Medyascope.tv

IŞİD: “Dönüşümüz muhteşem olacak”

IŞİD: “Dönüşümüz muhteşem olacak”

Madjid Zerrouky (Macid Zerruki) – Le Monde – Çeviri: Haldun Bayrı

isid_11

17 Ekim’de başlayan Musul hareketinden bir kare. ( Fotoğraf: Laureent van der Stockt)

“Nafile” bir saldırı. IŞİD’in haftalık yayını Al-NabaÇ.N., 20 Ekim tarihli sayısında, “Kürt kuvvetlerinin önemli kayıpları ve Irak hükümet kuvvetlerinin ilerleme kaydedememesi”ni ısrarla belirtse de, Irak’taki “başkent”i Musul’a karşı “Haçlı seferi”nin gerçekten başlamış olduğunu kabul etti.

IŞİD’in propagandası artık, hiç şaşkınlık belirtisi göstermeden, hükümet kuvvetlerinin ilk başarılarının umurlarında olmadığını göstermeye uğraşıyor. Çarpışmaların ilk gününde cihadcıların Kürt ve Irak hatları üzerine saldığı patlayıcı yüklü araçların manyakça muhasebesine ilaveten, örgütün iletişim organı Amaq’ın (Âmak) bildirilerinde, püskürtülen saldırganlar, tekrar alınan köyler ve tahrip edilen tanklar gün be gün sıralanıyor. Musul’da ise yeni hiçbir şey yok.

Yaklaşan –dünyevî– savaşa “kayıtsız” kaldıkları ileri sürülen esnaf işiyle gücüyle uğraşıyor ve gece çöktüğünde cihadcı devriyeleri geziyor. Âsâyiş berkemal. Bununla birlikte, 26 Ekim Çarşamba günü, cihadcı hareketin radyosu alışılmadık biçimde susmak zorunda kalmıştı.

IŞİD’in versiyonuna göre adamları direnmekle kalmayıp inisiyatifi bile ele geçirmişse de, cihadcıların şehirden atılmaları eninde sonunda kaçınılmaz olduğundan, grup ilânihâye Musul’daki birliklerinin dövüşkenliğini yüceltemeyecek. Propagandanın ise sürmesi gerek.

Bir bölgedeki büyük bir bozgunun sessizce geçilmesi için başka bir bölgedeki sınırlı bir zaferin öne çıkartılması yöntemi –hareketin ilk başarısızlıklarında sık sık başvurmuş olduğu bir numara–, artık söz konusu olan Musul gibi simgeleşmiş bir şehirse işe yaramıyor. 21-22 Ekim’de Kürt kuvvetlerinin denetimindeki Kerkük’e karşı onlarca cihadcının yürüttüğü şaşırtma saldırısı mizansenini IŞİD propagandası aşırı ön plana çıkarmış olsa bile. Amaq, IŞİD tarafından şehrin yarısının denetiminin ele geçirildiğini ileri sürmeye kadar vardırmıştı bu işi. Fiiliyatta ise, cihadcılar kentin yarısında dağınık bir dizi binanın arasında siper almışlardı.

Kıyametin acelesi yok

Bundan yaklaşık on gün önce, IŞİD ufak Dabık kasabasının kaybedilmesinin yankılarını etkisizleştirme önlemleri almaya başlamıştı; bu kasabanın adı, Hz. Muhammed’e isnat edilen bir hadiste geçer ve cihadcı-mehdici propagandada müstakbel zaferler arasında, İslam ordularıyla şer orduları arasındaki nihaî çarpışma mertebesine çıkarılır. Bu nihaî çarpışma, sonunda daha uygun bir zamana ertelendi: Dabık’ın Suriyeli muhalifler tarafından alınması, cihadcılar tarafından Suriye’nin kuzeyinde her gün onlarca köyün çatışmaların gidişatına göre el değiştirmesiyle aynı önemde bir olay gibi sunuldu. “Business as usual” (eski tas eski hamam), kıyametin acelesi yok.

IŞİD, yakın bir geçmişte, 2014 yılının Ocak ayında ele geçirmiş olduğu kalesi Feluce’yi kaybettikten sonra, Haziran ayında söylemini yeni duruma uyarlamak zorunda kalmıştı. İlk başarılarına eşlik eden “hem bâkî hem yayılmakta” sloganıyla arazide yayılmanın yüceltilmesinden, adamlarının direnişi ve ideolojisinin devamlılığının yüceltilmesine geçen cihadcı propagandada bir dönüm noktası bu.

“Halifeliği”nin topraklarından sökülüp atılacağını öngören IŞİD, bir şehrin kaybedilmesinin hiçbir şekilde düşmanlarının bir başarısı anlamına gelmediğini ileri sürerek bozgunlarını göreceleştiriyor: “Eğer hakiki bir zafer istiyorlarsa, uzun süre beklemeleri gerekecek. İslam Devleti’nin kuruluşuna, hilafetin dönüşüne şahitlik etmiş ve bütün kâfir milletlere karşı daimi kavgasının destanını dikkatle izlemiş olan bütün bir Müslüman nesli tamamen yok oluncaya kadar”, diye iman tazeliyordu Al-Naba, Haziran ayı başında.

Feluce’nin Irak kuvvetleri tarafından tekrar alınması sonrasında, IŞİD, tam da şehri boşalttığı anda… kendini şöyle kutluyordu: “Allah’ın mürtedlerin boğazına otuz ay boyunca soktuğu o diken olduk. On binlerce ölü ve yaralı verdikten sonra (…) orada halifeliğin askerlerinin vücutlarını da (…) silah da teçhizat da bulamadılar.”

“Çöl”e dönüş

IŞİD’in Eylül ayında öldürülen eski sözcüsü ve propagandacısı Ebu Muhammed El Adnani, birkaç hafta önce, Mayıs ayı sonunda, hareketin yeni çizgisini açıklamıştı: “Irak’ta şehirler kaybettiğimizde, şehirsiz ve arazisiz çöl ortasında kaldığımızda, bozguna mı uğradık? Musul’u, Sirte’yi ya da Rakka’yı, hatta bütün şehirleri alırsanız, zafer kazanmış olacağınızı ve bizim bozguna uğrayıp kaçışacağımızı ve ilk baştaki halimize döneceğimizi mi zannediyorsunuz? Katiyetle hayır!”

Grubun Irak’ta 2008-2011 arasındaki geri çekilmesine yapılan atıf, tıpkı Haziran 2006’da esinleyicisi Ebu Musab el Zerkavi’nin ölümünden sonra da olduğu gibi örgütün birçok kez küllerinden tekrar doğabilme kapasitesinden dem vuruyor. “Hilafet”in geleceği üzerine bir soruya cevaben bugün IŞİD’in “sosyal medya”daki bir aktivistinin hatırlatmaktan hoşlandığı gibi: “Önce El Anbar Çölü’nde, Diyala bahçelerinde ufacık bir odaydı. Batı’da da Doğu’da da ürküntü yaratan güçlü bir devlet haline geldi” diye tehdit ediyor ve tiradını desteklemek için Ürdünlü cihadcı liderin bir fotoğrafını iliştiriyor.

Musul’da, Irak kuvvetleri ve koalisyon, “seferlerinin durdurulacağını ve [2014’te] 300 mücahit aniden çölden ortaya çıkıp şehri sardıkları zaman şehrin üzerine çöken felaketten daha büyük bir felakete uğrayacaklarını biliyorlar”, diye ekliyor Al-Naba.

Bu “çöl” öncelikle fizikî bir mekân: Yaklaşık yirmi yıldır cihadcıların kalesi olan Irak-Suriye sınır boyları, ya da Amerikan askerî akademisi West Point’teki Combatting Terrorism Center’ın uyarısına göre IŞİD’in şimdi her zamankinden fazla yerleşik olduğu Diyala vilayeti kırsalı (Bağdat’ın doğusu).

Aynı zamanda gizliliğe de dönüş bu: Irak güvenlik kaynakları IŞİD’in denetiminden kurtarılmış bölgelerde terörist cihadcı hücrelerin hortladığını tespit etmekteler. Bağdat’ın kuzeyinde ya da Diyala’nın kuzeyindeki Selaheddin’de algılanabilen bir evrim bu.

“Sadece seçkinler kalacak; şu fâni dünyanın cenâbetinden temizlenmiş ve arınmış olanlar” diye ilan ediyor IŞİD’in aylık dergisi Rumiyye’nin Ekim sayısı; mehdici kehanetlerinden vazgeçmeyip, bizzat bugünkü bâdirelerin gelmekte olan zaferlerin ilâhî bir alâmeti olduğunu söylüyor. “Kehanet” bilhassa “sonraki hamle”yi tasvir ediyor. Yeni bir “çölden çıkış”ı önlemek istiyorlarsa tüm hasımlarının ciddiye almak zorunda oldukları bir kehanet.

FransizKultur

Ç.N. Kur’an’da kıyamet haberlerini veren Nebe’ sûresinden.

Bunlar da ilginizi çekebilir: