Medyascope.tv

Olivier Roy: “Ölüm, cihadcı tasarının bir parçası”

Olivier Roy: “Ölüm, cihadcı tasarının bir parçası”

Nicolas Truong – Le Monde – Çeviri: Haldun Bayrı

Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi CNRS’te araştırma yöneticisi olan Olivier Roy, Floransa Avrupa Üniversitesi’nde ders veriyor. Yeni çıkan kitabında (Le Djihad et la mort [“Cihad ve Ölüm”], Seuil, 167 sayfa, 16 Avro), küreselleşmiş terörizmin yeniliğini, genç cihadcılardaki “fütursuz ölüm arayışı”yla açıklıyor. Uluslararası düzeyde tanınan ve çalışmaları geniş bir yelpazede tartışılan yazar, bu küreselleşmiş “Viva la muerte”nin [Ç.N.] kökenleri ve buna direnme yolları üzerine eğiliyor.

Ayrıca bkz.: Olivier Roy: Cihadcılık bir kuşağa özgü nihilist bir isyandır

Cihadcılık bir nihilizmden mi ibaret, yoksa bir İslamcılık da mı aynı zamanda?

Roy: Tam anlamıyla İslamcı tasarı (yani Müslüman Kardeşler’inki), önce bir ülkede, azami halk desteğiyle İslâmî bir devletin kurulmasıdır. Filistinli Hamas’tan Fas’taki PJD’ye [Adalet ve Kalkınma Partisi], Tunus’taki Ennahda da dahil olmak üzere, farklı farklı sonuçlar alınmıştır; ama bütün durumlarda milliyetçilik İslamcılıktan baskın çıkmıştır.

Buna karşılık cihadcılar ise, kapıyı küresel ümmet savunmasından açarlar ve verili bir ülkede istikrarlı bir toplumun kurulmasıyla ilgilenmezler.

Baştaki tasarıları nihilizm değildir tabii; ama küresel cihad kalkışmalarının başarısızlığa uğraması üzerine, git gide daha fazla kıyametimsi ve umutsuz bir anlayışa kapanırlar; ki bu anlayış nihilisttir. Yerel çatışmalarla bağı olmayan, fakat aniden kendilerine sunulan şehadet yazgısından büyülenen gençleri çeken budur.

Olivier Roy - Seuil

Fransız İslami hareketler araştırmacısı Olivier Roy bir süredir Floransa’daki Avrupa Üniversitesi Enstitüsü’nün Akdeniz programını yönetiyor.

Müslüman dinine sırnaşan bu “no future” şiddetin sebeplerini nasıl açıklayabiliriz ?

Roy: Müslüman dünyasındaki uzun cihad şeceresini ihmal etmesek de, bugünkü terörizmde ve cihadcılıkta bulduğumuz radikallik biçimlerinin derinlemesine modern olduklarını saptamak gerekir. Khaled Kelkal’den Kouachi Kardeşler’e, hepsi çok yeni olan aynı sabit noktaları buluyoruz : Batı’dan gelen radikaller bunlar (kabaca yüzde 60’ı ikinci kuşak ve yüzde 25’i din değiştirenler), hepsi genç, hepsi kuşaksal kopuş halinde, hepsi ya “born again” (ailelerinin dinini sonradan benimsemiş) ya din değiştirmiş, hepsi klasik seferberlik biçimlerinin (ulusal kurtuluş mücadelelerine destek) ötesinde gelişen küresel bir cihadla özdeşleşiyor.

Fransa’da, içlerinden yarısının ufak suçlardan sabıkaları var. Özellikle de, hepsi ya kendini patlatıyor ya polise yakalatıyor ve silah elde ölüyor. Kısacası, neredeyse hepsi için, ölüm, tasarılarının bir parçası. Bu davranış ne İslâmî ne Selefi (Selefilere göre ölüme ancak Allah karar verir).

Küreselleşmiş bir “Viva la muerte”nin İslâmî bir varyantı mı söz konusu ?

Dikey bir okuma (Kur’an cihad için ne diyor) yerine yatay bir bakış (genç cihadcıların radikalleşmesini diğer radikalleşme biçimleriyle paralel olarak anlamak) benimsenirse, İslâmî teröristin nihilistliğinin ne derece yaygın bir modele açıldığı görülür.

Columbine’deki gibi kitle katliamıyla (iki Amerikalı lise öğrencisinin 1999’da Columbine’deki kolejlerine dönerek arkadaşlarını ve öğretmenlerini öldürdükleri katliam) aralarında çarpıcı benzerlikler bulunur : katliamın önce internetten ilanı, olayın öncesinde ve olay esnasındaki mizansen (kendi kendini filme çekmek), kıyamete atıf (Columbine’de satanizm) ve nihayet intihar.

Çok sayıda gözlemci IŞİD’in saygınlığının muayyen bir genç kültürüne (video oyunları, “Call of Duty”, gore mizansen) hâkim olmasıyla ne kadar ilintili olduğunu fark etmiştir; IŞİD, kendini gazetelerin “manşet”i olacak negatif kahraman haline getirme olanağı veriyor onlara.

Nihilizm, azmış bir narsisizmle atbaşı gider: Amedy Coulibaly, televizyonların olay yerine gelip gelmediğini kontrol etmişti; 26 Temmuz’da Saint-Etienne-du-Rouvray’de (Seine-Maritime) Peder Hamel’in katili ve 13 Haziran’da Magnanville’deki (Yvelines) polis çiftin katili, öldürürken kendilerini filme çekmişlerdi.

Ağır gösterim kafa kesmeler, bunun öncesinde mahpusların sorguya çekilmesi, sonra da bu görüntülerin internette yayılması, IŞİD’den hayli önce Meksikalı “narcos”ların geliştirdiği bir tekniktir. Şiddetin estetiği (mesela Pasolini’nin Salo filminde bulunan) gore kültürünün önemli bir boyutudur.

Aynı zamanda bir kuşak hareketi mi bu?

Roy: Ölümden büyülenmenin dışında, radikallerdeki kuşağa özgü boyut çok önemli. Neredeyse bütün hücrelerde, en azından bir kardeş grubu bulunuyor (ve Bataclan-Brüksel şebekesinde ikişer erkek kardeş).

Muazzam ve benzeri görülmemiş bir şey bu; hem aşırı sol gruplarında, hem de İslamcı radikal gelenekte. Ve bu gençlerin çocukları olduğunda, örgüte bırakıyorlar onları; âdetâ kendileri için çocuk sahibi olamazlarmış gibi, kalımlı olmayı reddediyorlarmış gibi.

Bu kuşak nefreti ve bu kültürel tasvir düşmanlığı nereden geliyor?

Roy: Gençlerin devrimleri Çin’deki Kültür Devrimi’yle başladı. Devrimler gençleri çektiğinde, eski bir düzeni yıkma iddiasındadırlar, ama tam anlamıyla eskileri değil. Oysa Kültür Devrimi bir toplumsal sınıfı hedeflemedi, ebeveynlerin kuşağını hedefledi: Mensubiyet kurallarından biri kendi ebeveynlerini ihbar etmekti.

Ebeveynlerin kuşağına olan nefret, tasvir düşmanlığıyla atbaşı gider: Tapınaklar, heykeller ve hafıza yok edilir. Kızıl Khmerler bu kuşak devriminin kusursuz bir örneği.

Ama çocuk-asker ordularının (belki IŞİD’in de zamanı olursa kurmak istediği) yakın geçmişte çoğalması, aynı zamanda bir kuşağın savaşının bu türden araçsallaştırılmasının da bir belirtisidir (buradaki kuşağın savaşı manipüle edilmektedir, zira çocuklar seçmezler). Radikaller ebeveynlerinin adına isyan etmiyorlar: Ebeveynlerinin İslam’ını, daha doğrusu kötü İslam’ını kınıyorlar.

IŞİD’in propagandasına karşı nasıl mücadele edilebilir?

Roy: Cihadcı radikalleşmenin kötü bir ilâhiyat tercihinin sonucu olduğu düşünülerek tam bir yanlış yoruma düşülüyor: İslam’ın çektiği bu gençler, mesajı yanlış anlıyor ve İslam’ın yanlış bir yorumunu izliyorlarmış.

Kısacası, onları radikallikten uzaklaştırmak için onlara “iyi” bir İslam’ı öğretmek yetermiş. Halbuki onlar tamamıyla radikallikten büyüleniyorlar, olduğu haliyle İslam’dan değil. Cihadcılığın peşine takılıyorlar çünkü aradıklarını –radikalliği ve şiddeti– orada buluyorlar; kötü bir rastlantı sonucu mektepte şaştıkları için değil. Bir poker bağımlısı pişti öğretilerek tedavi edilmez.

“Radikallikten uzaklaştırma” diye adlandırılan şey çözüm değil, çünkü “cihadcılar militan”, diye açıklıyorsunuz. Peki yerine ne koymak gerekir ve hangi merciler onları konuşturabilir?

1900 yılı civarında, anarşistlerin Ağır Ceza’daki davalarında (1894’te Emile Henry’ninki gibi), bir tartışma forumu vardı: Militan fikirlerini savunuyordu (tabii ki iş sonunda giyotinde bitiyordu, ama militan ciddiye alınıyordu/adam yerine konuyordu).

Oysa bugün, radikali tıbbileştirmek ya da çocuklaştırmak için her şey yapılıyor (özellikle radikal kadını: Çarşaflı radikal kadın anlaşılmaz görülüyor). Ben onlara sorumluluk vermek gerektiğini düşünüyorum; tabii ki cezalandırılacaklardır, ama dar çevreye kapanmak yerine siyaset konuşmaya itilmelidirler.

Selefiliğin gelişmesi, şiddetli olmayan versiyonunda bile, her şeye rağmen cihadcılığa elverişli bir ideolojik çerçeve sağlamıyor mu ?

Roy: Daha yakından bakılırsa, radikallerin ve IŞİD’in İslam’ının hakikaten Selefi olmadığı görülür, zira Selefiliğin alâmet-i fârikası olan doğru ibadet (orthopraxie) meraklısı değillerdir.

Ama Selefiliğin, terörist radikalleşmede olmasa bile, bir tür ayrılıkçılıkta, yani ümmetin toplumun artakalan kısmından ayrı tutulmasında bir sorumluluğu vardır. Bunun sonucunda, genç radikaller kopuş mantığını en uca vardırdıklarında, Selefilik ne cevap vereceğini bilemez, zira “birlikte yaşama”dan yana gerekçeleri yoktur. Ve Selefi vaizleri bu noktada ilâhiyattan ziyade toplumsal bakımdan sorumluluklarıyla yüz yüze getirmek gerekir.

Neden cihadcılık üzerine araştırmalarda böyle her kafadan bir ses çıkıyor ve bu kadar bölünmüş?

Roy: Kesin olarak entelektüel, hatta ideolojik hedefler var. İnsan bilimlerindeki araştırma bir matematik bilimi değildir; uğraştığınız sahayla özdeşleşirsiniz, bazen ona karşı nefrete de kapılabilirsiniz. Araştırmacı kendi araştırmasının bir parçasıdır.

Bunun cevabı, akademik icaplara uygun, bir hayli kurallara tâbi tartışmadır. Ama sorun da icaplara bu uygunluğun günümüzde piyasanın talepleriyle aceleye getirilmesidir. Hem yapısal (ihalelere cevap vermek), hem rastlantısal bir araştırma piyasası var. Terörizm dalgası aciliyet içinde finansman musluklarının birden açılmasına sebep oldu. Yetkililerin beklentilerine, daha doğrusu kaygılarına cevap veren ilk araştırma projesini sunan kişi piyasayı kapıyor. Buradan da rekabeti gayri-meşrulaştırma eğilimi doğuyor.

IŞİD’in yaymak istediği teröre nasıl direnilebilir?

Roy: IŞİD, uyandırdığı korkudan geçiniyor. Zira stratejik bir tehdit değil. “Halifelik” er ya da geç çökecek ve saldırılar, ne kadar ölümcül de olsalar, ekonomiyi ancak kıyısından etkiliyor ve güvenlikçi kararlılığı güçlendiriyor (yavaş yavaş bir silahsızlanma sürecine dalmakta olan Batı Avrupa buna son veriyor).

Bir iç savaş korkusu hâlâ ham bir hayal, zira IŞİD genç Müslümanları ancak kıyısından etkiliyor ve Müslüman topluluğu kendi davasına katmak için hiçbir şey yapmıyor (14 Temmuz’daki Nice saldırısının kurbanlarının üçte biri Müslümanlardı).

Toplumda yükselen Müslüman kökenli orta sınıflarla birlikte çalışmak, bir Fransa İslamı’nın değil ama Fransız Müslümanların temayüz etmesini kolaylaştırmak gerek; bunun için de yabancı ülkelere dayanmayı kesmek, kamuya açık dinî ibadeti normalleştirmek, yani ideolojik ve gerçeklerden kopuk bir laikliğe kapanmak yerine dinî özgürlük kartını oynamak gerek.

FransizKultur

 Ayrıca bakınız: Olivier Roy: “Fransa’da Müslüman cemaati diye bir şey yok”

Ç.N. “Yaşasın Ölüm!” İspanya İç Savaşı sırasında Franco taraftarlarının sloganı.

Bunlar da ilginizi çekebilir: