Medyascope.tv

OHAL’de işkence raporu: Emma Sinclair-Webb ile söyleşi

İyi günler. Bugünkü yayınımızda İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yeni yayınlanan raporu “Açık Çek: Türkiye’de Darbe Girişimi Sonrası İşkenceye Karşı Koruma Tedbirlerinin Askıya Alınması” raporunu konuşacağız. Yanımda İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Emma Sinclair-Webb var. Hoş geldiniz yayınımıza. Öncelikle size şunu sormak istiyorum: İnsan Hakları İzleme Örgütü’nü bize biraz anlatır mısınız? Türkiye’de ne zamandır çalışıyorsunuz, neler yapıyorsunuz, daha önce nasıl raporlar yayınladınız?

Son dokuz senedir Türkiye’deyim, Türkiye’de çalışıyorum. On beş seneden fazla Türkiye’yle ilgili çalıştım. Önce Uluslararası Af Örgütü’nde, sonra İnsan Hakları İzleme Örgütü’nde, 2007’den itibaren buradayım, Türkiye’deyim. Biz kurum olarak 90’dan fazla ülkede çalışıyoruz. Her ülkede farklı farklı insan hakları ihlalleri var ve onları belgelemeye çalışıyoruz. Somut tavsiyelerde bulunmaya çalışıyoruz ve hükümete sunuyoruz. Esas işimiz o. Aynı zamanda başka kurumlara yönelik lobi faaliyetlerimiz bulunuyor, mesela Avrupa Komisyonu’na yönelik, Birleşmiş Milletler’e yönelik. Ama esas hedef her zaman o ülkenin hükümetiyle iletişim kurmak ve somut tavsiyelerde bulunmak.

Raporunuzdan bahsedelim biraz, “Açık Çek” isimli rapordan. Sosyal medyada da çok konuşuldu rapor. Ne zaman yayınlandı? Neler var raporda? Sizden dinleyelim.

Rapor 25 Ekim’de çıktı.

Çok yeni daha.

Yeni bir rapor. Rapor maalesef işkence ve kötü muamelelerle ilgili bir rapor. Bizim çalışma alanımız tamamen gözaltı işkencesiyle ilgili. Bu rapor cezaevleriyle ilgili bir çalışma değil yani. Hiçbir şekilde cezaevlerinin durumuna bakmadık. Sadece gözaltı. Kolluk tarafından yapılan işkenceler, kötü muameleler, o konu.

Kaç kişi üzerinde çalıştınız peki, nasıl bir yöntem izlediniz?

Bu biraz ekip çalışması aslında. Farklı araştırmacılar bu konuyla ilgili çalıştı, beraber çalıştık. Sonuç olarak vakaları topladık. Özellikle avukatlardan alınan bilgiler, adli tıpçılardan alınan bilgiler, hekimlerden, bazen doğrudan mağdurun ağzından alınan beyanatlar var raporda. Ama tabii ki bu ortamda bilgi toplamak çok kolay değil. Çoğu mağdur zaten tutuklanmış, cezaevlerinde bulunuyorlar. O yüzden onlarla direkt bir araya gelme imkânımız yoktu. O ciddi bir engel tabii ki. Çünkü genelde biz direkt mağdurdan duymak istiyoruz. Ama buna rağmen ailelerden, avukatlardan, adli tıpçılardan, bir sürü farklı kaynaklardan 40 kişiyle görüşmüşüz, daha fazla da olabilir. 13 vaka üzerine bilgi topladık, bir araya getirdik. Bir vaka mesela, 9 kişiyle ilgili bir vaka var. Ama birçok vaka tek kişi ya da iki kişiyle ilgili.

Tek tek de anlatıyorsunuz vakaları zaten. Özellikle şu kısımları dikkatimi çekti raporda: Gözaltına alınan kişilerin avukatlarıyla görüşmelerindeki problemleri anlatıyorsunuz en önemlisi, bir de sağlık raporlarındaki problemleri, muayene edilmelerindeki sıkıntıları. O süreci bize biraz anlatır mısınız, bu iki maddeyi özellikle? Avukatlarıyla insanlar görüşemiyor mu şu anda? Ne oluyor? OHAL farklı olarak ne getirdi gözaltına alınanların avukatlarıyla görüşmeleriyle ilgili?

Aslında bir geri adım atmak gerekiyor burada. Şimdi tabii ki bu vakalar tamamen darbe girişiminden sonra olan vakalar. Darbeden sonra tabii ki OHAL getirildi ve OHAL’in altında Kanun Hükmünde Kararnameler ile getirilen gözaltı rejimi başladı Türkiye’de. O yeni rejimde gözaltı süresi 30 güne çıktı.

Normalde kaç gün?

Normalde bu çeşit vakalar için maksimum 4 gündü. Şimdi 30 güne kadar gözaltı süresi var. İlk 5 gün zaten avukatsız geçiyor. Hiçbir şekilde avukatlı görüşme mümkün değil. Yani aslında savcı öyle bir şey isteyebilir ama rutin oldu şimdi. Biz öğreniyoruz ki aslında birçok vakada kolluk hemen şey diyor, “5 gün avukat kabul etmiyoruz, avukat yok.” Öyle bir problem var.

20 güne kadar görüşülemediğine dair iddialar var raporda.

Evet maalesef bazı vakalarda daha fazla görüştürmüyorlar. Avukatlar çok geç ulaşabiliyorlar kendi müvekkillerine. Aynı zamanda kendi avukatını getirmenin çok imkânı yok. Baronun avukatları, CMK avukatları görevlendiriliyor. Ama kendi avukatını getirmek bayağı sıkıntılı, kısıtlama var o konuda. Bizim gördüğümüz kadarıyla bir sürü kişi aslında sadece asliye koridorunda, ya da çok kısa bir şekilde kendi avukatlarıyla görüşebildi. Bazen polis ya da kolluk mensupları eşlik etmiş avukatlara.

Özel görüşmelerde sıkıntı var yani.

Evet çok sıkıntılı, özel görüşme fırsatı olmadı birkaç kişi için, öyle bir sorun vardı. Aynı zamanda sizin sorduğunuz tıbbi raporlar, yani hekimden raporlar. Gözaltı sırasında tabii sık sık doktorun yanına götürülüyorsun. Maalesef bazı hekimler direkt karakola çağrılmışlar. Orada muayene etmişler. O da tabii ki hekim için çok zor. Çünkü çok baskı altında hissediyorlardı ve bize bayağı ifade ettiler, ne kadar baskı altında hissettiklerini söylediler. Bazen gerçekten tam muayene yapmadan rapor veriliyormuş, başka bir sıkıntı o. Polis muayene odasına giriyor, o şekilde doktor sadece hastaya uzaktan bakıp rapor yazıyor. O çeşit sorunlar var. Bazı hekimler tabii ki çok detaylı raporlar yazmış, o çok önemli. Çünkü ileride belki böyle şikâyetleri destekleyen bir delil olarak sunulabilir.

Aslında gözaltına alındıkları yerde değil, hastanede olması gerekirken muayene, doktorlar artık çağırılıyormuş.

Öyle. Tabii ki çok çok fazla gözaltılar varsa eğer, insan biraz anlıyor. Tabii ki bu kolluk için zor bir sorun, o kadar kişiyi hastaneye götürmek zor olabilir. Ama tabii ki iyi bir prensip değil yani doktorları karakola getirmek. Tamamen onların kendi mesleğinin ilkelerine aykırı. Ciddi bir baskı altında hissediyorlar, baskıya maruz kalıyorlar. İdeal bir şey değil, problemli bir yöntem.

Ve avukatlar sağlık raporlarına da ulaşamıyor deniyor raporda.

Evet birçok avukat bize söyledi bunu, gerçekten ciddi bir şekilde ulaşamıyorlar. Mesela bir vaka vermek gerekirse: Gözaltına alınan bir kişi ameliyattan geçiriliyor. Çok ciddi bir ameliyat. Eşi hastaneye gidiyor. Hastaneden hiçbir şekilde bir rapor alamıyor. Kendi eşiyle ilgili, ne çeşit ameliyat geçirdi, neden ameliyat geçirdi, öğrenemiyor. Çünkü başhekim direkt söylüyor: “OHAL altında biz öyle bir rapor veremiyoruz size. Bilgi veremiyoruz.” Bu çok ciddi bir sıkıntı. Çünkü o kişi aslında gözaltındayken bayılmış. Ve tam tespit edemiyoruz ama sanki o ameliyat direkt o işkenceyle ilgili bir ameliyattı. Adam çok çok dövülmüş karnından ve sonra bağırsaktan ameliyat geçirmiş. Biz tabii ki tam bağlantı kuramıyoruz, işkence ve ameliyat arasında bir bağlantı kuramıyoruz. O tıbbi rapor hayati önem taşıyor bu vaka için, şikâyet etmek için böyle bir rapor gerekecek yani.

Çalıştığınız vakaları tek tek anlatıyorsunuz raporda. Bize biraz o vakalardan da bahseder misiniz? En sizin için önemli olanları.

En önemli vakalar, yani hepsi önemli, farklı bir şekilde önemli. Bir vaka benim için çok önemli. Bir avukat anlattı bize. “Benim müvekkilim benim önümde defalarca dövülmüş, ben şahit oldum” dedi kadın avukat. “Müvekkilim dövülüyordu. Ben belli bir noktadan sonra fark ettim, ben burada avukatlık yapamıyorum. Bütün müdafi hakkım ortadan kalkmış. Bu kişi dövülüyor ve ben müdahale edemiyorum, bir şey yapamıyorum”. Çok acı bir vaka bu. Kadın o anda sırtını dönüyor müvekkiline ve şey diyor: “Avukatlık yapamıyorum”. Müvekkili imza atıyor. Çünkü yıldırılıyor, dayanamıyor bu işkenceye. Bir imza atıyor bir tutanağa. O kadın avukat, aslında bizi çok etkiledi bu vaka. Çünkü gerçekten bu korku iklimini çok iyi anlatan bir vakadır. O vakalardan biri o. Başka bir vaka, dediğin gibi Antalya’da bir öğretmen kendi beyanıyla açıklıyor: “İşkenceye maruz kaldım.” Sonra savcı beyan etti. 3 sayfalık bir beyanı var bu konuyla ilgili, detaylı bir beyan. Hem dövülüyor, hem taciz ediliyor, cinsel organları bayağı sıkıştırılmış. Adam çok fenalaşıyor sonuç olarak ve ameliyattan geçiriliyor sonra. O somut bir şikâyette bulundu. Umarım Antalya’da Cumhuriyet Savcısı bu konuda ciddi bir soruşturma yapacak. Çünkü yapılması gereken o. Mağdurun adı Eyüp Birinci. Her şey ortada. Bu konuda ciddi bir şikâyeti var. Başka bir şikâyet: Bu iki kişi Urfa’da işkenceye maruz kalıyor. Metin Kesemen, Mehmet Ali Genç. İkisi yasadışı bir sol örgütten, o iddiayla yakalanıyorlar. Sorguya götürülüyorlar. Defalarca işkenceye maruz kalıyorlar. Avukatları onların yanına gidiyor ve şeyi fark ediyor. “Görüşme sırasında çıplak gözle tespit edilebilecek şekilde müvekkillerin vücutlarında darp izleri mevcuttur”, öyle yazıyor şikâyetinde. Ve tutanak tutuyor bütün işkenceyi tarif eden. Bu ciddi bir suç duyurusu Urfa’dan. Hapishaneden 3 tane beyan aldık. Kürtler, 3 Kürt müvekkilin beyanları. Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden gelen şikâyetler bunlar. Kişiler sonra tutuklanıyor. Biz tabii ki ulaşamadık onlara, onların avukatlarıyla görüşebildik. Sonra şey istedik avukatlardan, kendi müvekkilleriniz cezaevlerinden yazsınlar. Kendi cümleleriyle, sözleriyle görmek istiyoruz, ne yaşadılar. O şekilde 3 tane şikâyet geldi. Onlardan biri sonra aslında tahliye oldu ve basınla konuştu. O yüzden şimdi kendi ismi açıklandı: Kamil Uluç. Kamil Uluç hâlâ kendi söylediğine göre ciddi sıkıntılar yaşıyor. Cinsel organları sıkıştırılmış işkence sırasında ve tuvalete gitmeye hâlâ zorlanıyor. Ciddi bir sağlık tedavisi istiyor şimdi bu konuyla ilgili. O da şikâyetinde bulundu. Vakalar onlardan birkaç tane.

Daha da var raporda zaten ayrıntılı.

Daha da var. Bunlar tabii ki, şimdi verdiğim detayların hepsi isimli vakalar. Bazı vakalarda hiçbir şekilde isim vesaire yazamadık. Çünkü istemediler. Ya avukatları kendi müvekkilini şikâyet etmeye ikna edemedi. Ve o yüzden de isim yazmak problemli dediler bize.

Bunu soracaktım, “korku iklimi” diyorsunuz raporda. Bu korku iklimiyle siz de karşılaşmışsınız herhalde araştırmanızı yaparken. Korkan mağdurlar ya da avukatlar oldu mu, “var bir şey, ama konuşmak istemiyorum” diyen size?

Evet ama dediğim gibi birçoğu gerçekten cezaevinde olduğu için, o yüzden görüşemedik. Yani evet bir korku iklimi, hem avukatlar için büyük sorunlar var. Çünkü avukatlar ciddi tehditler almışlar kendi beyanlarına göre. Karakollarda bir sürü laf duymuşlar: “Siz niye bu kişilerin avukatlığını yapıyorsunuz”, “Niye avukat gerekiyor burada”, “Bu kişi zaten hain”… Özellikle darbecilikle suçlanan kişiler hain olarak tarif ediliyor. Aynı zamanda Kürtler ve solcular aynı şekilde, “Avukata gerek yok burada” demiş kolluk. Öyle bir baskı var. Bir kere zaten Adana Barosu bu konuyla ilgili ciddi bir açıklama yaptı. Adana Barosu Başkanı şey demiş: “Aslında bizim baroya kayıtlı olan avukatlar hep şikâyet ediyor. Çok olumsuz tepkiler alıyorlar karakolda.” Başka bir cümle de, çok sık duyulmayan bir cümle: “Zaten 30 günümüz var, OHAL altında başka bir rejim söz konusu. Siz avukat olarak müdahale edemezsiniz, burada bir şey yapamazsınız.” Öyle bir baskı.

Bir de “cezasız kalma” durumundan bahsediyorsunuz olası işkencelerde, KHK’larla birlikte. Yani normalde olmayan ve OHAL’le gelmiş bir durum söz konusu, artık kolluk kuvvetleri sorumlu tutulmayacaklar diyorsunuz. Bunu açar mısınız?

Şöyle bir şey var. Bu kararnamelerde bir madde var. Bu kararnamelerin görevini yerini getiren kişiler, bu hükümleri yerine getiren kişiler hiçbir şekilde cezai sorumluluk taşımayacaklar gibi bir cümle var. Eskiden 90’lı yıllarda OHAL’in altındaki yönetim altında benzer cümleler, maddeler vardı aslında. Bu çok büyük bir problem. Şöyle bir işaret veriyor: Eğer OHAL sırasında sorunlar yaşanıyorsa, zaten bir soruşturma olmayacak, zaten sorumlu tutulmayacaksınız gibi bir mesaj veriyor. Tabii ki biz aslında bu konuyla ilgili Sayın Mustafa Yeneroğlu, Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı…

Onunla görüştünüz.

Görüştük kendisiyle. O şey dedi, “Aslında bu maddeleri bu şekilde anlamak doğru değil. Çünkü tabii ki işkence ya da kötü muamele ya da yaşam hakkı ihlalleri normal görev sırasında, her zaman ihlal olarak sayılır, bir görev olarak sayılmaz. O yüzden cezasızlık sağlayan maddesi kapsamıyor aslında, merak etmeyin” dedi. “Zaten bir kolluk hiçbir şekilde işkence edemez bir insana. O tabii ki kendi görevi değil. O yüzden merak etmeyin”, dedi. Umarım öyledir. Öyle inanmak istiyoruz biz de. Ama bakalım.

Mustafa Yeneroğlu’yla, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu. Onunla görüşmeniz nasıl geçti? Onun yorumları neydi raporunuzla ilgili?

Biz iki gün önce, Çarşamba günü Mustafa Bey’le görüştük. Bence önemli bir görüşmeydi. Uzun konuştuk, bir buçuk saat gibi konuştuk. Bayağı iyi bir alışveriş oldu. Ama maalesef sonra, biraz olumsuz bir açıklama yaptı. Şöyle bir şey söyledi: “İşkence iddialarının kara propagandaya, siyasi malzemelere ve ideolojik çatışmaya dönüşmesine fırsat verilmemeli” dedi. Tamamı bizim raporumuzla ilgili. Birkaç kelime kullandı, “mesnetsiz, asılsız iddialar”…

“Vakaları KHK kapsamında değil” demiş sanırım.

Evet öyle bir şey vardı. Çünkü bazı vakalar bu raporda, bazı kişiler ilk olarak gözaltına alınıyor. Tamamı darbeden sonra, gözaltına alınıyorlar. Henüz OHAL yoktu o dönem, doğrudur. Henüz KHK söz konusu değildi, yürürlüğe girmemişti, doğru. Ama o kişiler zaten birkaç gündür gözaltında kalmışlar. Ve o anda zaten KHK’lar yürürlüğe girmiş.

Yani aslında bir noktada geçerli KHK zamanında.

Evet geçerli. Hem de şöyle bir şey var. Bu raporda şöyle bir yorum yapıyoruz. Bu kararnamelerle aslında işkence kolaylaştırılıyor. Şöyle bir işaret veriyor: 30 gün gözaltı süresi çok fazla uzun. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi defalarca Türkiye’ye zaten daha önce söylemiş. 14 günü bile fazla bulmuşlar Aksoy Türkiye kararında. O yüzden 30 gün kesinlikle çok uzun. Türkiye çok iyi biliyor, Türk hükümeti çok iyi biliyor, çok uzun bir süre ve hiçbir şekilde kabul edilemez İnsan Hakları Mahkemesi tarafından. Aynı zamanda bu 5 gün avukatsız madde, o da çok problemli çünkü şey demek, “incommunicado detention”, gözaltı tecridi. Yani gözaltı gerçekten, eğer o gözaltına alınan kişi hiçbir avukatla bir araya gelemiyor, göremiyor, ailesiyle görüşemiyorsa, bu tam bir kara kutuya dönüştürebilir. Çok tehlikeli bir yöntem. Çünkü o kişi dünyadan kopuk kalıyor o 5 gün sırasında. Ve her şey olabilir, öyle bir korku tetikliyor, öyle bir korku besliyor insanlarda. O yüzden bazı vakalar, tabii ki kişiler OHAL’den önce gözaltına alınıyor. Ama gözaltı süresi çok uzun sürmüş ve bazı vakalar gerçekten direkt bu kararnamelerin yürürlüğe girdiği zaman gözaltına alınıyor.

Peki. Ben aldığınız tepkileri de merak ediyorum bu rapordan sonra. Hem uluslararası alanda, hem hükümetten. Neler duydunuz? Neler söylendi raporunuz hakkında başka?

Aslında Sn. Yeneroğlu’nun tepkisi var, bir de şöyle bir şey eklemek istiyorum. Asılsız, spekülatif vesaire diyor ve raporun üslubunu da çok beğenmemiş Sayın Yeneroğlu. Ama buna rağmen olumlu bir şey de söylüyor. “Biz titiz bir şekilde takip edeceğiz” diyor.

Evet bir yandan da aslında umut vaat eden bir hali var.

Evet bir suç duyurusunda bulunulacak diyor, ve titiz bir şekilde takip edeceğiz. Biraz umutlandırdı beni. Umarım öyle olacak. Çünkü dediğim gibi az önce, burada birkaç isim zaten verdim. Direkt o komisyonla paylaşabiliriz o isimleri. Herhangi bir, sanki hiç isim yok raporda, öyle bir şey yok aslında. İsimler var, somut bilgi var raporda. Umarım takip edebilirler. Diğer makamlar, diğer bakanlıklardan henüz bir tepki gelmedi. Sn. Bekiz Bozdağ daha önce bir sürü tweet atmış cezaevleriyle ilgili. Yani cezaevinde hiçbir işkence yok, öyle bir iddia yok, öyle bir şey kabul edilemez gibi tweetler atmış.

Af Örgütü de bir rapor yayınlamıştı, daha Temmuz ayıydı o zaman ve reddedilmişti anında. Ama sizinki…

Evet öyle. O tamamen reddedildi. Hemen Sn. Bozdağ tamamen reddetti o raporu. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı aynı şekilde reddetti raporu. Bu sefer öyle bir şey gelmedi başımıza. Ama bir de Sayın Bozdağ daha çok cezaevleriyle ilgili konuştu bugüne kadar. Biz cezaevleriyle ilgili çalışmadık. O yüzden aslında esas tepkinin İçişleri Bakanlığı’ndan gelmesi gerekiyor. çünkü bu Emniyet’le ilgili sonuç olarak, kolluk personelleriyle ilgili iddialar, bizim raporumuzdaki iddialar. Bekliyoruz, bir şey bekliyoruz. İçişleri Bakanlığı’ndan bir sürü randevu talebinde bulunduk. Çok görüşmek istiyoruz, tartışmak istiyoruz, verimli bir diyaloga girmek istiyoruz hükümetle bu konuda. Bizim amacımız o. Bakalım yani, önümüzdeki günlerde tekrar iletişim kuracağız. Umarım randevu alırız.

Uluslararası makamlardan bir yorum, bir tepki var mı?

Uluslararası basında bayağı bir yer aldı. Özellikle Alman basınında bayağı yer aldı. Türkiye’nin basınında yer aldı: Cumhuriyet gazetesinde, BirGün, Evrensel, Hürriyet’te yazdı. Ama yani belki o devam edecek, belki başka raporlar, başka haber olacak da çıkacak. Bilmiyorum, bekliyoruz.

Raporda bir de şunu söylüyorsunuz: AK Parti’nin ilk dönemlerinde aslında işkencelerde, işkence şikâyetlerinde çok azalma olmuştu. Ama daha sonra bu değişti diyorsunuz. Bunu da anlatır mısınız bize? O süreci gözlemlemişsiniz çünkü.

Gözaltı süresi 48 saate indirildi, 24 saat ama… Çok inmiş yani, o süre 24 saat ve toplu vakalar için maksimum 4 gün bir gözaltı süresi vardı. Bütün prosedürler, bu 2003, 2004 tarihinde çok daha sıkı bir kontrol vardı aslında. İfade alma yöntemleri, yakalama yöntemleri, bütün kayıtları tutma yöntemleri çok daha düzenli bir şekilde getirildi o dönemde. Ve gözaltındaki kötü muamele ve işkencede ciddi bir azalma vardı. Bu çok olumlu bir şeydi. Ve aynı dönemde tabii ki AKP’nin “işkenceye sıfır tolerans” politikası vardı. Sık sık dile getirilen bir cümledir, ve önemli bir cümleydi aslında. Maalesef bu son dönemde o bayağı gevşedi.

Darbe girişimiyle birlikte mi değişti bu, yoksa daha önce de bir kırılma oldu mu burada?

Son bir senedir özellikle Güneydoğu’dan ciddi işkence iddiaları var, tekrar gelmeye başladı. Yani gözaltı sırasında işkence duymaya başladık. Ama tabii ki Türkiye’nin batısında fazla yoktu. Bu darbeden sonra özellikle yeniden başladı İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerde. Bunun yanında başka bir şey de söylemek lazım. Tabii ki göstericilere karşı ya da sokaklarda ciddi bir kötü muamele ve bazen işkence, orantısız güç sorunu hep vardı. Maalesef özellikle Gezi protestolarında ya da başka toplu gösterilerde görünen bir şeydir. Ama ben şeyden bahsediyorum, daha çok gözaltı merkezlerinde, karakollarda, orada ciddi bir azalma vardı. Ve maalesef son dönemlerde geri adımlar atılıyor.

Rapora o zaman geri dönelim, öyle kapatalım. Bir de raporda tavsiyeleriniz var. Önce hükümete tavsiyeleriniz var, daha sonra başka mecralara da tavsiyeleriniz var. Onları da bize anlatır mısınız?

Tabii ki. Bu 30 günlük gözaltı süresi çok çok fazla. Hemen azalması gerekiyor tekrar. Tabii ki OHAL altında belki bazı daha esnek yöntemler gerekecek ciddi tehditler var diye. Ama 30 günlük gözaltı süresi kabul edilemez. Aynı zamanda 5 gün avukatsız bir süre bulunması çok problemli, o da kabul edilemez. Değişmesi gerekiyor. Aynı zamanda bu CPT, işkencenin önlenmesine dair komite Türkiye’yi ziyaret etti 2 ay önce.

Onların da raporu çıkacak.

Evet onların raporu çıkacak, ama ne zaman çıkacak? Bir an önce çıksın o rapor. Ama hükümetin izin vermesi lazım o raporun çıkması için. Kurallarına göre öyle yani. O rapor belki o komitenin cezaevleri ve karakolları ziyaretini belgeleyecek ve çok somut tavsiyelerde bulunacaktır eminim. O yüzden böyle bir şey istiyoruz, tavsiye ediyoruz. Hükümet bir an önce izin versin onlara. Başka bir tavsiye, Birleşmiş Milletler’in işkence özel raportörünün Türkiye’ye gelmesi lazım. Bir an önce gelsin. Maalesef onun ziyareti…

Ertelendi değil mi?

Ertelendi maalesef. O çok büyük bir problemdi aslında. Çünkü şöyle bir mesaj veriyor: Sanki gizlenecek bir şey var, saklanacak bir şey var, gelmeyin görmeyin gibi bir mesaj verdi herkese.

Ama siz bir sıkıntı yaşadınız mı bu araştırmayı yaparken?

Yok pek bir sıkıntı yaşamadık. Bizim işimiz, böyle devam edeceğiz. Bizim amacımız gerçekten bu durumu düzeltmek, somut, yapıcı tavsiyelerde bulunmaktır. Hiçbir şekilde kara propaganda, veya mesnetsiz iddialar atmak değil yani. İdeolojik bir çalışma da değil. Bu tamamen insan hakları standartlarına göre yapılmış olan bir çalışma. Öyle de devam etmek istiyoruz yani.

Peki, çok teşekkür ederim katıldığınız için öyleyse. Medyascope.tv’de İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün “Açık Çek: Türkiye’de Darbe Girişimi Sonrası İşkenceye Karşı Koruma Tedbirlerinin Askıya Alınması” raporunu konuştuk. Bizi izlediğiniz için teşekkürler.

Bunlar da ilginizi çekebilir: