Medyascope.tv

Kolombiya barışa neden hayır dedi? Metin Yeğin ile söyleşi

Bugün sizlerle Kolombiya hükümeti ve FARC gerillaları arasında imzalanan barış anlaşmasını ve halk oylamasını araştırmacı-gazeteci Metin Yeğin ile konuşacağız. Sizin de bildiğiniz gibi Kolombiya’daki bu barış süreci uzun görüşmelerin ve müzakerelerin sonucunda geldi. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz ve halk oylamasında barışa neden hayır denildi?

Metin Yeğin: Aslında 4 yıl önce, Havana’da FARC gerillaları ile de görüşmüştüm ve onlar bu sürecin üzerinde herhangi bir zaman kısıtlaması olmadığını söylemişlerdi. Sürecin işleyip müzakerelerin devam etmesi sonucunda barışın geleceğini belirtmişlerdi. Burada önemli bir nokta var: İki taraf da masadan kalkmama kararı almıştı. Hatta devlet hiçbir zaman ateşkes ilan etmedi, ancak müzakere masasından da kalkmadı. Bu durum aynı zamanda bu süreci sabote etmek isteyen birçok provokatör eylemin de bu süreci etkilemesini engelledi. En son ulusal gerilla konferansında FARC genel sekreteri Ricardo Telles ile görüştüğümde, o bu süreci çok önemsediğini belirtmişti. “Bir zaman koymadık başımızın üstüne Demokles’in kılıcı gibi. Ne zaman ki süreç işledi ve olumlu oldu, o zaman gerçekleştirdik” diye belirtmişti. Müzakere sürecinin en önemli unsurlarından biri buydu. Altını çizmem gereken bir başka önemli unsur da; Telles, “Ne zaman devlet saldırıya geçse, biz ateşkes ilan ettik ve politik inisiyatifi elimize aldık, uluslararası kamuoyunu arkamıza aldık ve biz barış konusunda ısrarlı olduğumuzu bu konuda her türlü şeyi gerçekleştireceğimizi söyleyerek, politik inisiyatifi elimize aldık ve böylece devletin başka bir şey yapmasına engel olduk” diyordu. Müzakere sürecinin en önemli alanı buydu bana göre.
Neden hayır çıktı diye sorduğumuzda, bunun birkaç nedeni olduğunu görüyoruz. En başta oy kullanma sayısı %37 küsurda kaldı. Bu demek oluyor ki ülkenin %60’lık kısmı hiç oy kullanmadı.

Bu barış sürecinin bütün Kolombiya halkına eşit şeffaflıkta anlatıldığını düşünüyor musunuz?

Aslında FARC bunu gerçekleştirdi. Müzakere sürecini kendi tabanına anlattı ve bunu kendi alanı ile ilgili olan mecralarda tartıştı. Ancak referandumdan hayır çıktıktan sonra, uluslararası analistlerin en fazla dikkat çektiği nokta, savaş kurbanlarının bu sürece tam olarak katılamadığıydı. Bu nedenle aslında FARC başından beri hukuksal olarak evet ya da hayırdan ibaret olan plebisiti onaylamıyorlardı. Bunu hükümet savunuyordu. Hal böyle olunca da durum evet ya da hayır gibi bir soru biçimine dönüştü. Ayrıca Kolombiya’da uzun süren bir savaş var; sadece 52 yıl değil, 100 yıla varan bir savaş var. Dolayısıyla savaş sadece insanları öldürmüyor, savaş aynı zamanda insanların umudunu da öldürüyor, çaresiz bırakıyor. Bu sebepten sandık başına gitmeyen %62-63 lük kesim bu tür bir çaresizlik içindeydi. Daha önce bu süreçler oldu, bir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorlardı. Ayrıca sadece FARC’tan ibaret değildi savaşan gruplar. Diğer gerilla grubu ELN var, paramiliter yapılar var.

ELN ve FARC’ın bu müzakere süreçlerinde göstermiş olduğu yaklaşım farklılığını biraz açabilir misiniz? Çünkü bildiğim kadarıyla FARC daha çok toprak reformu üzerinde duruyor.

Aslında FARC ve ELN tarihsel olarak iki farklı örgütlenme. FARC dünyanın diğer gerilla hareketlerinden farklı olarak bir köylü hareketi olarak doğdu. Yani kentten entelektüellerin dağa çıkarak başlattığı bir hareket değil. Dolayısıyla bir komün olarak doğduğunu söyleyebiliriz. Toprak reformu onun temel unsuru. Fakat ELN daha çok diğer benzerleri gibi entelektüellerin, öğrencilerin dağa çıkarak oluşturduğu bir örgütlenme. Tabii ki içinde toprak reformu var, ama daha çok taleplerini beyan eden, daha ortodoks Marksist-Che Gueveracı bir çizgidedir. Ama FARC ise ELN’yi her zaman maceracı ve iradeci olarak nitelendiriyor. Özellikle anlaşmanın ilk maddesinin 3 milyon hektar toprağın köylülere dağıtılmasını öngörmesi anlaşmanın diğer maddelerini geride bırakabiliyor. Dolayısıyla toprak reformu konusundaki bu madde büyük bir önem taşımakta.

Bu noktaya değinmemin sebebi, FARC’ın taleplerinden bir tanesinin müzakereler sonucunda oluşturulacak olan anayasanın bütün bileşenleri kapsamasını istemeseydi. Oluşacak olan anayasaya ELN ne derece katkıda bulunabilir? Görüşmeler böyle bir birleşmeyi vaat ediyor mu?

Hayır, çünkü bu kurucu anayasa teklifi kabul edilmedi. Onun yerine plebisit kabul edildi. Hükümet ile yapılan görüşmelerde plebisit kabul edildi ve kurucu anayasa artık mümkün değil. Gözden kaçan bir durum ise bu barış anlaşmasının uluslararası nitelik taşıdığıdır. Yani plebisitin sonuçlarının hukuksal bir geçerliliği yok. Kolombiya hükümeti referandum sonuçlarına göre hareket etmek zorunda değil. Ayrıca hukuksal olarak bir bağlayıcılığı yok referandumun. Uluslararası taraflar eşliğinde imzalanmış bir anlaşma bu.

Bu noktada hangi ülkelerin garantörlüğünde bu sürecin sonucuna gelindi, bu konuyu biraz açabilir misiniz?

Anlaşma sürecinde iki tane esas gözlemci devlet vardı: Norveç ve Küba. İki tane de amigo devlet vardı: Venezuela ve Şili. Fakat imza töreninde de gördüğümüz üzere bütün Latin Amerika devlet başkanları oradaydılar. Ayrıca Birleşmiş Milletler de garantörlük yaptı barış anlaşmasına. Dolayısıyla uluslararası anlaşma anayasanın üstündedir, bu bütün ülkelerde böyledir. Yani plebisitin hukuksal bir bağlayıcılığı bulunmuyor. Sadece moral etkisi var. Bu etkiyi küçümsemiyorum, fakat anlaşmanın geçerliliğini etkilemiyor.

Evet, uluslararası geçerliliği hâlâ sürüyor. Sonuçta baktığımızda, halk bu referanduma hayır dedi, fakat hükümet süreci devam ettireceğini belirten açıklamalarda bulundu. Siz bu noktada sürecin sonrasına dair neler söyleyebilirsiniz?

Artık ELN tekrar barış masasına gelmez kısa zamanda. Bundan sonra gerilla haklarının daha kısıtlandığı bir dönemden söz edebiliriz. FARC’ın içindeki bir grup bu sürece karşı çıkıyordu. Belki bu grup sonraki süreçte sıyrılabilir. 80-100 kişilik bir grup öne çıkabilir. Aslında, barış anlaşması değil barış sürecinin o moral ortamı kayboldu. Anlaşma geçerliliğini koruyor. FARC’ın etkin olduğu bölgelerde birçok köylü kayıt altında olmadığı için oy kullanamamışlardı. Plebisit tekrarlandığı takdirde barış kararı mutlaka geçecektir. Çünkü %60’ın içinde zaten referandumdan evet çıkacak diyerek gitmeyen büyük bir kesim vardı. Ama sonuçta bu süreç yara aldı. Kolombiya’daki bütün barış süreci yara aldı. Hatta enteresan gelecek ama, Türkiye’de olmayan barış süreci de bundan yara aldı.

Medyada da iki barış sürecinin arasındaki benzerlikler işlendi. Son olarak şunu sormak istiyorum, sizce Kürt siyasi hareketini ve Kolombiya’daki barış sürecini ortak bir zeminde konuşabilir miyiz? Barışa yaklaşımları açısından karşılaştırabilir miyiz?

Türkiye’deki Kürt Hareketini ve Kolombiya’daki barış antlaşmasını barış sürecine yaklaşımları açısından karşılaştırabiliriz. Kolombiya’daki süreç daha zordu. Burada, Türkiye’deki süreç aslında uluslararası tarafları da gerektiren bir ortam. Fakat süreç farklı gelişti. Asıl mesele barışı gerçekleştirmedeki kararlılıktı. Çünkü bu kararlılık size politik inisiyatif sunuyor. Barışı örgütlemek savaşı örgütlemekten daha zordur. Tabii ki oturduğunuz yerden olmuyor bu iş. Türkiye ile ortak noktaları olduğu gibi ortak olmayan noktaları da var. Müzakere biçimi ve müzakere masasından kalkmadan, ateşkesi ihlal etmeden süreci devam ettirmek esas olandır. Uluslararası ülkelerin garantörlüğü ve barışta kararlı olmak barış sürecini öne çekebilir. Esas mesele samimi olmak ya da yenişememek durumu değil, mesele bir masada oturup müzakere sürecini devam ettirmektir. Ya şiddetli savaşı 150, 200 yıl sürdüreceksiniz ya da bir şekilde uzlaşmanın yolunu bulacaksınız. Bu uzlaşma iki tarafın da istediği gibi olmaz. İki tarafın da zaferi değildir aslında. Karşılıklı olarak ödünler verip uzlaşma sağlamaktır. Bunun sağlanması tüm dünyanın barış talebi için, dahası bizim barış talebimiz için de gereklidir.

Görülüyor ki barışı konuşmak inşa etmekten daha zor. Çok teşekkür ederim.

Bunlar da ilginizi çekebilir: