Medyascope.tv

Jan-Werner Müller: “Popülizme karşı çözüm ‘sol popülizm’ olamaz”

Jan-Werner Müller: “Popülizme karşı çözüm ‘sol popülizm’ olamaz”

Joseph Confravreux – Mediapart – Çeviri: Haldun Bayrı

Popülizmle mücadele etmek için onu neyin tanımladığını belirginleştirme lüzumu var; bu da programıyla ilgili bir şey değil –yabancı korkusu yaymayan popülizmler de var–, popülizmin gerçek halkın temsilinin ahlâkî tekelini alma iddiasıyla ilgili. Nitekim, “Popülistler, ‘Biz %99’uz’ demezler. Onlar %100’ü temsil etme iddiasındadır”, hükmüne varıyor, Princeton Üniversitesi’nde siyaset teorisi ve fikirler tarihi üzerine ders veren Jan-Werner Müller. “Carl Schmitt, Tehlikeli Bir Kafa”, “Zor Demokrasi” ve “Popülizm Nedir?” kitaplarının yazarı.

Daha 1960’lı yılların sonunda, araştırmacılar Ernest Gellner ve Ghita Ionescu’nun yönetimi altında yayımlanan bir kolektif kitabın, “Dünyaya bir hayalet musallat oluyor – popülizm” cümlesiyle başladığı düşünüldüğünde, popülizm suçlaması mı kuvvetli bir enflasyona uğradı, yoksa popülizmin kendisi mi?

Jan-Werner Müller: Popülist teriminin kullanımındaki enflasyon gerçek bir sorun; çok farklı gerçeklikler aynı çuvala dolduruluyor. Avrupa Birliği yöneticileri, hâkim durumdaki neo-liberal ilişkilerin her türlü eleştirisini sessizlik içinde boğuntuya getirmek amacıyla Syriza ya da Podemos’un popülist partiler olduğunu söylediklerinde, siyasî bir saldırı söz konusu; üstelik popülizm de bütün sorunların “cevabı”nı bildiği kanaatini teknokrasiyle paylaştığı için, iyiden iyiye yanlış.

Dolayısıyla hâdiseyi fazla homojenleştirmemek çok önemli. Hemen her yerde popülist partiler bulunuyor; hatta Macaristan’daki gibi iktidarda olanları da var; ama bu hâdisenin sebeplerinin hep aynı olduğu anlamına gelmiyor bu. Fakat, özellikle, popülistleri haletiruhiyelerinden ya da programlarından teşhis etmiyoruz; çoğulculuk-karşıtı stratejilerinden ve halkı bir tek onların temsil ettiğinden ibaret o ahlâkî iddialarından teşhis ediyoruz.

Ama zamanımıza özelliğini veren esas çelişkide, yani ekonomik bakımdan da olsa kültürel bakımdan da olsa dünyaya daha çok veya daha az açıklık arasındaki çelişkide, başlıca çatışmalarımız biyo-etik ya da iklim sorunları olsa bulabileceğinden çok daha fazla malzeme buluyor çağdaş popülizm; çünkü popülizm, tek başına temsil etme iddiasında olduğu halka neyin ait olup olmadığını tanımlama fikri üzerine kurulmuş.

Popülizm bir programla, hatta bir siyasî renkle tanımlamıyor mu kendini?

geert-wilders

Geert Wilders 2014’te karısıyla

Müller: Özgürlük ve hoşgörü gibi liberal değerleri savunarak popülist bir siyaset yürütmek mümkün; gerçek Hollanda halkı tanımına kimin girip girmediği konusunda yukarıdan ahkâm kesmek için bu değerleri kullanan Hollandalı Geert Wilders’in yaptığı gibi.

İkisi de elitleri eleştirdiği için bazıları Donald Trump ile Bernie Sanders’ın ikisinin de haksız olduğunu ilan etmek istediğinde olduğu gibi, sahte simetrilerden kendimizi sakınmak gerekse bile, popülizm ille de sağcılık değil. Elitlerin ve sistemin eleştirisi popülistlerde sık görülür, ama çoğulculuk-karşıtı strateji tarafından belirlenen popülizmi tanımlamaya yetmez bu.

hugo-chavez

Hugo Chávez 2010’da

Chávez, 2005-2006’dan sonra rejim çok otoriter bir yola girdiğinde popülistleşmişti, çünkü onun Bolivarcı sosyalizmiyle hemfikir değilseniz ulus düşmanı olmamak imkânsızlaşmaktaydı. Şiddet ve ırkçılık sık sık popülizme eklenir; Trump’ta görüldüğü gibi; ama popülizmi bunlar oluşturmaz ve “sadece” halkın temsilinin üzerinde ahlâkî tekel iddiasında olan Chávez’de bunlar yoktu.

ABD’de, bilhassa People’s Party’nin tarımsal hareketinin tarihi sebebiyle, popülizm mefhumu hâlâ olumlu ve ilerici yananlamlara bürünüyor. Ama bu mefhumun Avrupa’daki yananlamları her şeyden önce gericiliği hatırlattığı için Atlas Okyanusu’nun iki tarafı arasında oluşmuş bu yanlış anlama hafifliyor, özellikle de Trump’ın adaylığından beri.

Popülist partilerden yana tavır beyan eden kadın ve erkeklerin sosyolojisinden yola çıkarak popülizm tanımlanabilir mi?

Müller: Hayır, tanımlanamaz. Kuşkusuz yoklamalar, sosyolojik araştırmalar yapılması çok yararlı olur; fakat çoğu zaman saflık gösterilip, popülistlerin kendi seçmenleri üzerine anlattıklarına inanılıyor. Popülizme hasrettiği ampirik çalışmalarıyla en tanınmış Alman araştırmacılardan biri olan Karin Priester’ın vurguladığı gibi, gerçekten sınıf düşmüş olanlar ve sınıf düşme tehdidiyle karşı karşıya olanlar ille de popülist partilere oy vermiyorlar. Bu partilerin toplumda muayyen bir başarıya ulaşıp toplumsal bir Darwinizm’den yana olan “hedefine varmış” yurttaşlardan seçmenleri de var.

Dolayısıyla ideoloji sorununu daha geniş bir anlamda, seçmenler anlamında ayırmak gerek. Sosyalizmin zenginleri sevmeyen işçiler olduğu söylenemediği gibi, popülizmin de dünyadan korkan sınıf-düşmüşler olduğunun, taleplerine bakmadan söylenmesiyle yetinilemez artık.

Popülizmin “psikolojikleştirilmesi”, hatta “patolojikleştirilmesi/marazîleştirilmesi”ne karşı uyarıyorsunuz. “Kötü” oy verdiği zaman halkın “hasta” olduğunu düşünen bu eğilim hakikaten yakın tarihli mi?

gustave-le-bon

Gustave Le Bon’un portresi

Müller: Psikiyatr-hekim Gustave Le Bon’un, 20. yüzyıl başında kitle psikolojisini tasvir ederken, şimdi bizim popülist parti seçmenlerinin tasvirinde kullanıldığını işittiklerimize yakın terimler kullandığı doğru. Bana yeni gelen ise, popülist parti seçmenlerinin modern dünyayı anlamayan kimseler olduğunu açıkça söylemekte bir beis görmeyen Tony Blair gibi kimselerin yaklaşımı. Bu yaklaşım korkunç, zira insanları budala yerine koyuyor, popülistlere oy verenlerin motivasyonlarını birkaç zararlı tutkuya indirgiyor ve küreselleşmeyle yüz yüze gelebilmek için kendimizi teknokratlara emanet etmemiz gerektiğini söylüyor. Üstelik tartışmaya lüzum olmadığı ve doğru cevabı kendisinin bildiği iddiasında popülizmin teknokrasiden bir farkı yok.

Popülizmi demagojiden ayırt eden nedir?

Müller: Demagoji bir içerik sorunu. Avro krizini çözme yolu üzerine, ekonomi politikası üzerine, yabancı işçi göçü üzerine nesnel veriler yok. Popülizm ise bir ideolojik içerik sorunu değil, temsilin ahlâkî tekeli üzerinde hak iddia etme sorunudur. Bu bakımdan modern bir hâdisedir ve temsilî demokrasinin taşınan gölgesidir. Demokrasinin temsilî olmadığı Atina’da, demagoglar vardı, ama popülistler yoktu.

Popülizmle mücadele etmek için hangi araçlar etkinleştirilebilir?

Müller: Reçetelerin olmadığını söylemek sıradanlaştı. Ama yine de anti-popülist bir strateji için, zaman içinde bağlamlar uyarınca değişebilir yollar var. Bana göre, popülistler tarafından önerilen dışlamalara, onları yayın organlarına, tartışmalara davet etmeyerek başka bir dışlamayla cevap vermemek, a priori/önsel olarak elzem. Bu dışlama onları güçlendiriyor. Ama popülistlerle konuşmak başka şey, onlar gibi konuşmak başka şey; onları kopyalamak, seçilmiş bazı konuları tekrar ele almak değil, çünkü insanlar daima orijinali kopyaya tercih ederler. Nicolas Sarkozy’nin Marine Le Pen’in bazı temalarını tekrar ele aldığı görülünce, Marine Le Pen’in cumhuriyetçi olmadığını söylemek güçleşiyor.

nigel-farage

2014’te Nigel Farage

Bununla birlikte, normal bir tartışmanın artık mümkün olmadığı anlar oluyor. “Büyük yer değiştirme”denÇ.N. ya da komplo teorilerinden söz edildiğinde, kırmızı çizgiler koyup tartışmayı kesmek gerekiyor. Ama popülizmleri görmezden gelmeyi bilmek gereken anlar da oluyor; Nigel Farage’ın entelektüel ve siyasî yaşamın merkezi gibi göründüğü ve Britanya demokrasisiyle Brüksel diktatörlüğü arasında büyük bir çatışma yaşandığına inandırmayı becerdiği Brexit kampanyasında olanların aksine.

Ama asıl büyük sorun bugün Avrupa düzeyindedir. Marine Le Pen’e demokrasiyi ve Fransa halkını savunduğunu ileri sürme fırsatını bugün veren, kemer sıkma politikalarına itiraz edilmesine bile karşı çıkan AB’dir. “Temsil bunalımı” üzerine genelleyici bir söyleme temkinle yaklaşırım. Yunanistan’da ya da İspanya’da, siyaset sahnesinde seçim kazanabilen ve artık oy vermeyen seçmenleri seferber etmeyi beceren yeni partiler gördük. Gerekli olan siyasî rekabet ve altenatiflerin dile getirilmesi, ulusal düzeyde kendini gösterebildi. Ama, Avrupa düzeyinde, artık hiçbir seçme imkânı yok. Avrupa politikasına muhalefet etmek imkânsız olduğu için, muhalefet de Avrupa’nın kendisi üzerine odaklanıyor.

Filozof Chantal Mouffe tarafından önerildiği haliyle bir “sol popülizm”, yabancı korkusu yayan popülizmlerin tehdidine ve liberal sosyal-demokrasinin yozlaşmasına cevap verebiliyor mu sizce?

Müller: “Üçüncü yol” tipinde stratejilerin ve muayyen bir neo-liberalizmle bir teknokrasi etrafında uzlaşmanın popülizmlerin üremesine katkıda bulunduğu hükmünde onunla hemfikirim. Ama çözümün bir “sol popülizm”de olduğuna inanmıyorum. Sadece kültürel hegemonyayı tekrar fethetmek gerektiğini söylemek söz konusuysa, popülizm sözcüğüne gerek yok. Ama şayet Chávez tarzında, kendisiyle hemfikir olmayanları çok sert biçimde dışlayan bir ulusal-popülizm isteniyorsa, ben burada sol için bir tehlike görüyorum. Eşitlik ile siyaset homojenmiş gibi düşünen Mouffe ile Laclau’da bence teorik bir sorun var; böyle düşününce birbirimizi farklılıkları olan eşitler gibi tanımak zorlaşıyor.

Almanya’daki popülizmle Fransa’daki popülizm benzer mi?

© Jan-Werner Müller

© Jan-Werner Müller

Müller: Evet. Popülistlere karşı demokratik bir blok oluşturma yönünde benzer bir eğilim mevcut; popülistlerin tarafında ise, “Evet, biz popülistiz, çünkü halkın tarafındayız ve onun için çalışıyoruz” diyen, aynı kendini-yeniden-tanımlama tarzını buluyoruz. Marine Le Pen’in, öncülük ettiği, şeytan gibi görünmeme stratejisiyle bugün model olduğunu saptayabiliyoruz kısaca. O “France apaisée” (“Yatışmış, huzura ermiş Fransa”) sloganını geliştirdiği vakit, Almanya İçin Altenatif de derhal aynı işe koyuldu. Milliyetçi oldukları için popülizmlerin işbirliğine giremeyeceği fikri yanlış; zira aksine, birbirlerinden öğreniyorlar.

Doğu Avrupa’da iktidarda olan popülizmlerin bize mesajı ne?

Müller: Macaristan ile Polonya, popülist partiler iktidarı aldığında ve kurumları değiştirebilecek bir çoğunluğa ulaştıklarında neler olup bittiğini görme olanağı sağlıyor; bir de popülist partilerin ancak “protesto amaçlı” olabildiklerini düşünmenin yanlış olduğunu gösteriyor. Gerçekte, siyasî kurumları tekrar yapılandırıyor ve hep temsil üzerindeki ahlâkî tekel iddialarına dayanarak iktidarlarını dengeleyebilecek karşı güçleri ortadan kaldırıyorlar. Polonya’da Kaczyński açık bir biçimde muhalefetin meşru olmadığı ve muhaliflerin hainler olduğu değerlendirmesini yapıyor. İktidardaki popülistler otoriterler; ama halkın âciz olduğunu düşünen elitlerin yönettiği diktatörlükler kurmuyorlar. Emredici vekâletini aldıklarını söyleyerek halk adına yönetiyorlar.

viktor-orban

Viktor Orbán

Emredici vekâlet (le mandat impératif), demokrasi krizine cevap vermek için solun bir kısmının da getirdiği bir talep…

Müller: Popülistlerde emredici vekâlet çoğu zaman bir kurgudur. Viktor Orbán 2010 seçimlerinin ona yeni anayasayı yapmak için emredici vekâlet vermiş olduğunu beyan etmişti; oysa seçim kampanyası sırasında böyle bir şey yoktu. Tıpkı referandum üzerine olabildiği gibi, emredici vekâletin de iyi olup olmadığı üzerine bir tartışma yürütülebilir; ama popülistler daha en baştan halkın hakiki iradesine kendilerinin cevap verdikleri iddiasındadır.

 

 

FransizKultur

Ç.N. Fransızca’da: Le grand remplacement”; bir komplo teorisidir. Bu teoriye göre, Fransa topraklarındaki Avrupalı nüfusun yerine, başta Siyah Afrika ve Mağrip olmak üzere Avrupa-dışından gelen bir nüfus çoğalmaktadır. Bunun yol açacağı uygarlık değişimi sürecine siyasî, entelektüel ve medyatik elitler, ya ideoloji icabı ya da çıkarları için destek vermektedir. Bu tezi ilk olarak aşırı sağcı yazar Renaud Camus, 2011’de yayımladığı Le Grand Remplacement kitabıyla ortaya atmıştır.

  • Another Country: German Intellectuals, Unification and National Identity, Yale University Press 2000.
  • A Dangerous Mind: Carl Schmitt in Post-War European Thought, Yale University Press 2003, deutsche Ausgabe: Ein gefährlicher Geist. Carl Schmitts Wirkung in Europa, Wissenschaftliche Buchgesellschaft 2007.
  • (Hg.) Memory and Power in Post-War Europe: Studies in the Presence of the Past, Cambridge University Press 2002.
  • German Ideologies since 1945: Studies in the Political Thought and Culture of the Bonn Republic, Palgrave 2003.
  • Constitutional Patriotism, Princeton University Press 2007;
    deutsche Ausgabe: Verfassungspatriotismus, Suhrkamp 2010.
  • Wo Europa endet. Ungarn, Brüssel und das Schicksal der liberalen Demokratie, Suhrkamp 2013.
  • Das demokratische Zeitalter. Eine politische Ideengeschichte Europas im 20. Jahrhundert, Suhrkamp 2013.
  • Was ist Populismus? Ein Essay, suhrkamp 2016.

 

 

Bunlar da ilginizi çekebilir: