Medyascope.tv

IŞİD’in Türkiye ile Türkiye’nin IŞİD ile savaşı

Yayına hazırlayanlar: Zeynep Ekmekçi & Gülener Kırnalı

Merhaba, iyi günler. Dün Türkiye’nin en kanlı terör eylemlerinden birisinin yıldönümüydü. Ankara Garı saldırısının yıldönümüydü. Ancak Türkiye bu olayı gerçekten hak ettiği gibi, lâyıkıyla anmadı, anamadı. Zaten anmaya devlet izin bile vermedi; çok kısıtlı şeyler oldu. Birçok yerde anmak isteyenlere müdahale edildi.

Hafızalarımızı biraz yoklarsak, bu saldırının ardından devlet yetkililerinin yaptığı açıklamalarda, IŞİD tarafından yapıldığı bâriz olan bu saldırıya, kokteyl-terör ve benzeri şeyler denilmişti… Yani kokteyl-terörden bahsedilmiş, IŞİD’e ek olarak PKK’nın ve hatta PKK’nın Suriye’deki uzantısı olarak görülen PYD’nin işbirliğiyle yapıldığı iddia edilmişti. Ve IŞİD’i tek başına ele almamışlardı.

Zaten biliyoruz ki Türkiye’de devlet yöneticileri IŞİD lafını kullanmak istemiyorlar, yerine DEAŞ ya da DAEŞ gibi tabirleri kullanmaya çalışıyorlar. Dün bir kere daha gördük ki Türkiye’nin gündeminde gerçek anlamda IŞİD yok. Bu yayının başlığını da, “Türkiye’nin IŞİD, IŞİD’in Türkiye ile savaşı” diye koyduk. IŞİD’in Türkiye’yle bir savaşı var ama; Türkiye’nin IŞİD ile bir savaşı olduğuna dair elimizde çok somut bulgular, olgular yok. Eğer böyle bir şey olmuş olsaydı, Türkiye’nin gerçekten IŞİD’le savaşma gibi bir derdi olmuş olsaydı, örneğin dün Ankara katliamının, Ankara Garı katliamının anması ülke çapında bir olaya, faaliyete dönüştürülürdü.

IŞİD’in uzun zamandır Türkiye’yi hedef almasına rağmen, Türkiye’yi yönetenler ve ona destek verenler, IŞİD realitesini kabul etmeye hâlâ çok gönüllü değiller. Dolayısıyla gerçek anlamda bir IŞİD’le mücadeleden, IŞİD’e karşı mücadeleden söz etmek mümkün değil. Buna karşılık IŞİD Türkiye’de uzun zamandır çok ciddi bir şekilde faaliyet yürütüyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Türkiye’yi ziyarete gelen yabancıları hedef alıyor. Onun öncesinde de biliyoruz ki IŞİD Musul’u ele geçirdiğinde, Musul Başkonsolosluğu’nu işgal etmiş ve başkonsolos dahil olmak üzere 49 görevliyi üç ay boyunca rehin tutmuştu.

Aynı zamanda IŞİD’in Türkiye’de değişik saldırıları var. Bu saldırıları kabaca üçe ayırmak mümkün. Birisi Kürt hareketine, yani HDP ve onun çizgisindeki gruplara ve onlara destek veren gruplara yönelik saldırılar; ki bu anlamda ilk ciddi saldırılar, 7 Haziran seçimlerine kısa süre kala 18 Mayıs 2015’te, Adana ve Mersin HDP binalarına bomba konulması, daha sonra da 7 Haziran seçimlerinin hemen öncesinde Diyarbakır’daki HDP mitingine bombalı saldırı yapılması. Ben de gazeteci olarak o mitingi izliyordum, çok korkunç bir andı. Ve dört kişi hayatını kaybetti, ki çok daha büyük bir zayiat, kayıp olabilirdi, özellikle panik yaşanmış olsaydı çok daha korkunç sonuçlara yol açabilirdi. Ardından yine Suruç’ta, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde Kobani’ye yardım götürmek için Türkiye’nin dört bir tarafından gelmiş çoğu genç olan gruba yönelik intihar saldırısı yaptı IŞİD. Bir diğer saldırı dün birinci yıldönümü olan Ankara Garı saldırısı. Suruç’ta 32 kişi, Ankara’da 109 kişi hayatını kaybetti. En son olarak da Gaziantep’te, bu sene 20 Ağustos’ta, bir düğünde, sokakta yapılan bir düğüne yönelik olarak saldırı yapıldı ve 54 kişi hayatını kaybetti.

Bunların hiçbirisi hakkında kamuoyu gerçek anlamda bilgilendirilmiş değil. Olayın detaylarını bilmiyoruz. Bu olaylar yaşandıktan kısa bir süre sonra yayın yasağı geliyor, mahkemeler gizli yapılıyor ve detaylar hakkında bilgimiz yok. Çok ciddi operasyonlar yapıldığına dair çok fazla bulgu da yok. Hatta en son Antep’teki intihar eyleminin bir çocuk tarafından yapılmış olduğu Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilmişti; ancak görgü tanıkları bunun çocuk değil normal yaşlarda bir genç olduğunu iddia etmişlerdi. Bu hâlâ belli değil. Ankara’daki saldırıda, iki saldırgandan birisinin kimliği hakkında kamuoyu tam olarak bilgilendirilmiş değil, belki saptanamamış bile olabilir. Bu saldırıların hiçbirisinde gerçek anlamda ciddi soruşturmalar yapıldığını, çok ciddi sonuçlara ulaşıldığını söylemek, kamuoyunun aydınlatıldığını söylemek mümkün değil.

IŞİD’in Türkiye’de bir diğer tür saldırısı, ilkini 12 Ocak 2016’da İstanbul Sultanahmet’te gördüğümüz turistlere yönelik saldırısı oldu. Burada on Alman turist hayatını kaybetti. Daha sonra 19 Mart 2016 günü Beyoğlu’nda bir saldırı oldu, burada da üç İsrail vatandaşı ve bir İran vatandaşı hayatını kaybetti, ayrıca bir de intihar bombacısı öldü. Bir diğer, buna benzetilebilecek, turistik hedef olarak göreceğimiz ama çok daha önemli, tüm Türkiye’yi ilgilendiren, küresel anlamda çok büyük etki yaratmış olan Atatürk Havalimanı’na yönelik çok geniş kapsamlı bir saldırı, üç IŞİD’li tarafından, intihar eylemcisi tarafından gerçekleştirilen saldırı var. 28 Haziran 2016’da, 45 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Dünyanın önde gelen havaalanlarından birisi olan Atatürk Havalimanı’na yapılan bu saldırı, Türkiye’de sadece havalimanına değil Türkiye’nin genel olarak turizmine yönelik olarak ve imajına yönelik olarak da çok ciddi sorulara yol açtı. Türkiye bir nevi yabancıların gelmek istemeyeceği bir ülkeye dönüştü.

Sonuncu kategoriyi de doğrudan devlete yönelik saldırılar olarak tanımlayabiliriz. Aslında bunlardan ilki 20 Mart 2014’te Aksaray’da, İç Anadolu’da bir grup IŞİD’liyle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmayla yaşanmıştı. Bunun bir saldırı olduğu söylenemez, bir şekilde tesadüfen yaşanmış bir olay gibi gözüküyor. Burada bir polis, bir jandarma ve bir vatandaş hayatını kaybetti. Burada yakalanan IŞİD üyesi yabancı sanıkların mahkemeleri de esrarengiz bir şekilde yaşandı. Bu konuda değişik spekülasyonlar yapıldı. Ama devlete yönelik en önemli saldırı, 1 Mayıs 2016’da Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik saldırı oldu, burada üç polis memuru hayatını kaybetti. 34 devlet memuru da yaralandı.

Görüldüğü gibi IŞİD Türkiye’de değişik hedefleri, öncelikle kendisini Suriye’de ve kısmen Irak’ta ciddi bir şekilde rahatsız eden Kürt hareketinin Türkiye’deki uzantıları olmak üzere, bağlantıları olmak üzere, değişik hedeflere saldırılar düzenliyor ve bunların hiçbirisini şu âna kadar resmen üstlenmiş değil. Halbuki IŞİD, dünyanın dört bir tarafında yaptığı saldırıları çok kısa bir süre içinde kendi kaynakları tarafından alenen üstlenmesiyle biliniyor. Ama Türkiye’deki saldırıların hiçbirisini alenen üstlenmiş değil. Bu konuda değişik yayınlarda, neden böyle bir strateji izlediğini ele almıştık. K

abaca şunu söyleyebiliriz: IŞİD Türkiye’ye ayrı bir önem atfediyor, bunun için Türkiye’ye yönelik stratejileri, diğer ülkelere yönelik stratejilerinden pekâlâ farklı olabiliyor. Şimdi Türkiye’ye neden farklı davrandığı konusuna gelince; Türkiye öncelikle IŞİD için uzun süre çok önemli bir lojistik merkez oldu, her anlamda lojistik merkez. Özellikle dünyanın dört bir tarafından gelen gönüllüler için Türkiye önemli bir geçiş yeri oldu, transit bölgesi oldu. Suriye sınırı özellikle, Suriye sınırının birçok yeri IŞİD’e katılmak isteyen insanların kullandığı, yasadışı yollardan kaçakçılar aracılığıyla ya da örgüt üyeleri aracılığıyla kullandıkları bir yer oldu. Özellikle Avrupa’dan gelenler için Türkiye önemli bir geçiş yeri oldu. Daha sonra uluslararası koalisyonun baskılarıyla beraber; Suriye sınırındaki bölgelerin önemli bir kesiminin Kürt gruplar tarafından, PYD-YPG tarafından kontrol edilmesiyle de birlikte; bu geçişlerin önemli ölçüde azaldığını söyleyebiliriz. Ama hâlâ tam anlamıyla sonlandırılmış değil, şimdi inşa edilmekte olan duvar vs. ile beraber bu iyice azalacağa benziyor; ama şu âna kadarki süreçte IŞİD Türkiye’yi çok ciddi bir şekilde transit olarak kullandı. Aynı zamanda burayı sadece insan değil, her türlü malzeme, silah geçişinde de kullandı.

Suriye’de İç Savaş’ın başlamasıyla beraber Türkiye’nin tercihini Esad rejiminin yıkılmasından yana yaptığını biliyoruz ve bu anlamda muhalif gruplara destek verdiğini biliyoruz. Muhalif grupların içinde de ağırlığı, değişik tonlardaki farklı gruplar olan İslamcıların oluşturduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye’de ilişki kurduğu örgütlerin büyük bir kısmı değişik dozlardaki İslamcı gruplar oldu. IŞİD’e doğrudan bir destek vermek söz konusu olmasa bile –ki bu konuda da iddialar var; ama olmasa bile– orada başka gruplara gösterilen toleranstan IŞİD’in geniş bir şekilde yararlanmış olduğunu kestirmek hiç şaşırtıcı olmaz. Ama daha önemlisi, Türkiye’nin Esad rejimi karşıtı pozisyonu ve Irak’ta da Bağdat yönetimi ile arasının giderek açılması, Suriye kriziyle beraber Tahran rejimiyle, İran’la da arasının açılmasıyla beraber, siyasi olarak IŞİD için bölgedeki önemli güçlerden, en tercih edilir ülkelerden birisi haline geldi. Yani Türkiye’nin siyaseten bölgede izlediği çizgi, diğer ülkelerle kıyaslandığı zaman IŞİD ve benzer yapılar için en tercih edilebilir çizgidir. Dolayısıyla Türkiye’nin IŞİD ve Nusra gibi gruplar ve başka gruplar için en azından ehven-i şer olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dolayısıyla IŞİD’in şu âna kadar Türkiye’yle aleni bir şekilde, çok net bir şekilde savaşa girmeye uzun süre ihtiyacı olmadı. Tam tersine, bu onun kendi çıkarlarına zarar verebilecek bir olay olurdu.

Bir diğer husus, Türkiye’nin kendisi, gerek gönüllü savaşçı anlamında, gerek başka lojistik destek anlamında çok önemli bir ülke. Çok büyük bir ülke Türkiye, Suriye’yle çok geniş bir sınırı var ve IŞİD hem insan hem de maddi yardım bulma anlamında, Türkiye’den çok ciddi bir şekilde yararlandı. Ve geçen süre içerisinde, özellikle Ankara’nın IŞİD’e karşı çok net tavır almadığı Suriye iç savaşının ilk yıllarında, IŞİD Türkiye’de çok güçlü bir ağ oluşturdu, şebeke oluşturdu. Bu şebeke sayesinde Suriye’de ya da Irak’ta yaralananları Türkiye’de tedavi ettirebildi. İnsanlar değişik dönemlerde Türkiye’ye gelip işlerini görüp geri döndüler, vs.. Türkiye’den çok sayıda giriş-çıkış oldu, para girişi, silah girişi, malzeme girişi, gıda girişi oldu. Ve özellikle Suriye’de IŞİD’in elde ettiği petrolün pazarlanmasında da Türkiye önemli bir rol oynadı. Dolayısıyla IŞİD’in Türkiye’yle çok aleni bir şekilde savaşa girmesi, IŞİD için çok akıl kârı bir şey değildi ve uzun süre bunu uyguladı. Ama bu, onu Türkiye’de saldırı düzenlemekten alıkoymadı.

Türkiye bir süre boyunca uluslarası koalisyonla gönülsüz bir işbirliği yaptı, ama daha sonra uluslararası koalisyon ve özellikle bunun lideri olan ABD’nin IŞİD’e karşı mücadelede Suriye’de Kürtleri tercih etmesiyle, Kürtlerle stratejik işbirliği geliştirmesiyle beraber, Türkiye ağırlığını koymak durumunda kaldı; mecbur kaldı diyelim. En son Fırat Kalkanı operasyonunda gördüğümüz gibi, ÖSO’ya bağlı güçlerle birlikte Cerablus’un alınması olayında gördüğümüz gibi, Türkiye uluslararası koalisyona, IŞİD’in temizlenmesini Kürt grupların değil kendisinin daha iyi yapabileceği iddiasıyla Cerablus’a girdi. Tabii Cerablus’a girerek Kürt kantonlarının birleştirilmesini engelledi. Burada ilginç bir nokta ise şu: IŞİD, Cerablus’ta Türk ordusuyla savaşmadı. Cerablus’u terk etti, teslim etti. Daha doğrusu savaşmadan teslim etti.

Şu anda Türkiye IŞİD’le Suriye’de savaş halinde gözüküyor, ama ortada çok ciddi şekilde karşılıklı kayıplar söz konusu değil. Türkiye IŞİD’le Türkiye topraklarında değil Suriye’de savaşta; ama savaşı savaş olarak nitelememize yarayacak bulgular, görüntüler elimizde yok.
Bu, tarafların birbirlerine hiç saldırmadığı anlamına gelmiyor; ama çok geniş kapsamlı, topyekûn bir savaş söz konusu değil.

Şimdi, ilginç bir olay yaşanıyor. Bugün, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın Bağdat yönetimine meydan okuyuşlarında da gördük. Irak’ta bir Musul operasyonu, harekâtı hazırlıkları var. Ve Türkiye bu harekâtta bir şekilde yer almak istiyor. Musul Harekâtı kime karşı yapılacak? Tabii ki IŞİD’e karşı yapılacak. Türkiye, bu harekâtta kendisinin ya da Başika Kampı’nda yetiştirdiği Sünni grupların bir şekilde yer almasını istiyor. Ancak Bağdat, buna açık ve sert bir şekilde karşı çıkıyor. Ve Bağdat’ın bu konumunu ABD de büyük ölçüde destekliyor. Şimdi buradaki soru şu: Türkiye’nin Musul’da yer almak istemesinin nedeni IŞİD’le savaşmak mı? Yani, IŞİD’le savaşmaya çok gönüllü olduğu için mi bunu yapıyor? Hayır. Zaten Türkiye’nin IŞİD’le mücadelesine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin IŞİD’le mücadele iddiasına en ciddi bir şekilde gölge düşüren husus bu. Türkiye’nin IŞİD’le karşı karşıya olduğu pozisyonlarda, hepsinde, dün Suriye’de bugün Musul’da, yani Irak’ta, hiçbirinde Türkiye’nin doğrudan hedefi aslında IŞİD değil. IŞİD üzerinden bu ülkelerdeki yeniden-yapılanmanın kendi rızasıyla gerçekleşmesini sağlamaya çalışıyor. Türkiye, hiçbir zaman IŞİD’i, bir ABD’nin, bir Suriye’deki Kürtlerin, Irak’ta Bağdat yönetiminin ele aldığı gibi esas düşman olarak görme noktasında değil. Dolayısıyla, Türkiye’nin IŞİD üzerinden, Suriye’de, Irak’ta, genel olarak bölgede ve bir anlamda da Türkiye’de birtakım başka hesaplarını görmek istemesi, Türkiye’nin IŞİD’le olan ilişkisini, daha doğrusu mücadelesini ciddi bir şekilde gölgeliyor.

Bu durum değişir mi? Sanmıyorum. Türkiye’den IŞİD’e karşı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden, şu andaki siyasi iktidardan IŞİD’i her şeyin önüne koyacak bir çıkış beklemek hiçbir zaman gerçekçi olmayacaktır. Ne zaman Türkiye’de IŞİD bir saldırı yapsa, çok katliamlara imza atsa, en son Gaziantep olayında olduğu gibi, Ankara bu olayları büyütmemek için IŞİD’in yanına muhakkak PKK, hatta son dönemde FETÖ, sık sık YPG/PYD ve arada sırada da DHKP-C’yi ekleme ihtiyacı hissediyor. IŞİD’i tek başına bir varlık olarak ele almak gibi bir yola gitmedi, gideceğe de benzemiyor. Ama IŞİD’in Türkiye’ye saldırılarının da bitmeyeceğini çok rahatlıkla öngörebiliriz.

Eğer Suriye’de Türkiye’nin, IŞİD’in alanlarını daraltma yolunda adımlarını artırması, Cerablus’tan sonra başka yerlere de girmesi ve IŞİD’le çok sıcak çatışmalara girmesi söz konusu olursa, benzer bir şekilde Türkiye bir şekilde Musul Operasyonu’na katılma –ki diğer aktörler nedeniyle pek katılabileceğe benzemiyor ama- diyelim ki böyle bir şey olur ve IŞİD hedeflerine karşı çok etkili bir şekilde savaş yürütürse, IŞİD bunun cevabını büyük bir ihtimalle Türkiye topraklarında vermek isteyecektir. Daha önceki örnekler bunun göstergesi. Türkiye daha IŞİD’le çok ciddi bir şekilde, kıran kırana bir savaşa girmeden, IŞİD Atatürk Havalimanı gibi bir katliamı gerçekleştirdiyse, saldırıyı gerçekleştirdiyse, işin daha ciddiye binmesi, Suriye ve Irak’ta Türkiye’nin IŞİD’le çok sert çatışmalara girmesi halinde IŞİD’in Türkiye’deki savaşı çok daha kızgınlaştırmak isteyeceği, sertleştirmek isteyeceğini tahmin edebiliriz.

Ama şunu söylemekte yarar var, altını çizmekte yarar var: Türkiye’de, IŞİD’in Türkiye’ye savaşıyla, Türkiye’nin IŞİD’e yönelik savaşı arasında çok muazzam bir dengesizlik var. Bu dengesizlik kolay kolay çözüleceğe benzemiyor. Bu dengesizlik sürdüğü müddetçe de Türkiye’nin IŞİD konusundaki mücadele iddialarının gerek ülke içinde gerekse uluslararası kamuoyunda inandırıcı olmasını beklememiz mümkün değil. İyi günler.

Bunlar da ilginizi çekebilir: