Medyascope.tv

Ken Loach: “Ya sosyalizm ya varkalma”

Ken Loach: “Ya sosyalizm ya varkalma”

Jade Lindgaard & Stéphane Alliès – Mediapart

Çeviri: Haldun Bayrı

80 yaşındaki Ken Loach, anti-kapitalist dâvânın yorulmak bilmez bir militanı hâlâ. Son filmi I, Daniel Blake (“Ben, Daniel Blake”) vesilesiyle yaptığımız siyasî söyleşide, kendi Brexit yorumunu getiriyor ve Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi başındaki ilk yılının bilançosunu çıkarıyor.

Ken Loach’un sineması bölüyor; sol eğilimli sinemaseverleri bile. Büyük Britanya’nın günümüzdeki durumu üzerine filmleriyle ilgili olarak, ufak farkları ve karmaşıklığı gözetmeksizin, göz yaşartıcı ya da kaskatı şekilde, mizansen için bazı senaryo kolaylıklarına hiç surat ekşitmeden filme alma pahasına işçi sınıfını ülküselleştirmesi çok kişi tarafından kınanıyor.

Çoğu zaman diğerkâmlıkları ve dayanışmaları her şeye baskın çıkan, nadiren ayıp davranışlar ya da bölücülük sergileyen emekçi sınıf kahramanlarının (“working class heroes”) günlük yaşamında sinematografik estetiğe ve mizansen efektlerine yer yok…

2016’da I, Daniel Blake’te de, tıpkı 1990’lı yıllardaki Riff-Raff’tan Navigators’a, bu arada ayrıca Ladybird, Raining Stones, My Name is Joe ya da Sweet Sixteen filmlerine, hatta daha yeni olan futbol konulu Looking for Eric’e, tüm filmlerindeki durum bu. Her seferinde, Thatchercı neo-liberalizmin harap ettiği Britanya işçilerinin hayatları aynı; kamu hizmetlerinin saçma bir şekilde dağıtılmasının ve Batı dünyasındaki metalaştırmanın insanlarda sebep olduğu feci sonuçlar aynı.

Üç yıl önce BBC için gerçekleştirdiği bir belgesel olan The spirit of ‘45’te (“45 Ruhu”) işçilik durumuyla hemdert yaklaşımının okuma anahtarını getirir oysa. İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkılırken İngiliz Refah Devleti’nde yaşamış olanların duyduğu nostaljinin yaklaşımıdır bu. Yenilmez olduğunu düşündüğü ölçüde yaşlanmış bir Churchill’i yenen İşçi Partili Başbakan Clement Attlee’nin, Kraliçe’ye teşekkür ettikten sonra, “sosyalizm”den ve “ekonominin demokratik denetimi”nden söz etmekte bir beis görmediği dönemdir o. Ve seneden seneye, o zamana dek sadece sefaleti yaşamış olan toplumsal sınıflara saygınlıklarını iade ederek bazı üretim sektörlerinin tamamının (sosyal güvenlik, su, madenler, doklar, trenler, vb.) devletleştirildiği dönem.

Loach’un yaşatmayı ve tekrar yaşatmayı denediği ise, önce Thatcher sonra da Blair tarafından silip süpürülmüş olan o ufuk ve o kayıp hafızadır; üstelik artık ancak filmlerinde canlandırılacağını düşündüğü bir olayın gerçekten tanığı olduğu sırada: Dümeni tekrar sola kıran ve Jeremy Corbyn’in yönetimi altında onun görüşlerini benimseyen bir İşçi Partisi. 2016 Altın Palmiye Ödülü’nün sahibiyle özellikle bunlardan söz etmek istedik. Zira onun dâvâsına bağlanışındaki içtenliğin hiçbir estetik tartışmaya tahammülü yok.

kenloach

Ken Loach, Panthéon sinemasında, Paris, 13 Ekim 2016. © Jade Lindgaard

Filminiz Ben, Daniel Blake Büyük Britanya’daki iş ve işçi bulma merkezleri olan job centers’ın insaniyetsizliğine karşı mücadele eden bir işsizin öyküsünü anlatıyor. Brexit’ten yana oyların baş nedeni, işsizliğin sebep olduğu toplumsal ıstırap mı sizce?

Ken Loach: Nedenlerin biri bu. Ama Brexit’ten yana oy kullananların üçte ikisi sağ seçmenler. Avrupa’dan çıkmayı destekleyenlerin sadece üçte biri İşçi Partisi seçmenlerinden ya da işçi sınıfındandı. Brexit’ten yana oy kullananların işçi sınıfından seçmenler olduğu efsanesi yaratılmaya çalışılmakta. Ama bu yanlış. Brexit’ten yana oylar, aksine, iki gerekçe etrafında dönen muhafazakâr küçük burjuva propagandasının ürünü.

Önce, siyasî bağımsızlık; ama bu bağımsızlık efsanesi bir yalan. Aynı insanların şirketlere siyasetlerinden dolayı hükümetlere dâvâ açma hakkı verecek Transatlantik Serbest Ticaret Birliği Anlaşması’nı  (TAFTA) imzalamaya hazır olduklarını söylemelerinin de kanıtladığı gibi, bu bir fantazm. Çokuluslu şirketlerin iktidarı hükümetlerden fazla.

Brexit’ten yana ortaya döktükleri diğer gerekçe, açıkça göç karşıtıydı. Günah keçileri bulmak, sağın klasik bir taktiğidir. Kabahat hep göçmenlerde ya da sizden daha yoksul olan kimselerdedir. Birisi gerekenden biraz fazla mı para kazanıyor? İşte sizin sorunlarınızın sebebi odur… Oysa aslında sorunun kaynağı piyasa ekonomisi.

Fransa’da 2005’teki Avrupa referandumu sırasında “Soldan hayır” hükmetmişken, “Lexit” kampanyasına (Ç.N.) şimdi kimsenin kulak asmamış olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Loach: Medya tarafından boğuntuya getirildi; oysa sağın kampanyası popüler basında ve televizyonda dolaşıma sokuldu! Sol kampanyadan hiç kimse görüşlerini açıklamak için televizyonlara davet edilmedi. Gazeteler bu konuda makale yayınlamadılar; belki biraz, eski bir komünist gazetesi olan Morning Star. Bu kampanya tartışma dışı bırakıldı. Ben Podemos ve Syriza’nın soluyla dayanışma işareti olarak Avrupa’da kalmaktan yana oy kullandım; ama solcu bir çıkıştan yana oy kullananları da anlıyorum.

Brexit kampanyası taktik bir sorunu ortaya çıkardı: Avrupa Birliği’nin projesi neo-liberal; çokuluslu şirketlerin çıkarlarını halk tabakalarının çıkarlarının önüne koyuyor: özelleştirmeler ya da mevzuat iptalleriyle. Oysa bunların Yunanistan’da ne yaptıklarını ve bu neoliberal kafanın Avrupa Birliği sözleşmelerinde hangi şekillere büründüğünü gördük: Devletler rekabeti ve piyasayı teşvik edici ekonomik çizgiler tutturmak zorundalar. Ama bizi yok etmek üzere olan da “piyasa her şeydir” mantığı.

Dolayısıyla sol AB’nin ekonomik projesine karşı, ama Avrupa’daki diğer işçi sınıfı topluluklarıyla dayanışmasını göstermek istiyor. Lexit taraftarlarına göre, AB’den onun ekonomik projesini sarsmak için çıkmak gerekmektedir; oysa soldan başkaları, “Hayır, içeride birlikte dövüşmek için kalmak gerekir” diyorlar. Taktik bir sorun bu. Ama bu gerekçe kampanya sırasında medya imkanlarından yoksun olma nedeniyle işitilmedi.

UKIP işçi sınıfının ana partisi haline mi geldi?

Loach: Aldıkları desteğin çoğu işçi sınıfından geliyor; çünkü herkesi birbirine düşürüp çoğu insanın yaşadığı yabancılaşma duygusunu araçlaştırmaktan ibaret eski taktiği uyguladılar: Sanayi kuruluşları çekip gitti ve yerlerine hiçbir şey gelmedi. İşçiler kendilerini göçmen işçilerin ucuz işgücüyle rekabete sokulmuş durumda, terk edilmiş hissediyorlar. Emek piyasasının işçi sınıfından yana olmadığı da doğru.

Bu noktada da Avrupa Birliği merkezî önemde: Bir emekçi AB’nin bir ülkesinden diğerine gönderilebilir ve o ülkede ortaklaşa kararlaştırılmış anlaşmaları kırılganlaştıran koşullarda çalışabilir. Emekçileri birbirlerine karşı haksız rekabet durumuna sokmak demektir bu. Bizim için iyi olamaz. İşverenler için iyidir. İnsanlar kendilerini yoksun hissediyorlar ve onlara aşırı sağın önerdiği kolay cevabı kabul ediyorlar.

Theresa May göründüğü kadarıyla Thatchercılıkla ilişiği kesmek istiyor. Sizce bu da bir zafer biçimi değil mi?

Loach: Propaganda bu! Thatchercı projeye katiyetle sadık o. Bu projenin tam ortasında. Thachercı anlayışın kaidesi, Marksist anlayışın ters yüz edilmesidir: Britanya kapitalizminin kârını canlandırmak için, işçi sınıfını yenmek gerekir. Dolayısıyla sendikaları zayıflatmak, çalışanları disiplin altına almak için kitlesel işsizlikten yararlanmak ve simgesel yenilgiler yaşatmak gerekir.

Thatcher hükümeti, sendikalarla İşçi Partisi yöneticilerinin grevcileri desteklemeyeceği ve kendi kazanacağını bildiği grevleri kışkırtmıştı. Ses çıkartmadan, emekçileri örgütlemeyi reddederek Thatcher hükümetini destekleyeceklerini bildiği grevleri. Aralarında, üstlenilmeyen, söze dökülmeyen bir gizli anlaşma oldu. Sosyal demokrasinin hayatî bir kabahati olduğunu; bunun da, senin işini korumandan ya da bir kamu hizmetinden istifade etmenden önce, patronun kâr etmesinin gerekmesi olduğunu anladılar. Thatcher işçi sınıfı örgütlerinin iktidarını bu zemin üzerinde azalttı.

Theresa May de Tony Blair de özleri itibariyle kendi sınıflarının, yani yönetici sınıfların savaşçılarıdır. Büyük şirketlere iyi muamele edilmesi ve siyasî tabanlarını korumak için ne gerekiyorsa yapacaklardır. Muhafazakâr Parti çok sağda olduğu için, Theresa May liderliğini sürdürmek için sendika-karşıtı bir politika izlemek zorunda. Aksi takdirde iktidarını yitirecek. “Merhametli muhafazakârlık”tan bahsediyor, ama muhafazakârlık sermayeyi temsil ediyor. Ekonomik mantık ise onu her tür merhamet kapasitesinden mahrum bırakabilir ancak.

Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi’nin başına gelişini nasıl değerlendiriyorsunuz? İşçi Partisi’nin eski tüfeklerinin dönüşü mü bu? Yoksa yeni bir İşçi Partisi’nin doğuşu mu?

Loach: Ah, daha belli değil. Corbyn partideki sağın taktik bir hatası yüzünden İşçi Partisi’nin başına geçti: Yeni yöneticilerini seçmeleri gerekiyordu ve demokratik bir oylama yapıldığı izlenimi yaratmak için bu “yaşlı solcu”nun adaylığını koymasına izin verdiler. Ve herkesi şaşırtan bir şekilde, partinin büyük çoğunluğu ona oy verdi. Parti yöneticileri üyelerdeki ve ülkedeki siyasî kızgınlığı hiç hesaba katmamışlardı.

Corbyn iktidarı aldı ve o zamandan beri tekerine çomak sokmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Partili parlamenterler ve yöneticiler ona karşı husumet içindeler. Aygıtın dışında çalışması gerekiyor ve arkasını kollamayla çok zaman kaybetmesi gerekiyor. Sonunda buna inanacağını umarak ona seçilebilir olmadığını söylüyorlar. Ama bu arada, partiye 400 bin kişi katıldı. Avrupa’daki en büyük sol parti haline geldiler!

“Blairciler”in ondan korkmalarının nedeni, şayet başbakan seçilirse kapitalizmin iktidarını kaydadeğer biçimde azaltabilecek olması; oysa kapitalizmin hayatta kalmak için yayılmaya ihtiyacı var. Corbyn ise hayır diyor; sağlık sigortasından, gazın, elektriğin, suyun tekrar devletleştirilmesinden, yeşil enerjiye kamu yatırımlarından bahsediyor. Sermayeyi temsil eden siyasetçiler bu yüzden onu her ne pahasına tasfiye etmek istiyorlar.

Corbyn’in yönetiminde İşçi Partisi nereye varabilecek? Bu sahici bir soru işte. Kendilerini destekleyecek ne kadar toplumsal seferberlik olursa sendikalar da o kadar güçlü olur ve daha fazla ilerleyebilir. Onun için işin en zor kısmı kendini başbakan seçtirtmek. Hiçbir medya kuruluşu onu desteklemeyecektir. Media reform coalition’ın yaptığı bir kamuoyu araştırması, onun fikirleri olduğunu söylemeden Jeremy Corbyn’in fikirlerini test etti: Kitlesel bir destek topluyor bu fikirler. Ama testin yapıldığı insanlara Corbyn’i destekleyip desteklemedikleri sorulunca, aynı insanlar hayır diye cevap verdiler. Ona karşı propagandanın ne kadar etkili olduğunu gösteriyor bu.

Corbyn sizin kuşağınızdan…

Loach: Çok daha genç, 67 yaşında o! 67 yaşında olsam mutlu olurdum…

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Refah Devleti’ni kurmuş olan militanları öven bir filmde belgelediğiniz o “45 Ruhu”nu her ikiniz de yaşadınız. Bu hafızanın genç kuşaklara aktarılması hayatî bir hedef midir?

Loach: Elbette. Kitlelere hitap eden medya organları bunun mîadı dolmuş bir tarihsel dönem olduğunu düşünüyorlar. Onlara göre, kapitalizmin günümüzdeki hali bir ilerleme. Ünlü deyişle: “Başka alternatif yok”. Uzun zamandır yerleşmiş olan bir muhafazakâr fikridir bu ve Edmund Burke’e dayanır: Kapitalizmin gelişmesi ve piyasa, Tanrı’nın kanunuymuş. O zaman buna inanmamak da kâfirlik etmek oluyor. Bu fikir kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Çok etkili bir propaganda bu.

Fakat kapitalizmin bizzat fikri çok güçlü olsa da, uygulamaya konması çok zayıf. Gerçekte, biraz her yerde çöküyor. Tüketicilere ihtiyacı var; ama kitlesel işsizlik ile büyük bir istihdam güvencesizliğinin yerleştiği Batı’da emekçilere ihtiyacı yok. Kapitalizmin tüketicilere ihtiyacı var ve devlet bu insanlara tüketici olsunlar diye para ödeyemediğini söylüyor.

Kendi çelişkileri kapitalizmin ayağına dolanmış durumda. Kapitalistler üzerinde yaşadıkları gezegeni yok ediyorlar. Doğal kaynakları yok ediyorlar. Britanya hükümeti hidrolik kırmadan (Ç.N.) yana çünkü şirketler para kazanmak için bunu yapmak istiyorlar. Ama yaşam mekânlarımız bu yüzden çökecek! Bu ürkütücü. Halbuki onlar devam ediyorlar.

Avrupa’daki solun güçlü seslerinden birisiniz; oysa iklim değişikliği ve ekolojik hedeflerden söz ettiğinizi duymuyoruz. Sizin gözünüzde bu konuların önemi var mı?

Loach: Bu konuda film yapmadım, zira bunu yapabilmek için bir konuyla güçlü bağlar kurmanız gerekir. Konuyla bir sinema ilişkisini ayakta tutmak gerekir. Fakat iklim değişikliği temel önemde bir konu elbette. Ben çocukken, ya da Komünist Parti Manifestosu’nun yazıldığı zaman, insan eylemine bir zaman sınırı fikri yoktu. Zamanın ilelebet akacağı, işçi sınıfının örgütlenmeye ve dilediği değişimi başarmaya zamanı olacağı düşünülüyordu. Bugün, durum artık hiç böyle değil.

Vaktiyle, “ya sosyalizm ya barbarlık”tan söz ediliyordu. Ama şimdi “ya sosyalizm ya varkalma”! Kapitalizm duramaz. Kendi zorunluluklarıyla hareket ediyor. Şayet bir şirket sorumlu biçimde davranırsa, bir başkası ona saldırır ve denetimini ele geçirir, zira daha çok kâr edecektir. Corbyn’in İşçi Partisi başındaki selefleri “sorumlu kapitalizm”den bahsediyorlardı. Ama böyle bir şey olamaz; çatışan iki terim bunlar.

Peki, panzehir nedir öyleyse? Sosyalizm mi? Ekososyalizm mi?

Loach: İkisi de aynı şey. Sosyalizmin ilkesi planlamadır. Size ait olmayanı planlayamazsınız. Dolayısıyla üretim ve mübadele araçlarına sahip olmanız gerekir. Yatırım için araçlarınız olması gerekir; herkes katkıda bulunabilmelidir ve iktidar halka ait olmalıdır. Yani planlamalı ekonomi elbette çevreye özen gösterecektir.

Nasıl varkalacağız? Doğal kaynaklarımızı nasıl koruyoruz? Apaçık bu. Hakiki soru: “Buna nasıl ulaşırız?”dır. İnsanlar kendilerini doğrudan ilgilendiren kavgalarda dövüşürler. Bir yerel hastaneyi ya da bir acil servisi kurtarmak için her gün kampanyalar düzenleniyor. İnsanlar dövüşüyorlar, çünkü bu mücadelelerin anlamını idrak ediyorlar.

Daniel Blake adlı kahramanınız, kendini ezip unufak eden sistemin haşinliğine karşı protesto işareti olarak bir duvara ismini yazıyor. Büyük Britanya’da halihazırda su yüzüne çıktığını hissettiğiniz bir ruh halini mi temsil ediyor bu?

Loach: Ruh burada. İnsanlar kendilerine yalan söylendiğini biliyorlar. İnsanların nasıl kandırıldığını göstermek solun görevi. Ailesini beslemek için yuvasından ayrılmak zorunda kalmış Polonyalı işçinin kabahati değil bu. O da sistemin bir kurbanı. Tarih’in verdiği derslere kulak kabartmaya devam etsek yeter. Anlaması o kadar da zor değil. Tek bir ülkede harekete geçilemez. Bütün Avrupa’da ve bütün dünyada ekonomiyi ekolojikleştirmek gerekiyor. Polonyalı işçinin evinden ayrılmak zorunda kalmaması için ülkesinde yeterince iyi kazanması gerekiyor. Bunu anlamak için büyük bir entelektüel olunmasa da olur. Epey açık bu.

Ama bugün toplumlarımızdaki siyasî bir çatlak bu.

Loach: Evet. Jeremy Corbin’le birlikte, siyasî tarihimizin hayatî bir ânındayız. Omuzlarında muazzam bir baskı var. Ve bu beterleşerek sürecek. Allende’nin başına gelmiş olanlara bakın. Hoşnutsuzluğu, aşırı sağı beslediler. Corbyn iktidara gelirse, biri bir yerlerde gizlice müdahale edecektir. Sağcı sendikalar olacaktır. O ne kadar ciddileşirse, onlar da ciddileşeceklerdir.

İyi bir film konusu olur mu bu ?

Loach: Corbyn militanlarla konuşurken birkaç sahne çektik. Bir film değil bu; çekilmiş iki sekans sadece, ama kim olduğu hakkında bir fikir veriyor. Toplantılarda siyasetçilerin çoğu tribüne konuşur. O hiç böyle yapmıyor. Dinliyor. Oturuyor ve dinliyor. Ve ancak biri ona ne düşündüğünü sorarsa söz alıyor.

Farklı o. İnsanlar da onu bunun için seviyorlar ve kamuya açık toplantılarına bunun için o kadar kalabalık katılım oluyor. Bu anlamda, modern biri. Halbuki The Guardian’ın desteklediği kişiler kendi destekçileriyle bir salon bile dolduramazlar. Yönetimdeyken grev gözcülüğü yapan ilk İşçi Partisi yöneticisi o. Genel olarak yükselirken yaparlar bunu; varacakları yere vardıklarında da buna son verirler. Corbyn ise metalürji işçileriyle yaptı bunu. İnsanlar bunu daha önce hiç görmemişlerdi.

FransizKultur

Ç.N. Brexit oylamasında Avrupa Birliği’nden çıkışın kazanması üzerine gazeteci James O’Malley tarafından başlatılan ve kısa sürede 130 000 imzaya ulaşan, «Londra’nın Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ve AB’ye katılımı»nı destekleyen imza kampanyası.

Ç.N. Hidrolik kırma (İngilizce: Hydraulic fracturing veya Fracking), belli bir hidrolik sıvının yerin binlerce metre altındaki tabakalara tazyikli bir biçimde pompalanarak, daha önce mümkün görülmeyen kaya gazı ve türevlerinin çıkarılmasını esas alan mevcut bir tekniğin sadece geliştirilmiş hali. Bu teknik çoğunlukla kömür gazı, kum gazı, kaya gazı ve kaya petrolü gibi kaynakları çıkarmak amacıyla kullanılmaktadır.

Bunlar da ilginizi çekebilir: