza’yı, İspanya’da Podemos’u ve daha nicelerini örnek olarak sayabiliriz. Tabii ki, bu türden hareketler devlet gücünü elde etmeye yaklaştığında, sağ cenah (anaakım ya da radikal düzen karşıtları) onları tasfiye etme ya da duruşlarından ödün vermeye zorlama temelinde birleşiyor. Syriza’nın başına gelen de bu oldu.

Bu ikinci önceliğin kendine içkin sınırları mevcut. Hareketler bir nevi merkez-sol sosyal demokrat partiler olmaya zorlanıyorlar. Bunun da bir işlevi var: toplumun daha fakir kesimlerine kısa vadede gelecek zararı sınırlıyor, dolayısıyla en aza indiriyor. Gelgelelim dönüşüm konusunda bir işe yaradığı yok.

Orta vadede nispeten demokratik ve eşitlikçi yeni bir dünya sistemi oluşturma hedefi farklı türden bir siyasi eylem gerektiriyor. Her yerde tabanda örgütlenmeyi, devlet gücünden aşağı doğru inen değil, aşağıdan yukarıya çıkan ittifaklar kurmayı zorunlu kılıyor. Düzen karşıtı sağ hareketlerin mevcut gücünün sırrı bu.

Gelecek 20-40 yılda düşüşte olan mevcut kapitalist sistemi başka bir sistemle ikame etme mücadelesinde solun üstünlük sağlamasını mümkün kılacak şey; toplumun fakir kesimlerine sıkı bütçelerin verdiği zararı en aza indirecek kısa vadeli ittifaklar siyasetini, düzen karşıtı sağ hareketlerin devlet gücünü ele geçirmesine karşı etkili bir muhalefet biçimini, dünya solu olarak tabanda aralıksız bir biçimde örgütlenme çabasını bir araya getirmek. Bunun kolay olmadığını söyleyebiliriz; bunun için sabit berrak bir analiz kabiliyeti, arzu ettiğimiz başka bir dünyaya ulaşma yolunda kararlı ahlaki seçimler ve nihayetinde akıllıca alınacak taktiksel siyasi kararlara ihtiyaç var.

Bunlar da ilginizi çekebilir: