Medyascope.tv

Yves Sintomer: “Her referandum manipülasyon amaçlı değildir”

Yves Sintomer: “Her referandum manipülasyon amaçlı değildir”

Florence La Bruyère, Isabelle Hanne, Aude Massiot ve Estelle Pattée

Libération – Çeviri: Haldun Bayrı

Siyasetbilimci Yves Sintomer’e göre, her seçim yoklamasını kendi siyasal ya da kurumsal bağlamında ele almak gerek.

Hollanda, Birleşik Krallık, Tayland, Macaristan, Kolombiya ve yakında İtalya: 2016 yılı, düzey ve doğa bakımından çok farklı referandumlara sahne oluyor. Pazar günü Macaristan’da sığınmacılar üzerine (geçersiz ilan edilen, ama Başbakan’ın red siyasetine kitlesel bir desteğin verildiği) ve Kolombiya’da FARC’la barış anlaşması üzerine yapılan (yeterli katılımın sağlandığı, ama ufak bir çoğunlukla anlaşmanın reddedildiği) referandumların sonuçları sorular sorulmasına yol açtı. Bu doğrudan demokrasi aracını bertaraf etmek mi gerekir? Hayır, diye cevaplıyor Yves Sintomer, Paris-VIII Üniversitesi’nde siyasal bilimler profesörü ve katılımcı demokrasi üzerine çok sayıda çalışmanın yazarı.

kolombiya_referandum

Pazar günü Bogotá’da, FARC gerillalarıyla yapılan barış anlaşmasının destekçileri, oyverenlerin yüzde 50,2’sinin anlaşma metnine hayır dediği ilan edilirken. Fotoğraf: Fernando Vergara.

Bugün eskisine nazaran daha çok mu referandum yapılıyor?

Sintomer: Evet, açık biçimde, küresel ölçekte referandum sayısında bir artış var. Ama bunları birbirinden ayırmak gerek. Kolombiya’daki gibi, yukarıdan bir sorunun sorulduğu, yurttaşların cevapladığı ve bir karara yol açanlar var. Aşağıdan gelen bir süreçle, seçilmiş birini görev süresi dolmadan azletmek için yapılan referandumlar var; şu sırada Venezuela’da Maduro için tartışılan gibi. Bir de Fransa’da halk inisiyatifli referandum, ya da İsviçre’de halk inisiyatifleri adı verilenler var; muayyen sayıda imza toplanırsa bir soru yurttaşların oylamasına sunuluyor. Üçü bir arada da ele alınsa, ayrı da ele alınsa, referandumların sayısında bir artışa tanık olunuyor.

Nasıl açıklıyorsunuz bunu?

Sintomer: Dünyanın her tarafındaki demokratikleşme dalgalarında, yeni demokratik ülkeler çoğu zaman, temsilî demokrasi mekanizmalarına ilaveten doğrudan demokrasi mekanizmaları da benimsediler. Bunu zaten uygulayan ülkelerde ise, daha fazla bir katılım talebi oldu; Berlin Duvarı’nın yıkılışından sonra Almanya’da olduğu gibi.

Popülizmlerin yükselişiyle referandumların çoğalması arasında bir bağıntı var mı?

Sintomer: Sanmıyorum. Neredeyse hiçbir ortak noktaları olmayan hareketleri ayırt edici biçimde belirginleştirmek için fazla geniş bir yelpazede kullanılan popülist adlandırmasına çok temkinle yaklaşıyorum zaten. Her politika heyecanlara hitap eder. İsviçre’yi alalım: Bizatihi popülist olmayan bir rejim var –popülist liderler olabilir, ama bir rejimi popülist yapan bu değildir– oysa birkaç yıl öncesine kadar dünyadaki referandumların yarısı İsviçre’de yapılmıştı.

Ama “halk” heyecanın etkisi altında oy vermiyor mu?

Sintomer: Tabii ki halk duygusal bir biçimde oy verebilir. Halk yanılabilir. Ama aynı şey siyasî elitler için de geçerlidir. Bir tarafta akılcılığa sahip olan elitler, diğer tarafta da akıldışı halklar yok. Tarihte siyasî elitler ülkeleri son derece akıldışı serüvenlere sürüklemişlerdir. Hitler’i alın. İkinci Körfez Savaşı’ndaki Blair’i ve Bush’u alın. Evet, halk yanılabilir. Ama elitler de.

Referandum iyi bir doğrudan demokrasi aracı mı hâlâ?

Sintomer: Evet. Ama kendi başına geliyorsa, beraberinde siyasî sistemin daha bütünsel bir dönüşümü gelmiyorsa; o zaman referandumun kötü kullanılması riski artar. Kolombiya’da katılım çok düşük oldu; ama bu ülkedeki oylamaların her zamanki oranı bu. Bütün veçheleriyle kötü işleyen bir demokrasiniz olduğunda, meşru bile olsa tek bir kurumsal aracın her şeyi dönüştürebileceğini düşünmek güçleşir. ABD’nin batı kıyısında bugünün yenilikçi akımlarından biri, kura çekimiyle belirlenen ve iyi koşullarda referanduma götürülebilecek soruları tartışan ve oylama öncesinde yurttaşlara vardıkları sonuçları bildiren yurttaş jürilerinin kullanılmasıdır. Bu aracı iyileştirmek için yeni düşünceler var.

Yani kollanması gereken bir araç mı bu?

Sintomer: Bütün araçlar gibi. Seçilirlerse devleti yağmalamaktan başka derdi olmayan gangster partilerin olduğu bir sistemdeki seçimler, ülkenin sorunlarını çözmeyecektir. Nisbî sistemi alın: İspanya’daki partiler bir hükümet oluşturmak için anlaşamıyorlar. Almanya’da beceriyorlar bunu. Kurumsal mekanizmalarda bizatihi bir özsel değer yok. Onları bir bağlama yerleştirmek gerek. Macaristan’da, seçimlerle otoriter dönemece girildi ve derin bir bunalım içinde olan bir toplum var. Referandum şeyleri alt üst etmez. Aksine, daha bütünsel olan bu eğilime ayak uydurur.

Ama belki de “referandum” aracı yoldan çıkmıştır…

Sintomer: Evet, referandumu manipüle etmenin birçok yolu var. Soru yoluyla, oy veren nüfus havzası yoluyla, referandumun takvimi yoluyla – sorunun sorulduğu an muhakkak etki etmektedir. Toptan ele alınırsa, inisiyatif yukarıdan geldiğinde manipülasyon olanakları daha büyüktür; çünkü buna karar verebilecek bir aktör iktidardadır. Her referandumun manipülasyon amaçlı olduğu anlamına gelmez bu. Kolombiya’daki böyle değildi. Macaristan’da Orban’ınkinin ise böyle olduğunu düşünebiliriz.

Hollanda, Birleşik Krallık, Macaristan… Avrupa Birliği’nin referandumlarla arası iyi değil. Referandumlar ile uluslar-üstü sorunlar arasında bağdaşmazlık yok mu?

Sintomer: Seçimlerdekiyle aynı durum diyeceğim yine. Şu son yapılanlar gibi referandumlar, yerel, ulusal ölçekte uygulanır. Ama sorunların özünün bulunduğu uluslar-ötesi ölçekte uygulanmaz. Karar alma süreçlerine sadece kısmen elverişli olan, uyum sorunu olan bir araçtır.

Kolombiya’daki gibi henüz kapanmamış yaralar üzerine bir referandum yapmak akılsızca değil mi?

Sintomer: Sorunu çıkaran özel bir bağlam mı, yoksa genel olarak referandum aracı mı? Orbán bir referandum yaptığında, bunun tehlikeli bir araç olduğu söyleniyor. Orbán seçilmiş olduğunda, aynı akıl yürütülerek, seçimlerin tehlikeli bir araç olduğu söylenebilirdi: Otoriter bir insanı bir devletin başına getirdiğini, siyasî rejimde bir dönüşüme yol açtığını görüyorsunuz bunun. Türkiye’de Erdoğan’ın tekrar seçilmesi gibi. Öyleyse seçimleri ortadan kaldırmak mı lâzım? Zaman gözetmeden ve felaketlere yol açmadan referandumların düzenlendiği bütün diğer vakalar unutuluyor. Karmaşık bir akıl yürütme gerekiyor.

Kolombiya’da yüzde 60 oy vermiyor, yüzde 40 veriyor. Hem referandum hem seçimlerde geçerli bu. Oy vermeye gidenler, daha yerleşik ve şehirli olan orta sınıf daha ziyade; diğer tarafta ise, kliyantelist şebekelerin ağına takılmış en alt halk tabakalarının bir kesimi var. Kolombiya siyasetinin yapısı bu. Orada, referandum sizin sözünü ettiğiniz heyecan sorununa takıldı; ama aynı zamanda, eski cumhurbaşkanı Avlvaro Uribe’nin ve sosyo-ekonomik çıkarlarını muhafaza etmek için çok uzun süre boyunca barış sürecine karşı çıkmış olan ülkenin geleneksel elitlerinin çok güçlü seferberliğine de takıldı. Ters giden nedir? Referandum mu? Yoksa seçmen kitlesinin yüzde 60’ının oy vermediği, oy verenlerin de ya ayrıcalıklıları, ya geniş ölçüde kliyantelist şebekelerin denetimi altındaki halk katmanlarını temsil ettiği bir sistem mi? Soruyu sorunca cevabı buluyorsunuz zaten.

Yani “referandum” aracını sorgulama konusu etmek, seçimleri sorgulama konusu etmekle aynı kapıya çıkıyor…

Sintomer: Evet, genel olarak bütün demokratik araçları da. Karşılaştıralım: İsviçre’de, yılda üç kez oy verilir; her seferinde beş ila on sorun hakkında. Bir yılda, yurttaşın kararı etkilemesini mümkün kılan otuz konu yapıyor bu. Muazzam. İsviçre’nin Fransa’dan daha akıldışı bir politikası mı var? Ekonomik başarılarına bakarak hüküm verilirse, sanmıyorum.

Kimilerinin salık verdiği gibi referandumlar düzenlemekten vazgeçmek gerekmiyor mu peki?

Sintomer:  “Termometreyi kırmak gerekir” demek gibi olur bu. Kırabilirsiniz; fakat yabancı-korkusu yayıcı veya otoriter akımların yükselişini engeller mi bu? Aksine, referandumlar ateşinizin çıktığını ve ilaç değiştirmek gerektiğini gösterir.

FransizKultur

Bunlar da ilginizi çekebilir: