Medyascope.tv

Darbe komisyonunda neler olduğunu Aykut Erdoğdu değerlendirdi

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu

Herkese merhaba. Bugünkü konuğumuz CHP milletvekili Aykut Erdoğdu. Aykut Erdoğdu ile birlikte Darbe Komisyonu’nda neler olduğunu konuşacağız. Aykut bey, programımıza hoşgeldiniz.Hemen başlamak istiyorum; bilmeyen izleyicilerimiz de olabilir: Darbe Komisyonu nasıl kuruldu? Bugüne kadar ne gibi sorunlarla karşılaştınız?

Darbeden hemen sonra dört partinin önerisiyle bir araştırma komisyonu kuruldu. Normalde AKP, Meclis’te önerilen araştırma komisyonlarının hiçbirini kabul etmiyordu; ama bu darbeden sonra, bir meşruiyet zemini oluşsun diye, bunu AKP de kabul etti. Ve çoğunluk AKP’de olduğu için bir Meclis araştırma komisyonu kuruldu. Burada, 9 AKP üyesi, 4 CHP, 1 HDP ve 1 MHP üyesi var. Zaten ilk oluşumunda biz şunu söyledik: Bu darbeyi eğer siz de demokrasiye yapıldı diye kabul ediyorsanız, gelin bu başkanlık divanını da beraber oluşturalım. “Başkanı, sözcüyü, kâtibi, başkanvekilini dört farklı partiden seçelim; başkan yine AKP’den olsun, ama en azından dört parti de görünür olsun ve başkanlık divanında temsil edilsin; böylece bir milli mutabakat görüntüsü olur” dedik. AKP’liler bunu kabul etmediler ve bütün başkanlık divanı üyelerini AKP’lilerden seçtiler. Bununla da yetinmediler. Mesela, Komisyon’a kimlerin getirileceğini, kimlerin dinleneceğini, hangi belgelerin isteneceği gibi içtüzüğe göre Komisyon’da olması gereken yetkiyi, Komisyon’dan alıp başkanlığa verdiler. Bu şu demek: Normalde Komisyon’da bunu üyelerin tamamıyla, muhalefet üyeleriyle birlikte konuşup, tartışıp karar vermemiz gerekirken, şu an Reşat Petek tek başına bunları belirliyor hale geldi. Bu da zaten, Komisyon’un kurulması aşamasında bize son derece olumsuz fikirler verdi. Yani, AKP’nin birtakım darbe gerçeklerini saklamak istediği yönünde şu âna kadar şüphelerimizi güçlendirecek bir sürü emâre çıktı ortaya.

Anladım. Aslında dinlemeler de bir haftayı geride bıraktı. Bunlarla paralel olarak, bugün de bir röportajınız yayınlandı Birgün Gazetesinde. Gizli bir elin komisyonu engellediğini hissettiğinizi söylediniz. Bunu tam olarak açabilir misiniz? Bunun emâresini nerede gördünüz? Nasıl belirtirsiniz bunu?
Aykut Erdoğdu : Birincisi, bu 15 Temmuz gecesinde çok karanlık saatler var. Bizimle birlikte, 80 milyon insanın merak ettiği çok önemli sorular var. Bunların cevaplarını verecek olan şahıslar. Kim bunlar? Birincisi, MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve bu darbeyi yapmış Silahlı Kuvvetlerdeki üst rütbeli subaylar. Biz ısrarla bunların komisyona çağrılıp dinlenmesini istiyoruz çünkü onlara soracağımız sorular var.

Mesela MİT Müsteşarı’na soru soracağız. “O gece neredeydiniz? Ne yaptınız? Daha önceden darbeyi biliyor muydunuz? Darbe günü, size saat 11:00 gibi tam teçhizatlı bir subayın gelip bir darbe olacağını sabah 11:00’de söylediği belirtiliyor. Bu doğru mudur? Kimdir bu subay? Böyle bir şey varsa neden gerekli önlemleri almadınız?” Yani o kadar çok soru var ki. Saat 21:00’de MİT Müsteşarı çıkar çıkmaz Genelkurmay basılıyor ve Kuvvet Komutanları ile birlikte Genelkurmay Başkanı derdest ediliyor. Burada ifadelerde bir sürü tutarsızlık var. Yani bütün bunları, 15 Temmuz gecesini aydınlatmadan, öncesini aydınlatmak mümkün değil. Bunu aydınlatmadan da, bu kesintisiz darbe sürecini ortaya çıkartmak mümkün değil. Şimdi bunları sağlayacak güç, iktidarda, hükümette. Hükümet, yani Başbakan, bu yetkililere, Genelkurmay Başkanı’na, MİT Müsteşarı’na talimat verecek, ‘’Gidin Darbe Araştırma Komisyonu’nda gerçekleri anlatın’’ diye. Böyle bir talimatı hükümet vermeyince bunlar da Komisyon’a gelmiyorlar. Komisyon’a gelmeyince de bu karanlık saatlerdeki soru işaretleri büyüyor. Şimdi AKP’nin açmazı şu. AKP Türkiye’deki rejimin dönüşümünü sağlayacak ve normalde yapamayacağı, atmaya cesaret edemeyeceği birçok adımı OHAL şemsiyesi altında, bu darbedeki bu karanlık noktaları bırakarak, darbe sayesinde yapıyor. Ve insanlarda şöyle bir soru işareti çıkarıyor: Acaba AKP bu darbeyi biliyor muydu? Bu darbeyi yönetti mi, bu amaçlar içinde kullanmak için? Ve bu can veren 240 insan, 2000’in üzerinde ağır yaralı ve bir travma geçirmiş 80 milyonluk bu ülke, acaba bilinçli olarak mı bu kaosun içine sokuldu gibi, çok zor ve henüz cevapsız kalmış, ama orta zekâlı insanların, hüsnüniyet sahibi insanların makul şüphe duymasını sağlayacak çok ciddi sorular var. Ve bunu hükümet şu an itibariyle yanıtlamıyor. Yanıt verecek kişilerin de yanıtlamasına izin vermiyor

Galiba, orada da, başta sizin dinlenmesini istediğiniz kişilere mi karşı çıkılıyor komisyonda?

E tabii. Biz şunu söyledik. Önce şu 15 Temmuz gecesini bir tam olarak aydınlatalım. Buradaki kilit adamlar belli. Darbeyi yapanlar ve bu darbeyi engellemekle görevli olanlar ve bu darbeye maruz kalanlar. Dediğim gibi, MİT Müsteşarı, Genelkurmay başkanı, Kuvvet Komutanları, bu darbeyi yapan üst düzey generaller. Mesela ben, Mehmet Partigöç’e, Mehmet Dişli’ye, Metin İyidil’e –darbeci olduğu söyleniyor–, Akın Öztürk’e: ‘’Darbe emrini kimden aldınız? O gece kimlerle konuştunuz? Herhangi bir pazarlık oldu mu? Niye bu şekilde yaptınız? Başka planlarınız var mıydı? Darbedeki bu Yurtta Sulh Komitesi kimlerden oluşmaktadır? Darbe sonrası kurulacak bakanlar kurulunda hangi listeler var? AKP içinden veya başka herhangi bir partiden destek aldınız mı?’’ İşte bütün bunları sormak istiyoruz, AKP de bunlar sorulmasın diye uğraşıyor. AKP’nin derdi ne? Birgül Ayman Güler, Emine Ülker Tarhan gibi eski milletvekillerimizi çağırıp, bunların beyanları üzerinden CHP’nin Fethullah Gülen cemaati ile bir ilgisi olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Biz de şunu söyledik; ‘’Başımız, gözümüz üstüne. Varsa bir ilgimiz, tespit edin, ortaya çıkarın, biz açığız, hepimize de sorabilirsiniz’’. Ama bu gerçekler ortaya çıkacak. Biz sadece gerçeği, sadece yalın gerçeği ortaya çıkarmak istiyoruz.

Peki, orada sizin klik olarak bahsettiğiniz gizli el kimlerden oluşuyor olabilir? Yani bu bir, bir senaryo sorgusu var, veya darbeden sonra bir pazarlık oldu mu, o gün neler yaşandı gibi sorular soruyorsunuz. Sizce bunu engelleyen gizli el kim olabilir?

Birincisi, en kilit husus, Saray’dır. Recep Tayyip Erdoğan’ın izni olmadan, hiçbir AKP milletvekili, Başbakan ve Bakanlar Kurulu adım atamaz. Onun için, bütün bunlara nihai karar verenin Recep Tayyip Erdoğan olduğunu düşünüyorum. Bir diğer husus, Recep Tayyip Erdoğan’ın da dikkate aldığı, bence, MİT, Genelkurmay veya Emniyet içerisindeki birtakım klikler olabileceğini düşünüyorum. Çünkü böylesine bir günde görevini yerine getiremeyen bir MİT Müsteşarı’nı hâlâ görevde tutmak, bir pazarlık kokusunu çıkartıyor. Bir karşılıklı al-ver, bir karşılıklı şantaja varabilecek, bizim de kafamızda soru işaretleri bırakacak ilişkiler yumağı söz konusu. Onun için, ben şu an itibariyle bir müsteşardan fazla yetkisi olmayan bir başbakanın, yetkisi olduğunu düşünmüyorum. Bütün bu işlere Saray’da karar verildiğini düşünüyorum. MİT ve Genelkurmay içerisinde birtakım klikler ve ekipler karşılıklı bir mücadele içinde olmuş olabilir. Bir diğer şüphem de, özellikle emperyal devletlerin, başta Amerika, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin de, bu süreci yönlendirmeye çalıştıklarıdır. ”Yerli eldiven” dediğimiz şudur: Bu tip devletlerin, başka ülkelerde, yerel görünen ama normalde kendi işbirlikçisi olan güçleri vardır. Biz sonuçta anti-emperyal bir partiyiz. Bu ülkelerin de, bizim ülkemizde bu tip karanlık oyunlar oynamasını, bu ülkedeki siyasetçilerle veya bürokratlarla, veya her kimse, karanlık pazarlıklar yapılmasını asla kabul etmiyoruz. Bütün gerçekleri halkımız bilecek. MİT Müsteşarı’nı neden görevden almadı Recep Tayyip Erdoğan? Ne konuştular aralarında? MİT Müsteşarı biliyor muydu darbeyi?
80 milyon kişinin yaşadığı, bütün muhaliflerin adım adım takip edildiği bir ülkede, MİT, onbinlerce Bylock kullanıcısının konuştuğu, iletişim notlarının gidip geldiği darbeyi bilmiyor muymuş? Yani, bu darbeyi sadece birkaç kişi bilmiyor, en az yüz ve bin arasında üst kadro bu darbeyi biliyor, uzun zamandan beri konuşuyorlar. Hatta, yurtdışındaki bu CIA ve think-tank kuruluşlarında yazılmış bir sürü raporda bir darbeden bahsediliyor. Yani, herkesin bildiği, beklediği bir darbeyi, Milli İstihbarat Teşkilatı, Genelkurmay Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü bilmiyor. Bu bize çok anlamlı gelmiyor. Eğer bilmiyorlarsa, görevlerini suiistimal etmişler demektir. Bu koltuklarda oturacaksınız, muhaliflerin nefesini bile takip edeceksiniz, darbeyi takip etmeyeceksiniz. Bu inandırıcı değil. Etmemişlerse daha da berbat bir durum var. Allah ülkemizi korusun diyorum.

Bir pazarlık kokusundan bahsediyorsunuz orada. Bahsettiğiniz klik durumu da önemli bir iddia. Şunu da sormak istiyorum, çokça tartışıldı 15 Temmuz’dan sonra, tekrar bir kalkışma olabilir mi? Bunun söylentileri de dolaştı, iddiaları da basında yer aldı. Böyle bir şey söz konusu olabilir mi? Yani Erdoğan-karşıtı bir kliğin veya MİT içerisindeki bir pazarlık aracının, tekrar bir darbe girişimine yol açması gibi bir durumla karşılaşabilir miyiz sizce? Böyle bir tehlike var mı?

Şunu söyleyeyim öncelikle. Kamuoyunun merak ettiği şekilde başlayayım. Bizim bu Darbe Komisyonu’yla başladığımız araştırmalarda, CHP’nin kendi yaptığı araştırmalarda, 1987 yılından itibaren, Emniyet, MİT ve Genelkurmay için yapılan sınavlarda Fethullahçıların büyük bir etkisi olduğu yazılıp çiziliyor ve artık bu ispatlandı. Özellikle Harp okullarına, Polis kolejlerine girenlerin yarısının cemaatçi olduğu söyleniyor. En az yarısının cemaatçi olduğu söyleniyor. Kopanlarla ikna edilenleri koyun, bu yarısı demektir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, eğer subay, astsubayın yarısı, Emniyet güçlerindeki polislerin yarısı, Fethullah Gülen cemaatine gönül bağı içerisindeyse, her an, her şey, her yeni bir şey olabilir. Bu, sadece asker ve polis kaynaklı insanlardan gelmeyebilir de. Şimdi bakın, çok geniş tutuklamalar, çok geniş kapsamlı sorgulamalar ve iddia olarak söylüyorum, çok ciddi işkence iddiaları var. Benim bildiğim kadarıyla, 21-22 kişi bu soruşturma kapsamında gözaltına alınan, tutuklanan, açığa alınan 22 kişi intihar etti. Bu şu demek; İçeride bir çelik kapı içerisinde büyük bir basınç büyüyor. Ne zaman patlayacağı belli olmaz. Recep Tayyip Erdoğan, sadece bağırıp çağırarak toplumu korkutmaya çalışıyor. Bir diğer boyutuyla da, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasında görülmedik kırılmalar yaşanıyor. Mesela, İsrail ile bir anlaşma imzalandı. Bu “One Minute” olayından sonra Mavi Marmara’daki katliamları antlaşmayla affettirecek Tayyip Erdoğan. 20 milyon dolar verecekler, Mavi Marmara’da canını verenlerin yakınları hiçbir dava açamayacak. Üstelik, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir zaman kabul etmediği Gazze ablukası da, resmen bir antlaşmayla kabul edilmiş oldu. Şimdi tabii bunu Türkiye’de konuşan medya da yok. Bakın işte, bugün internetten bağlanacaktık, internetimiz bile kesikti. Sizin gibi bu konuyu aydınlatabilecek insanlara, merkez medyada, hatta kısmen muhalif medyada bile yer verilmiyor. Ama bu, şu demek değil, gerçekler sonsuza kadar yok oldu demek değil. Bütün bunlar, 10 yıl sonra bakıldığında, bugünün çok muktedirlerinin yarın ne olacağı belli olmaz. Ama bu vatan hepimizin. AKP şu an itibariyle, vatanın taşıyıcı sütunlarını sallıyor. Onun demirlerini, betonunu çürütüyor. Ve AKP yıkılırken, vatanı da yıkmaya çalışıyor. Bütün yurtseverlerin, sağdan, soldan, muhafazakâr, laik, sosyalist, bütün yurtseverlerin bu gerçeği görüp, bu gerçekle yüzleşmesi gerekiyor. Bugün korkulacak bir gün değil. Bu korkular olduğu için, bu korkaklıklar, bu işbirlikçiler, bu üçüncü sınıf çıkarlar uğruna vatanı ve memleketini satan insanlar yüzünden, Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en tehlikeli, en yıkıcı dönemine bir niteliksiz adam yüzünden geldi. Buna engel olmak zorundayız.

Aykut Bey, gizli bir elin komisyonu engellediğini hissediyorum dediniz. Kliklerden söz ediyorsunuz ve bir pazarlık kokusu olduğundan bahsediyorsunuz. Bu operasyonların tamamında yetersiz kalındığını düşünüyor musunuz? Şunu da eklemek istiyorum. Siyasi ayağından da bahsettiniz, darbenin siyasi ayağı çokça tartışılıyor. En son, Binali Yıldırım, ‘’Bizim ne bir bakanımız, ne bir milletvekilimiz, Bylock’ta da, Fetö’de de yok’’ açıklamasını yaptı. Böyle bir şeyin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

Binali Yıldırım bu açıklamayı bence şu yüzden yaptı. Önümüzde başkanlık referandumu var. Her bir milletvekilinin oyuna ihtiyacı var. Onlarla bir pazarlık yapma konuşmasıdır bu. “Biz size dokunmayacağız, bu başkanlık oylamasında oy verin.” Ama şunu söyleyeyim. Bu siyasi felsefeye hiçbir zaman güven olmaz. Güven olmayacağını kendileri de çok iyi biliyor. Bir büyük pazarlık içeride de olabilir. Çünkü başkanlık referandumunda şu anda MHP de yarılmış durumda. Ve içeride 80’e yakın Bylock kullanıcısı milletvekilinden bahsediyorlar. Bunların “Hayır” oyu verdiği bir referanduma gidilemez. Bence Binali Yıldırım’ın bu konuşması AKP içerisinde bir sulh konuşmasıdır. Ama şunu da söyleyeyim. Sulhu yapıp, oyu aldıktan sonra, eminim ki bu 80 milletvekiline müdahale edip bir erken seçim de gündeme getirebilirler.

Yani, elbet bu açığa çıkarılacak fikrindesiniz.

Tabii ki açığa çıkarılacak. Şimdi içerideki Fethullahçı subaylar, bizim duyduğumuz kadarıyla, sürekli dua edip namaz kılıyorlarmış. Ve şu âna kadar çözülme çok az. Bu çözülme başladığında veya bilinçli bir çözülme olduğunda, özellikle üst düzey komutanlar kimlerle ilişki kurduklarını –ki Fethullah’ın bir sürü ilişkisini Fethullah’çıların kaydettiğini düşünüyorum–, ortalığı sarsıcı şeyler çıkabilir. Zaten bu iki İslami akım, bu iki İslamcı düşünce, şimdiye kadar temel felsefeleri zarar görmesin diye, özellikle Cemaat tarafı, bence birçok bildiğini açığa koymadı. Yani olanlara dikkat edin. 7 Şubat, 17-25 Aralık. Devlette bu kadar güçlü olduklarını biz bilmiyorduk açıkçası. Ama bu güçlerinin çok küçük bir kısmını kullana kullana, sadece Recep Tayyip Erdoğan’ı alarak AKP’nin devamı yönünde bir operasyona giriştiler. İstemedikleri bir dirençle karşılaştılar. Şimdi artık ellerindeki diğer silahları ateşleyebilirler. Bu silah, istihbarat silahı olabilir, bilgi silahı olabilir, AKP içerisinde bir kaos yaratma olabilir. Ama dünya âlemin konuştuğu, AKP milletvekillerinin de bizim yanımızda açık açık konuştuğu, Ankara, İstanbul, Bursa, Kocaeli Büyükşehir belediye başkanları var mesela. Şaban Dişli var ortada mesela. Bunun gibi, yakınları tutuklu birkaç milletvekili var mesela. Bir milletvekili, tutuklanan bir generalin kuzeni bildiğim kadarıyla. Yani bu tip yakınlıklar var. Karışık bir durum söz konusu. AKP’nin şunu yapma hakkı yok. Biz bu ülkenin ana muhalefet partisiyiz. Hadi bizi geçin, her bir birey bu ülkenin onurlu yurttaşı. Hepimizin geleceğini karartacak bir şekilde, “Biz iktidarız, istediğimizi yaparız” diye bir şey yapamazlar. Niye yapıyorlar bunu? Onu da söyleyeyim. Bu ülkedeki ahlaki çöküntü sayesinde yapıyorlar. Bu ülkede, cesur, namuslu, dürüst, temiz gazeteciler bir mücadele verirken, bir sürü satılık kalem, bir sürü aşağılık insan bunu yapıyor. Bu ülkeyi Yunanistan, İran, İngiltere işgal etseydi, şu an AKP’ye yalakalık yapan bir sürü kalem erbabı, işadamı, bunların da işbirlikçileri, muhipleri olurdu. Ama şunu unutmasınlar. Yaptıkları yanlarına kâr kalmayacak. Biz öyle bir intikam duygusuyla hareket edecek bir kültürden gelmiyoruz. Ama bu halkın da onları affetmeyeceğini, bu halkın tarihini ve genlerini bilen biri olarak söylüyorum. Bu halk onları affetmeyecek. Dünyanın hiçbir köşesinde saklanmalarına da izin vermeyecek. Yaptıklarının hesabını verecekler.

Aykut bey, kaset skandallarına hazırlıklı olmalıyız dediniz. CHP’ye veya diğer muhalefet partilerine yönelik bir operasyon beklentiniz var mı?

Ben AKP’yi ve o felsefeyi yakından tanıdığıma inanıyorum. Darbe Komisyonu’nda yapılan konuşmalara, gülümsemelere, konuşma planına baktığınızda, AKP’nin temel derdi, özellikle CHP ile Fethullah Gülen Cemaati’ni bir işbirliği içerisinde gösterip, bütün bu darbe sürecini CHP’nin üzerine yıkarak, Fethullah Gülen Cemaati’yle birlikte CHP’nin de şeytanlaştırılmasına çalışacaklar. Biz şunu söylüyoruz. Hiç kimseden korkumuz, çekincemiz yok.
Bugün Başbakan demiş ya, kaset skandalı bilmemne, genel başkan oldu. Onun Cumhurbaşkanı çıkıp, “ne özeli kardeşim, genel genel” demedi mi? Deniz Baykal’ın özel hayatına ait o kasette, miting meydanında “ne özeli kardeşim, genel genel” diyen Cumhurbaşkanı’dır. Cumhurbaşkanı’nın o kaseti laptopta izlerken, gözünde gözlüğü olduğu halde, Fethullah Gülen’in adamlarının kaydettiğini de biliyoruz. CHP için de en ufak bir delilleri varsa ortaya koysunlar. Yoksa, bu vicdansızlıktır, namussuzluktur, şerefsizliktir. Böyle bir şey olur mu ya? Bir başbakan çıkıp bunu söyleyemez. Bunun delillerini ortaya koyar. Hükümet, elinde. Kız onların, oğlan onların, yargı onların, her şey onların. Biz sadece halkın gücüyle çıkmaya çalışıyoruz. Bir de çıkmış mikrofonda bunu dile getiriyor. Böyle bir şey söyleyemezler, çıkıp delillerini ortaya koyacaklar. Yani, Muhalefet partisi genel başkanına kaset tezgâhı kurulacak, ondan sonra referandumla Türkiye’yi ele aldıklarını sanacaklar. Ele aldıkları Türkiye’yi Fethullah’a emanet edecekler. Sonra Fethullah buna darbe yapacak, suçlusu da CHP olacak. Bunu kabullenmeyiz. Bunu, hiçbir vicdan kabullenmez. Türkiye’de birtakım insanlarda, vicdanlarının problemli olduğu ortaya çıkıyor. Türkiye’de bir ahlaki çöküntü çıkıyor. Türkiye’deki ahlaki çöküntünün, bu dinciler kılıfıyla, dincilik kılıfıyla İslam’ı da kirletecek bir şekilde paketlendiğini görüyoruz. Bu çok sürmez. Bu çok sürmez ama, Türkiye’nin taşıyıcı sütunlarını, temellerine tünel kazıp betonunu eritiyor. Yoksa böyle bir ahlaksızlıkla bir ülke ayakta kalabilir mi? Bir ülkenin başbakanı bu kadar yolsuzluğa karışacak, bakanlarının evinden ayakkabı kutuları, çelik kasalar çıkacak, bize darbe yapıldı. Kim kime darbe yaptı bilmeyiz, ama sizin bakanlarınızın yolsuzlukla iç içe olduğunu, biz kesin delillerle ortaya çıkardık. Darbe yapan adamı siz yerleştirdiniz oraya. Biz 12 Eylül referandumunda, ‘’Yapmayın, yargıya böyle müdahale etmeyin’’ derken, ölüleri bile birlikte kaldırıp oy kullanıyorlardı bunlar. İkisi birden yemek yedi, kavga çıkarttılar, faturayı CHP’ye ödetmeye çalışıyorlar. Bunu kabullenmeyiz, tarih de kabullenmez. Ha, belki, kısa bir süre daha eşkıya dünyaya hükümdar olur, ama bunun sonunda, bunların alayı hesap verecek.

Aykut Bey, son olarak şunu da sorayım. Bu komisyondan bir sonuç alınabileceğini düşünüyor musunuz? Veya size göre çıkış yolu nedir?

Bu komisyona getirdikleri herkese sorduğumuz sorulardan çeşitli ipuçları elde ediyoruz. Mesela, Mehmet Ağar geldi. İstediği kadar saklamaya çalışsın Mehmet Ağar. Biz Mehmet Ağar’a DYP-ANAP birleşmesini sorduğumuzda Erkan Mumcu’yu suçladı, hatırlıyorsunuz. Bizim bildiğimiz kadarıyla Fethullah Gülen, AKP adına bu birleşmeye müdahale etti ve bu iki partinin birleşmesini önledi. Çünkü bu iki parti, kamuoyu anketlerine göre %15 oy alacaktı ve AKP tek başına iktidar olamayacaktı. Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu’nun partilerini birleştirmesine engel oldular. Mehmet Ağar, kamuoyu önünde fısladı, Erkan Mumcu çıktı gitti. Fethullah Gülen müdahale etti, buna da Mehmet Ağar üzerinden müdahale etti. Bakın, bu tarihi bir bilgidir. Kimse yazıp çizmiyor bunu. Bu birleşmeye engel olan, AKP’nin elçisi, gladyosu olarak Fethullah Gülen cemaati olduğu, iki tanığın ifadesiyle ortaya çıkmış durumda. Daha ne gerçekler ortaya çıkacak. Yaşar Büyükanıt mazeret dilekçesi gönderdi. Yaşar Büyükanıt geldiğinde, biz 27 Nisan bildirisini soracağız. Bu bildirinin, AKP’nin işine bu kadar yarayacağı açıkken, siz kimlerle bu bildiriyi hazırladınız? Neden bu bildiriyi yazdınız? Bu bildiriyi yazdıktan sonra arkasında neden durmadınız? Dolmabahçe’de hangi pazarlık oldu? Mezara gidecek sır neydi?
En azından halkımız şunu bilecek: Vekilleri bu şahsa soruyor. Cevap verir, vermez. Ama ben cevap vermesini tavsiye ediyorum. Bu insanların üzerinde, konuşmamaları üzerine fiili bir baskı var. Hadi tahmin ettiklerimizi geçelim, şu an bu ülkede bir karşı-darbe terörü işliyor mu? İşliyor. On binlerce insan bir anda OHAL kararnameleri ile tutuklanıp açığa alınıyor mu? Evet. Zaten bu büyük devletimizin, o küçücük adamların bu devletin arkasına sığınarak nasıl yalan söylediğini, nasıl bilgileri sakladığını Komisyon’da görüyoruz. Bu büyük bir adımdır. Şimdi herkes büyük devletten bahsediyor. Devleti kendi yerlerine koymuşlar, devletin büyük düzeninde kendilerini büyütüyorlar. Cevap versenize o zaman, diyorum. Bu Fethullah Cemaati bu devlete nasıl yerleşti? Neredeydiniz o zaman? İşte, Mehmet Ağar. 1990-2000 yılları arası Mehmet Ağar’dan sorulur, İçişleri’nde, Emniyet ve Mülkiye’de. Mehmet Ağar’ın hiçbir şey söylediği yok. “Benim dönemimde olmadı” diyor. Peki ne zaman girdiler bütün bu darbeye karışan polisler? Hepsi o dönem girdi. Biz delilleri ortaya koyunca en azından yüz yüze bakabiliyoruz.
Şimdi Hilmi Özkök gelmiş, diyor ki, “biz 2004 yılında MGK kararı aldık, hükümet bunu uygulamadı” diyor. ‘Peki siz ne yaptınız’ dedim. Hiçbir şey diyemiyor. Kâğıt üstünde bırakılmış bir MGK kararı var ortada.
Şimdi bunlar diyor ki: Fethullah Terör Örgütü’nün başlama tarihi 17 Aralık’tır. Madem 17 Aralık’tı, Recep Tayyip Erdoğan, 20 Aralık’ta Fehmi Koru’yu, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le, Pensilvanya’ya mektupla görüşmeci olarak gönderiyorsa, her ikisi de terör örgütü ile işbirliği suçlaması altındadır.
Medyayı ele geçirmişler, Ruşen Çakır gibi birkaç insan internet üzerinden anlatmaya çalışıyor. Sanıyorlar ki, medyayı boğunca gerçekleri de boğmuş olduk. Şimdi közleniyor, büyük bir patlamayla çıkacak bu gerçekler. Bu halk o kadar köle yapılacak bir halk değil.

Aykut bey çok teşekkür ediyorum. Çok sağolun programımıza katıldığınız için.Medyascope TV izleyenleri CHP milletvekili Aykut Erdoğdu ile birlikte Darbe Komisyonu’nu ve süren operasyonları konuştuk. Önemli iddialarda bulundu. Kendisine tekrar teşekkür ederiz.