Medyascope.tv

Alain Bertho: “Bir âhir zaman cihadı”

Alain Bertho: “Bir âhir zaman cihadı”

Le Monde – Çeviri: Haldun Bayrı

Aylar geçiyor, facialar birbirini izliyor ve bâriz gerçek kendini dayatıyor: IŞİD’in üstlendiği halifelik sadece bir savaş ve terör ocağı değil, umutsuz ve cinaî öfke nöbetlerinin kahramanlaştırıldığı bir mekanizma aynı zamanda.

Antropolog Scott Atran (L’Etat islamique est une révolution, Les liens qui libèrent, 2016, bkz. Scott Atran: “IŞİD bir devrimdir”) IŞİD’in farklı yönelişlere yol açabilecek bir “devrim” olduğu teşhisinde bulunuyor. Bütün dünyada artan şiddetin kökleri, Paul Rogers (Irregular War. ISIS and the New Threat From the Margins, I. B. Tauris, 2015) tarafından, ekonominin finanslaştırılmasının, kitlesel işsizliğin, başdöndürücü eşitsizlik artışının ve gezegenimizin harap edilmesinin kurbanları olan “kenara atılmışlar”ın isyanı diye nitelenen olguda yatıyor kuşkusuz. Fakat, komünizmin ve devrim varsayımının çöküşünden beri, bu kaosla karşı karşıya kalan insanlık, seferber edecek bir karşı-anlatı ve bir gelecek düşünden de mahrum durumda. Devrim düşünü hiç yaşamamışların gözünde, devletlerin manevra kabiliyetinin azar azar yok olması iktidarları gayri-meşrulaştırdı, demokrasiyi fesh etti ve egemenliğine düşkün halkları öfkeye düşürdü.

Alain Bertho Paris-VIII Üniversitesi’nde antropoloji profesörü. Maison des sciences de l’homme Paris Nord yöneticisi; son kitabı: Les Enfants du chaos. Essai sur le temps des martyrs, (“Kaosun Çocukları. Şehitler Zamanı Üzerine Deneme”) La Découverte, 2016,

Alain Bertho Paris-VIII Üniversitesi’nde antropoloji profesörü. Maison des sciences de l’homme Paris Nord yöneticisi; son kitabı: Les Enfants du chaos. Essai sur le temps des martyrs, (“Kaosun Çocukları. Şehitler Zamanı Üzerine Deneme”) La Découverte, 2016,

Dinî bir çığlık

Siyasetin tarihte öznel güç olarak, mümkinatın ortak stratejisi olarak yer bulması modern bir icattır. Bütün cevherini yitirmek üzeredir. Siyasî tutku ve devrimci umutla, aşkınlık ihtiyacı bir süreliğine tapınakların dışında giderilebilmişti. Günümüzde bu ihtiyaç yeni biçimlerle; iktidarların tüm dünyada sergilediği yozlaşma gösterisi, yaşamın metalaştırılması ve elinde avcunda hiçbir şey olmayanlara reva görülen hayat şartlarının gayri-insanîliği karşısında bir ahlâk talebini gözeterek yeniden icat edilen dinlerle tekrar îtikadîleşiyor.

“Kenara atılmışlar”ın çığlığı bugün çoğunlukla dinî bir çığlık. Fransa’da, “radikalliğin İslamîleşmesi” diye adlandırılanın mahiyeti bu. Dedelerinin fabrikalara gelişinden iki kuşak sonra, sömürgeden gelen işgücünün hâlâ ve daima damgalanan torunları, adaletsizlik karşısında ortak bir ses, etik dayanaklar arıyorlar kendilerine. Bu gençlerin esasen Müslümanlaşma şekliyle tecelli eden bu tekrar îtikadîleşmeleri, 2005’teki başkaldırı hareketleri sırasında kurbanı oldukları tecrit ve işçi hareketinin dağılmasının bir sonucu. Ebeveynlerinin dininden daha sert olan onların İslam’ı, horgörülmüş ailelerinin hafızasına ve toplumda gördükleri kötü muameleye bir cevap. Bu İslam, yitirilen siyasetin yerine genel bir karşı-anlatı işlevi görüyor. Bunun için, başka çevrelerde ve başka aile tarihlerinde, din değiştirmelere yol açıyor.

Ama şiddetin kökeni bu îtikadîleşme değil. Umudun kaybedilmesiyle doğuyor şiddet. Yüzyılın başından beri, ayaklanmaların ve sivil çatışmaların artışı, 19. ve 20. yüzyıllarda icat edilmiş siyasî biçimlerin tükendiğini gösteriyor bize. (Alain Bertho, Le Temps des émeutes [Ayaklanmalar Zamanı], Bayard, 2009). İsyanlar kendilerine umutsuzca bir mümkinat ufku arıyorlar. Ne 2001’de Porto Alegre’de başlatılmış dünya sosyal forumları ne de Occupy Wall Street bu ufku açabildi. 2011’deki “Arap Baharları”nı da 2012-2013’teki seferberlikleri de ağır hüsranlar izledi. Her tür kolektif umudun yokluğu vicdanları eziyor. Medyatik sessizliğin içinde çoğalan kendini-yakmalar bunun en açık işareti (Annamaria Rivera, Il fuoco della rivolta, Dedalo, 2012).

Bir âhir zaman cihadı

“If we burn, you burn with us” (Biz yanarsak, siz de bizimle yanarsınız), diye yazılmıştı 2014’te Ferguson duvarlarına [Michael Brown adında silahsız bir Afrika kökenli Amerikalının bir polis memuru tarafından altı el ateş edilerek vurulmasının ardından]. Savaş artık siyasetin başka yollarla sürdürülmesi değil; siyasetin yerine geçiyor. 11 Eylül 2001’den sonra başlatılan, iktidarın güvenlikçi çehresi olarak savaşın yansımasını, isyanın muhtemel bir çehresi olarak savaşta görüyoruz. Her iki durumda da, bu savaşın sonu yok, barış stratejisi yok. Korku yaymak istiyor ve daima ölümü celbediyor. Suriye’ye giden gençler, toplumumuzun uyandırdığı “tiksinti”yi, burada yaşamama iradesini zikrediyorlar çoğu zaman. IŞİD onlara iradelerinin sonuna kadar gitmeyi, öldürmeyi, bu dünyada umut kalmadığına göre de ölmeyi öneriyor.

“Dünyanın sonunu (âhir zamanı) tahayyül etmek, kapitalizmin sonunu tahayyül etmekten kolay” diye saptıyor Slavoj Zizek. Kimliği belirsiz bir el, “Bir başka âhir zaman mümkün” diye cevaplıyor onu, 2016 İlkbaharı Fransa’sında bir duvarda. Şehitleri katil kılan ve IŞİD’in mesajına güç veren zamanın ruhu bu. Bu cihad, gezegenin ve insanlığın geleceği üzerine duyabildiğimiz endişelerle cebelleşen bir âhir zaman cihadı. Bu korkunç simya ne uzak bir diyardan ne de zamandışı bir ilâhiyattan geliyor. Hem Fransa’da hem başka yerlerde, toplumsal ve ulusal durumlarda meydana geliyor. Bugün Fransa’da başka yerlerden fazla. Bu yüzden, kadınların giysileri üzerine yasalar çıkarmak ya da kamuoyuna savaş telkin etmek yerine, bu umutsuzlukla yüzleşmek kuşkusuz daha acil.

FransizKultur

Ayrıca bakınız: Olivier Roy: “Ölüm cihadcı projenin bir parçasıdır”

Bunlar da ilginizi çekebilir: